Güncel

Uçar Amed’de, Bakırhan İstanbul’da konuştu: Öcalan’a özgürlük çağrısı

Amed ve İstanbul’daki mitinglerde konuşan DBP ve DEM Parti eş genel başkanları, Öcalan’ın hukuku ile çerçeve yasaya ilişkin mesajlar verdi.

Abone Ol

AMED/İSTANBUL- Amed’de “Özgürlük Mitingi”nde konuşan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Kürt halkı, Ortadoğu halkları nezdinde baş müzakereci, baş aktör olan Sayın Öcalan’ın hukuku nedir, devlet karar vermeli. Bu hukukun adı özgürlük olmalı” dedi. İstanbul’da Bağcılar Meydanı’ndaki mitingde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise kamuoyunda tartışılan çerçeve yasaya işaret ederek, “Çerçeve yasa açık olmalıdır. Net olmalıdır. Cesur olmalıdır” ifadelerini kullandı.

Çiğdem Kılıçgün Uçar'dan çağrı: Abdullah Öcalan'ın hukukunun adı özgürlük olmalı

AMED – “Özgürlük Mitingi”nde konuşan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Kürt halkı, Ortadoğu halkları nezlinde baş müzakereci, baş aktör olan Sayın Öcalan’ın hukuku nedir devlet karar vermeli. Bu hukukun adı özgürlük olmalı” diye konuştu.

Amed’de İstasyon Meydanı’nda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü talebiyle, “Özgür Önderlikle demokratik topluma” şiarıyla düzenlenen “Özgürlük Mitingi” büyük bir coşkuyla devam ediyor. Burada toplanan on binlere seslenen Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, alana işaret ederek, “Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın görmek istediği emeğinize kurban. Bu resim barışın resmi, bu resim Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün resmi. Bundan daha iyi bir mesaj yok” dedi.

Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Bin bir emekle, mücadeleyle, ağır bedellerle oluşan bir Kürt halkı var. Bu Kürt halkı onlarca yıldır bu ülkeyi demokrasiye zorluyor. Bu ülkede barışın kurucusu olmak için zemin sürüyor. Yıllardır bu ülkede halkların, emekçilerin, kadınların özgürlüğü için uğraşıyor. İstiyoruz ki, yıllardır süren bu mücadele Türkiye halklarıyla buluşsun. İstiyoruz ki çocuklarının yüzünü göremeye Barış Anneleri’nin sözü yerde kalmasın. Tıpkı Barış Annesi Behiye Sevim gibi. Saygı ve minnetle anıyoruz. Kürt halkının onurlu mücadelesini bin bir emekle, bin bir baskıya rağmen Özgür Basın geleneğini taşıyan sürgünde yaşamını yitiren ve vatanından uzak olan Bayram Balcı’ya söz veriyoruz: Bu ülkeye barışı getireceğiz. Hep birlikte barışı inşa edeceğiz” diye konuştu.

27 ŞUBAT ÇAĞRISINDA NE VAR?

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrıya işaret eden Çiğdem Kılıçgün Uçar, “27 Şubat çağrısının içinde sadece Kürtler yok, Türkiye halkları var. 27 Şubat çağrısında bu ülkenin ortak yaşamı var, bu ülkenin ortak geleceği, herkesin kimliğiyle var olabilmesi var. 27 Şubat çağrısında Kürt karşıtlığıyla inşa edilmeye çalışılan ama başarılamayan inkarın yerine demokratik birliği birlikte inşa etme çağrısı var. 27 Şubat çağrısında devletin demokrasiyi esas alarak dönüşümü çağrısı var. Bu çağrı büyük Türkiye çağrısı, bu çağrı aynı zamanda bir mücadele çağrısı. Ortak geleceği birlikte inşa etmek, çocukların katledildiği bir sistem değil, özgürlüğüyle yaşadığı bir sistemi inşa etmek, bütün haksızlığa karşı ortak mücadeleyi birlikte inşa etmek çağrısı bu çağrı. Bu ülkenin hukukunda olmadığı için 30 yıldan fazla cezaevinde tutulan Kürt halkının evlatlarının özgürlüğü için, rehin tutulan bütün siyasetçilerimiz için, geleceğin gençlerle, kadınlarla daha güçlü olması için bir çağrı. Bu çağrı niye yankı bulmuyor? Bu çağrı halklarla niye buluşmuyor? İktidar niye buna izin vermiyor? Binlerce yıl bir arada yaşamış Kürt ve Türk onurunu ve gururunu karşı karşıya getirmeye değil ortaklaşmaya ihtiyaç var. Bu yarış değil, kimsenin karşı karşıya getirilmesi değil, geleceği birlikte kurma iradesidir” ifadelerini kullandı.

