<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Med Gündem</title>
    <link>https://www.medgundem.com</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve taraofız habercilik... HAKÎKAT; Drama edilmiş anlayışını değil gerçekten, umuttan, özgürlükten beslenen geleceğe dönük, bilimsel, objektif, cesur bir yayıncılık anlayışını benimsiyoruz</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.medgundem.com/rss/bilim-teknoloji" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 04 Jun 2026 05:10:44 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/rss/bilim-teknoloji"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[İnsanlığın kadim mirasında sinsi tehlike]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/insanligin-kadim-mirasinda-sinsi-tehlike</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/insanligin-kadim-mirasinda-sinsi-tehlike" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları, Afrika dışındaki modern insanların taşıdığı yüzde 4'e varan Neandertal DNA'sının, bağışıklık sistemini zayıflatarak kronik DNA virüslerine karşı vücudu savunmasız bıraktığını saptadı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlığın on binlerce yıl önce gerçekleştirdiği türler arası yakınlaşmanın faturası, modern tıp çağında önümüze çıkmaya devam ediyor. Antropoloji ve genetik biliminin saygın yayın organlarından Genome Biology and Evolution dergisinde yayımlanan kapsamlı bir araştırma, modern insanın bağışıklık haritasına dair çarpıcı bir gerçeği gözler önüne serdi. Bilim insanları, nesli tükenen kadim akrabamız Neandertallerden miras kalan genetik kodların, günümüzdeki bazı ölümcül ve kronik virüslere karşı savunma mekanizmamızı felç ettiğini kanıtladı.</p>

<h3>UK BİOBANK VERİLERİ DEŞİFRE EDİLDİ: GİZLİ VİRÜS YÜKÜ ÇOK DAHA YÜKSEK</h3>

<p>Neandertal soyunun modern tıbba etkilerini incelemek isteyen uluslararası araştırmacılar, Birleşik Krallık'taki devasa sağlık veri tabanı UK Biobank bünyesinde kayıtlı yüz binlerce kişinin genetik profilini mercek altına aldı. Yapılan boylamsal analizlerde, arkaik (eski) gen varyantları ile vücuttaki DNA virüslerinin yoğunluğu arasında doğrudan bir bağ saptandı.</p>

<p>Özellikle kanser ve kronik yorgunluk sendromu gibi hastalıklarla ilişkilendirilen Epstein-Barr virüsü (EBV), İnsan Herpesvirüsü 7 (uçuk virüsü ailesi) ve tork teno virüsleri üzerinde yapılan incelemeler, bünyesinde yoğun Neandertal DNA'sı barındıran kişilerin bu patojenleri vücutlarından temizlemekte çok daha başarısız olduğunu ortaya koydu. Söz konusu beş sinsi virüsün, bağışıklık sistemi güçlü olan bireylerde bile Neandertal alellerinin varlığı sebebiyle çok daha agresif şekilde çoğaldığı belirlendi.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/28852d04-5188-49d7-9249-8f82a2e5fa96.jpg" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİN ANAHTARI OLAN BÖLGEDE 18 RİSKLİ ALAN KEŞFEDİLDİ</h3>

<p>Genom haritasını derinlemesine inceleyen uzmanlar, arkaik gen varyantlarının özellikle viral yükü artırdığı 18 kritik bölge saptadı. Bu bölgelerin çok büyük bir kısmının, bağışıklık sisteminin kanserli veya enfekte olmuş hücreleri tanıyıp yok etmesini sağlayan Majör Histokompatibilite Kompleksi (MHC) adı verilen gen grubunun içinde yer alması tıp dünyasında alarm verilmesine neden oldu.</p>

<p>Evrimsel genomik uzmanı ve çalışmanın ortak yazarı Doç. Dr. Michael Dannemann, elde edilen verilerin sarsıcı bir tezat barındırdığını vurguladı. Dannemann, "Neandertal genlerinin daha önce grip gibi akut enfeksiyonlara yol açan RNA virüslerine karşı bizi koruduğu biliniyordu. Ancak yeni sonuçlar, bu genlerin uzun yıllar vücutta pusuda bekleyen kronik DNA virüslerine karşı tamamen etkisiz, hatta zararlı olduğunu gösteriyor" açıklamasında bulundu.</p>

<h3>PALEOLİTİK DÖNEMİN SİLAHLARI MODERN ÇAĞIN SAVAŞINDA YETERSİZ KALIYOR</h3>

<p>Bilim insanları, bu genetik zafiyetin evrimsel nedenlerini de deşifre etmeyi başardı. On binlerce yıl önce Paleolitik dönem şartlarında yaşayan Neandertallerin bağışıklık sistemleri, o çağın doğasında var olan ani ve hızlı öldüren (akut) enfeksiyonlarla savaşmak üzere optimize edilmişti. O dönem hayatta kalmayı sağlayan bu genetik koruma kalkanı, aradan geçen milenyumlar boyunca evrimleşen ve insan vücudunda sessizce yıllarca saklanabilen modern DNA virüslerine karşı bugün tamamen işlevsiz kalmış durumda.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/insanligin-kadim-mirasinda-sinsi-tehlike-neandertal-genleri-mode</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/insanligin-kadim-mirasinda-sinsi-tehlike</guid>
      <pubDate>Sun, 31 May 2026 17:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/05/a238b8ec-eb1e-4c51-9281-16a35095a6f0.webp" type="image/jpeg" length="36054"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İnsanlar neden komplo teorilerine inanıyor?]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/oxford-universitesinden-dikkat-ceken-arastirma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/oxford-universitesinden-dikkat-ceken-arastirma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Oxford Üniversitesi’nden psikolog Karen Douglas ve ekibinin çalışmaları, komplo teorilerine inanma eğiliminin tek bir nedene değil; psikolojik ihtiyaçlar, belirsizlik algısı ve sosyal faktörlerin birleşimine dayandığını ortaya koyuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Komplo teorileri, özellikle belirsizlik dönemlerinde hızla yayılabilen inanç sistemleri olarak dikkat çekiyor. Bu konuda yapılan akademik çalışmalar arasında en çok referans verilen araştırmalardan biri, Oxford Üniversitesi’nden psikolog Karen Douglas ve çalışma arkadaşlarının 2017 yılında yayımladığı “<em>The Psychology of Conspiracy Theories”</em> başlıklı makale.</p>

