Kesik Örgülerin Ontolojisi
Dijital bir ekranın soğuk ışığında karşımıza çıkan o fotoğraf, sadece bir savaş suçu belgesi değil; sömürgeci aklın kadın bedeni üzerindeki kadim iştahının pornografik bir dışavurumudur: Elinde tuttuğu kesik bir kadın saçını, sanki fethedilmiş bir kalenin sancağını dalgalandırırmışçasına objektife uzatan cihatçı bir terörist. Bu sahne, şiddetin fiziksel sınırlarını aşarak sembolik bir imha rejimine evirildiği o eşikte durur. Burada saç, biyolojik bir eklenti olmaktan çıkmış; Rojava’nın politik coğrafyasının, kadın özgürlükçü paradigmasının ve bir halkın kültürel hafızasının somutlaşmış bir parçası haline gelmiştir. Cihatçının elindeki o örgü, Frantz Fanon’un tarif ettiği "insandışılaştırma" sürecinin en radikal aşamasıdır: Kadın artık bir özne değil, bedeni parçalanabilir ve parçaları sergilenebilir bir "ganimet" (trophy) hükmündedir.
Sessizliğin Geometrisi ve Bedenin Coğrafyası
Sömürgecilik, sadece bir toprak parçasını ele geçirmek değildir; o toprağın üzerindeki her türlü yaşam belirtisini kendi iktidar diliyle yeniden ölçmek ve tasnif etmektir. Bu bağlamda kadın bedeni, sömürgeci için bir terra nullius (sahipsiz toprak) olarak görülür.
Sömürgeci akıl bir coğrafyayı işgal ederken önce onu "sessizleştirir". Rojava örneğinde kadın bedeni, stratejik bir sınır hattıdır. Teröristin saçı kesmesi, bir ordunun bir ülkenin sınır tellerini kesip içeri girmesiyle eşdeğer bir "geometrik" müdahaledir; bedenin dairesel bütünlüğü, keskin bir bıçak darbesiyle parçalanır. Bu eylemle saç, kadına ait bir parça olmaktan çıkarılıp sömürgecinin elinde sergilenen bir "biyopolitika hammaddesine" dönüştürülür. Militan, kadını sosyal mekandan koparıp kendi mülkiyetindeki "vahşi nesne" alanına hapseder.
Tarihsel Yankılar: Cezayir’den Rojava’ya Bedenin Sömürgeleştirilmesi
Sömürgeci akıl, coğrafya ve zaman değişse de hegemonya kurma yöntemlerinde şaşırtıcı bir süreklilik gösterir. 1950’lerin Fransız Cezayiri’nde sömürgeci idare, "medenileştirme" bahanesiyle Cezayirli kadınların peçelerini toplu törenlerle zorla açmış ve bu anları fotoğraflayarak "zafer" olarak sunmuştur.
Cezayir’deki peçe çıkarma törenleri ile Rojava’daki kesik saç örgüsü arasında doğrudan bir bağ vardır:
Her iki durumda da sömürgeci güç, kadının bedensel bir parçasını ele geçirerek onun kimliğini ve otonomisini sembolik olarak yok eder.
Çekilen her fotoğraf, sömürgecinin kendi topluluğuna verdiği bir "iktidar raporu"dur. "Bedenini parçaladığımın ruhuna da sahibim" iddiasıdır.
"Les Tondues" ve Erkeklik Onurunun Restorasyonu
Sömürgeci şiddetin kadın bedeni üzerindeki geometrik müdahalesi, sadece işgalci ile yerli arasında değil, işgalden kurtulan toplumun kendi içindeki "hesaplaşma" süreçlerinde de karşımıza çıkar. 1944 yılında Nazi işgalinden kurtulan Fransa’da yaşanan "Les Tondues" (Tıraş Edilenler) vakaları, bu durumun en trajik simgesidir.
