ANKARA - Toplumcu gerçekçi şiirin önemli temsilcilerinden Ahmet Telli, ardında yalnızca şiirleri değil, 12 Eylül karanlığına, baskılara, savaş politikalarına ve toplumsal unutuşa karşı yürüttüğü mücadeleyi de bıraktı.
Toplumcu gerçekçi edebiyatın önemli temsilcilerinden devrimci öğretmen ve şair Ahmet Telli, 79 yaşında Ankara’da yaşamını yitirdi. Telli’nin yaşamı, devletin asimilasyon ve baskı politikalarına karşı sokakta, cezaevinde ve mahkeme salonlarında verilen kesintisiz bir mücadelenin tarihi oldu.
Telli’nin resmi ideoloji ve devletle olan çelişkisi, Hasanoğlan ve Pazarören öğretmen okullarında okuduğu ilk gençlik yıllarında şekillendi. Hasanoğlan Öğretmen Okulu'nda önce İbrahim Kaypakkaya ile yolları kesişen Telli, daha sonra Türkiye devrimci hareketinin öncülerinden Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve Ulaş Bardakçı ile yoldaşlık etti. Kaypakkaya’nın 18 Mayıs 1973 tarihinde Diyarbakır Cezaevi’nde katledilmesi, Telli’nin yaşamında sadece bir arkadaş kaybı değil, ömür boyu taşınacak bir devrimci sadakat borcu haline geldi. Katledilen yoldaşlarının ardından hafızasında biriken öfkeyi de, üretimini de Kaypakkaya ve kuşağının ödediği ağır bedeller, kayıplar ve geride bırakılan miras üzerine inşa etti.
YARGI KISKACINDA OLDU
Gazi Eğitim Enstitüsü’nü bitirdikten sonra Anadolu’nun çeşitli kentlerinde öğretmenlik yapan Telli, resmi müfredatın ve statükonun sınırlarını reddeden ezilen halkların safında yer alan kamusal ve politik bir eğitim anlayışını, sürgünlere ve cezaevlerine rağmen savundu. 12 Eylül 1980 Darbesi ile birlikte Telli, sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. Ağır işkencelerden geçirilen ve tutsak edilen Telli'ye yönelik yargı tacizi ve baskı mekanizmaları, 12 Eylül dönemiyle sınırlı kalmadı. Kürt meselesinin demokratik çözümü, insan hakları ve barış mücadelesinde en ön saflarında yer alan Telli, ömrünün son yıllarında da ceza mahkemelerinin hedefindeydi. Telli, 1980'lerde Kürt Şair Cigerxwîn için kaleme aldığı bir inceleme nedeniyle "Komünizm propagandası" suçlamasıyla yargılandı ve ceza verildi.
DAİŞ’E KARŞI ŞİİR OKUDUĞU İÇİN YARGILANDI
Daha sonra DAİŞ'in Kobanê'ye yönelik saldırılarına karşı 2017'de Ankara'da düzenlenen bir eylemde okuduğu şiir ve yaptığı konuşma nedeniyle ilerleyen yaşına ve sağlık sorunlarına rağmen "örgüt propagandası" iddiasıyla hapis cezası verildi. Mahkeme salonlarında kurulan sanık sandalyelerini her seferinde sistemi sorgulayan birer savunma kürsüsüne çeviren Telli, toplumsal meselelerde ezilenlerin yanında saf tutmanın bir aydının kaçınılmaz görevi olduğunu onu yargılamaya çalışan hakimlerin yüzüne vurdu.
ŞİİRLERİ İLE HAFIZAYI KORUDU
Şiirleri yüzünde yargılanan Telli, şiiri yalnızca sözcüklerin yan yana gelişi, bireysel duyguların dışavurumu olarak görmedi. O’nun için şiir, hakikatin tanıklığıydı. Telli "Su Çürüdü" şiir kitabında, 12 Eylül'ün karanlığını, cezaevlerindeki vahşete karşı direnişi ve isyanı kaleme aldı. Telli, yayımladığı tüm şiir kitaplarında toplumsal mücadeleler, baskılara karşı tanıklık ettiği halkların direnişini anlattı. Şiirleriyle toplumun hafızasını korumaya çabalayan Telli, yaşamını adadığı şiirleri ve mücadelesiyle hafızalarda yer edinecek.
Telli'nin, Kürdistan kentlerinde ilan edilen sokağa çıkma yasakları sürecinde katledilen yurttaşlar için kaleme aldığı "Ah kadın"" şiiri:
"Ah kadın, Cizre miydi senin adın
Cudi'ye bakıp durma fistanın alev alır
Bilmez misin ki kan değdi çakalların dişine
Her bodrum tekinsiz saatler gibi işliyor
Ve genzinde bir yanma tuhaf bir kekrelik
Gece bir dumandı tütüp durdu Gabar'da
Sokakta mezarlık sinekleri, çıldıran tarih
Bilmez misin ki kan değdi çakalların dişine
Ah kadın, adın Cizre miydi senin adın
Ekmek almaya gidenin yaşı mı sorulur
Berkin Elvan'ı ne zaman unuttun, hani
O kaşları karadan daha kara Berkin'i
Ölü bebekleri beyaz bayrak esirgemiyor
Bir derin dondurucu bul yahut kâbusa
Dönen uykular kanatlansın Botan'da
Ölümün haysiyeti ölüm kadardır
Ah kadın, sen Lokman'ı tanır mıydın
Gülüşü Dicle gibi harelenen Lokman'ı
Mem u Zin'i ezbere okurdu; boynundaki
Kement soldurdu mu o gülistan gülüşü,
İmlâyı boşver hayat sığmıyor ona
Melayê Ciziri'nin Divân'ı yanıyor Kasrik'te
Yanık kokuyor şehir, şehir kan kokuyor
Ah kadın, Cizre miydi adın Şırnak mı
Nusaybin de olabilir hadi sen söyle."