<h3>DOUGLAS VE EKİBİNİN ARAŞTIRMASI NE SÖYLÜYOR?</h3>

<p>Söz konusu çalışmaya göre komplo teorilerine inanma eğilimi üç temel psikolojik ihtiyaca dayanıyor:</p>

<p>Epistemik ihtiyaçlar: Dünyayı anlamlandırma ve belirsizliği azaltma isteği</p>

<p>Varoluşsal ihtiyaçlar: Kontrol kaybı ve tehdit algısını yönetme ihtiyacı</p>

<p>Sosyal ihtiyaçlar: Kimlik, aidiyet ve “biz ve onlar” ayrımı oluşturma eğilimi</p>

<p>Araştırma, insanların özellikle karmaşık ve kontrol edilemeyen olaylar karşısında alternatif açıklamalara yönelme eğiliminde olduğunu vurguluyor.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/b8542132-2742-49a1-b9ef-0f2635a18b34.jpg" /></p>

<h3>BELİRSİZLİK VE KONTROL DUYGUSU</h3>

<p>Douglas ve ekibinin çalışmasına göre, bireyler kendilerini güçsüz veya belirsizlik içinde hissettiklerinde komplo teorilerine daha açık hale geliyor. Çünkü bu tür açıklamalar, rastlantısallık yerine “planlı bir düzen” olduğu hissini vererek psikolojik rahatlama sağlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>SOSYAL KİMLİK VE GRUPLAR</h3>

<p>Araştırma ayrıca komplo inançlarının sosyal kimliklerle de bağlantılı olduğunu gösteriyor. İnsanlar, ait oldukları grubu “bilgili” ya da “uyanık” olarak görme eğiliminde olabiliyor. Bu durum, komplo teorilerinin sosyal bağlamda da güçlenmesine neden oluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/oxford-universitesi-nden-dikkat-ceken-arastirma-insanlar-neden-k</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji, Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/oxford-universitesinden-dikkat-ceken-arastirma</guid>
      <pubDate>Sun, 17 May 2026 18:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/05/4b2cd0bb-4ba5-4626-8507-8b96b6d5db51.webp" type="image/jpeg" length="88672"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Plüton’un ötesindeki 'cüce' dünyada atmosfer tespit edildi!]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/plutonun-otesindeki-cuce-dunyada-atmosfer-tespit-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/plutonun-otesindeki-cuce-dunyada-atmosfer-tespit-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gökbilimciler, Güneş Sistemi’nin en uzak köşelerinden birinde, sadece 500 kilometre çapındaki buzlu bir gök cisminin etrafında ince bir atmosfer tabakası buldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Güneş Sistemi'nin en soğuk ve en uzak bölgelerinden biri olan Kuiper Kuşağı, bilim dünyasını şaşırtmaya devam ediyor. Japonya Ulusal Astronomik Gözlemevi liderliğinde yürütülen ve sonuçları prestijli Nature Astronomy dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, Plüton’un ötesinde süzülen minik bir buz dünyasının kendine has bir atmosferi olduğunu ortaya koydu. (612533) 2002 XV93 olarak adlandırılan bu "mini dünya", atmosferi olduğu kanıtlanan en küçük gök cismi unvanını kazanabilir.</p>

<h3>GELENEKSEL ASTRONOMİ GÖRÜŞÜNE BÜYÜK MEYDAN OKUMA</h3>

<p>Bilim insanları bugüne dek atmosferlerin yalnızca devasa kütleli gezegenler, cüce gezegenler veya dev uydular tarafından korunabileceğine inanıyordu. Ancak yaklaşık 500 kilometre çapındaki bu nesne, yerçekimiyle bağlı küresel bir atmosferi muhafaza ederek ezberleri bozdu. Araştırma ekibinin lideri Ko Arimatsu, keşfin şaşırtıcı olduğunu belirterek, "Bu durum, küçük dünyaların doğasına ilişkin bakış açımızı kökten değiştiriyor. Atmosferlerin sadece büyük yapılarla sınırlı olduğu görüşü artık sorgulanıyor," açıklamasında bulundu.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/80cd9c25-08b2-4102-8079-995fc171f41a.jpg" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>DÜNYA’NIN ATMOSFERİNDEN MİLYONLARCA KAT DAHA İNCE</h3>

