HABER MERKEZİ - Yapısal ve kırılgan bir ara verme dönemine girilen ABD-İsrail ve İran savaşında, sonucu belirsiz bir durum yaşanıyor. İran, siyasi ve ekonomik tükenmişliğin eşiğine gelirken, ABD ve İsrail’de karşı iç tepki giderek artıyor. Çözümü arayan Kürtlerin 3. Yol stratejisi ise yeni bir devrimin ön adımlarını örüyor.
ABD-İsrail ve İran arasında 28 Şubat’ta başlayan savaş iki ayını geride bıraktı. Temmuz 2025 tarihinde yaşanan ve 12 gün süren savaşın ardından başlayan müzakerelerin devam ettiği 28 Şubat'ta ABD-İsrail, saldırı başlattığını duyurdu. Başlayan savaşla birlikte Ortadoğu’daki daha da derinleşen çoklu kriz, 3. Dünya Savaşı’nın seyrinin nereye evrileceğini de farklı boyutlarıyla ortaya koydu. Neredeyse günlük ve saatlik anlaşmaların yapıldığı ve bozulduğu savaşta, gözler, siyasi ve ekonomik hegemonyayı kimin ele geçireceğine çevrildi. Kırılgan ateşkes, son günlerde karşılıklı teklifler ve reddetmelerle kritik bir aşamaya gelirken, savaşın tekrar başlaması ise an meselesi. Halklar ise bu iki hegemonik kutbun mengenesinden çıkmanın yol ve yöntemlerini arıyor.
KARŞILIKLI MALİYET TIKANIKLIĞI
Hürmüz Boğazı eksenli devam eden müzakere yapısal bir ara verme olarak tanımlanıyor. Müzakerelerde ortaya çıkan her yeni teklif yeni bir “sınır çizme” olarak kendisini sahada gösteriyor. Kimi çevreler ise hegomonik güçlerin İran ile bir müzakere değil ya teslimiyet ya savaş denklemine sıkıştırmaya çalıştığını ifade ediyor. Karşılıklı maliyet tıkanıklığının yaşandığı savaşta, İran siyasi ve ekonomik tükenmişliğin eşiğine gelirken, ABD ve İsrail’de ise karşı bir muhalefetin gelişmesi, durumu daha da farklı kılıyor.
EKONOMİK KAYIP
Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın fiilen kapanmasıyla petrol fiyatları kısa sürede 100 doların üzerine çıktı. IMF verilerine göre bu durum, küresel enflasyonu yüzde 0,4 oranında artırma riski taşıyor. Savaşın 2 ayında İran'ın petrol kaybı 50 milyar doları aşarken, ülkede işsiz kalanların sayısı 1 milyonu geçtiği ifade ediliyor. ABD'nin savaştaki toplam ekonomik kaybı ise, doğrudan askeri harcamalar ve dolaylı ekonomik etkilerle birlikte 50 milyar dolar bandına ulaştı. Pentagon, savaşın ilk 100 saatinde 3,7 milyar dolar, ilk 10 gününde ise yaklaşık 10,35 milyar dolar harcandığını bildirmiştir. 30 Nisan 2026 itibarıyla yalnızca mühimmat ve ekipman bakımı için yapılan doğrudan harcama 25 milyar dolar olarak açıklandı. ABD'de ortalama benzin fiyatları savaşın başladığı gün galon başına 2,98 dolardan 4 doların üzerine çıkmıştır. Bazı ekonomik modeller, savaşın ABD ekonomisine toplam maliyetinin uzun vadede 630 milyar ile 1 trilyon dolar arasına ulaşabileceğini öngörmektedir.
İsrail'in ise iki aylık savaş sürecindeki toplam ekonomik hasarı yaklaşık 50 milyar dolar seviyesinde. İsrail Maliye Bakanlığı, sadece 40 günlük savaşın bütçeye maliyetini 35 milyar şekel (11,5 milyar dolar) olarak açıklamıştı. Bu miktarın 7,25 milyar doları doğrudan askeri savunma harcamaları olarak yer alıyor.
REJİM ARTIK SÜRDÜRÜLEMEZ
İki taraf da sarsılan meşruiyetleri onarmak için yeni bir yol ararken, İran tüm dış müdahaleye ve savaşa rağmen içeride iç cepheyi sağlam tutmak yerine, halkların taleplerini idam ve cezaevleri ile bastıran bir politika izliyor. “Jin, jiyan, azadî” ve önceki serhildanlardan sonra İran halkı aslında rejime değişim-dönüşüm fırsatı verirken, rejim ise bunu kullanmayarak kendisini açık bir müdahale alanına getirdi. Yaşanan bu durum aslında İran’ın içeride daha ağır bir savaşı devreye koyduğu, yani İran’ın iki yönlü savaş yürüttüğü gerçeği. Savaş devam etse de etmese de rejimin artık kendisini sürdüremez durumda olduğu, halkın İran’ın geleceğinde belirleyici rolü alacağı bililnen bir gerçekliktir. Savaşın en ağır koşullarının yaşandığı bir dönemde bile idamların devam etmesi de İran’ın geleceğinin nasıl olacağı ipuçlarını veriyor.