‘HUKUKUN ADI ÖZGÜRLÜK OLMALI’

Yapılması beklenen yasal düzenlemelere dair konuşan Çiğdem Kılıçgün Uçar, konuşmasına şöyle devam etti: “Bir yasal çerçeve var. Tartışmalar devam ediyor ama biz açıyoruz televizyonları, Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, ‘Yasal çerçeve bir an önce meclise gelsin’ diyor. Amed’den soruyoruz; kim getirecek meclise? Barışın muhatabbı, o masada oturan kim? Sayın Öcalan’ın müzakere masasındaki adı konulmalı. Kürt halkı, Ortadoğu halkları nezlinde baş müzakereci, baş aktör olan Sayın Öcalan’ın hukuku nedir devlet karar vermeli. Bu hukukun adı özgürlük olmalı. Bunun önündeki engel nedir? Devlet ve iktidar nezlinde silahların bırakılması Kürt sorununun çözümü. Öyle değil, Sayın Öcalan diyor ki, ‘Silahlar bırakıldıktan sonra bir daha hiç kimsenin silaha başvurmayacağı hukuki bir zeminin artık ortaya çıkması gerekir.’ Kürtler bu ülkenin hukukunda olmadığı için tutuklanıyor, demokratik siyasette cezalandırılıyor, 30 yıl cezaevinde kalıyor, belediyelere kayyım atanıyor, en yaşamsal hakkı dil hakkı cezalandırılıyor. Biz cezalandırılmayı değil, Türkiye’nin yeni yüz yılında Türk ve Kürt halkının bir birinin güvencesi olduğu bir dönemi inşa ediyoruz. Bu tarihi devletin ayağına gelmiş tarihi bir fırsattır. O zaman yasal düzenlemenin bu kadar bekletmenin adını koysunlar.”

‘YASAL ÇERÇEVE ÖNÜNDEKİ ENGEL NEDİR?’

Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Silah bırakan irade bu ülkede demokratik siyaset yapmak istiyor. Yasal çerçeve cezaevinde ölümle karşı karşıya bırakılan tutsakların evine gitmesini istiyor. Nedir bunun önündeki engel? Demokratik siyasetin güçlendirilmesini istiyor bu yasal düzenleme. Nedir bunun önündeki engel? Hiçbir iktidar bir halkın özgürlük mücadelesinden büyük değildir” diye konuştu.

Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı adımlara dikkat çekerek, “Devlet bu cesaretli adımlar karşısında yapacağı tek şey barışa ve çözüme dört elle sarılmasıdır” diyen Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Bu ülkede siyasetsizlik var. Sayın Öcalan’ın paradigmasıyla birlikte bu ülkede demokratik siyaseti bayrak yapmaya var mısınız? Sayın Öcalan’ın özgürlüğü için birlikte yürümeye, barışı birlikte örmeye var mısınız? Bijî azadî” diyerek, konuşmasını tamamladı.

Çiğdem Kılıçgün Uçar’ın konuşması sırasında sık sık slogan atan kitle, Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü haykırdı.

Bakırhan: Çerçeve yasa cesur olmalıdır

İSTANBUL - Bağcılar Meydanı’ndaki mitingde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, kamuoyunda tartışılan çerçeve yasaya işaret ederek, “Çerçeve yasa açık olmalıdır. Net olmalıdır. Cesur olmalıdır” dedi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü talebiyle İstanbul Bağcılar Meydanı’nda gerçekleştirilen “Özgürlük Mitingi” devam ediyor. DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan’ın ardından sanatçı Tara Mamedova sahne aldı. Kitle, Mamedova’nın Kürtçe ezgileriyle uzun bir süre halaya durdu.

ABDULLAH ÖCALAN’IN MESAJLARI DİNLETİLDİ

Coşkulu konser sonrası Abdullah Öcalan’ın fotoğrafların ve farklı tarihlerde yaptığı konuşmalardan kesitleri içerden bir sinevizyon gösterimi dev ekrana yansıtıldı. Abdullah Öcalan’ın “Kürt halkı benim sözümü dinler” sözleri üzerine kitleden “Bijî Serok Apo” sloganları yükseldi.

