ANKARA - Antep Emniyeti hakkında verilen “zamanaşımı” kararıyla Ankara Gar Katliamı'nın arkasındaki kamu sorumluluğunun gizlenmeye çalışıldığını belirten dava avukatlarından İlke Işık, "Yakup Şahin’in adresi tespit edilmesine rağmen kapısı bile çalınmadı" dedi.
DAİŞ’in 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara’da düzenlenmek istenen Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne yönelik gerçekleştirdiği saldırıda 103 kişi yaşamını yitirdi. Katliamın üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen arkasındaki DAİŞ yapılanması, saldırıya giden süreçteki ihmaller ve kamu görevlilerinin sorumluluğu açığa çıkarılmadı. Yargılama süreci, saldırıyı gerçekleştiren kişiler ve sınırlı sayıdaki fail üzerinden ilerlerken, DAİŞ’in Türkiye’deki örgütlenme ağı, saldırıların nasıl planlandığı ve devlet kurumlarının sahip olduğu bilgilerin neden değerlendirilmediği soruları ise yanıtsız kaldı.

Katliamın firari sanıklarından Ömer Deniz Dündar’ın 11 yıl sonra Türkiye’ye getirilerek hakim karşısına çıkarılması, DAİŞ’in Türkiye yapılanmasının ve 2015 yılında gerçekleşen saldırı zincirinin açığa çıkarılması açısından önemli bir aşama olarak görüldü. 10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu üyesi İlke Işık, son duruşmada yaşananlara ve daha sonrasında Antep Emniyet Müdürlüğü hakkında verilen "zamanaşımı" kararına dair değerlendirmelerde bulundu.
İlke Işık, iktidara yakın kaynaklar tarafından "sınır ötesi operasyonla" getirildiği iddia edilen ancak emniyet ve mahkeme sorgusunda HTŞ tarafından MİT'e teslim edildiğini belirten Dündar'ın; DAİŞ yapılanması açısından kritik bir isim olduğunu dile getirdi. İlke Işık, ancak mahkemenin bu kişiden örgütün yapısını ortaya çıkaracak bilgiler almaya dönük bir yaklaşım göstermediğini söyledi.
‘HAKİM KARŞISINA ÇIKMASI ÖNEMLİ’
Dündar’ın yıllardır dosyanın en önemli firari faillerinden biri olduğunu kaydeden İlke Işık, katliamın hemen ardından Dündar’ın canlı bombalardan biri olduğunun savcılık tarafından da ileri sürüldüğünü hatırlattı. Kırmızı bültenle aranmasına rağmen yıllarca yakalanmayan, 2021 yılından beri de HTŞ tarafından tutuklu olduğu öğrenilen Dündar'ın ilk kez hakim karşısına çıkmasının önemli olduğunu ifade eden İlke Işık, "30 Haziran’da ilk kez firari sanıklardan birinin sanık sandalyesinde oturduğu bir duruşma gördük. Aslında bildiğimiz şeyleri tekrar etti. Bildiğimiz sanıkları, bildiğimiz eylemleri ve daha önce çeşitli dosyalarda anlattığı hususları yeniden söyledi. Katliama ilişkin açık hiçbir şey söylemedi. Yunus Durmaz’ın özel ekibinde olduğunu ifade etmesine rağmen bu özel ekibin ne yaptığını, kimlerden oluştuğunu, Adıyaman ekibine dair hiçbir şey anlatmadı” dedi.
‘ÖNEMLİ BİLGİLERE SAHİP BİR KONUMDA'
İlke Işık, Dündar’ın 2015 yılında gerçekleştirilen Amed, Pirsûs (Suruç) ve Ankara saldırıları açısından önemli bilgilere sahip olabilecek konumda olduğunu ifade ederek, “Dündar; Diyarbakır mitingine yönelik saldırıyı gerçekleştiren Orhan Gönder’den Suruç Katliamı’nı gerçekleştiren Alagöz kardeşlere, Adıyaman’daki dokumacı yapılanmasına kadar birçok konuda bilgi sahibi. O ekibin temel unsurlarından biri. Bu nedenle örgütün nasıl çalıştığını, katliamların nasıl planlandığını anlatabilecek kişilerden biri. Ama yeni bir bilgi verecek, örgütü aydınlatacak, bu katliamların nasıl planlandığına ilişkin somut gerçekleri ortaya koyan bir şey söylemekten kaçındı. Profesyonelce soruları yanıtladı. Bilinen şeyleri tekrar edip kendince koyduğu ya da kendisine koydurulan sınır çerçevesinde konuştu” diye konuştu.
