İSTANBUL - AİHM'in “umut hakkı”na ilişkin kararlarının Türkiye açısından bağlayıcı olduğunu belirten ÖHD'li Harun Raşit Ertuğrul, sürecin çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine taşınmasının Abdullah Öcalan'ın fiziki özgürlüğüne bağlı olduğunu söyledi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “umut hakkı”na dair 2014 yılında verdiği ihlal kararının üzerinden 12 yıl geçti. Aradan geçen sürede Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin birçok kez gündemine aldığı konuya dair Ankara’ya yaptığı çağrılar ise sonuçsuz kaldı. Son olarak 2025 yılında Türkiye’yi gecikmeksizin adım atmaya çağıran Komite, Meclis bünyesinde Kürt sorununun çözümü bağlamında yürütülen çalışmaların ve kurulan komisyonun bu yönde değerlendirilebileceğine işaret etti. Ancak “umut hakkı” ne Komisyon çalışmalarında ne de hazırlanan raporlarda yer buldu.

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği(ÖHD) üyesi Harun Raşit Ertuğrul, hem uluslararası hukuk açısından Türkiye’nin yükümlülükleri hem de “umut hakkı”na ilişkin tartışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

‘YASAL DÜZENLEME ZORUNLU’

Umut hakkının AİHM içtihatlarıyla ortaya çıkmış bir kavram olduğunu belirten Ertuğrul, AİHM'in bir hükümlünün “hiçbir zaman serbest kalma ihtimali olmaksızın yaşamı boyunca cezaevinde tutulmasını” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3'üncü maddesi kapsamında insanlık dışı muamele olarak değerlendirdiğini söyledi. Bu nedenle mahkemenin çeşitli ihlal kararları verdiğini dile getiren Ertuğrul, “AİHM kararları, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin denetim süreci ve Türkiye'nin uluslararası yükümlülükleri vardır. Umut hakkına ilişkin yasal düzenleme yapılması zorunludur” dedi.

AİHM'in Abdullah Öcalan ve diğer tutsaklar hakkında verdiği kararları hatırlatan Ertuğrul, mahkemenin Türkiye'den yasal düzenleme beklentisini uzun yıllardır dile getirdiğini ifade etti. Ertuğrul, "18 Mart 2014 tarihinde Sayın Abdullah Öcalan'ın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış olmasına rağmen infazının koşullu salıverilme imkanından tamamen yoksun şekilde uygulanmasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3'üncü maddesinin ihlali olarak gördü. Kamuoyunda 'Öcalan 2' olarak bilinen bu karardan sonra mahkeme Türkiye'den umut hakkına ilişkin yasal düzenleme yapmasını talep etti. Bunun yanında Hayati Kaytan, Emin Gurban ve Civan Boltan hakkında da benzer yönde kararlar verildi" diye belirtti.

'AİHM'İN VERDİĞİ KARARLAR BAĞLAYICIDIR'

Türkiye'de halen bu konuda herhangi bir düzenleme yapılmadığını dile getiren Ertuğrul, bunun hukuki açıdan önemli bir eksiklik olduğunu vurguladı. Ertuğrul, "Şimdiye kadar Türkiye'de bu konuda herhangi bir düzenleme yapılmadı. Kanun koyucunun acil şekilde bir düzenleme yapması gerekiyor. Çünkü Türkiye'nin taraf olduğu davalarda AİHM'in verdiği kararlar Türkiye açısından bağlayıcıdır. Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni usulüne uygun şekilde onaylamıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ilgili maddesinde taraf devletlerin taraf oldukları davalarda mahkemenin verdiği kesin kararlara bağlı kalmayı taahhüt ettikleri açıkça belirtilmektedir. Bunun yanında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90'ıncı maddesinin son fıkrası da temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmeler ile iç hukuk arasında bir uyuşmazlık olması halinde uluslararası sözleşme hükümlerinin esas alınacağını düzenlemektedir” ifadelerini kullandı.

‘AHDE VEFA EVRENSEL BİR İLKEDİR’

Uluslararası hukuktaki ahde vefa (yapılan anlaşmalara bağlı olmak) ilkesine de değinen Ertuğrul, devletlerin üstlendikleri yükümlülüklere sadık kalmasının uluslararası sistem açısından zorunlu olduğunu ifade etti. Ertuğrul, "Ahde vefa ilkesi sadece hukuki değil aynı zamanda evrensel bir ilkedir. Devletler kendi özgür iradeleriyle taraf oldukları sözleşmelere sadakat göstermek ve bu yükümlülükleri iyi niyetle yerine getirmek zorundadır. Aksi halde uluslararası hukuk düzeni zarar görür, devletler arası güven ilişkileri zedelenir" ifadelerini kullandı.

AİHM kararlarının uygulanmasının Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından denetlendiğini belirten Ertuğrul, Türkiye'nin uzun süredir bu konuda takip edildiğinin altını çizdi. Ertuğrul "Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ilk kez 2015 yılında verdiği ihlal kararına ilişkin Türkiye hakkında denetim süreci başlattı. Daha sonra Sayın Abdullah Öcalan'ın avukatları, diğer siyasi tutsakların avukatları ve çeşitli sivil toplum örgütlerinin başvuruları üzerine 2021 yılında Türkiye'den umut hakkına ilişkin herhangi bir yasal düzenleme yapılıp yapılmadığı konusunda bilgi talep etti. 19 Eylül 2024 tarihinde Bakanlar Komitesi bu konuyu yeniden ele aldı ve Türkiye'nin herhangi bir adım atmamasını eleştirdi. 17 Eylül 2025 tarihinde ise umut hakkına ilişkin yasal düzenleme yapılmamasından duydukları derin üzüntüyü ifade ettiler. İnsan hakları eylem planında bu konunun değerlendirilmesini ve Meclis’te yürütülen çalışmalar kapsamında ele alınmasını talep ettiler” diye belirtti.

İşitme engelliler her alanda iletişim engeliyle karşı karşıya
İşitme engelliler her alanda iletişim engeliyle karşı karşıya
İçeriği Görüntüle

KOMİSYONUN RAPORUNDA YER ALMAMASI ELEŞTİRİLDİ

Meclis bünyesinde yürütülen çalışmalara da değinen Ertuğrul, ilgili komisyonun “umut hakkı”na ilişkin somut bir öneri geliştirmediğini hatırlattı. Ertuğrul, şöyle devam etti: “Süreç kapsamında oluşturulan komisyonun umut hakkı dahil olmak üzere demokratik entegrasyon yasasına ilişkin bazı düzenlemeler üzerinde çalışması bekleniyordu. Ancak komisyon umut hakkına doğrudan yer vermediği gibi, müebbet hapis cezası alan hükümlülerin belli bir süre sonra durumlarının yeniden değerlendirilmesine ilişkin herhangi bir model de ortaya koymadı. Hakeza bu konu 4 Haziran 2026 tarihinde Avrupa Parlamentosu'nda da gündeme geldi. Komisyonun bu konuda karar almaması ve raporda yer vermemesi sert şekilde eleştirildi. ‘Umut hakkı’ tartışmaları devam eden siyasi süreçlerden bağımsız değil. 27 Şubat tarihinde başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile birlikte siyasi zeminin buna hazır olduğunu düşünüyorum. Gelinen aşamada sürecin kalıcı ve sürdürülebilir olabilmesi için süreç içerisindeki aktörlerin ve muhatapların rollerinin doğru, gerçekçi ve samimi bir şekilde tanımlanması gerekiyor. Sayın Abdullah Öcalan baş müzakereci konumundadır. Sayın Abdullah Öcalan'ın özgürlüğünün aynı zamanda süreci toplumsallaştıracağını düşünüyorum.”

Kaynak: https://www.mezopotamyaajansi44.com/tum-haberler/content/view/314579