'BİR KARADENİZ EVLADINI KAYBETTİK'

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan konuştu. Bakırhan, yaşamın yitiren Kadir İnanır’ı anarak, “Değerli halkımız, bugün hem bir miting hem de bir yası bir arada yaşıyoruz. Kürt dostu, işçi dostu, emekçi dostu Kadir İnanır’ı kaybettik. Barış sevdalısı, emekçinin, ezilenin her daim yanında duran sadece sanatçı kimliğiyle değil, duruşuyla bir demokratı, bir devrimciyi, bir Karadeniz evladını kaybettik. Buradan Kadir İnanır’ın ailesine, sevenlerine ve Türkiye’ye başsağlığı diliyorum. Kadir İnanır, senin her aşamada dile getirmiş olduğun barışı, bugün Bağcılar’da olduğu gibi sana veriyoruz; Sırrı Süreyya Önder’e veriyoruz. Bir gün ama bir gün mutlaka, Türklerin, Kürtlerin, Alevilerin, emekçilerin, kadınların eşit yurttaşlar oldukları, onurlu bir yaşam sürdükleri demokratik bir Türkiye yaratacağımıza dair sözümüzü bir kez daha yeniliyoruz” diye konuştu.

‘BU MEYDANLARA KULAK VERİLMELİ’

Bakırhan, şunları söyledi: “Türkiye’nin dört kentinde Özgürlük Mitingleri düzenledik. Neden özgürlük diyoruz? Bu ülke son 50 yılını Kürtlerin demokratik hak ve özgürlüklerini bastırmak için geçirdi. Bu ülke 3 trilyon dolarını Kürt anadilini konuşmasın diye, siyasi iradesini seçmesin diye, insanca, eşitçe yaşamasın diye harcadı. Bugün eğer emekçiler geçinemiyorsa, eğer asgari ücret ile çalışan emekçi kardeşlerimiz ailelerini geçindiremiyor ve zorlanıyorsa sebebi bu 50 yıllık çatışmadır ve şiddettir. İşte bugün bu meydanlarda bu çatışmanın ve şiddetin bitmesi için Kürt ve Türk evlatlarının yaşamını yitirmemesi için, siyasi iradelerimizin cezaevleri yerine bugün bu alanda olması için, Selahattinlerin, Figenlerin, Leylaların, Ayşe Gökhanların, Nazmi Gürlerin, Ali Ürkütlerin bugün bizim olduğumuz bu alanlarda olması için, süren sürecin başarıya ulaşması için burdayız.

Bu meydanlar, hiçbir zaman pes etmedi, diz çökmedi. Bütün zora ve zulme rağmen ‘barış’ dedi, ‘onurlu bir yaşam’ dedi, ‘kimlik’ dedi, ‘dil özgürlüğü’ dedi. ‘Yerel demokrasi’ dedi. ‘İnsanların adil ve eşit bir şekilde alınterinin hakkını aldığı demokratik bir Türkiye’ dedi. Bu mitingler aynı zamanda demokrasinin, barışın taleplerinin en yüksek sesle dile getirildiği mitinglerdir. Onun için bu ülkeyi yönetenler bu meydanlara kulak vermelidir. Çünkü bu meydanlar barış için bedel ödedi, barış için mahpuslara girdi, çocuklarını kaybetti. Köyleri boşaldı, metropollere yerleşmek zorunda kaldılar. Bu meydan çok şey söyleniyor. Bu meydan susturulamayan bir iradenin sesidir. Bu meydan Colemêrg’in, Dêrsim’in, Amed’in, Türkiye’nin dört bir yanında Kürt sorunun demokratik çözümü isteyen 25 milyon Kürt’ün, Alevinin ve emekçinin sesini dile getiriyor. Sağoğlun, varolun her daim bu mücadele sahip çıktığınız için.

