Uyuşturucunun Gölgesinde Bir Toplumun Çöküşü

Hukukçu Eylül Yaylacı, bugünkü köşe yazısında 'Uyuşturucunun Gölgesinde Bir Toplumun Çöküşü' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Abone Ol

Uyuşturucunun Gölgesinde Bir Toplumun Çöküşü

Son yıllarda uyuşturucu maddeler şehir sınırlarını aşıp köylere kadar ulaştı ne yazık ki! Eskiden yalnızca büyük şehirlerde konuşulan bir mesele iken, artık en ücra mahallelerde bile fısıltılarla konuşulur hale gelmiştir. Bir zamanlar huzurun sembolü olan köylerimizde bile bu karanlık gölgenin dolaştığını görüyoruz. Daha da acısı; bu tehlike yalnızca yetişkinleri değil, çocukları ve kadınları da sarmalına almış durumdadır. Artık “bizim köyde olmaz”, “bizim çocuk yapmaz” demek zamanı değil.

Devletin asli görevlerinden biri toplumun sağlığını ve güvenliğini korumaktır. Ancak bu konuda büyük bir boşluk olduğunu görüyoruz. Uyuşturucuya erişim hiç olmadığı kadar kolaylaşmış durumda. Torbacılar sokak başında dolaşırken, Kolluk Güçleri, trafik cezaları yazmak için gösterdikleri hassasiyeti, uyuşturucu gibi toplumun geleceğini tehdit eden bir konuda maalesef göstermiyorlar. Uyuşturucu, gençlerimizin hayallerini, ailelerin umutlarını ve toplumun geleceğini yok ediyor. Kolluk kuvvetlerin, adli vaka olarak önüne gelen dosyaları rutin işlemlerle geçiştirmeleri, elbette bu kadar önemli bir sorunu çözmek için yeterli değildir. Bu konuda gerçek bir irade ortaya konulduğu takdirde, yerelde bu belaya asla geçit verilmeyeceğini biliyoruz ama nedense sistem, bu sorunun üzerine samimiyetle gitmiyor.

Uyuşturucu meselesine sadece bireysel bir tercih ya da kriminal bir vaka olarak bakmak doğru bir yaklaşım değildir. Bu sorun, bir milletin geleceğini çürüten sessiz bir savaş gibidir. Gençliğimizin duyarsızlaşması, üretkenliğini ve umutlarını yitirmesi, aslında ülkenin yarınlarının kararması demektir.

Bu mesele ne siyaset dışında bir detay, ne de görmezden gelinecek bir konudur. Bu durum tüm toplumu ilgilendiren temel bir sorundur. Dolayısıyla bu işe önce toplumsal farkındalık yaratmakla başlamak gerekiyor. Aileler, öğretmenler, mahalle muhtarları ve ilgili kurumlar, bu tehlikenin ciddiyetini kavramak için eğitim programlarının düzenlenmesi, gençlere spor sanat ve sosyal aktivitelerle alternatif yollar sunulması çok önemlidir. Medya bu konuda toplumu bilinçlendirme görevini üstlenmeli, özendirici içeriklerden kaçınmalıdır. Kolluk güçleri, uyuşturucuyla mücadeleyi sadece adli vaka olarak görmek yerine, önleyici çalışmalar yapmak için seferber olmalıdır. Yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları, köylerden şehirlere kadar bu zehre karşı ortak bir cephe oluşturmalıdır.

Biz avukatların bu sorunla çok sık karşılaşması, sorunun ciddiyeti ve yaygınlığı noktasındaki kaygılarımızın daha yüksek düzeyde olmasına neden olan mesleki bir durumdan kaynaklıdır. Tanık olduğumuz çok üzücü vakaların bıraktığı derin izler, bu sorunun ahtapot gibi toplumu saran bir seviyeye geldiği endişesine sevketmektedir.

Böyle bir sorun yokmuş gibi davranmak ve susmak değil, konuşmanın ve harekete geçmenin zamanı olduğu konusunda farkındalık yaratmak sorumluluğu ile hareket etmek gerekiyor.

{ "vars": { "account": "G-DX375LT0W1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }