HABER MERKEZİ - Kürt sorunu çözülmediği müddetçe her zaman bazı kesimlerin Kürt düşmanlığı üzerinden darbe yapma zemini bulmaya çalışacağını belirten KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu, “Şimdi de bazıları Kürt sorununun gündeme girmesinden rahatsızdır. Bu kesimlerle doğru mücadele, sürecin toplumsallaştırılmasıdır” dedi.

KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin bir yılını, devletin ve toplumun sorumlulukları ile barış karşıtı odaklara karşı tutuma dair ANF’ye konuştu. Mustafa Karasu ile yapılan iki bölümlük röportajın ilkini paylaşıyoruz.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, cezaevindeki tutsakların ve Kürt halkının başta olmak üzere Türkiye, Ortadoğu ve tüm dünya halklarının yeni yılını kutlayarak başlayan Karasu’nun röportajı şöyle: “Rêber Apo’nun demokratik siyasal çözüm arayışı, Mehmet Ali Birand’la 1988 yılında yaptığı röportaja kadar gider. Rêber Apo bu röportajında ‘devlet bir memurunu göndersin, sorunları tartışalım’ demiştir. 1993 yılında Özal’ın yumuşak yaklaşımlarına bir cevap olarak Mart ayında tek taraflı ateşkes ilan etmiştir. Bu ateşkesin uzatılan ikinci döneminde Özal zehirlenerek saf dışı edilmiştir. Rêber Apo 1995 yılında Erbakan hükümetine de olumlu bir yaklaşım göstermiştir. 1998 yılında ordu içinden bazı güçlerin mesaj göndermesi karışışında 1 Eylül’de tek taraflı ateşkes ilan etmiştir. Rêber Apo 1990’lı yıllar boyunca Türk devleti ile diyalog ve çözüm arayışında olmuştur. 1998’in 15 Ağustos’unda yaptığı değerlendirmede sorunları savaşla çözme arayışı dışında başka yöntemlerin zamanının geldiğini vurgulamış; demokratik siyasal çözüm tercihini 15 Ağustos’un yıl dönümünde ifade etmiştir.

SİYASİ ÇÖZÜM HEP ÖNCELİKTİ

Uluslararası komployla 15 Şubat 1999’da İmralı’da esaret altına alındığında da demokratik çözüm iradesini ortaya koymuştur. Esaret altında olmasını da demokratik çözüm yönünde değerlendirmek istemiştir. Gerilla güçlerini Türkiye sınırları dışına çıkararak yıllarca çatışmasızlık ortamı yaratmıştır. Bu süreçte yaptığı değerlendirmelerle demokratik siyasal çözümün teorik ve siyasal zeminini yaratma çabasında olmuştur. Ne var ki devlet bu radikal karar ve adımlara karşılık vermemiş, inkar politikasında ısrar etmiştir. Rêber Apo’nun esaretiyle PKK’nin yenildiği yanılgısına düşmüş, bu da çatışmaların sürmesine yol açmıştır. Rêber Apo 2006’da tekrar tek taraflı bir ateşkes ilanını sağlamıştır. 2008 yılından itibaren Oslo’da çatışmasızlığı sürdürme ve Kürt sorununun demokratik çözümü için müzakereler yapılmıştır. Bu görüşmeler hem Oslo’da hem de İmralı’da devlet yetkilileriyle sürmüştür. Rêber Apo bu süreçte de makul önerilerle Kürt sorununun demokratik çözümünün önünü açma çabası içinde olmuştur. Bu yönlü çağrılar yapmış, deklarasyonlar açıklamıştır. Tüm bu çabaların sonucu, 28 Şubat 2015’te İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda ortak mutabakat kamuoyuna açıklanmıştır. Tüm bu gerçekler Rêber Apo’nun her fırsatta demokratik çözüm aradığını; bu temelde silahlı mücadeleyi sonlandırmayı hedeflediğini açıkça göstermektedir. Ancak Türk devletinde bir zihniyet değişimi olmadığı ve siyasal konjonktürü kendi lehine görerek 24 Temmuz 2015’ten itibaren saldırılarını artırmıştır. Ancak tüm bu saldırılara karşı halk ve Hareket olarak direndik, bu saldırıları sonuçsuz bıraktık.

Öte yandan Türkiye’de ekonomik, toplumsal ve siyasal sorunlar ağırlaştı. Ortadoğu’da tırmanan savaş ve yarattığı siyasal durumdaki belirsizlikler, Türk devletini bu çıkmazdan çıkma arayışları içine soktu. Devlet Bahçeli bu ortamda Rêber Apo’ya çağrı yaptı. Rêber Apo da on yıllardır ‘sorunları savaş değil, müzakere çözer’ anlayışında olduğundan, ‘Silahlı çatışma sürecini sonlandırma ve Kürt sorununu siyasi ve hukuki zemine çekme gücüm var’ cevabını vermiştir. Hem çok haklı bir mücadele verilmektedir hem de Kürt sorununda gerçeklikler ortaya çıkarılmıştır. Zaten Hareketimiz reel sosyalist anlayışı ve her ulusa bir devlet yaklaşımını bırakmıştır. Bu gerçekler demokratik siyasal çözümün zeminini oluşturmuştur. Bu nedenle, Rêber Apo’nun perspektifleri doğrultusunda adım atarak, bu çözüme zemin sunmaya ve imkan sağlamaya çalışıyoruz. 100 yıllık bir Kürt sorunu var, 50 yıllık mücadelemiz var. Tüm bu adımları 50 yıllık mücadelenin Kürdistan, Türkiye, Ortadoğu ve dünyada yarattığı etkilerin sonucu olarak görmek gerekir. Bir yıllık, iki yıllık bir mücadele ve bunun yaratığı etkiden söz etmiyoruz. Bu 50 yılda öyle değerler yaratıldı ve gerçeklik açığa çıkarıldı ki, buna dayanarak demokratik siyasal çözümü sağlamak imkan dahiline girmiştir.