ESKİ DİL İLE SÜRECİ YÖNETEMEYİZ

Dünya değişiyor, Ortadoğu değişiyor, yönetimler değişiyor. Tekçi, inkarcı, demokratik olmayan yönetimler çözülüyor. Dünya yeniden şekilleniyor. Bütün ülkeler artık geçmişini gözden geçirerek daha demokratik bir düzen ve zemin yaratmak zorundadır. Türkiye de değişime gebe bir süreci yaşıyor. Artık Kürt’ün inkar edildiği, Alevilerin inancının reddedildiği, gençlerin geleceğinin çalındığı, kadın haklarının yok edildiği bir düzeni bu süreçte Türkiye kaldıramaz. Onun için barış diyoruz. Onun için demokrasi diyoruz. Artık ülke olarak eski korkularla, yasaklarla, eski dille bu süreci yönetemeyiz. Ortadoğu'nun değiştiği bu süreçte biz de demokrasiyle, kardeşlikle, eşit yurttaşlıkla bu ülkeyi yeniden daha güçlü, kardeşleştirerek kurmak durumundayız.

ÇERÇEVE YASA CESUR OLMALIDIR

Türkiye'nin içerisinde yaşadığı kriz ve kaostan çıkışın yolu var. Çıkışın yolu bellidir. Biz bu kaos ve krizden çıkışın yolu eşit, adil, demokratik bir düzenden geçiyor. Kürt meselesi çözülmeden hukuk eksik kalır, demokrasi yarım kalır, ekonomi kırılgan olur. Türkiye'nin içeride ve dışarıda itibarı gittikçe kaybolur. Dolayısıyla bu tarihsel süreçte daha cesur olmalıyız. Geçmişimizle yüzleşmeliyiz. Kürt'ün yüz yıldır hak harama mücadelesine artık kulak vermeliyiz. Alevilerin inanç hakkına, emekçilerin alın terine artık kulak vermek zorundayız. Her tarihsel çözümün bir başlangıcı vardır. İşte o başlangıç bugündür. Tarihsel bir aralıkta bulunuyoruz. Bu tarihsel aralıkta ilerlememiz için cesur olmamız gerekiyor. Kürt'ün talebine karşılık vermemiz gerekiyor. Bakın, bugün siyasetin en acil görevi nedir? Çerçeve bir yasa çıkarmaktır. Çerçeve yasa açık olmalıdır. Net olmalıdır. Cesur olmalıdır. Herkesin güvenle dönebileceği, kimsenin kapıdan çevrilmeyeceği, ayrımcılığa, keyfiliğe yer bırakmayan bir hukuk kurmalıdır. Yasa dağdan, cezaevinden, sürgünden demokratik siyasete dönüşün yolunu açmalıdır.

SİLAH YAKANLAR HALA DÖNEMEDİ

Bir yıl önce biz de Süleymaniye'de silahların yakıldığı o törende bulunduk. Bir yıl önce silahlar yakıldı ama o silahı yakanlar hala ülkeye dönemediler. Bir yıl kaybettik. Artık bu süreci daha fazla ertelemeden, daha fazla oyalamadan, daha fazla uzatmadan bir çözüme kavuşturmamız gerektiğini bir kez daha dile getiriyoruz. Hiç kimse ama hiç kimse barışın kapısından çevrilmemelidir. Hiç kimse ‘şu döner, bu dönemez’ dememelidir. Barışın kapısı gelmek isteyen herkese açık olmalıdır. Çerçeve yasa demokratikleşmenin anahtarıdır. Çerçeve yasa yerel demokrasinin, eşit yurttaşlığın, anadilin, özgür yaşamın kapısını açmalıdır. Bu yasayla eğer ilk düğmeyi doğru iliklersek yolumuz demokratik bir düzene, demokratik bir cumhuriyete çıkar. Ama daha yasa çıkmadan şu döner, bu gelir, diğeri gelemez, diğeri yargılanır, diğeri barışın kapısından geçemez dediğimiz zaman en baştan düğmeyi yanlış ilikleriz. Yanlış iliklenen düğme yüz yıldır Türkiye'nin enerjisini emdi, ekonomisini emdi, on binlerce insanın yaşamına mal oldu. Düğmeyi doğru yerden koymak ve oradan demokratik bir cumhuriyete ulaşmak siyasetin temel görevidir.

