Nesibe’in Yolculuğu: Göçün Hafızasından Kadın Dayanışmasına
Bazı yaşam hikâyeleri yalnızca bir insanın kendi geçmişini anlatmaz; bir dönemin acılarını, direncini ve yeniden ayağa kalkma iradesini de taşır.
Sevgili Nesibe Yöyler’in yaşam yolculuğu da böyle bir hikâyedir. Muş’un Malazgirt ilçesinde başlayan, göç yollarından geçerek Bandırma’da kadın emeğiyle yeniden şekillenen bu yolculuk; yalnızca bireysel bir mücadele değil, aynı zamanda binlerce insanın ortak hafızasının bir parçasıdır.
1990’lı yıllar bölgede çatışmaların, köy boşaltmaların, zorunlu göçlerin, faili meçhul cinayetlerin, gözaltıların ve tutuklamaların yoğun yaşandığı yıllardı. O dönemde birçok aile, doğduğu topraklardan kopmak, geçmişini geride bırakmak ve hiç bilmediği kentlerde yeni bir yaşam kurmak zorunda kaldı.
Muş’tan Van’a, Bitlis’ten Ağrı’ya, Kars’tan Amed’e kadar birçok kentten İstanbul’a, İzmir’e, Mersin’e, Balıkesir’e uzanan bu göç hikâyeleri sadece yer değiştirmek değildi. İnsanların kimliğini, kültürünü, dilini ve onurunu koruyarak yeni bir hayat kurma mücadelesiydi.
Bu büyük göç yolculuğunda kadınlar çoğu zaman hem acının taşıyıcısı hem de yaşamın kurucusu oldu. Evlerini, ailelerini, çocuklarını ve umutlarını ayakta tutan kadınlar; görünmeyen emekleriyle yeni hayatların temelini attılar.
Malazgirt’ten Bandırma’ya uzanan yaşamında kendisi; anne olarak, emekçi olarak, insan hakları savunucusu olarak ve toplumsal mücadele içinde yer alan bir kadın olarak kendi hikâyesini ördü.
Kızı Şevin ile kurduğu yaşam, sadece bir anne-kız ilişkisi değil; dayanışmanın, birlikte güçlenmenin ve geleceğe tutunmanın da bir örneği oldu. Zorluklara rağmen büyüyen bu bağ, kadınların birbirine yaslanarak nasıl yeni yollar açabildiğini gösteriyor.
Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 24 Haziran 2018 genel seçimlerinde Balıkesir birinci sıra milletvekili adayı olduğu dönemde tanıştık. Seçim sürecinde yürüttüğü çalışmaları, halkla kurduğu temasları ve sahadaki mücadelesini takip ederek haberleştirdim.
O dönem yürüttüğü çalışma, yalnızca bir seçim faaliyeti değildi. Aynı zamanda yıllardır sesi duyulmayan kesimlerle temas kurma, sorunları görünür kılma ve toplumsal mücadeleyi siyasal alanda ifade etme çabasıydı.
Seçimi küçük bir farkla kaybetmesine rağmen yürüttüğü çalışma kentte önemli bir karşılık buldu. Önceki seçimlere göre partisinin oylarını artıran güçlü bir saha emeği ortaya koydu.
2019 yılında Amed’de gerçekleştirdiğimiz görüşmenin ardından başlayan iletişimimiz bugün de devam ediyor. İnsan hakları mücadelesini Balıkesir İHD Şube Eş Başkanı olarak sürdürürken, yaşamını da kadın emeğiyle kurmaya devam ediyor.
Bandırma köylerinde bir grup kadınla birlikte tarlalarda çalışan bu kadınlar, sadece üretim yapmıyor; aynı zamanda kendi dayanışma alanlarını oluşturuyor.
Tarlada karşılaştığım tablo, emeğin sadece alın terinden ibaret olmadığını gösteriyordu. Orada aynı zamanda geçmişin yaralarını onaran, kadınların birbirine güç verdiği, birlikte ayakta kalma iradesinin büyüdüğü bir yaşam vardı.
Ankara’da bulunduğum sırada kendisinden röportaj talebinde bulundum. Pazar günü için anlaştık.
Gece başlayan Bandırma yolculuğum sabah saat 05.00’te sona erdi. Otogarda beni karşılayan kişinin kendisi olduğunu gördüm. Direksiyonda da yine kendisi vardı.
Amed’in 21 plakalı dolmuşuyla kadınların emek verdiği Yenisığırcı köyüne doğru yola çıktık. Yol boyunca sadece bir yere değil; yılların emeğine, mücadelesine ve dayanışmasına doğru ilerliyorduk.
Tarlaya vardığımızda üretimin içinde olan kadınlarla karşılaştım. Burada emeğin sahibi de, sorumluluğunu taşıyan da yine kadınlardı.
Bir yandan toprağa emek veriyor, diğer yandan kadınların çalışma düzeniyle ilgileniyordu. Ücret, hak, adalet ve emek konusunda gösterdiği hassasiyet, kadın emeğinin değersiz görülmesine karşı güçlü bir duruştu.
Çünkü kadın emeği sadece ekonomik bir katkı değildir. Kadının toplumdaki yerini, bağımsızlığını ve kendi ayakları üzerinde durma mücadelesini belirleyen temel güçlerden biridir.
Tarlada farklı hayat hikâyelerine sahip kadınlar birlikte çalışıyordu. Kimisi geçmişte zorunlu göç yaşamış, kimisi hayatın başka zorluklarıyla mücadele etmişti. Ancak ortak noktaları aynıydı: Emek vermek, üretmek ve dayanışmak.
Gün boyunca röportaj yaptık, sohbet ettik. Sabah başlayan çalışma 14.00 civarında sona erdi.
Daha sonra eve geçtiğimizde Şevin’in hazırladığı sofrada buluştuk. O sofrada sadece yemek değil; yılların mücadelesi, anne-kız dayanışması ve kadınların ortak hikâyesi vardı.
Ardından tarlada çalışan kadınlar ve çocuklarla sahilde bir araya geldik. Çay, sohbet ve paylaşım içinde geçen o gün; tarladan eve, evden sahile uzanan bir dayanışma hikâyesine dönüştü.
Kadınlar, zorunlu göç sonrası uzun süre kendilerini kapalı alanlarda hissettiklerini; ancak birlikte çalışmanın, üretmenin ve yan yana durmanın onlara yeniden güç verdiğini anlattılar.
Toprağa dokunmanın, alın teri dökmenin ve birlikte üretmenin sadece ekonomik değil; aynı zamanda ruhsal ve toplumsal bir güç yarattığını söylediler.
Bandırma’ya ilk gelişim yıllar önce askerlik dönemimde olmuştu. İkinci gelişim ise bu kez bambaşka bir hikâyeye tanıklık etmek içindi: Göçün izlerini taşıyan, emeğiyle var olan kadınların hikâyesine.
Bu yolculuk bir kez daha gösterdi ki bazı yaşamlar sadece kişisel değildir. İçinde bir dönemin hafızasını, toplumsal acıları ve yeniden kurulan umutları taşır.
Nesibe Yöyler’in hikâyesi; göçten emeğe, siyasetten insan haklarına, annelikten kadın dayanışmasına uzanan çok katmanlı bir yaşam hikâyesidir.
Toprağa bırakılan her tohum gibi kadın emeği de dayanışmayla büyür.
Çünkü kadınlar yalnızca hayatın yükünü taşıyan değil; hayatı yeniden kuran, değiştiren ve geleceğe taşıyan en güçlü emekçilerden biridir.