VAN - Okullarda yaşanan şiddet toplumdaki gerilimden bağımsız olmadığı için “münferit” olmadığını belirten eğitimciler, Milli Eğitim Bakanı başta olmak üzere sorumluların istifa etmesini istedi.
Riha’nın Sêwereg (Siverek) ilçesinde 14 Nisan’da Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan silahlı saldırıdan bir gün sonra (15 Nisan) Mereş’te bir okulda katliam yaşamdı. Sêwereg’deki saldırıda 16 kişi yaralanırken, Mereş’teki saldırıda 9 kişi yaşamını yitirdi, 13 kişi yaralandı. Bireysel silahlanmanın en yüksek olduğu kentlerden biri olan Wan’da da 19 Eylül 2025 tarihinde benzer bir olay yaşanmıştı. Wan’ın Rêya Armûşê (İpekyolu) ilçesinde bulunan Şehit Kemal Görgülü İlk ve Ortaokulu’nda boşanma aşamasında olduğu öğrenilen bir şahıs, kayınbiraderi olan sınıf öğretmeni R.A. için okula gelerek ateşli silahla saldırıda bulunmuştu.
Okullarda artan şiddet olaylarına karşı eyleme geçen Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), 16-17 Nisan tarihlerinde ülke genelinde iş bırakarak, Milli Eğitim Bakanlığı önünde "yaşam nöbeti" başlattı. Eğitim Sen Wan Şube Yürütme Kurulu (YK) üyesi Rojhat Aslan, konuya dair değerlendirmelerde bulundu.
‘OKULLARIN DURUMU TOPLUMDAN BAĞIMSIZ DEĞİL’
Gerek sağlık gerekse de eğitim iş kolunda şiddete maruz kalan binlerce emekçinin olduğunu belirten Aslan, Eylül ayında Rêya Armûşê’de yaşanan saldırıyı hatırlattı. Aslan, “Ülkenin genel şiddet durumu okullarda da kendisini gösteriyor. Yaşananları münferit olaylar olarak görmüyoruz. Bunu da bir kişinin cinnet geçirmesi ya da şiddet eğilimi üzerinden de nitelendirmiyoruz. Toplumun ekseriyetinde şiddete meyil durumu var. Bu kişinin aynı zamanda o okullardan çıkan bir öğrenci olması da ayrıca tartışılması gereken bir konu. Okulların daha güvenli alanlar haline gelmesinin yollarından birinin de eğitim sisteminin barışçıl bir sistem üzerine inşa edilmesi ve çocuğun tüm ihtiyaçlarını gideren bir yerden örülmesi gerektiğini düşünüyoruz. O çocuk (Ömer Ket), eğitim sistemi içerisinde eğer gerçekten ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir durumda olsaydı, okulda eğer yeterli derecede rehberlik servisinde yeterli şekilde kadrolu istihdam sağlanabilseydi, belki bu şiddet olayına girişmeyecekti. Bu hükümetin ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevi olarak önlerinde duruyor. Daha kaç kişinin ölmesi, şiddete maruz kalması gerekiyor? Buna da bakan ve hükümet temsilcileri cevap olmak zorunda” ifadelerini kullandı.
‘SORUMLULUK MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NIN’
Yaşananlardan sorumluların istifa etmemesine dikkat çeken Aslan, “görevi ihmalden” dolayı görevden alınmaların küçük de olsa bir adım olacağını söyledi. Saldırganın önceden tehditte bulunduğu ancak herhangi bir önlem alınmadığını anımsatan Aslan, “Bundan sonra daha sıkı tedbirler alınmalı. Çünkü bu öğrenci, okula şiddeti taşımadan önce bir tehditte bulunuyor. Bu tehdit okul idaresi tarafından ilgili mercilere bildiriliyor. Ama önlem alınmıyor. Bu kişi daha sonra elini kolunu sallayarak, saklanamayacak, gizlenemeyecek bir şiddet aracını okula sokabiliyor. Sadece eğitim emekçileri açısından da değil, öğrenciler açısından da okulda olan herkes açısından da bu durum büyük bir sorun teşkil ediyor” diye belirtti. Bundan sonra yapılması gerekenin soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi olduğunun altını çizen Aslan, “Burada öncelikle sorumlu olan kişilerin hesap verilebilir bir pozisyona getirilmesi gerekiyor. Burada en büyük sorumluluk Millet Eğitim Bakanlığı’nın. Bu şiddet olayı, Türkiye’de yaşanan ilk şiddet olayı değil. Bunun ilk adımı olarak Milli Eğitim Bakanı istifa ederek sorumluluğu almalı. Öğretmenin itibarını ayaklar altına alan bir bakanın, öğretmenin can güvenliğini koruyabileceğini düşünmüyoruz. Bugüne kadar yapmış olduğu pratiklerle de bunu gösterdi. Buna bir son verilmesi gerekiyor. Peki buna kim ‘dur’ diyecek? Elbette idare. Bizler öğretmenler olarak iş yerlerimizde birer güvenlik olarak davranamayız. Sadece güvenlik görevlisi geldiğinde de bu sorun çözülecek mi? Elbette hayır. Eğer iş yerlerimizde, toplumumuzda ayrıştırıcı bir dili daha da yayma politikasını sürdürürsek bunlar daha da ilerleyecek” dedi.
‘MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ’
Sistemin saldırıları sürekli “münferit” bir yerden değerlendirdiğine dikkati çeken Eğitim Sen Wan Şube Eşbaşkanı Funda Demir Bozkurt, sistemin bu tutumuyla kendi içindeki krizi görmezden geldiğini söyledi. Wan’da da pek çok kez aynı vakaların yaşandığını belirten Funda Demir Bozkurt, şöyle devam etti: “Eğitim emekçileri ve öğrenciler maalesef ki okullarda güvende değil. Bireysel silahlanmanın çok yüksek olduğu bir kentte yaşıyoruz. Burada sistemi sorgulamak lazım. Sistem böylesi bir vakayı nereden görüyor? Sistem içerisinde yaşanan krizler bu vakaları nasıl etkiliyor? Yaşanan her bir şiddet vakası eğitimden ve eğitim sisteminde yaşanan sorunlardan ayrı değil. Öncelikle eğitim içerisindeki şiddeti doğru tanımlamak gerekiyor. Olaylara kesinlikle kişisel olarak yaklaşılmamalı. Sistem içerisinde öncelikle Milli Eğitim Bakanlığı’nın bununla ilgili sorumluluk alması gerekiyor. En başında müfredattan sonra eğitim sistemi içerisindeki diğer tüm şiddeti doğuran etmenleri sorgulaması gerekiyor. Okullarda gerekli rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin atanması bu alanla ilgili gerekli atamaların hızlıca yapılması lazım. Bu tarz şiddete eğilimli çocukların sürekli bir gözetim altında olması ve kurumsal hareket edilmesi gerekiyor. Okullar içerisinde hem eğitim emekçilerinin hem de öğrencilerin güvenliğini sağlayacak pedagojik eğitim almış ve pedagojik donanımlara sahip güvenlik önlemlerinin ve güvenlik görevlilerinin alınması şart. Eğitim Sen olarak da okullarda ve iş yerlerimizde yaşanan bu şiddet vakalarına karşı iş bıraktık ve alanlarda kalarak mücadele etmeye devam edeceğiz.”
Kaynak: MA / Bilal Babat-Ceylan Şahinli