SON BİR YIL

Kuşkusuz bir yılı aşkındır çatışma ortamından çıkmak topluma ve demokrasi güçlerine biraz nefes aldırmıştır. Çünkü savaş ortamında sürekli demokrasi güçleri baskı altında tutuluyordu. İktidar, hedeflediği her siyasi gücü PKK ile ilişkili gösterip üzerine gidiyordu. Çatışma ortamına dayanarak saldırılar ve baskılar meşrulaştırılıyordu. Bu süreçte CHP ve bazı çevreler üzerine bu defa terörle işbirliği içinde gösterilerek değil, başka nedenlerle gidilmiş; CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve birçok belediye başkanı tutuklanmıştır. Bu baskılar, Tele1 ve Merdan Yanardağ’a yönelik uygulamalar da bir yönüyle çatışmasızlık ve Kürt sorununun çözümü yönünde oluşacak toplumsal desteği sınırlama politikası olarak görülmektedir. Zaten bazı çevreler böyle değerlendirmektedir. Bir CHP’li milletvekili de sürece toplumsal desteğin artmamasının nedeni olarak bu durumu göstermiştir. Kuşkusuz böyle izahlar ilkeli politikayı değil de dıştan etkilenen bir politik durumu ifade etmektedir.

Söz konusu olumsuzluklara rağmen siyasi iklimin belli düzeyde yumuşadığı, terör gerekçesiyle yapılan baskıların gerilediği bir ortam ortaya çıkmıştır. Demokrasi mücadelesi için bir zemin oluşmuştur. Bazı çevreler Kürt düşmanlığını körükleseler de AKP-MHP bu sürecin parçası olduğundan toplumun Kürt sorununa ve Kürtlere bakışında objektif olarak bir yumuşama olmuştur. Ne kadar ‘Terörsüz Türkiye’ diyerek gerçeği saklamaya çalışsalar da toplum bir Kürt sorunu olduğunu ve Kürtlerin talepleri olduğunu öğrenmektedir. Kuşkusuz savaşın durması sadece ekonomik alanda değil, toplumsal alanda da bir rahatlama yaratmıştır. Kürt toplumu, PKK’nin feshiyle bir burukluk yaşasa da sürecin gelişmesinin ve başarısının Kürtlere büyük kazandıracağını görüp Rêber Apo’nun ve hareketimizin çabalarına destek vermektedir. Kürt toplumu bir yıldır yoğun bir politikleşme süreci yaşamıştır. Sadece DEM Parti tabanı değil, tüm Kürtler Kürt sorunu ve demokratikleşme konusunda bir duyarlılık içine olmuştur. Kürtler, Kürt sorununun demokratik çözümü doğrultusunda bir ortaklaşma içine girmiştir. AKP’ye oy veren Kürtler de Kürt sorununun demokratik çözümünü isteyen bir yaklaşım içindedirler. İktidarı gözetseler de böyle bir ruh hali içinde olmaları Kürt toplumunun süreci sahiplenmesi ve mücadelesi açısından olumlu etki yapacak bir etkendir. Kürt halkının sahiplenmesi olumludur. Siyaset kaygılarla yapılmaz. Her siyasi hedef, mücadele ile gerçekleşebilir. Mücadele, zaten kaygıları gideren bir etkendir. Süreci sahiplenmeyenlerin, mücadele etmeyenlerin kaygıları da boş ve anlamsızdır. Bu açıdan temel görev mücadele etmektir, örgütlenmektir. Her türlü kaygı da ancak böyle giderilir.

BARIŞ KARŞITI ODAKLAR

Kuşkusuz Kürt düşmanlığını, yüz yıllık eğitim, kültür, basın politikaları ve siyasi güçlerin politika ve söylemleri yaratmıştır. Bu savaşın sürmesini isteyenler, aslında Kürtlerle Türk devletinin çatışmasını isteyen dış güçlerin işbirlikçileridirler. ‘Vatan-millet-Sakarya’ demelerine bakmayın; dış güçlerin sürekli savaş içinde Türkiye’yi zayıf düşürüp kendi politikalarının işbirlikçisi yapmalarının içteki uzantılarıdırlar. Bunları barış karşıtı ve savaş isteyenler olarak teşhir etmek gerekir. Türkiye’nin istikrarını istemeyenlerdir. Bunlar savaş rantçılarıdır. 1990’lı yıllarda bunların PKK ve Apo rantıyla yaşadıkları belirtilirdi. Ne kadar yüksek sesle bağırırlarsa o kadar rant elde ederlerdi. 1990’lı yıllarda sanatçı denenlerin, Ahmet Kaya ‘bir Kürtçe şarkı yapacağım’ dediğinde nasıl bir saldırıya geçtikleri unutulmadı. Böyle yaparak iktidarların ve patronlarının aferinini alacaklar; sanat dünyasında bir sosyal statü elde edeceklerdir. Türkiye nüfusunun en az üçte biri Kürt olduğundan, süreç karşıtlığı, ‘ben komşumla barışmayacağım’ demektir. Bunlar on yılların eğitimi içinde hastalıklı hale gelen kesimlerdir. Kendilerini nasıl tanımlarlarsa tanımlasınlar, onlar dış güçlerin Türkiye içindeki beşinci kollarıdırlar.

Buca Belediyesi'ne operasyon: Başkan Duman gözaltına alındı
Buca Belediyesi'ne operasyon: Başkan Duman gözaltına alındı
İçeriği Görüntüle

DARBE MEKANİĞİ

Rêber Apo darbe mekaniğini onlarca yıl önce ifade etmişti. Nitekim Rêber Apo’nun dediği gerçekleşti. 15 Temmuz darbesi de Kürt sorununun çözümsüzlüğünün yarattığı bir durumdur. Hatırlanırsa, Fethullahçı denen kesimler PKK ve Apo düşmanlığında çok pervasızdılar. Böyle yaparak kendilerini güçlendirip iktidar olmak istediler. Kürt sorunu çözülmediği müddetçe her zaman bazı kesimler kendilerini daha fazla Kürt düşmanı olarak gösterip darbe yapma zemini bulmaya çalışacaklardır. Darbeler için her zaman gerekçeler vardır. 12 Eylül Darbesi’nin asıl gerekçesi de, Kürtlerin özgürlük taleplerini yükseltmesi ve bu doğrultuda örgütlenmeleriydi. Şimdi de bazıları Kürt sorununun gündeme girmesinden rahatsızdır. Bu nedenle bu kesimler kendilerini ‘bu vatanı böldürmeyecek’ kesimler olarak gösterip, güç toplayıp darbe yapmak isteyebilirler. Kürt sorunu çözülmediği müddetçe Türkiye’de darbe habitusu, yani darbeye yol açacak bir zemin her zaman var olacaktır. Bu kesimlerle doğru mücadele, sürecin toplumsallaştırılmasıdır. Bu açıdan iktidar, tutum ve söylemleriyle sürecin toplumsallaşmasını sağlayan bir konumda olmalıdır. Etkide olduğu basın ve diğer çevrelerin eski dili bırakarak sürecin toplumsallaşmasında rol oynaması, darbe heveslilerini de daraltacaktır.

SÜREÇ KARŞITLIĞININ AMACI

Yeminli Rêber Apo ve PKK düşmanları her zaman olmuştur. Bazı kişi ve çevreler Rêber Apo ve PKK’nin 50 yıldır Kürt siyasetine damga vurmasını ve Kürdistan’ın dört parçasında etkili olmasını sindirememişlerdir. Sürece karşıt Kürt dediklerinizin bu halkın mücadelesine hiçbir katkıları olmamıştır. Ne askeri ne de siyasi olarak bu halk için bir mücadele vermişlerdir. Şunu vurgulayalım; PKK bir Kürt yoksullar hareketi, yani Kurmanc hareketi olarak tarih sahnesine çıktı. Kapitalizmi uluslaştırıcı bir güç olarak gören yaklaşımların aksine, PKK kapitalizmin Kürt soykırımını hızlandırdığını ve Kürt soykırımında kullanılan bir aparat haline geldiğini değerlendirmiştir. Nitekim pratik de göstermiştir ki kapitalizm, Kürt toplumsallığını dağıtmada soykırımcı sömürgecilik tarafından kullanılmaktadır. Bu nedenle PKK’nin çıkışında, kapitalizmin ayağı olan komprador sınıfa karşıtlık temel bir tutum olmuştur. 1999’da çatışmasızlık sağlandığında, bize ‘mücadeleyi bırakıyor’ diyenler, 2004’ten sonra gerilla savaşı yeniden başladığında, ‘bu savaş zarar veriyor’ propagandası yaptılar. Şimdi bu çevreler PKK fesih edilip silah bırakma kararı alınca, 52 yıldır büyük mücadele veren Rêber Apo ve PKK’yi mücadeleyi bırakmakla suçlama densizliği içine giriyorlar. Rêber Apo 52 yıllık mücadeleyi bir demokratik çözümle taçlandırmak istiyor. Devletçi çözümün değil, demokratik bir çözümün Kürtlere çok kazandıracağını söylüyor. Klasik paradigma ve savaşla kazanılan kazanılmıştır. Artık eski paradigmada ısrar Kürtlere kaybettirmekten başka sonuç vermez; ya da ne kadar savaşılsa da sonunda böyle bir çözüm arayışına girilecektir. Önder Apo’nun yaklaşımı böyledir. Bu çevreler, kendilerini güya Kürtlere daha fazla hak isteyenler olarak göstermeye çalışıyorlar. Kürt halkının özgürlük mücadelesine güç verip bedel ödemeyen bu kesimler, ‘acaba PKK’nin bıraktığı boşluğu biz doldurur muyuz’ hesabı içindeler. Öyle ki, Kürtler için hiçbir mücadele vermeyenler ve Kürtlerin bir kazanım elde etmesinde katkısı olmayanlar, ‘neden devletimiz yok’ gibi demagojik söylemlerde bulunuyorlar. Bu, çok basit bir düşüncedir. KDP bile ‘bu süreci destekliyorum’ derken; bu kesimlerin ‘PKK niye devlet istemiyor’ gibi afaki söylemlerinin kara propaganda ve demagoji yapma dışında bir değeri yoktur. Bu tür kişi ve çevreler bile Rêber Apo’nun yarattığı büyük mücadelenin sonuçları sayesinde konuşmaktadırlar. Kuşkusuz bazı iyi niyetli ve dürüst yurtseverler de Türk devletinin inkarcı politikalarına tepki olarak bu tür yaklaşımlar gösteriyorlar.

Türk devletine karşı 52 yıldır mücadele yürüten biziz. Bu devleti en iyi tanıyan bizleriz. Devlet de bizleri iyi tanıyor. Zaten dünyada savaşanlar müzakere ve barış yaparlar. Biz bugün Ortadoğu’nun en deneyimle ve en politik gücüyüz. Doğruları da yanlışları da biliyoruz. Tabii ki Kürt sorununda demokratik siyasi bir çözüm yaratmak da Kürt halkına karşı sorumluğumuzdur. Bu çevreler şunu görüyor; eğer Rêber Apo Kürt sorununun çözümünde başarılı olursa Rêber Apo’ya karşı şimdiye kadar yürüttükleri tüm kara propagandaları çökecektir. Artık Rêber Apo’nun paradigması karşısında siyasi bir değerleri kalmayacaktır. Kuşkusuz bazı işbirlikçiler de Kürt sorununun çözümünü istemez. Çünkü Kürt sorunu çözüldüğünde işbirlikçilikleri para etmeyecektir. Kürt halkı, PKK’nin Kürt halkının özgürlük mücadelesinde yerinin ne olduğunu çok iyi biliyor. Rêber Apo 52 yıldır önderliği sınanmış ve hep Kürtlere kazandırmış bir önderliktir. Ne aldanır, ne aldatır. Kürt halkı, Türkiye’de Kürt sorununun çözümünü istemeyen rantçılar ve Kürt düşmanları ne ise bunlara da öyle yaklaşmalıdır. Bunlar Türkiye’de Kürt düşmanı ve süreç düşmanı kesimlerin doğal müttefikleridirler. Bu süreç aynı zamanda bir mücadele sürecidir. Rêber Apo ve süreç karşıtlığı yaparak Kürtlerin konumunu zayıflatıyorlar. Bunlar bu süreçte Kürtlük adına Kürtlerin konumunu zayıflatan kesimler olarak görülmelidir. Bu çevrelere karşı en etkili mücadele Rêber Apo’nun inisiyatifinde yürüyen bu süreci sahiplenmek, böylece sürece yönelik toplumsal desteği artırarak başarıya ulaşmasında rol oynamaktır.

AKP VE MHP’NİN KAYGILARI ÖRTÜŞÜYOR

AKP ve MHP’nin ideolojik ve politik yaklaşımlarında farklar vardır. Bu açıdan Kürt sorununa yaklaşımlarında da farklılıkların olması anlaşılır bir durumdur. Ancak AKP ile MHP çok sıkı bir ittifak içindeler. Kürt sorunu gibi çok önemli bir konuda görüşleri yakınlaşmasaydı, Devlet Bahçeli söz konusu açıklamaları yapmazdı. Bu açıdan önceden Tayyip Erdoğan’la bu süreci konuşmuşlardır. Belki her ikisinin saikleri aynı olmayabilir. Ancak politik olarak böyle bir sürecin başlamasında ortaklaştıklarını düşünmek gerekir. Yoksa böyle önemli bir konuda ortaklaşma yaratmayan bir farklılık, ittifakın bozulmasına yol açardı. AKP’nin daha fazla iktidarını sürdürmeyi düşündüğü, MHP’nin ise ‘devletin ve milletin bekasına’ öncelik verdiği yönlü değerlendirmeler oluyor. Şimdiye kadar bir aykırılık olmadığına göre AKP ve MHP’nin kaygıları örtüşmektedir. Bir yıllık pratik bu süreci birlikte yürüttüklerini ortaya koyuyor. Sürecin ilerlemesi açısından sürecin bir tarafı olan AKP ve MHP’nin birbirine yakın düşmesi bir yönüyle de olumlu görülmelidir. Meclis’te ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun kurulması önemli bir adım olmuştur. İsminde Kürt geçmese de herkes bu komisyonun Kürt sorunuyla ilgili olduğunu biliyor. Nitekim komisyon birçok kurum ve kişiyle görüşmüş, bu görüşmelerde Kürt sorunu ve çözümüyle ilgili konuşmalar yapılmıştır. Meclis başkanları da çok önemli bir sorun olduğu için çağrılmış, silahların susması ve Kürt sorunu konusunda düşüncelerini belirtmişlerdir. Meclis başkanlarının Kürt sorunu konusunda konuşmaları genel olarak olumluydu. Özcesi Meclis’in Kürt sorunu ile ilgili böyle bir komisyon kurması siyasal değeri olan bir konudur. Kürt sorununun varlığı Meclis tarafından da tescillenmiştir. Kürt analarını Kürtçe konuşturmamaları bile sorunun gündemleşmesine bir boyut kazandırmıştır. Meclis başkanı ortaya çıkan durumu örtmek için Amed’e gidip Kürtçe konuşmuştur.

CHP VE YENİ YOL’A MÜDAHALE OLDUĞU ANLAŞILIYOR

Komisyonda sadece üç partinin temsilcisinin İmralı’ya gitmesi soruna ciddi yaklaşılmadığını ortaya koymuştur. CHP ve Yeni Yol grubuna bir müdahale olduğu anlaşılıyor. Ama yine de İmralı’ya gidilip Rêber Apo ile görüşme çok önemlidir. Bu süreç bazı devlet yetkilileriyle görüşmeyi aşıp, siyasi bir irade olan Meclis komisyonu ile görüşmeye evrilmiştir. Böylece Meclis ve siyaset devreye girmiştir. Bu, aslında süreçte yeni bir aşamadır. Top siyasi alandadır. Meclis ve siyasi alan böyle önemli bir konuda doğru bir tutum içinde olacak mıdır? Türk siyaseti bir sınav içindedir. Süreç bir devlet politikası olarak başlamış; şimdi siyaset de bu politikanın parçası olmuştur. Çünkü eninde sonunda bir çözüm olacaksa buna Meclis karar verecek ve gerekli yasaları çıkaracaktır. Barış süreci hukuki bir çerçeveye kavuşacaksa, bunu sağlayacak olan Meclis olacaktır. Bu süreç hukuk ve yasa içine alınmadan ne barış olur ne de hukuki ve siyasal çözüm. Devlet, Kürt sorununda muhatabın kim olduğunu onlarca yıldır biliyordu. Zaten Rêber Apo ve PKK ile görüşmeler yapılıyordu. Şimdi Meclis’in muhatap alması Türkiye toplumuna Kürt sorununda muhatabın Rêber Apo olduğu söylenmiş oldu. Bu açıdan İmralı’ya gidilmesi ve Rêber Apo’yla görüşülmesi sonucu Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde ikinci aşamaya geçilmiştir.

