RİZE - Fındıklı Belediyesi'nin ev sahipliğinde yapılan "Kamuculuk ve Kent Hakkı" başlığıyla yapılan Haklar Sempozyumu'nun sonuç bildirgesinde, "Kamuculuğun yeniden kuruluşu, ancak kolektif mücadeleyle, örgütlü taleplerle ve halkçı bir siyasetle mümkündür" denildi.
Rize Fındıklı'da Fındıklı Belediyesi'nin ev sahipliğinde, sivil toplum örgütlerinin katılımıyla 10–11 Ocak 2026 tarihlerinde düzenlenen "Kamuculuk ve Kent Hakkı" başlıklı Haklar Sempozyumu'nun sonuç bildirgesi yayınlandı. Kamuculuk ve kent hakkının ele alındığı sempozyumda 15 akademisyen konuşma yaparken, kent hakkı çok boyutlu olarak ele alındı. Sempozyum kapsamında; kamuculuğun tarihsel ve kavramsal temelleri, devletçilik ve kamuculuk ilişkisi, kamu yönetimi ve hizmetlerde kamuculuk, temel kent haklarına kamucu yaklaşım, yerel yönetimler, kentsel direnişler ve müşterekler başlıklarından oluşan altı oturum gerçekleştirildi.
21'inci yüzyılda dünya genelinde emekçi sınıfların temel gündemlerinden birinin kamuculuk olduğu vurgulanan sonuç bildirgesinde, neoliberal birikim rejimi altında kamunun maddi ve kurumsal olarak aşındırılmasına karşı, Türkiye'de kamuculuğun yeniden yükselen bir mücadele hattı haline geldiği ifade edildi. Kamuculuğun tasfiyesinin kamu hizmetlerinin piyasalaştırılması, güvencesiz istihdamın yaygınlaşmasına neden olduğu aktarılan bildirgede, sosyal politikaların piyasa mantığına terk edilmesiyle ilerlediği tespiti yapıldı. Yeniden kamucu bir yapılanmanın güvenceli istihdamın sağlanması, hizmetlerin piyasadan geri alınması ile olabileceği vurgulanan bildirgede, yerel yönetimlerde katılımcı ve demokratik mekanizmaların güçlendirilmesi ve sosyal politikaların hak temelli biçimde yeniden kurulması gerekliliği kaydedildi.
'GÜNDELİK YAŞAM ÖRGÜTLENMELİ'
Kamuculuk mücadelesinin yalnızca yönetsel mekanizmaları değil, toplumu ve gündelik yaşamı da yeniden ortaklaşmacı bir temelde örgütlemeyi gündemine aldığı ifade edilen bildirgede, "Kamuculuğun önemli bileşenlerinden biri kent hakkıdır. Kent hakkı, mekanın kullanımına dair teknik bir mesele değil, yaşamın ve kentlerin kime ait olduğuna dair politik bir mücadele alanıdır. Kent hakkı ancak örgütlü yerel mücadelelerle, kamusal mekanların savunulmasıyla, yeni kamucu deneyimlerle ve kamucu belediyecilik pratikleriyle kazanılabilir. Bu mücadeleler savunmacı değil, kurucudur. Kentlerde kamusal hizmetlerin niteliği o hizmeti üreten emekçilerin çalışma koşullarından bağımsız değildir. Bu nedenle kamucu belediyecilik anlayışı, emekçileri için güvenceli ve insan onuruna yaraşır koşulları sağlamalıdır. Sendikal örgütlenme ve emekçilerin demokratik katılım mekanizmalarının sağlanması bu sürecin asli bileşenidir" denildi.
'REFORM DEĞİL MÜCADELE HATTIDIR'
Kamusal mekanları ve müşterekleri savunmanın, emekçi sınıfların ihtiyaçlarını merkeze alan, piyasada dışı, eşitlikçi ve demokratik bir kamuyu yeniden inşa etmeyi hedeflemek zorunda olduğu vurgulanan bildirgede, "Kamuculuğu kentte ve gündelik yaşamda somutlayan yerel mücadelelerin güçlendirilmesi, kamucu belediyecilik pratiklerinin geliştirilmesi bu mücadele hattının temel unsurlarındandır. Bugün mesele hakları savunmak değil, hakları yeniden kazanmaktır. Çünkü sermaye sınıfı saldırı halindedir ve bu saldırı geri çekilmelerle değil, örgütlü bir karşı koyuşla tersine çevrilebilir. Kamuculuk, bir reform programı değil; bir mücadele hattıdır. Kamuculuğun yeniden kuruluşu ancak kolektif mücadeleyle, örgütlü taleplerle ve halkçı bir siyasetle mümkündür. Kamuculuk, halkla birlikle halk için bir yaşamı örgütlemektir. Fındıklı'dan yükselen deneyim iyi olana işaret etmekte, mümkün olanın sınırlarını zorlamaktadır. Bugün iyisini, yarın daha iyisini, ertesi gün çok daha iyisini başaracağız" ifadeleri yer aldı.