<p>Yapılan analizler, bu uzak gök cisminin atmosferinin Dünya’nın koruyucu tabakasından 5 ila 10 milyon kat daha ince olduğunu gösteriyor. Hatta bu tabaka, Plüton’un halihazırda seyrek olan atmosferinden bile 50 ile 100 kat daha zayıf bir yapıya sahip. Uzmanlar, bu ince örtünün metan, azot veya karbonmonoksit gazlarından oluşabileceğini tahmin ediyor. Söz konusu gazların varlığı, nesnenin 2024 yılında uzak bir yıldızın önünden geçişi sırasında ışıkta yarattığı kırılma ve kararma ile tespit edildi.</p>

<h3>GİZEMLİ KAYNAK: BUZ VOLKANLARI MI, ÇARPIŞMA MI?</h3>

<p>Bilim dünyası şimdi bu ince atmosferin nasıl oluştuğu sorusuna yanıt arıyor. İki temel senaryo üzerinde duruluyor: Birincisi, geçmişte yaşanan şiddetli bir kuyruklu yıldız çarpmasının yarattığı geçici gaz bulutu; ikincisi ise nesnenin iç çekirdeğindeki faaliyetler sonucu dışarı sızan gazlar, yani buz volkanları (kriyovolkanizma).</p>

<p>NASA’nın New Horizons misyonundan tanınan ünlü bilim insanı Alan Stern, keşfin bağımsız kaynaklarca doğrulanması gerektiğini vurgularken, sonucun doğruluğu halinde astronomi kitaplarının yeniden yazılabileceğini belirtti. Gelecek yıllarda yapılacak gözlemler, atmosferin kalıcı olup olmadığını belirleyecek. Eğer atmosfer zamanla yok olmazsa, bu durum nesnenin içsel bir gaz kaynağına sahip olduğunu kanıtlayacak.</p>

<h3>JAMES WEBB TELESKOBU SON NOKTAYI KOYACAK</h3>

<p>Keşfin kesinlik kazanması ve atmosferin kimyasal yapısının tam olarak çözülmesi için gözler NASA’nın devasa gözlemevi James Webb Uzay Teleskobu’na çevrilmiş durumda. Önümüzdeki süreçte yapılacak derin uzay taramaları, Güneş Sistemi’nin karanlık sınırlarında daha kaç tane benzer yapının saklandığını ortaya çıkarabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/gunes-sistemi-nin-sinirinda-ezber-bozan-kesif-pluton-un-otesinde</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/plutonun-otesindeki-cuce-dunyada-atmosfer-tespit-edildi</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 16:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/05/d0d3c53b-bbd6-4456-9476-369546d07e40.webp" type="image/jpeg" length="30395"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mars'ta heyecanlandıran keşif: Yaşamın yapı taşları bulundu]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/marsta-heyecanlandiran-kesif</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/marsta-heyecanlandiran-kesif" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[NASA'nın Curiosity keşif aracı, Mars yüzeyinde gerçekleştirdiği tarihi deneyle 3,5 milyar yıllık organik moleküller keşfetti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlığın "Evrende yalnız mıyız?" sorusuna yanıt arayışında Mars’tan devrim niteliğinde bir haber geldi. NASA'nın emektar keşif aracı Curiosity, Gale Krateri'nde yürüttüğü çalışmalar sırasında, gezegenin geçmişinde yaşamın filizlenmiş olabileceğine dair en güçlü kanıtları gün yüzüne çıkardı.</p>

<h3>MARS’TA DAHA ÖNCE HİÇ GÖRÜLMEMİŞ MOLEKÜLLER</h3>

<p>Nature Communications dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, Curiosity topladığı kaya örneklerini "ıslak kimya" yöntemiyle analiz etti. Yapılan incelemelerde, en az yedi tanesi Mars'ta ilk kez saptanan, karbon içerikli karmaşık organik moleküller tespit edildi. Florida Üniversitesi'nden Dr. Amy Williams, bu moleküllerin Mars’ın yüksek radyasyonuna rağmen 3,5 milyar yıl boyunca bozulmadan kalabilmiş olmasını "şaşırtıcı bir koruma başarısı" olarak nitelendirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>DNA VE RNA’NIN ÖNCÜLERİ: AZOT HETEROSİKLLERİ</h3>

<p>Keşfin en heyecan verici noktası, "azot heterosiklleri" olarak bilinen yapıların saptanması oldu. Bu yapılar, yeryüzündeki tüm yaşamın genetik bilgi kaynağı olan DNA ve RNA’nın temel bileşenleri arasında yer alıyor. Ayrıca, ünlü Murchison meteoritinde de bulunan benzotiofen bileşiğinin Mars kayalarında görülmesi, Dünya ve Mars'ın geçmişte benzer kozmik yapı taşlarını paylaştığını kanıtlıyor.</p>

<h3>"MOUNT SHARP" BÖLGESİ YAŞAMIN İZLERİNİ KORUYOR</h3>

<p>2012'den bu yana görev yapan Curiosity, antik göl yataklarından gelen kil tabakalarının bulunduğu Mount Sharp bölgesini hedef alıyordu. Bilim insanları, bu çamurtaşı tabakalarının organik maddeleri hapseden ve milyarlarca yıl saklayabilen bir "kapsül" görevi gördüğünü doğruladı. Bu durum, Mars'ın bir zamanlar soğuk bir çölden ziyade, yaşamın oluşmasına olanak tanıyan ılıman ve sulak bir yer olduğu tezini güçlendiriyor.</p>