KÜRTLER'İN 3. YOL STRATEJİSİ
Ortadoğu’da yürütülen savaş, sadece devletlerarası bir mülkiyet kavgası değil; 200 yıllık kapitalist modernitenin ve onun bölgedeki gardiyanı olan ulus-devlet modelinin yapısal iflası olarak ortaya çıkıyor. Kürdistan, 1916 Sykes-Picot ve 1923 Lozan ile dört parçaya bölünürken, ulus devletler sadece bununla kalmayarak içerde de toplumu parçalara ayırdı. Şubat 1921 darbesi ve Rıza Xan'ın (bir Kazak subayı) iktidara gelmesinden sonra, hegemonyasının şiddet ve askeri potansiyelini keşfeden İngiltere, merkezi gücü pekiştirme sürecini hızlandırdı. General Edmund Ironside (İran'daki İngiliz kuvvetlerinin komutanı), Rıza Xan'ın askeri liderliğinde çok önemli bir rol oynadı. Bu süreç, Kürtler, Azeriler, Sistani-Beluçlar, Türkmenler ve Araplar da dahil olmak üzere etnik toplulukların bastırılması pahasına tamamlandı. Bu savaşta üç blok ortaya çıkıyor. ABD’nin başını çektiği ve bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn etme, ikincisi ise İngiltere'nin başını çektiği, bazı uluslararası ve bölgesel güçlerin mevcut durumu korumaya çalıştığı çizgi, üçüncüsü ise Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın öncülük ettiği ne dış müdahaleci hegemonya ne de baskıcı statüko yerine, halkların demokratik birliği ve ortak yaşamını temel alan bir çözüm modeli.
Demokrasi ve ulusal hakların baskılanmasında ikinci dönüm noktası, 1953 yılında Dr. Muhammed Mossadegh'in (Musaddik) ulusal hükümetine karşı yapılan darbe oldu; bu darbe, ABD (CIA) ve İngiltere (MI6) istihbarat teşkilatlarının doğrudan müdahalesi ve planlamasıyla gerçekleştirildi ve Muhammed Rıza Pehlevi'nin tiranlığını pekiştirdi. 1979 yılında siyasi İslam'ın iktidara gelmesinden sonra ise toplum adeta parçalara ayrıldı. Merkezi hükümetler, Kürt nüfuslu bölgelerin gücünü kontrol etmek için her zaman coğrafi parçalanmayı kullandı.
PARÇALA-YÖNET-YUT POLİTİKASI
Kürt halkı şimdi kendisine yönelik ulus devletlerin kafesi olan "parçala-yönet-yut" politikasını kırmanın yöntemlerini arıyor. Savaşın başladığı günden bu yana nasıl bir politika ile hareket edecekleri merak edilen en büyük güç ise Kürtler. Savaşın başladığı günden bugüne kadar 3. Yol çizgisini ana merkezlerine oturtan Kürtler, ne molla rejimi ne de hegemonik yayılmacılık politikasını değil İran halklarının birlikte yaşayabilecekleri demokratik ulus perspektifini savundu. Kürtler, tüm kışkırtma, yönlendirme çabaları ve manipülasyona rağmen bu çizgisini sürdürmeye devam etti. Molla rejiminin baskısı ile küresel hegemonyanın "özgürlük" vaadi arasında sıkışmak yerine, kadın ekseninde Demokratik Ulus perspektifiyle İran’ın bütününe yayılan bir nefes alanı açmaya çalışıyor. ABD-İsrail ve İran ekseninin bir mülkiyet ve ekonomik kavgasında hapsetmeye çalışarak coğrafyayı bir savaş haritasına çevirirken, Kürtler ve diğer halklar ise yeni bir yaşamın yolunu arıyor. Kürtlerin 3. Yol stratejisi bu hengamede sadece askeri bir denge değil yeni bir devrimin ön adımlarını örüyor.
KÜRT İTTİFAKI
Bunun sonucu olarak da 22 Şubat’ta Rojhilat’ta faaliyet gösteren Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), İran-Kürdistan Demokrat Partisi (HDK-I) İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Sazman-ı Xebat) ve Komeleya Zehmetkêşan ya Kurdistanê (Kürdistan Emekçiler Topluluğu) “Rojhilatê Kürdistan Siyasi Güçler İttifakı” adı altında ortak mücadele kararı alması da bu kararlılığı bir kez daha ortaya koydu. Daha sonra da Komaleyê Şoreşgerê Zehmetkêşanî Kurdistana İran da katılarak bu sayı 6’ya çıktı. Farklı siyasi çizgilere, sloganlara ve uzun yıllara dayanan mücadele geçmişlerine sahip olan partiler, ulusal bir hedef etrafında birleşerek ortak bir siyasi tutumla hareket etme kararı aldı.