Vatanın Bedenle Özdeşleştirilmesi: İşgalci Alman askerleriyle ilişki kurduğu iddia edilen 20 binden fazla kadının saçlarının sokak ortasında kazınması, vatanın "kirletilmiş" onurunun sembolik bir arınma ritüelidir. Fransız erkekleri, Nazi işgalini engelleyememiş olmanın verdiği yenilmişlik ve "eksik erkeklik" duygusunu, kadınların saçlarını kazıyarak ve onları kamusal alanda çıplaklaştırarak telafi etmeye çalışmışlardır.
Cinsiyetsizleştirme ve Damgalama: Saçın kazınması, kadının dişilliğinin ve toplumsal kimliğinin elinden alınmasıdır. Rojava’daki HTŞ militanının saç örgüsünü bir "ganimet" olarak tutmasıyla, Fransız kasabalarındaki kalabalıkların kadınların saçlarını kazıması aynı kökten beslenir: Kadın bedeni, siyasi sadakatin veya ihanetin tescil edildiği bir parşömendir.
Günah Keçisi Olarak Kadın: Tıpkı Rojava'da en savunmasız özneye yönelen şiddet gibi, Fransa'da da gerçek siyasi iş birlikçiler kaçarken, halkın öfkesi hayatta kalmak için Almanlara aşçılık yapan yoksul kadınlara yönelmiştir. Bu, sömürgeci şiddetin "kolay hedef" seçme mantığının bir uzantısıdır.
Nekropolitik Ganimet ve Arşiv Çatışması
Achille Mbembe’nin nekropolitik kavramı burada kilit rol oynar. Egemen güç, kimin yaşayıp kimin öleceğine ve ölümden sonra bedene ne olacağına karar verme gücüdür. Saçın bir nesne olarak sergilenmesi, sömürgeci arşivin en vahşi formudur. Sömürgeci, şiddeti dondurarak sürekli kılmak ister. Ancak bu "sessiz geometrinin" hesap edemediği şey, o örgünün bir "hafıza düğümüne" dönüşmesidir.
Militan o bağı kestiğini sanırken, aslında o bağı efsanevi bir kopuşa ve kolektif bir direniş nesnesine dönüştürür. Sömürgeci arşivi ölümü ve parçalanmayı kaydederken; kadın hafızası o örgüde cisimleşen yaşam iradesini geleceğe taşır.
Parçalanmış Bedenin Direnişi
Sonuç olarak, sömürgeci şiddetin kadın bedeni üzerindeki bu geometrik müdahalesi, sömürgecinin kendi ontolojik acizliğini ele verir. Saçı kesmek veya bedeni bir fotoğraf karesine hapsetmek, o bedenin temsil ettiği özgürlük iradesini kontrol altına alamamanın getirdiği bir hınç eylemidir. Militanın elinde yükselen o saç örgüsü, sömürgeci erkekliğin suç mahalli olduğu kadar, kadın özgürlük mücadelesinin dikişsiz hafızasıdır. Bedenin coğrafyası işgal edilebilir, ancak o coğrafyanın ruhu capcanlıdır.
1944’te Fransa’da bir sokak köşesinde dökülen saçlar ile bugün Rojava’da bir teröristin elinde sallanan o örgü, aynı sömürgeci ve ataerkil 'cezalandırma' haritasının parçalarıdır. Ancak tarihin unuttuğu bir gerçek vardır: Sömürgeci saçları kazıyarak veya keserek bir 'hüküm' verdiğini sansa da, o saçlar toprağa düştüğü andan itibaren birer direniş tohumuna dönüşür. Bugün 'milli utanç' olarak anılan Les Tondues fotoğrafları gibi, Rojava’daki o kesik örgü de gelecekte sömürgeci erkekliğin iflasının en somut delili olarak anılacaktır.
Kaynakça
· Fanon, F. (1961). Yeryüzünün Lanetlileri.
· Mbembe, A. (2019). Nekropolitik.
· Spivak, G. C. (1988). Madun Konuşabilir mi?.
· McClintock, A. (1995). Imperial Leather: Race, Gender, and Sexuality in the Colonial Contest.