‘İDDİANAMENİN EKSİK HAZIRLANDIĞINI GÖSTERİYOR’
Dündar’ın duruşmada örgüt içindeki konumunu sınırlı göstermeye çalıştığını vurgulayan İlke Işık, bunun dosyadaki delillerle uyuşmadığını söyledi. Dündar’ın sıradan bir örgüt üyesi olmadığını aktaran İlke Işık, farklı dosyalardaki bilgiler ile mevcut dosya arasındaki çelişkilere dikkati çekti. İlke Işık, “Hatay'da 2017 yılında yakalanan araçtaki canlı bomba yeleklerinde Dündar'ın parmak izleri çıkıyor. 2017 yılında yeniden Türkiye’de ortaya çıkabilecek kadar örgüt içindeki konumu güçlü bir isim. Hatay dosyasında yöneticilikten yargılanıyor. Bizim dosyamızda ise örgüt üyesi olarak yer alıyor. Bizim gördüğümüz tablo, Dündar'ın 10 Ekim Davasında üye gösterilmeye çalışıldığı ama asla yalnızca üye olmadığı, katliamlarla ilgili sorumluluğu olduğudur. Bu bile iddianamenin ne kadar eksik hazırlandığını gösteriyor" diye kaydetti.
DAİŞ SANIKLARININ GETİRİLME SÜRECİ
Dündar’ın Türkiye’ye getiriliş sürecinin de aydınlatılması gereken başlıklardan biri olduğuna işaret eden İlke Işık, firari DAİŞ sanıklarının yakalanma ve Türkiye’ye getirilme süreçlerine ilişkin kamuoyuna yeterli bilgi verilmediğini belirtti. İlke Işık, “Biz bunların tamamını sorduk. Nerede kaldılar? Ne zaman getirildiler? Kaç kişiydiler? Emniyet ifadesinden önce neredeydiler? Kimlerle görüştüler? Ama bunlara ilişkin açıklama yapılmadı. Dündar, hakkında tutuklama kararı olduğu için mahkemeye getiriliyor daha sonra. 'Etkin pişmanlık' hükmünden yararlanmak istediği için bir süre sonra cezaevinden TEM tarafından emniyete götürülerek ifadesi alınıyor. 11 yıl sonra dosyanın en önemli firari sanıklarından biri gelmiş, aynı zamanda bu kişi IŞİD'in yöneticilerinden birisi. Normalde bu kişiden azami bilgi almak gerekir. Daha geçen haftalarda Ankara'da IŞİD operasyonu yapıldı. IŞİD halâ canlı bir örgüt. Sizin elinizde bu örgüte dair pek çok bilgi alabileceğiniz bir kişi varken biz böyle bir pratik görmüyoruz" dedi.
ANTEP EMNİYETİ
Antep Emniyeti hakkında 17 Haziran'da verilen "Soruşturmaya yer yok" kararına dair konuşan İlke Işık, şunları söyledi: "Bu konu katliamın nasıl engellenmediğine ilişkin en somut delillerden birisi. Biz bunu 'kayıp dosyalar olarak adlandırıyoruz. 2019 yılında Ankara Adliyesi'nin orta yerine atılmış klasörlerle ortaya çıktı bu belgeler. Görev yeri değişen savcılar odalarında gizlemiş bu dosyaları. Soruşturmanın en başından beri, iddianame hazırlanırken, savcılar dosyayı hazırlarken bu evraklar varmış. Ama dosyaya konulmamış, gizlenmiş, saklanmış ve biz 2019 yılında orta yere atılan evraklarla gördük. Ne diyordu bu evraklar? Yakup Şahin aslında katliamdan 8-10 gün önce tespit edilmiş, Nezip Emniyeti kendisini bulmuş, bomba yapmak üzere kendisinden şüphelenilmiş. Çünkü tonlarca amonyum nitrat gübre almak istemiş. Nizip Emniyeti tarafından tespit edilip adresi belirlenmiş. Ve Antep Emniyeti'ne 'Gdin bu kişiye bakın. Adresi de şudur, kimliği de budur' diye. Ama Antep Emniyeti gitmemiş. Yakup Şahin'in kapısını bile çalmamış. Çünkü Şahin, hem canlı bombaların yeleklerindeki bomba malzemesini temin eden kişi hem de canlı bombacıları Ankara'ya girmesini sağlayan kişi. Yani Yakup Şahin 10 gün önce yakalansaydı, bu katliam planı çökerdi. Şimdi buna engel olmamış bir Antep emniyeti karşımızda" diye belirtti.
'ZAMANAŞIMI KARARI İÇİN SÜREÇ UZATILDI'
İlke Işık, klasörlerin ortaya çıkmasının ardından Antep Emniyeti hakkında suç duyurusunda bulunduklarını ancak savcılık tarafından yıllarca soruşturma açılmadığını bunun sonucunda da "zamanaşımı" kararı verdiğine işaret etti. İlke Işık, “Mahkemeye suç duyurusunda bulunun dedik, yapmadılar. Biz suç duyurusunda bulunduk, reddedildi. İdare Mahkemesi’ne gittik. Bölge İdare Mahkemesi açıkça soruşturma açılması gerektiğine karar verdi. Mahkeme, soruşturma izni istenmeden kamu emniyet görevlileri hakkında soruşturma açılmasına hükmetti. Buna rağmen Antep Başsavcılığı direndi. Müvekkillerimiz, aileler savcılığa giderek, bu soruşturmanın ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalıştı. Günün sonunda 'zamanaşımı' kararı çıktı. Soruşturma izni, mahkeme kararı diye bu kadar uzatmasalardı bu kararı çıkaramazlardı" diye belirtti.