TALEPLER
Kürt halkının siyasi iradesine dayalı, kendi kaderini tayin etme hakkının uluslararası standartlarda tanınması, Rojhilat’ta demokratik, çoğulcu ve halkın iradesini esas alan bir idari sistemin inşa edilmesi, İran’ın bütününde diktatörlüğe son verilerek; laik, demokratik, seküler ve tüm etnik/inanç gruplarının haklarını güvenceye alan bir yönetim modelinin kurulmasını ana merkezine alan Kürtler, vazgeçilmez olarak kadın haklarının eksiksiz savunulması, toplumsal adaletin sağlanması ve çevre koruma politikalarının yönetim esaslarına dahil edilmesi, İran genelindeki diğer demokratik muhalif güçlerle, "diktatörlüğün reddi" temelinde işbirliği oluşturdu.
KADINLAR BİRLEŞTİ
Yine, Rojhilat’ta 5 kadın örgütü (Kürdistan Kadın Özgürlük Örgütü – Nîna, Kürt Kadının Ufku – Komala Kadın Örgütü, İran Kürdistanı Kadın Mücadele Örgütü, İran Kürdistanı Demokratik Kadınlar Birliği, Rojhilat Kürdistan Özgür Kadın Topluluğu– KJAR), “Rojhilat Kürdistan Kadınları Platformu – Jina” çatısı altında birleşti.
Partilerin kısa geçmişi:
* Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK): Kürdistan Özgür Yaşam Partisi'nin (PJAK) kurulmasında 15 Şubat 1999'da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın uluslararası bir komplo ile Türkiye'ye teslim edilmesi oldu. PJAK 4 Nisan 2004 yılında varlığını ilan etti. Parti çalışmalarını Abdullah Öcalan’ın düşünceleri temelinde yürütürken, partinin eşbaşkanları Peyman Viyan ve Emîr Kerîmî’dir. PJAK özellikle kadın özgürlüğü ve demokratik özerk yönetim modeli polikita belirlerken, demokratik ulus pradigmasını esas alıyor. PJAK'ın askeri kanadını ise HPJ (Hêzên Parastina Jinê - Kadın Savunma Güçleri) ile YRK (Yekîneyên Parastina Rojhilatê Kurdistan - Doğu Kürdistan Savunma Birlikleri) oluşturuyor.
* İran Kürdistan Demokrat Partisi (HDK-I): Rojhilatê Kürdistan’daki en eski siyasi partilerden biridir. 1945 yılında Mehabad’da “İran için demokrasi, Kürdistan için özerklik” sloganıyla kuruldu. Partinin genel sekreteri Mistefa Hicrî’dir.
* İran-Kürdistan Demokrat Partisi: 1969 yılında kurulan parti sosyal demokrat bir çizgiye sahiptir. Abdullah Muhtedî tarafından yönetilen parti, İran’daki muhalif güçlerle iş birliğine önem vermektedir.
* Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK): 1991 yılında kuruldu. Partinin sorumlusu Huseyn Yezdanpena’dır.
* Kürdistan Emekçiler Topluluğu (Komaleya Zehmetkêşanê Kurdistan): 2007 yılında bir topluluk içindeki bölünmenin ardından kuruldu. İşçi hakları, yoksul kesimler ve sosyalist siyaset üzerine yoğunlaşmaktadır. Partinin genel sekreteri Reza Kebî’dir.
* İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Sazman-ı Xebat): 1980 yılında kurulan örgüt ulusal-dini bir hareket olarak tanımlanmaktadır. Örgütün genel sekreteri Babêşêx Huseynî’dir. İttifak içinde yer alan tek İslami siyasi güç olarak öne çıkıyor.
SALDIRILAR
İttifakın kurulmasının ardından İran, savaşın başlangıcından bu yana Irak topraklarının egemenliğini ve Kürdistan Bölgesi’ni 800’den fazla kez hedef aldı. Bu süreçte Rojhilatê Kürdistanlı siyasi mültecilerin yaşadığı kamplara doğrudan 150’yi aşkın saldırı düzenlendi. Bu saldırılarda şimdiye kadar 30’a yakın kişi yaşamını yitirdi. Saldırılarda ortaya çıkan en temel eleştiri konusu ise PJAK dışındaki parti ve örgütlerin kendisini savunma ve korumaya dönük sağlam bir politikasının olmaması.
MUHATTAPLARINA SORDUK
İran’daki savaşın seyri, gelinen aşama, bu savaşla ne hedeflendiği, halkların rejime karşı mücadelesi, Kürtlerin diplomasi çabası, Rojhilatê Kurdistan Siyasi Güçler Koalisyonun amacı, Türkiye’de bir yıldır süren Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin Rojhilat etkisi, Türkiye’nin Rojava’dan sonra bu kez PJAK’ı gerekçe göstererek süreci ağırdan alma çabaları, Trump’ın silah iddiası gibi merak edilen tüm konuları; Mezopotamya Ajansı (MA) yerinde muhataplarına sordu.
Yarın: PJAK Eşbaşkanı Peyman Viyan, ABD-İsrail, İran arasında yaşanan savaşı, müzakere süreçlerini, Rojhilat’ta Kürtlerin tavrını, Türkiye’nin ‘PJAK’ı izliyoruz’ açıklamaları ile Trump’un ‘silah verdik’ iddialarını değerlendirdi.
MA / Adnan Bilen