<h3>SIRADA ÖRNEKLERİN DÜNYA'YA GETİRİLMESİ VAR</h3>

<p>Bilim dünyası şu an tek bir soruya odaklanmış durumda: Bu moleküller antik bir yaşamın kalıntısı mı, yoksa jeolojik süreçlerin bir ürünü mü? Uzmanlar, kesin kanıt için bu kaya örneklerinin laboratuvar ortamında incelenmek üzere Dünya'ya getirilmesi gerektiği konusunda birleşiyor. Curiosity'nin açtığı bu yol, Mars'ta yaşam arayışında artık bir "olasılıktan" çok, "zaman meselesine" odaklanıldığını gösteriyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/bilim-teknoloji/mars-ta-heyecanlandiran-kesif-yasamin-yapi-taslari-bul</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/marsta-heyecanlandiran-kesif</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 13:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/04/c33e9219-dbc4-4e13-98c6-fe8ad6961126.webp" type="image/jpeg" length="99573"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['C15:0' yağ asidi yaşlanmayı durdurabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/c150-yag-asidi-yaslanmayi-durdurabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/c150-yag-asidi-yaslanmayi-durdurabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları, bir zamanlar zararlı sayılan doymuş yağların içindeki 'pentadekanoik asit'in (C15:0), hücresel yaşlanmayı engelleyen en önemli anahtar olabileceğini belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Küresel sağlık otoritelerinin on yıllardır sürdürdüğü "doymuş yağlardan kaçının" öğretisi, 2026 yılı itibarıyla köklü bir revizyona uğruyor. ABD Tarım Bakanlığı'nın (USDA) Ocak 2026'da yayımladığı yeni beslenme yönergeleri, tam yağlı süt ürünleri ve kırmızı etin sağlık üzerindeki etkilerine dair paradigma değişimini tescilledi. Bilim dünyasının son dönemdeki en heyecan verici keşfi ise C15:0 (pentadekanoik asit) adlı yağ asidi oldu. Araştırmalar, bu özel bileşiğin insan ömrünü uzatabilecek "temel bir besin maddesi" kategorisine alınabileceğini gösteriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>DONANMA YUNUSLARINDAN İNSAN HÜCRESİNE UZANAN KEŞİF</h3>

<p>C15:0'ın mucizevi etkileri, aslında denizde başlayan bir araştırmanın sonucu olarak ortaya çıktı. Veteriner epidemiyolog Dr. Stephanie Venn-Watson, ABD Donanması'na ait yunuslar üzerinde yaptığı çalışmalarda, bazı yunusların neden daha sağlıklı yaşlandığını inceledi. Yapılan analizlerde, sağlıklı yaşlanan yunusların kanında yüksek oranda C15:0 tespit edildi. Bu bulgu, ilerleyen yıllarda yapılan insan çalışmalarıyla da desteklendi. C15:0'ın sadece hücre zarlarını güçlendirmekle kalmadığı, aynı zamanda hücrelerin dış etkenlere karşı direncini artırarak yaşlanma hızını yavaşlattığı saptandı.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/23d9057c-d038-426a-baa5-d2e566e98980.jpg" /></p>

<h3>'HÜCRESEL KIRILGANLIK SENDROMU' VE ERKEN YAŞLANMA RİSKİ</h3>

<p>Bilim dünyasının 2026 projeksiyonlarında öne çıkan "Hücresel Kırılganlık Sendromu", her üç kişiden birini etkileyen sinsi bir tehdit olarak tanımlanıyor. Dr. Venn-Watson’ın araştırmalarına göre, vücutta yeterli C15:0 bulunmadığında hücre zarları zayıflıyor ve "ferroptoz" adı verilen yeni bir hücre ölümü türü tetikleniyor. Bu süreç; Tip 2 diyabet, kalp hastalıkları, karaciğer yağlanması ve bilişsel gerileme gibi yaşlılığa bağlı kronik rahatsızlıkları doğrudan hızlandırıyor. Uzmanlar, modern beslenme alışkanlıkları nedeniyle tam yağlı süt ürünlerinden uzaklaşılmasının, toplum genelinde ciddi bir C15:0 eksikliğine yol açtığı uyarısında bulunuyor.</p>

<h3>İYİ YAĞLAR NEREDEN ALINMALI?</h3>

<p>USDA'nın 1977'den bu yana sürdürdüğü "tüm doymuş yağlar kötüdür" anlayışının yıkılmasıyla birlikte, tüketiciler için yeni bir beslenme haritası ortaya çıktı. Uzmanlar, sağlıklı yağ asitlerini almak ve yaşlanma etkilerine direnmek için şu yöntemleri öneriyor:</p>

<ul>
 <li>Yüksek Kaliteli Süt Ürünleri: Özellikle mera besisi (grass-fed) hayvanlardan elde edilen tam yağlı süt ve peynirler en zengin C15:0 kaynakları arasında yer alıyor.</li>
 <li>Lif Tüketimi: Beslenme düzenine eklenen yüksek lifli gıdalar, bağırsak mikrobiyotasının doğal yoldan daha fazla C15:0 üretmesine yardımcı olabiliyor.</li>
 <li>Doğru Takviye Kullanımı: Gıdalardan yeterli seviyede alınamadığı durumlarda, bilimsel olarak test edilmiş C15:0 takviyeleri hücresel direnci artırmak için bir alternatif sunuyor.</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/bilim-dunyasinda-ezber-bozan-gelisme-c15-0-yag-asidi-yaslanmayi-</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/c150-yag-asidi-yaslanmayi-durdurabilir-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 11:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/04/b4b08bbb-a2d7-4cd8-bebc-632df41a823f.jpg" type="image/jpeg" length="29363"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Erkekliğin Kısa ve Düz(!) Yolu” Diyarbakır’da Tartışıldı]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/erkekligin-kisa-ve-duz-yolu-diyarbakirda-tartisildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/erkekligin-kisa-ve-duz-yolu-diyarbakirda-tartisildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Psikanaliz Derneği’nin Diyarbakır’daki toplantısında “Erkekliğin Kısa ve Düz(!) Yolu”başlığıyla erkeklik tartışıldı,kadınlık ve embriyoloji ele alındı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>AMED / MED GÜNDEM –</strong> Diyarbakır’da faaliyet yürüten İstanbul Psikanaliz Derneği tarafından düzenlenen psikanaliz toplantılarının bu ayki konusu “Erkeklik” oldu. Geçtiğimiz ayki oturumda ise “Kadınlık” teması ele alınmıştı.<br />
“Erkekliğin Kısa ve Düz(!) Yolu” başlıklı panelin moderatörlüğünü psikolojik danışman Fatma Yücel yaptı. Konuşmacı olarak ise İstanbul Psikanaliz derneği formatört analist Talat Parman yer aldı.</p>

<p><img alt="" height="2408" src="https://medgundemcom.teimg.com/medgundem-com/uploads/2026/04/d-s-c01068.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="4288" /><br />
Etkinlik, 11 Nisan Cumartesi günü saat 15.00’te Bezgin Bekir Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Programın iki ayda bir cumartesi günleri hem üyelerin hem de halka açık şekilde düzenlendiği, pazar günleri ise dernek üyeleri ve ruh sağlığı çalışanlarına yönelik seminerler yapıldığı belirtildi.<br />
<strong>Fatma Yücel</strong>, panele katılanlara teşekkür ederek panelist konuşmacı Talat Parman’ı tanıttı. Parman’ın; psikiyatr-psikanalist, İstanbul Psikanaliz Derneği kurucu başkanı ve aynı zamanda formatör analist olduğu belirtildi. Ayrıca Paris Psikanaliz Kurumu ve Uluslararası Psikanaliz Derneği üyesi olduğu ifade edildi. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tıp eğitimi aldığı ve Paris René Descartes Üniversitesi’nde psikiyatri alanında uzmanlaştığı kaydedildi. Yirmi yıl boyunca İstanbul Üniversitesi Pediatri Enstitüsü Adolesans Bilim Dalında çocuklar, ergenler ve ailelerle çalıştığı, psikiyatri doçenti olduğu aktarıldı. Ergenlik ve psikanaliz üzerine kitaplar yazdığı, J.-B. Pontalis’in yapıtlarını Türkçeye çevirdiği, “Psikanaliz Yazıları” dergisinin yayın yönetmenliğini yaptığı ve şu anda Yapı Kredi Yayınevi tarafından yayımlanan “Psikanaliz Defterleri” dergisinin yayın kurulu üyesi olduğu belirtildi.<br />
Kitapları arasında “Ergenlik ya da Merhaba Hüzün”, “Ergenliğin Tutkusu”, “Psikanalizi Yazmak” ve “Psikanalitik Denemeler” bulunduğu, tüm kitap ve çevirilerinin Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlandığı ifade edildi. Ayrıca Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık YouTube kanalında yayımlanan “Psikanalistlerle Çocuk ve Ergen Söyleşileri” ve “Kültür ve Psikanaliz” programlarında konuşmacı ve moderatör olarak yer aldığı aktarıldı.</p>

