KURBAN EDİLEN ÇOCUKLAR VE KÜRESEL VİCDANIN ÇÖKÜŞÜ
Modern dedikleri dünya, kendi aydınlanmasını 'insan onuru' ve 'eşitlik" kavramları üzerine kurduğunu iddia etse de, bu iddia her gün dünyanın farklı koordinatlarında soğuktan taş kesilen ya da bombaların altında parçalanan çocuk bedenleriyle yalanlanıyor. Karşımızdaki tablo, basit bir adaletsizlikten öte; birilerinin 'mutlak konforu' için birilerinin 'mutlak yok oluşunu' talep eden karanlık bir diyalektiğin sonucudur.
Modern sığlığın en büyük tuzağı, acıyı milliyetlere, dinlere veya ideolojik kamplara bölmektir. Oysa bir çocuğun çığlığı hangi dilde atılırsa atılsın, frekansı aynıdır. Gazze’de gökyüzünden ölüm bekleyen çocukla, Ukrayna’da bir sığınakta titreyen; Kobani’de ayazda donan çocukla, mevsimlik işçi olarak çalışan çocuğun ortak bir vatanı vardır, o da çocukluk. Çocukluğun ne dini olur ne de ideolojisi. Onlar, insanlığın henüz bozulmamış, saf ve savunmasız özüdür. Ancak küresel sermaye ve savaş endüstrisi, bu özü kendi çarklarını döndürmek için yakıt olarak kullanmaktan çekinmiyor. Birilerinin istikbal planları, 'öteki' görülenin kanıyla finanse ediliyor. Bu, insanlığın evrensel mirasına karşı işlenmiş sistemli bir hıyanettir.
Bugün zengin metropollerinin parıltılı caddelerinde, steril ofislerinde inşa edilen o muazzam refah, aslında görünmez bir boru hattıyla yoksul coğrafyaların çocuk parklarına bağlıdır. Savaş baronlarının çocukları güvenli odalarında piyano dersleri alırken, hiç tanımadıkları adamların servetini korumak için ölen yoksul çocukları, bu çarpık düzenin kurbanlık sunaklarıdır. Konforun bedeli, her zaman başka bir yerdeki dehşetin faturasıyla ödenmektedir.
Bu durum, trajik bir tesadüf değil, küresel bir tercihtir. Eğer bir çocuğun yaşam hakkı, piyasanın çıkarlarından veya sınır hatlarının güvenliğinden daha az önemseniyorsa, orada 'medeniyet' sadece bir retorikten ibarettir. Modern insan, vitrindeki lüksü satın alırken, o ürünün dikişlerinde, hammaddesinde veya sevkiyat yolunda kaç çocuğun nefesinin kesildiğini sormayarak bu cinayete sessizce ortaklık etmektedir.
İnsanlık, çocukların hayallerini birbirine kırdırmaktan vazgeçmediği sürece, hiçbir barış antlaşması kalıcı, hiçbir refah düzeyi ahlaki olmayacaktır. Bir çocuğun milliyetine bakarak üzülmek, adaleti değil, ırkçı bir bencilliği temsil eder.
Gerçek insani duruş ve olgunluk; acıyı ayırmadan, çocukluğu masum bir sığınak olarak kabul edip, bu sığınağı yıkan her türlü mekanizmaya -ister sermaye olsun ister mermi- aynı şiddetle karşı durmayı gerektirir. Çünkü çocuklar öldüğünde, sadece bedenler toprağa girmez; insanlığın yarını ve vicdanı da çukurlara gömülür.