2 TEMMUZ'DAN 10 EKİM'E 'ZAMANAŞIMI' KARARLARI
Savcılığın "zamanaşımı" kararını 2 Temmuz'da açıklamalarının anlamına işaret eden İlke Işık, "Çünkü zamanaşımının şöyle bir hafızası var; insanlığa karşı işlenen Sivas Davası nasıl zamanaşımına uğradıysa 10 Ekim Ankara Katliamı da kamu görevlilerinin sorumluluğu için de bize 'Zamanaşımı' demeye başladılar. Yıllardır 10 Ekim Katliamı’nın insanlığa karşı suç olduğunu söylüyoruz. O yüzden zamanaşımını engeller. Çünkü bu IŞİD'in örgütlediği alelade bir insan öldürme dosyası değildir. Yıllar sonra başka deliller çıkıyor. Şimdi Ömer Deniz Dündar'ın söyledikleriyle belki başka delillere ulaşacağız. Karşımıza zaman aşımı mı çıkaracaklar? Görünen o ki insanlığa karşı suç konusunda direnmelerinin sebebini bir kez daha görmüş olduk" dedi.
DEĞİŞEN HEYETLERİN TAHAMMÜLSÜZLÜĞÜ
Davada heyetlerin sürekli değişmesinin de dosyanın sağlıklı yürütülmesini engellediğini belirten İlke Işık, görevden alınan mahkeme başkanının yerine duruşmadan bir gece önce yeni başkanın atandığının altını çizdi. İlke Işık, "11 yıl sonra ilk kez firari sanığı ilk kez yüz yüze gördük ve tüm salon neredeyse çıt çıkarmadan ne diyeceğini anlamaya çalışıyordu. Mahkeme, müvekkillerimizin öğleden sonra Dündar'a verdiği birkaç tepkiye tahammül edemedi. Yani Ömer Deniz Dündar gelmiş, onunla ilgili; güzel, sağlıklı bir duruşma yapayım da IŞİD'le ilgili her şeyi almaya çalışayım demek yerine müvekkillerle uğraşan, onları dışarı çıkarmaya çalışan, duruşma salonundan atmakla tehdit eden bir heyet vardı karşımızda. Biz bunu ilk heyet değişip ikinci heyet başladığında da görmüştük. İkinci heyet de bir müvekkilimizin 'Adalet istiyoruz Sayın Başkan' cümlesinin üzerine duruşmayı kapatıp bir hafta sonraya gün vermişti. Yani değişen heyetlerde bu tahammülsüzlüğü görüyoruz. Yine benzer bir şeyle karşılaştık. 11 yıldır adalet arayan, her duruşmaya ülkenin dört bir yanından istinasız gelen müvekkillerimizin adalet taleplerinin hiçbir mahkeme tarafından bastırılmasına göz yumamayız. İzin de veremeyiz" şeklinde konuştu.
'2015 TÜRKİYE'Sİ TARTIŞILMASIN İSTENİYOR'
Mahkeme heyetinin bu tavrının nedeninin duruşmaların takip edilmesini ve soruşturmanın genişlemesini engellemek olduğunu ifade eden İlke Işık, "Bu dosyaların hatırlama konusunda da zamanaşımına uğrasın istiyorlar. Kimse hatırlamasın, gündem olmasın, kamusal sorumluluklar tartışılmasın, IŞİD'in nasıl bu ülkede at koşturduğuna ilişkin somut veriler konuşulmasın, 2015 Türkiye'si tartışılmasın isteniyor. Müvekkillerin de ısrarla bunun peşine düşüyor olması istisnasız bütün mahkeme heyetlerinin bu tahammülsüzlüğü benzer biçimlerde gördük” dedi.
25 EYLÜL'DE SORGU DEVAM EDECEK
Mahkemenin aileleri duruşmadan atmakla tehdit etmesi üzerine Dündar’ın sorgusunu yarım bırakarak salondan çıktıklarını belirten İlke Işık, 25 Eylül’de görülecek duruşmada bu soruların devam edeceğini kaydetti. Davada yarım kalan soruların, teşhislerin ve araştırılması gereken başlıkların bulunduğunu ifade eden İlke Işık, “Bu dava yalnızca 103 kişinin yaşamını yitirdiği bir katliamın değil, aynı zamanda bu katliamın bütün yönleriyle ortaya çıkarılması mücadelesidir” diye konuştu.
MA / Sema Bingöl