<p><img alt="" height="1125" src="https://medgundemcom.teimg.com/medgundem-com/uploads/2026/04/988d6721-6b0c-457b-9bf9-6d6c76e3ac8e-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="2000" /><br />
Ardından sözü alan <strong>Talat Parman</strong>, “Erkekliğin Kısa ve Düz(!) Yolu” başlıklı sunumunda erkeklik ve kadınlık kavramlarını psikanalitik çerçevede ele aldı. Konuşmasında, embriyolojik gelişim sürecine değinerek Y kromozomu üzerindeki SRY geninin erkek gelişimindeki tetikleyici rolüne dikkat çekti. Kadınlık gelişimini ise daha çok “varsayılan yol” olarak değerlendiren yaklaşım üzerinden tartıştı.<br />
Parman ayrıca erkeklik, erk/eklik ve erk/eksilik gibi dilsel çağrışımlar üzerinden kavramların psikanalitik ve toplumsal boyutlarını sorguladı.<br />
Yaklaşık iki saat süren etkinlik soru-cevap bölümüyle devam etti. Program, Parman’ın kitap imza etkinliğiyle sona erdi.<br />
Tüm konuşma, soru-cevap ve imza bölümüyle ilgili detaylar <strong>Med Gündem YouTube</strong> kanalımızda takip edilebilir; paylaşarak daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sunabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" height="1125" src="https://medgundemcom.teimg.com/medgundem-com/uploads/2026/04/c45d4751-05d4-4ad5-8abe-3489b3fe8bca.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="2000" /><img alt="" height="1125" src="https://medgundemcom.teimg.com/medgundem-com/uploads/2026/04/0dc90bec-3fc7-472a-82ae-289022d4f39b-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="2000" /><img alt="" height="1125" src="https://medgundemcom.teimg.com/medgundem-com/uploads/2026/04/af3eacdc-c868-4e3f-94d5-4e5b5a38e41c.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="2000" /><img alt="" height="1125" src="https://medgundemcom.teimg.com/medgundem-com/uploads/2026/04/b6878d7f-7521-4688-bd54-c65de9ac0026.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="2000" /><img alt="" height="898" src="https://medgundemcom.teimg.com/medgundem-com/uploads/2026/04/3f5e1293-ba57-40d2-b0e0-d63c5502ee98.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1600" /><img alt="" height="1125" src="https://medgundemcom.teimg.com/medgundem-com/uploads/2026/04/e4b14a14-0dc6-4519-87dd-0d2426a784ad.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="2000" /><img alt="" height="2000" src="https://medgundemcom.teimg.com/medgundem-com/uploads/2026/04/4233daf5-d973-4d42-a843-f5c1397d8af2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1125" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji, Güncel</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/erkekligin-kisa-ve-duz-yolu-diyarbakirda-tartisildi</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 22:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/04/med-gundem-11-8.jpg" type="image/jpeg" length="41298"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ay'dan sonraki durak Mars mı?]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/aydan-sonraki-durak-mars-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/aydan-sonraki-durak-mars-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[NASA’nın 93 milyar dolarlık bütçeyle hayata geçirdiği Artemis programı, 50 yıl aradan sonra insanlığı yeniden Ay’a taşımaya hazırlanırken, bu kez hedefler sadece "ayak basmak"la sınırlı kalmıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>En yakın komşumuz Ay'ın etrafında yapacakları yolculukla, Ay'a inişin ve en nihayetinde bir Ay üssünün yolunun açılması umuluyor.</p>

<p>NASA'nın Artemis programı yıllarca süren bir çalışma ve binlerce kişi görev yaptı. Bugüne kadar 93 milyar dolar harcandığı tahmin ediliyor.</p>

<p>Fakat "zaten Ay'a gitmiştik" hissi bazılarıda belirgin bir şekilde görülüyor.</p>

<p>50 yıldan fazla önce Amerika'nın Apollo misyonu, Ay yüzeyine ilk insanları göndererek tarihe geçti.</p>

<p>Ay yüzeyine toplam altı inişin ardından, Ay'ın uzayda yapılacaklar listesinden tamamen çıkarıldığı düşünülüyordu.</p>

<p>Peki ABD neden Ay'a geri dönmek için bu kadar çok zaman, çaba ve para harcıyor?</p>

<h3>KIYMETLİ KAYNAKLAR</h3>

<p>Ay'ın yüzeyi kuru, tozlu ve oldukça çorak görünebilir ama durum hiç de öyle değil.</p>

<p>Doğal Tarih Müzesi'nden gezegen bilimci Profesör Sara Russell "Ay'da Dünya'da bulunan elementlerin aynısı var" diyor:</p>

<p>"Örneğin, Dünya'da çok az bulunan nadir toprak elementleri var ve Ay'ın bazı bölgelerinde bunların madenciliğini yapabilecek kadar yoğun olduğu yerler bulunabilir."</p>

<p>Ayrıca demir ve titanyum gibi metaller ve süper iletkenlerden tıbbi malzemelere kadar her şeyde kullanılan helyum da var.</p>

<p>Fakat en çekici kaynak da şaşırtıcı bir şekilde su.</p>

<p>Russell, "Bazı minerallerde hapsolmuş su var ve Ay'ın kutuplarında da önemli miktarda su bulunuyor" diyor.</p>

<p>Sürekli gölgede kalan kraterler olduğunu ve buralarda da buz birikebileceğini söylüyor.</p>

<p>Ay'da yaşamak istiyorsanız suya erişim hayati önem taşıyor.</p>

<p>Su, sadece içme suyu sorununu çözmekle kalmıyor, aynı zamanda astronotların nefes alması için hava sağlamak üzere hidrojen ve oksijene ayrıştırılabiliyor.</p>

<p>Hatta uzay araçları için yakıt bile üretebiliyor.</p>

<h3>UZAYDA HAKİMİYET YARIŞI</h3>

<p>Amerika'nın 1960'lar ve 1970'lerdeki Apollo misyonları, Sovyetler Birliği ile uzayda üstünlük kurma yarışındaki hamlelerdi. Bu seferki rakip ise Çin.</p>

<p>Çin, uzay programında hızlı ilerleme kaydediyor. Ay'a robot ve araçlar indirmeyi başardılar. 2030'a kadar Ay'a insanlı seyahat de yapmayı hedefliyorlar.</p>

<p>Ay'a ilk bayrağı dikmenin hala bir prestiji var. Fakat bu kez bayrağı nereye diktiğiniz gerçekten önemli.</p>

<p>Hem ABD hem de Çin, en bol kaynaklara sahip bölgelere erişmek istiyor. Bu da en iyi iyi alanları güvence altına almak anlamına geliyor.</p>

<p>Birleşmiş Milletler'in 1967 tarihli Uzay Anlaşması, hiçbir ülkenin Ay'a sahip olamayacağını söylüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fakat Ay'da bulunanlar söz konusu olduğunda durum o kadar da basit değil.</p>

<p>İlk İngiliz astronot Dr. Helen Sharman, "BM anlaşması nedeniyle bir alana sahip olamasanız da kimsenin müdahalesi olmadan o alanlarda faaliyet gösterebilirsiniz" diyor:</p>

