Taht kavgaları, aile içi savaşlar, entrikalar, ihanet, veraset oyunları, trajedi, şiddet ve kan...
George R. R. Martin’in, Game of Thrones evrenine ait Buz ve Ateşin Şarkısı serisinden uyarlanan House of the Dragon dizisi, açılışındaki nefes kesici Boğaz Savaşı'yla izleyicilerini yeniden "oğula oğul" diyen Westeros diyarına götürüyor.
Atmosferinin savaşla ve taht kavgalarıyla daha da "kana bulanacağının" ve Rhaenyra'nın ise büyük bir değişim geçireceğinin sinyallerini ilk bölümlerden itibaren veren diziyi ve sezon boyunca bizi bekleyen sürprizleri yaratıcı ve yapımcı Ryan Condal anlattı.
"BU SEZONUN ANAHTAR KELİMESİ KAÇINILMAZLIK OLACAK"
- Üçüncü sezonda, önceki sezonlardan farklı olarak nasıl bir atmosferle karşılaşacağız?
Sanırım dizinin tonu başından beri oldukça sağlam ve istikrarlı devam ediyor. Bu bir Westeros dizisi. Shakespearevari bir aile trajedisi. Ve dizinin ruh hâli, üçüncü sezonda işler karardıkça ve biraz daha kasvetli bir hâl aldıkça değişmeye başlıyor. Birinci ve ikinci sezon boyunca, belki silahları bırakıp işleri çözmenin farklı bir yolunu bulma ihtimalinin ortaya çıktığı anlar oldu. Ama sanırım her iki taraf da gitgide daha fazla kayıp yaşadıkça, bir tür kısasa kısas, uçurum kenarında risk alma durumu devreye giriyor.
Dizinin başlarında harika bir diyalog vardı: Ejderhaların Dansı'nın ilk darbesi neydi? Viserys'in karısının ölümü müydü, Rhaenyra'yı varisi ilan etmesi miydi, Aemond'un gözünü kaybetmesi miydi? Gerçekten bütün bu karakterlerin taşıdığı o kadar çok kötü yük ve kin var ki bunlar biriktikçe ahlaki sınırlar genişliyor ve işler daha da bulanıklaşıyor. Sanırım sadece bu sezonda değil, son sezona girerken de açılmaya -kaçınılmaz olarak- devam edecek ve daha karanlık bir ruh hâli hâkim olacak. Bu sezonun anahtar kelimesi kaçınılmazlık olacak.
- Dizi, görkemli bir savaşla, Boğaz Savaşı'yla başlıyor. Bu savaşı neden önceki sezonun kapanışı yerine yeni sezonun açılışı olarak planladınız?
Çünkü Westeros tarihinin gelmiş geçmiş en büyük deniz savaşının zorluğunun hakkını nasıl vereceğimizle ilgili düşüncelerimiz vardı. Birtakım zorluklar, bilhassa lojistik zorluklar vardı. Bunu nasıl yapacağız, nasıl başaracağız ki neticede üstesinden gelmek için küçük bir meydan okuma değildi. Sezonların ritmi açısından bakıldığında sanırım insanlar Game of Thrones sezonlarının yavaş bir tırmanışa, sonra belki ortalarda bir patlamaya ve kesinlikle sona doğru bir patlamaya sahip olmasına çok alıştı.
Ama bu aynı zamanda sezonda gideceğimiz yerin tonunu da belirliyor. Buradan itibaren çok fazla tırmanış var. Ekranda gördüğünüzü değilse bile, House of the Dragon'ın hikâye anlatımının ritmini ve tonunu kesinlikle değiştiriyor. Değişiyor; gerçekten artık her şeyi göze alıyoruz ve buradan sonrasında, kimsenin ya da hiçbir şeyin güvende olduğunu sanmıyorum.
- Dizi boyunca Rhaenyra büyük ölçüde sempatik bir karakter olarak resmedildi. Üçüncü sezon onun çok daha karanlık bir yanını keşfediyor gibi. Bu dönüşüm sürecine nasıl yaklaştınız?
Sanırım bu dizinin gizli sosu, değil mi? Yani Game of Thrones'un da çok iyi yerleştirdiği şey, bir karakterin kim olduğuna dair anlayış. Bu dizide çok zaman geçirdiğimiz önemli karakterlerimizle benzer deneyimlerden geçiyoruz. Sadece karakterin tek bir andaki hâli, o karakterin sonsuza dek öyle olduğu anlamına gelmiyor. Bence böylesi sıkıcı olurdu. Bence bu, tek notalı TV karakterleri yaratmaya çalışan bir dizi değil. İnsanları deneyimlerden geçirmeye, onlara karakterlerden ve gelişen hikâye hatlarından dışsal baskılar uygulamaya, ardından bunun nasıl bir değişimle sonuçlandığını görmeye çalışıyoruz.
Sanırım Rhaenyra bu hikâyede bunun başlıca örneği. Onu, kusurlu bir kral olan Viserys tarafından yetiştirilmiş biri olarak gördük. Viserys, kendisinden sonra tahta geçmesi için amcası yerine onu seçti ve sonradan bir oğlu olmasına rağmen onu varisi olarak tuttu ki bu da bir sürü çatışmaya yol açtı. Viserys çok hata yaptı ama Rhaenyra'ya tamamen yatırım yaptı. Rhaenyra, onun ölümünden sonra bunu gerçekten sindirebiliyor ve Viserys'in yönetiminden öğrendiği gibi yönetmeye çalışıyor. Bunun çoğunu ikinci sezonda görüyorsunuz; tıpkı Viserys gibi uzlaşıyla yönetmeye çalışıyor, ailesi için, kendisi için ahlaki tavizler vermek zorunda kaldığı bir noktaya gelene kadar buna aynı şekilde bakıyor.
Sonra bu kader/önceden belirlenmişlik ve kehanet fikri ve epik fantezide oynadığımız tüm bu büyük fikirler var. Game of Thrones dünyasında, Buz ve Ateşin Şarkısı, epik fantezinin klişelerini tersyüz ettiğimiz bir yer oldu. Ve o klişe, seçilmiş kişi fikridir: Luke Skywalker, Harry Potter, Frodo ya da yine Yüzüklerin Efendisi'ndeki Aragorn. Bunlar iyice yerleşmiş klişeler. İşte her şeyi tersyüz eden bu dizide bir ana karaktere, "Sen o’sun; tanrılar seni yönetmen için seçti ve arkana altı ejderhanın gücünü koydu" dediğinde, bu nasıl sonuçlanır? Bir noktada kendilerine inanmaya başlıyorlar, değil mi? Her şeyi yapabileceklerine inanıyorlar. Tanrılar öyle istediyse meşrudur. Ve bunun güncel siyasetle, yakın tarihle ve insanların iktidara yükselme biçimiyle nasıl iç içe geçtiğini görmeyi seviyorum. Sanırım Rhaenyra, bunun inanılmaz karmaşık bir karakterizasyonu. Ve hem sempatik hem de bir tür uyarı ve trajedi; aynı anda hepsi.
- Bu sezonda cevaplanan en büyük soru ne olacak?
Sanırım bu yıl bir sürü büyük soru cevaplanacak ve karakterler hakkında mevcut pek çok gizem perdesi aralanacak. Galiba dünya çok daha keskin ve net hâle geliyor. Bence bu sezonla ilgili en büyük şey, herhangi bir gerçek hayat durumunda olduğu gibi, birini stres altında gördüğünüzde onun hakkında ne kadar çok şey öğrendiğinizle ilgili.
Bir ölüm kalım durumuna ya da etraflarındaki diğer insanların ölüm kalımda olduğu bir duruma soktuğunuzda, karakter olarak kim olduklarını gerçekten tanıyorsunuz. Üçüncü sezonun oyuncularımızın çoğuna uyguladığı aşırı baskı, bu insanların özünde ve aslında kim olduklarına gerçekten ışık tutacak.
- Son olarak, sezonun geri kalanı hakkında başka ne ipucu verebilirsiniz?
İlk iki bölüm ne kadar çılgın olsa da bence bizi bekleyen çok şey var. Gerçekten de hikâyenin ilk perdesi kapıdan fırlayıp çıkıyor gibi ve bizi çok farklı yerlere götürüyor. Tüm oyuncuların en iyi performanslarını sergilediklerini görüyorsunuz. Görkemli sahneler, ejderhalar var ve sezonu, diyebilirim ki, çarpıcı bir noktada bitiriyoruz.
Başak Bıçak – basakbicak@gmail.com