SAVAŞTAN BESLENENLER VAR

Barış geciktikçe sabotajlara, risklere açık olur. Bakın, biz bugün burada miting yaptığımız yerde birileri barış karşıtlığı yapıyordu. Birileri barış olmasın diye bu mitingi protesto etmeye çalışıyordu. Çünkü savaşın gölgesinden beslenenler var. Halkların barışından halkların buluşmasından korkanlar var. Kürt ve Türk barışınca oy kaybedeceğini, siyasi zeminini yitireceğini düşünenler var. Dolayısıyla bu barış karşıtları karşısında bu süreci ertelemeden bir an önce yasal adımlarla bir yere ulaştırmak siyasetin temel görevidir. Halkların buluşmasından korkanlara verilecek en iyi yanıt barış kapısını sonuna kadar açarak, barış kapısından dağdakilerin, sürgündekilerin, cezaevindekilerin dönmesini sağlamaktır.

ABDULLAH ÖCALAN’IN ÖZGÜRLÜĞÜ

Biraz önce sinevizyonda Sayın Abdullah Öcalan'ın mesajını da gördünüz. Bu sürecin kalbinde bir isim var; savaşı durduracak, silahları devreden çıkaracak tek bir muhatap var. O da Sayın Abdullah Öcalan'dır. Sayın Abdullah Öcalan cezaevinde 27 yıl geçirdi. Bu 27 yıl içerisinde ısrarla barıştan, diyalogdan, Türkiye'nin demokratik geleceğinden bahsetti. Elinden gelen bütün çabayı ortaya koydu. Israrla Türkiye çözümünü savundu. Israrla bu savaşın bitmesini, Kürtlerin demokratik hak ve özgürlüklerinin artık kabul edilmesini savundu. Dolayısıyla bu savaşı durdurabilecek bu sorunun tek muhatabı olan Sayın Öcalan'ın bu saatten sonra tecritte olması, 12 metrekarelik bir hücrede olması kabul edilemez. Artık Sayın Öcalan'la Türkiye halkları arasındaki duvarları kaldırmak, Sayın Öcalan'la Kürtler, kadınlar, Aleviler, emekçiler arasındaki duvarları kaldırarak Sayın Öcalan'ın Türkiye halklarıyla buluşmasını sağlayacak bir sürecin içerisindeyiz.

‘UMUT HAKKI’ OLMADAN BARIŞ OLMAZ

Sayın Öcalan'ın özgür yaşam, özgür çalışma, toplumla buluşma koşullarının bu saatten sonra ertelenmesi için herhangi bir gerekçe yoktur. Bu aynı zamanda Türkiye'nin barış iradesinde ne kadar samimi olduğunu da gösterecek çok önemli bir testtir. Umut hakkı tanınmadan barış olmaz. Umut olmadan toplumsal barış olmaz. Umut halkı bu halkın geleceğe yürüme hakkıdır. Dolayısıyla bu süreci oyalamadan yokuşa sürmeden bir an önce mecliste özel yasa için atılacak adımları hızlandırıp bir an önce kaos kriz yaratmak isteyen bu süreç karşıtı provokasyonlar yaratmak isteyenler karşısında barışı inşa etmemiz gerekiyor. Bağcılar Meydanı barışa hazır. Amed Meydanı barışa hazır. Barış anneleri barışa hazır. Biraz önce üç tane çocuğunu çatışma ve şiddet ortamında yitirmiş, cezaevine koymuş, dağda bulunan bir anneyle konuştum. Benim çocuklarım cezaevinde yaşamını yitirdi. Ama bundan sonra kimsenin çocukları yaşamını yitirmesin diyor. O annenin bu kutsal isteğine hep birlikte sahip çıkmalıyız.

Değerli arkadaşlar bugün geldiğimiz nokta kimsenin lütfu değildir. Bugün geldiğimiz bu noktada sizin sabrınız, emeğiniz, mücadeleniz ve direnişiniz vardır. Emin olun, sizler bu sürece sahip çıkmasaydınız, sizler baskılar karşısında dik durmasaydınız ne masa olurdu, ne çözüm olurdu, ne tecrit kalkardı, ne de Kürt meselesi tartışılırdı. Dolayısıyla sizin sabrınız, emeğiniz ve beslediğiniz umutlara karşı büyük saygı duyuyorum. Var olun, sağ olun. 40 yıldır durduğunuz için, direndiğiniz için, barış dediğiniz için Kürtlerin siyasi iradesiz Sayın Öcalan dediğiniz için her daim partinize sahip çıktığınız için sağolun, var olun, emeğinize sağlık."

{ "vars": { "account": "G-DX375LT0W1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }