AMED- Avrupa Kentsel Şartı III'ün ortaya koyduğu katılımcı demokrasi, güçlü yerel yönetimler ve kent hakkı ilkeleri, Türkiye'de yerel yönetim tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'ın Amed'deki Yerel Yönetimler Konferansı'nda Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na konulan çekincelerin kaldırılması yönündeki çağrısı güncelliğini koruyor.

Avrupa Kentsel Şartı III yerel yönetim tartışmalarını yeniden canlandırdı

Avrupa Konseyi'nin 2023 yılında kabul ettiği Avrupa Kentsel Şartı III: Dönüşümler Çağında Kentsel Yaşam, kentlerin karşı karşıya bulunduğu ekonomik, sosyal, çevresel ve siyasal sorunlara ortak ilkeler doğrultusunda çözüm üretmeyi amaçlayan kapsamlı bir belge olarak öne çıkıyor. 1992 tarihli Avrupa Kentsel Haklar Bildirgesi ile 2008 tarihli Avrupa Kentsel Şartı II'nin devamı niteliğindeki belge, katılımcı demokrasi, güçlü yerel yönetimler ve sürdürülebilir kent yönetimini merkeze alıyor.

Yönetişim Komitesi Raportörü Anne Colgan tarafından hazırlanan raporda; savaşlar, göç hareketleri, iklim krizi, doğal afetler, salgınlar, ekonomik eşitsizlikler ve demokratik yönetişim sorunlarının kentleri derinden etkilediği belirtiliyor. Raporda, yerel yönetimlerin yalnızca hizmet sunan kurumlar değil, aynı zamanda demokrasi, insan hakları, sosyal dayanışma ve toplumsal katılımın temel aktörleri olduğu vurgulanıyor.

Şart; şeffaf yönetim, hesap verebilirlik, kadınların ve gençlerin karar alma süreçlerine katılımı, sosyal belediyecilik, kültürel çeşitliliğin korunması, dijital dönüşüm, çevre dostu kentleşme ve afetlere dayanıklı şehirler oluşturulmasını temel ilkeler arasında sıralıyor.

Güncel tartışmalarla yeniden gündemde

Avrupa Kentsel Şartı III'ün yayımlanmasının ardından yerel yönetimlere ilişkin tartışmalar Türkiye'de de yeniden hız kazandı. Özellikle DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'ın Amed'de düzenlenen partisinin Yerel Yönetimler Konferansı'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na koyduğu çekincelerin kaldırılması yönündeki çağrısı güncelliğini koruyor.

Bakırhan, yerel demokrasinin güçlendirilmesi, halkın yönetime daha fazla katılması ve demokratikleşme sürecinin ilerleyebilmesi için çekincelerin kaldırılmasının önemli bir adım olacağını ifade etmişti.

2013 çözüm sürecinde de gündemdeydi

Yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması konusu, 2013'te yürütülen çözüm sürecinin de önemli başlıklarından biri olmuştu. O dönemde Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na Türkiye tarafından konulan çekincelerin kaldırılması sıkça tartışılmış, ancak bu konuda herhangi bir düzenleme yapılmamıştı.

Bugün yeniden gündeme gelen tartışmalar, yalnızca yerel yönetimlerin yetki alanlarını değil, demokratikleşme, hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlükler ile Avrupa standartlarına uyum başlıklarını da kapsıyor.

Kürt belediyelerini yakından ilgilendiriyor

Avrupa Kentsel Şartı III'ün ortaya koyduğu ilkeler; katılımcı belediyecilik, mahalle meclisleri, kadın temsili, çok dilli hizmet anlayışı, kültürel mirasın korunması, sosyal belediyecilik ve ekolojik kent politikaları gibi uygulamalar açısından Türkiye'deki Kürt belediyelerinin uzun yıllardır dile getirdiği yerel yönetim anlayışıyla benzer yönler taşıyor.

Belge, herhangi bir belediye grubuna özel hükümler içermese de, Avrupa'daki tüm yerel yönetimler için demokratik, katılımcı ve insan odaklı belediyeciliği teşvik eden ortak bir çerçeve sunuyor.

AB süreci ve demokratikleşme açısından önemi

Siyaset bilimcilere göre, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na ilişkin çekincelerin kaldırılması yönündeki olası adımlar, yalnızca yerel yönetim reformu açısından değil; Türkiye'nin demokratikleşme süreci, Avrupa Birliği ile ilişkileri, hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi ve çok boyutlu toplumsal sorunların çözümü açısından da önem taşıyor.

ABD’nin saldırılarına karşı, İran savaşı Suriye’ye taşıdı
ABD’nin saldırılarına karşı, İran savaşı Suriye’ye taşıdı
İçeriği Görüntüle

Avrupa Kentsel Şartı III ise bu tartışmalara yeni bir perspektif kazandırarak, kentlerin geleceğinin daha katılımcı, daha demokratik ve daha kapsayıcı bir yerel yönetim modeliyle şekillendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Bu nedenle belge, hem yerel yönetimler hem de Türkiye'nin demokratik reform gündemi açısından önümüzdeki dönemde de tartışılmaya devam edecek önemli metinlerden biri olarak değerlendiriliyor.