<p>"Yani şu anda en önemli şey, kendi toprak parçanızı ele geçirmeye çalışmak. Sahip olamazsınız ama kullanabilirsiniz. Ayrıca oraya varabilirseniz, istediğiniz sürece kalırsınız."</p>

<h3>MARS'A GİDEN YOL</h3>

<p>NASA gözünü Mars'a da dikmiş halde ve 2030'lu yıllara kadar kızıl gezegene insan göndermek istiyor.</p>

<p>Üstesinden gelinmesi gereken teknolojik engeller düşünüldüğünde çok iddialı bir takvim.</p>

<p>Ancak bir yerden başlamak gerekiyor ve ABD, bu yerin Ay olduğuna karar verdi.</p>

<p>Londra'daki Bilim Müzesi'nde uzay bölümü başkanı Libby Jackson "Ay'a gitmek ve uzun bir süre kalmak, başka bir gezegende nasıl yaşanacağını ve çalışılacağını öğrenmek için çok daha güvenli, çok daha ucuz ve çok daha kolay bir test alanı" diyor.</p>

<p>Bir Ay üssünde NASA, astronotların ihtiyaç duyduğu hava ve suyu sağlamak için gereken teknolojiyi mükemmelleştirebilir.</p>

<p>Ayrıca, insanları aşırı sıcaklıklardan ve tehlikeli uzay radyasyonundan korumak için enerji üretmenin ve yaşam alanları inşa etmenin yollarını bulmaları gerekecek.</p>

<p>Jackson "Bunların hepsi, Mars'ta ilk kez denendiğinde ve sorun çıktığında felaketle sonuçlanabilecek teknolojiler. Ay'da denemek çok daha güvenli ve çok daha kolay" diyor.</p>

<h3>ÇÖZÜLMEYİ BEKLEYEN SIRLAR</h3>

<p>Bilim insanları, Ay'dan gelecek materyallere erişmek için sabırsızlanıyor.</p>

<p>Apollo astronotlarının getirdiği taşlar, Ay konusundaki bilgilerimizi dönüştürdü.</p>

<p>Profesör Sara Russell "Bize Ay'ın, Mars büyüklüğünde bir cismin Dünya'ya çarpması ve kopan parçaların Ay'ı oluşturması gibi dramatik bir olay sonucu oluştuğunu anlattılar. Bunu Apollo taşları sayesinde biliyoruz" diyor.</p>

<p>Ancak Russell, keşfedilecek daha çok şey olduğunu söylüyor.</p>

<p>Ay bir zamanlar Dünya'nın bir parçası olduğu için, gezegenimizin 4,5 milyar yıllık tarihini kayıt altına alıyor.</p>

<p>Levha tektoniği, rüzgar ve yağmur gibi bu kaydı silen bir unsur olmadığı için Ay mükemmel bir zaman kapsülü olarak da düşünülebilir.</p>

<p>Russell "Ay, Dünya'nın harika bir arşivi" diyor:</p>

<p>"Ay'ın farklı bir bölgesinden yeni bir taş koleksiyonu harika olurdu."</p>

<p>Yeni bir kuşağa ilham vermekApollo misyonlarının siyah beyaz görüntüleri, uzay hayalini gerçeğe dönüştürdü.</p>

<p>Ve o anı izleyenlerden sadece birkaçı astronot olma şansını yakalarken, birçoğu bilim, teknoloji ve mühendislik alanlarında kariyer yaptı.</p>

<p>Artemis misyonlarının canlı ve 4K çözünürlükte yayınlanacak görüntülerinin yeni bir nesle ilham vermesi umuluyor.</p>

<p>Libby Jackson "Teknoloji dünyasında yaşıyoruz. Bilim insanlarına, mühendislere ve matematikçilere ihtiyacımız var ve uzay, insanları bu konulara cezbetmekte muhteşem bir yeteneğe sahip" diyor.</p>

<p>Yeni istihdam alanları ve büyüyen gelişen bir uzay ekonomisi, ABD'nin Artemis'e yatırdığı milyarlarca doların karşılığını verecek.</p>

<p>Misyonlar için geliştirilen ve Dünya'da da kullanım alanı bulan teknolojilerden elde edilecek yan ürünler de aynı şekilde fayda sağlayacak.</p>

<p>Ancak Helen Sharman, Ay'a dönüşün dünyaya çok ihtiyaç duyulan bir moral kazandıracağını söylüyor.</p>

<p>Sharman "Gerçekten bir araya gelirsek, insanlığa faydalı çok şey üretebiliriz" diyor:</p>

<p>"Bu bize insanların neler yapabileceğini gösteriyor."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/bilim-teknoloji/ay-dan-sonraki-durak-mars-mi-nasa-nin-artemis-misyonu-</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/aydan-sonraki-durak-mars-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 20:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/04/99c98c07-5556-46e4-b45c-62b9143a4c36.jpg" type="image/jpeg" length="87525"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilim dünyasında tartışma: İnsanlık uzayda çoğalabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/bilim-dunyasinda-tartisma-insanlik-uzayda-cogalabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/bilim-dunyasinda-tartisma-insanlik-uzayda-cogalabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir araştırma, mikro yerçekimi ortamının sperm hücrelerinin yön bulma yetisini bozduğunu ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzayda kalıcı insan yaşamı hedefleri tartışılırken, bilim insanları üreme sürecine dair dikkat çekici bir engeli gündeme taşıdı. Adelaide Üniversitesi araştırmacıları tarafından yürütülen çalışmada, mikro yerçekimi koşullarının insan spermi üzerinde beklenmedik etkiler yarattığı belirlendi.</p>