Komisyona sunulan özet metin, kamuoyuna yansıdı. Aslında Gülistan Koçyiğit İmralı’da konuşulanların esasını basına aktarmıştı. Bu yönüyle tartışılan önemli konuları öğrenmiş olduk. Komisyon üç kişiydi. Herhalde her üyenin görüşmede önemli gördükleri farklı olmuş. Bu tür çatışma çözümlerinde tutanaklar tümden yayınlanıyor mu, bilemiyoruz. Önemli olan komisyon üyelerinin bilmesidir. Eğer diğer partilerin temsilcileri de gitselerdi konuşulan ve tartışılanların herhangi bir sırriyeti kalmazdı. Anlaşılıyor ki AKP ve MHP, diğer partilerin üye vermemesine böyle bir tepki göstermiş oldu. Komisyona sunulan özet ve Gülistan Koçyiğit’in belirttikleri dışında da yansıtmalar oldu. Ancak bilinçli olarak çarpıtılarak yansıtıldığı görüldü. Örneğin, İmralı’da MHP ile ilgili bir darbe tartışması olmamış, Rêber Apo Kürt sorununun çözümsüzlüğü bir darbe zemini yaratır biçiminde bazı uyarılar yapmış. Ancak Rêber Apo’nun bu yönlü değerlendirmeleri bilinçli olarak çarpıtılmıştır. Anlaşılıyor ki, İmralı’da konuşulanlar bazıları tarafından ilişkilerine yansıtılmış. Bu konuda AKP çevrelerine yönelik kuşku belirtenler oldu.

Devam Edecek…

Mustafa Karasu: İkinci aşama için Abdullah Öcalan özgür koşullara sahip olmalı

Sürecin artık siyasi ve hukuki zemine taşınması gerektiğini belirten Mustafa Karasu, “Barışın kalıcılaşması böyle gerçekleşir. İkinci aşamanın sağlıklı ilerlemesi açısından Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullara sahip olması gerekir” dedi.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu’nun, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair ANF’ye verdiği röportajın ikinci bölümünü paylaşıyoruz. Karasu, yaşamını yitiren gazeteci Hüseyin Aykol’u anarak, başladığı bu bölümde şu ifadeleri kullandı: “Yaşamını yitiren değerli devrimci Hüseyin Aykol’u saygı, sevgi ve minnetle anıyor; yakınlarına, yoldaşlarına ve tüm sevdiklerine başsağlığı diliyorum.

Hüseyin Aykol hem bir dostumuz hem de bir yoldaşımızdı. Hüseyin Aykol tüm hayatını özgürlük mücadelesine adamış ve bu yolda bedel ödemekten çekinmemiştir. Türkiye’nin demokratikleşmesini Kürt halkının özgürlüğünde görerek yaşamının son 36 yılını aralıksız bir şekilde Özgür Basın içinde geçirdi. Bu duruşuyla Türkiye’nin gerçek bir yurtseveri ve devrimcisi oldu. Özgür basındaki çalışmalarıyla Kürt halkının özgürlük mücadelesinin sesi olurken, acılarına ve sevinçlerine de ortak oldu. 12 Eylül faşist askeri darbe döneminde zindanlarda işkenceyi yaşayan bir devrimci olarak, özgürlük tutsaklarının sesini yazılarıyla herkese duyurdu. Türkiyeli sosyalist, devrimci, gazeteci ve yurtsever nasıl olunur denilirse; Hüseyin Aykol yoldaşın duruşu ve mücadelesi örnek olarak gösterilecektir. Kürt halkı, gerçek Türkiye yurtseverleri, mücadele arkadaşları, Özgür Basın ve onun eğitiminden geçen Kürt gazeteciler Hüseyin Aykol’u unutmayacak, unutturmayacak. Biz de yoldaşları olarak onun özgür ve demokratik Türkiye özlemini yerine getirme sözümüzü yineliyoruz.

MÜCADELEMİZ SİYASETİN DOĞRU TEMELE OTURMASIDIR

Dünyanın her yerinde çatışma çözümlerinde toplumsal destek önemli görülür. Çözüm iradesi olan iktidarlar toplumsal desteği artırıcı politika izlerler. Bu açıdan tüm muhalif kesimlerin de çatışma çözümüne destek vermesi için özel çaba gösterirler. Kuşkusuz bir çözümü on yıllardır isteyen bir hareket olarak toplumsal desteğin oldukça fazla olması anlayışıyla hareket ediyoruz. Özellikle demokrasi güçlerinin desteğini çok önemli görüyoruz. Çünkü Kürt sorununun çözümü ile demokratikleşmenin etle tırnak gibi olduğunu düşünüyoruz. Bu açıdan tüm toplumsal kesimlerin bu sürecin destekçisi olmasını hedefliyoruz. CHP’nin de Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme çabasında rol alması önemlidir. CHP, Türkiye’nin kurucu partisidir. 30 yıl kadar tek parti olarak iktidarda olmuştur. Bu açıdan Kürt sorununun var olmasında CHP politikalarının rolü çoktur. Ancak Türkiye’deki sosyalist sol dışında Türkiye’deki diğer siyasi akımların da Kürt sorununda farklı politikaları olmamıştır. Kürt sorununun çözümsüz kalmasında bu siyasi durum büyük etkide bulunmaktadır. Bu açıdan Türkiye gerçeğinde siyasi alanda değişim yaratmak çok önemlidir. Kürt sorununun çözümsüzlüğü siyasi alanı rehin almış durumdadır. Bu yönüyle bizim mücadelemiz aynı zamanda Türkiye’deki siyaseti de doğru temele oturtma mücadelesidir.

CHP uzun yıllar tek parti olduğundan birçok siyasal eğilimi içinde taşımıştır. Öte yandan Batı modernitesinin etkisinde olan bir parti olmuştur. Bir yönüyle partinin bu politik duruşu toplumla ilişkilerini olumsuz etkilerken, diğer yandan Batı’nın bazı olumlu özelliklerinden de etkilenmiştir. 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti’nin ve onun devamı olan Adalet Partisi’nin sağcı görülmesi CHP’yi onlarla kısmen sorunlu hale getirmiştir. Özellikle Adalet Partisi’nin 1968 kuşağı devrimci gençlere karşı olumsuz tutumu ve Denizlerin idamında aktif rol oynamaları, sol kesimin 12 Mart sonrası CHP’yi desteklemesi gibi bir durum ortaya çıkarmıştır. 1970’li yılların çatışma ortamında CHP’nin bazı sol söylemlerde bulunması, CHP içinde bir demokratik damarın ortaya çıkmasını beraberinde getirmiştir.

CHP’NİN TUTUMU

Demokrasi güçleri ve Kürt halkı da bu durumu CHP’yi demokratikleşme yönünde teşvik etme yaklaşımı içinde olmuşlardır. CHP de son zamanlarda Kürt halkı ve demokrasi güçlerinin desteğini almak için Kürt sorununun varlığından ve çözülmesi gerektiğinden söz etmiştir. Ne var ki Kürt sorununun çözümü konusunda somut tutum alma durumu kendini dayatınca CHP’nin içindeki Kürt’ü soykırıma uğratmayı hedefleyen eğilim başını kaldırmıştır. Dili, kimliği ve kültürü ile ayrı bir halk olma gerçeğine karşı gerici bir duruş içine girmişlerdir. Klasik inkarcı ve Kürt’ü Türklük içinde eritme zihniyetinde olanlar, kendilerini dayatarak CHP içindeki demokratik eğilimi ve duruşu geriletmişlerdir. Her ne kadar bazıları bu durumu AKP karşıtlığıyla açıklasalar da Türkiye’nin en temel sorununda böyle bir izah yapılması kabul edilemez. Sadece CHP içindeki bu gericiliği örtmenin argümanı yapılmaktan başka bir anlam taşımaz. Kuşkusuz bizler de AKP iktidarının sürecin toplumsallaşması için sorumluluklarını yerine getirmediğini söylüyoruz. Ancak CHP’nin AKP’yi gerekçe göstermesi, tutumlarını izah etmez. Halbuki Kürt sorununda doğru ve aktif tutum alsaydı, temel demokratikleşme konusundaki bu yaklaşımıyla demokrasi isteyen toplumda etkisi artar, gerçek bir iktidar alternatifi haline gelirdi. Tek parti dönemi sonrası iktidara gelen tüm partiler, ilk önce demokratikleşmeye vurgu yapmışlardır. Buna AKP iktidarı da dahildir. Bu açıdan CHP’nin şu anki tutumu tarihi bir fırsatı kaçırmayı ifade etmektedir. Eğer CHP mevcut süreç konusunda önümüzdeki dönemde olumlu rol oynamazsa demokrasi ve özgürlükler konusundaki söylemleri inandırıcılığını tümden kaybedecektir.

MUHATAPLIK ÇÖZÜM YAKLAŞIMIYLA ALAKALIDIR

Önder Apo’nun muhatap alınmasından rahatsız olanların, başka bir Kürt’ün muhatap alınması ve Kürt sorununun çözümünü isteme gibi bir yaklaşımları yoktur. Bunlar Kürt düşmanıdırlar. Kürtleri bir siyasi irade görmek istemeyenlerdir. Öyle Kürt siyasi iradesi olarak tanıyacakları muhatap aramazlar. Zaman zaman bazı isimleri dillendirmeleri sadece Kürtler içinde kafa karışıklığı yaratmak içindir. Bunlar herhangi bir Kürt’e ve Kürt siyasetinin taleplerine de karşıdırlar. Bu açıdan söz konusu çevrelerin rahatsızlığı Önder Apo’nun muhatap alınmasına değil; Kürtlerin özgür ve demokratik yaşamını savunan birisinin muhatap alınmasınadır. Bu kesimlerin Kürt sorunu konusundaki yaklaşımlarına bakıldığında iradeli ve Kürtlerin temel demokratik haklarını isteyen ve savunan bir Kürt’ün muhatap alınmasını kabul etmeyenler oldukları görülür.

KÜRTLERİN DESTEĞİYLE ANADOLU KURTULDU

Ortadoğu’da halklar yüzyıllar boyu komşu olarak yaşamışlardır. Zaten ulus devletlerin oluşumuna kadar halklar bazı imparatorlukların siyasi egemenliği altında yaşamışlardır. Kürtler de bir dönem İrani imparatorluklar, bir dönem Arap İslam imparatorlukları, daha sonra da Osmanlı İmparatorluğunun siyasi egemenliği altında yaşamışlardır. İmparatorluklar için siyasi egemenliğinin kabul edilmesi yeterlidir. İmparatorluk içinde yaşayan her halk kendi dili, kültürü ve kimliğiyle yaşayabilir. İmparatorluklarda yerel otoriteler de kabul edilir. Kürtler 1071 yılından itibaren Türklerle birlikte yaşamışlardır. Türk beylikleri ya da imparatorluklar içinde kendi kimliklerini koruyarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Kürtlerle-Türklerin ilişkileri yüzyıllarca ciddi bir sorun olmadan sürmüştür. Nitekim 19. yüzyılın başına kadar ciddi bir sorun yaşamamışlardır. Osmanlı İmparatorluğu içinde Kürtlerin her bakımdan pozisyonu güçlü ve stratejiktir. Osmanlının Arap alanları ve Avrupa’ya yönelik yayılması da Kürtlerle iyi ilişkileri sonucudur. Osmanlı İmparatorluğu, bu gerçekliğin bilincindedir. Osmanlının sorunlar yaşamasında Kürtlerle kurulan ilişki ve dengenin bozulmasının önemli etkisi vardır. Yüzyıllar boyu Kürtlerle kurduğu ilişkiye dayanarak güçlü olan Osmanlı İmparatorluğu dağılma sonrası Türkiye olarak ayakta kalmasını yine Kürtlere borçludur. Erzurum ve Sivas kongrelerinde Kürtlerin verdiği destekle Anadolu kurtulmuş, Türkler varlığını yeni Türkiye ile sürdürmüştür.

Önderlik Türkiye ile Kürt sorununun çözümünü isterken, bunu tarihsel Kürt-Türk ilişkilerine dayandırmaya çalışıyor. Kürt ilişki diyalektiği Türklerin bölgede var olmasının ana dinamiğidir. Böyle bir tarihsel gerçeklik var. Eğer bu tarih ciddiye alınır ve bu tarihe dayanılırsa yeniden güçlü Türk-Kürt ilişkisi kurulur. Bundan hem Türkler hem Kürtler yararlanır. Önderlik, bu zihniyetle demokratik ulus çözümünü kabul ettirmeye çalışıyor. Kürtler böyle bir çözüme hazırdır. Türk devleti ve siyasi güçler de tarihsel gerçekliğe dayalı böyle bir çözümü kabul ederlerse, böyle bir çözüm gerçekleşir. Türk halkının aslında Kürtlere bir karşıtlığı ve düşmanlığı yoktur. Ancak yüzyıllık politikalarla Türk halkı içinde Kürt düşmanlığı geliştirilmiş, Kürtlerin özgürlük talepleri Türk karşıtlığı olarak gösterilmiştir. Siyasi irade bu yüzyıllık politikadan vazgeçerse, kısa sürede tarihsel Kürt-Türk çözümü gerçekleşir. Hem de eskisinden daha güçlü olarak... Çünkü Kürtler şu anda Türkiye’nin her tarafına yerleşmişlerdir. Kuşkusuz Kürtlerin kendi dili, kimliği ve kültürleriyle özgürce yaşaması önündeki tüm engeller kaldırılırsa..!

HUKUKİ VE SİYASİ KARŞILIK OLMAZSA SÜREÇ TIKANIR

Kamuoyunun bildiği gibi, birçok önemli ve radikal adımlar attık. PKK’nin feshi ve silahlı mücadelenin sonlandırılması kararını aldık, Türkiye içinde ve sınır hatlarında çatışma riski olan alanlardan gerilla güçlerimizi çektik. Türkiye’nin artık bu süreci siyasi ve hukuki zemine taşıması gerekiyor. Bu adımlarımızın hukuki ve siyasi karşılığı olmalıdır. Barışın kalıcılaşması böyle gerçekleşir. Gerilla ve feshedilen PKK’nin kadrolarının hukuki durumu netleşmez ve özgür demokratik siyaset yapma koşullarını yaratacak yasalar çıkmazsa, bu süreç bir aşamada tıkanıp kalır. Bu nedenle Önder Apo, ikinci aşamaya geçilmesini istemiştir. Bu aşama hem örgütsel yapıların, silah bırakanların hem de Kürtlerin hukuk içine alınacağı süreç olmaktadır. İkinci aşamanın sağlıklı ilerlemesi açısından Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullara sahip olması gerekir. Kürt sorununun başka bileşenleri de vardır. Önder Apo’nun bunlarla görüşüp onları çözüm sürecine dahil etmesi gerekir. Yine Türkiye’de birçok kesimin de bu sürecin parçası haline getirilmesi önemlidir. Bunun için de Önder Apo’nun bu çevre ve kişilerle görüşmesi, onların görüşünü de alması, çözümü güçlendiren çalışma olacaktır.

İktidarın attığımız adımlar karşısında ikinci aşamaya geçmemesi, ister istemez iktidarın niyeti ve amaçları konusunda sorgulama yaratıyor. İktidarın süreç karşıtı güçleri gerekçe yapması da inandırıcı değildir. Aslında açık süreç karşıtlığı yapanlar marjinaldirler. Bunlar dışında toplumsal destek artırılabilir. Ancak AKP iktidarı bu konuda gerekli politik yaklaşımları ortaya koymuyor. Bu nedenle kendi politikasının yarattığı yetersizlikleri gerekçe göstermesi doğru değildir.

Yeni yıl mesajlarında süreci sahiplendiklerini söylüyorlar. Bu süreçte iktidarın yapması gereken birçok şey varken yapılmaması, süreci sahiplenme söylemiyle örtüşmüyor. Devlet Bahçeli bile ‘bu süreç tek taraflı yürümez’ dedi, ‘tek kanatlı uçuş olmaz’ dedi. Bu açıdan iktidar, Meclis’te gerçekçi ve sorunun çözümüne yönelik yasalar çıkarılmasını sağlayarak, tüm toplumda sürecin başarılı olacağına dair inancı artırmalıdır. Eğer bu temel sorun muhatapla çözülecekse, o zaman Önder Apo’nun özgür çalışır ve yaşar koşullara acil kavuşması gerekir. Bununla birlikte Devlet Bahçeli’nin söz verdiği umut hakkı konusu da gündeme konulmalıdır. AİHM ve Avrupa Bakanlar Komitesi de umut hakkının uygulanmasını istiyor. Bu tür kararlar, Türkiye anayasasına göre uyulması ve uygulanması gereken hukuki kararlardır.

UMUT HAKKI YASA ÇIKMADAN DA ÇÖZÜLEBİLİR

Umut hakkı ve Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü konusu, aslında Meclis’te yasa çıkmadan da çözülebilecek bir konudur. Çünkü umut hakkı 25 yıldan sonra gündeme girer. Önder Apo 27 yıldır esaret altındadır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kararına dayanarak Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü sağlanabilir. Öte yandan PKK feshedilmiş, silahlı mücadeleye son verme kararı alınmış. Bu durum tüm PKK’liler ve gerillalar için özel bir yasa gerektiriyor. Bu yasa birinci dereceden Önder Apo’yu da ilgilendiriyor. Çıkarılması gereken yasanın Önder Apo’yu da kapsaması gerekiyor. Feshedilen PKK yönetimini kapsayacak ama Önder Apo bunun dışında olacak! Bu olmaz. Zaten PKK yönetim ve kadrolarını, yine savaşçıları kategorilere ayırmak süreci tıkamak olur. Bu açıdan çıkarılacak özel yasa ya da geçiş yasasının sürecin ruhuna uygun ve sürecin başarılı olmasını sağlayacak nitelikte olması önemlidir. Yoksa Önderliğe düşmanlık yapanların, partisini feshedenlere ve silahlı mücadeleyi bırakanlara düşmanlık yapanların gürültülerine bakarak kararlar alınırsa o zaman bu süreç nasıl başarıyla ilerletilebilir? Biz her kesimi dinleyen Meclis’in ve sürece sahip çıkan aktörlerin sağduyu ile yaklaşıp doğru kararların çıkması yönünde irade ortaya koyacaklarını düşünüyoruz. Önder Apo’nun fiziki koşullarında şu anda bir iyileşme yok. Sadece kaldığı yerin daha uygun hale getirilme çalışmaları olduğu yönünde bazı bilgiler yansımaktadır.

MECLİS'E YASA SUNULMASI AŞAMASINA GELMEK ÖNEMLİDİR

Her parti Meclis Komisyonu’na raporunu sundu. Meclis Başkanı komisyondakilerle diyalog içinde, Meclis’e bir yasa sunulacak. Kuşkusuz Meclis’e yasa sunulması aşamasına gelmek önemlidir. Esas olarak da bu yasanın nasıl bir içerikte olacağı önemli olacaktır. Önder Apo on yıllardır sürekli Meclis’in devreye girmesini, Meclis’te oluşturulacak bir komisyonun bu soruna el atmasını istemiştir. CHP ve diğer partiler de bu sorununun Meclis’e taşınmasını istemiştir. AKP-MHP ittifakı da Meclis’in devreye girmesini kabul etmiş, bunun sonucu Meclis Komisyonu kurulmuştur. Meclis’te komisyonun kurulması önemli bir adım olmuştur. Eksikleri olsa da önemli bir çalışma yürütmüştür. Şimdi bu çalışmaya denk bir yasa hazırlanması beklenmektedir. Kuşkusuz bizim beklentimiz, attığımız adımları hukuki bir statüye kavuşturup demokratik siyaset yapma özgürlüğünün amasız ve fakatsız sağlanmasıdır. Sırrı Süreyya Önder, 27 Şubat çağrısını okuduktan sonra, ‘bunların gerçekleşmesi için hukuki ve siyasi gerekliliklerin yerine getirilmesi gerekir’ demiştir. 27 Şubat çağrısı AKP-MHP ittifakı ve herkes tarafından olumlu görüldüğüne göre, o zaman 27 Şubat çağrısının gerçekleşmesini sağlayacak hukuki ve siyasi gerekliliklerin Meclis tarafından yerine getirilmesi beklenir.

Meclis, şimdiye kadar Kürt sorununda sadece olumsuz rol oynamıştır. Kürt inkarını ve Kürtlerin Türkleşmesini sağlayan ya da bunların sıkı uygulanmasını sağlayan yasalar çıkarmıştır. Gelinen aşamada pozitif rol oynaması beklenmektedir. Zaten bu rol oynanmadan, ne partiler gerçek anlamda siyaset yapan organlar olur ne de Meclis, sorunları çözen bir merci olur. Bu açıdan bu aşamayı, aynı zamanda siyasetin ve Meclis’in rüştünü ispatlayacağı aşama olarak görmekteyiz. Bu rol oynanmazsa siyaset ve Meclis toplumu aldatma kurumları haline gelir. Zaten Türkiye’nin temel sorunlarına el atmadığından Türkiye’de partilere ve siyasetçilere güven çok azalmıştır.

Devam Edecek…

Kaynak: https://mezopotamyaajansi43.com/tum-haberler/content/view/296182