<h3>SPERM HAREKET EDİYOR AMA YÖNÜNÜ BULAMIYOR</h3>

<p>Kadın üreme sistemini taklit eden deney ortamında yapılan incelemelerde, sperm hücrelerinin hareket kabiliyetinde belirgin bir değişiklik gözlenmedi. Ancak en kritik fark, spermlerin hedefe ulaşmak için doğru yönü bulmakta zorlanması oldu.</p>

<p>Araştırmaya göre, mikro yerçekimi ortamında spermler adeta “yönünü kaybediyor” ve bu durum döllenme ihtimalini doğrudan etkiliyor.</p>

<h3>DÖLLENME ORANI DÜŞÜYOR</h3>

<p>Bilim insanları, yerçekiminin spermlerin doğru yönde ilerlemesinde önemli bir rol oynadığını vurguluyor. Mikro yerçekimi altında ise hedefe ulaşabilen sperm sayısının ciddi şekilde azaldığı tespit edildi.</p>

<p>Bu durumun sonucunda döllenme başarısının yaklaşık yüzde 30 oranında düştüğü kaydedildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>EMBRİYO GELİŞİMİ DE ETKİLENİYOR</h3>

<p>Araştırmada dikkat çeken bir diğer bulgu ise embriyo kalitesiyle ilgili oldu. Yumurtaya ulaşabilen spermler başlangıçta daha kaliteli embriyolar oluşturuyor gibi görünse de bu etkinin kısa sürede tersine döndüğü belirtildi.</p>

<p>Uzun süreli mikro yerçekimi maruziyetinin embriyo gelişimini olumsuz etkilediği ifade edildi.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/844d9f45-3b6e-4521-883f-84e706cd9a71.jpg" /></p>

<h3>HORMON ETKİSİ KISMEN ÇÖZÜM OLABİLİR</h3>

<p>Çalışmada ayrıca progesteron hormonunun, spermlerin yön bulma becerisini kısmen iyileştirebildiği gözlemlendi. Ancak bu etkinin sınırlı olduğu ve sorunun tamamen çözülmesi için yeterli olmadığı vurgulandı.</p>

<h3>UZAY KOLONİLERİ İÇİN BÜYÜK SORU İŞARETİ</h3>

<p>Elde edilen bulgular, özellikle Ay ve Mars gibi gök cisimlerinde kurulması planlanan insan yerleşimleri açısından kritik bir engel olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Bilim insanları, uzayda sağlıklı ve sürdürülebilir bir üreme sürecinin mümkün olup olmadığını netleştirmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu belirtiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/bilim-dunyasinda-tartisma-insanlik-uzayda-cogalabilir-mi-2491170</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji, Ekoloji , Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/bilim-dunyasinda-tartisma-insanlik-uzayda-cogalabilir-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 18:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/03/18d38393-4634-4e5e-ab35-4c51b7458d76.jpg" type="image/jpeg" length="91441"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilim insanları: Beynimiz geleceği görebiliyor]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/beynimiz-gelecegi-gorebiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/beynimiz-gelecegi-gorebiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları, beynin hafıza ve öğrenmeden sorumlu bölgesi hipokampusun yalnızca geçmişi depolamadığını, deneyimlerden yola çıkarak geleceğe ilişkin tahminler de ürettiğini ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Beynin hafıza merkezi olarak bilinen hipokampusun işleyişine dair yerleşik kabuller sarsılıyor. Yapılan yeni bir araştırma, hipokampusun yalnızca anıları kaydeden pasif bir yapı olmadığını, öğrenilen bilgileri kullanarak yaklaşan olaylara ilişkin öngörüler geliştirdiğini gösterdi. Bu bulgu, özellikle Alzheimer gibi nörolojik hastalıklarda görülen öğrenme ve karar verme sorunlarının nedenlerine ışık tutabilecek nitelikte.</p>

<h3>ÖDÜLDEN ÖNCE GELEN SİNYALLER</h3>

<p>Independent Türkçe'nin haberine göre: McGill ve Harvard üniversitelerinden bilim insanları, fareler üzerinde yürütülen deneylerde hipokampustaki sinir hücrelerinin zaman içinde nasıl değiştiğini inceledi. Ödülle ilişkilendirilen görevlerde başlangıçta ödül anında yoğunlaşan nöron etkinliğinin, süreç ilerledikçe ödül öncesine kaydığı gözlemlendi.</p>

<h3>HİPOKAMPUS SADECE KAYIT TUTMUYOR</h3>

<p>Uzmanlara göre bu değişim, beynin geçmiş deneyimleri kullanarak geleceğe yönelik beklentiler oluşturduğunu gösteriyor. Hipokampusun bu yönüyle yalnızca anıları depolayan bir “bellek deposu” değil, aynı zamanda aktif bir öğrenme ve tahmin merkezi olduğu vurgulanıyor.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/a80c31e7-4daf-4cb4-9a72-1a3472e03a88.jpg" /></p>

<h3>HAFIZA HASTALIKLARI İÇİN YENİ İPUÇLARI</h3>

<p>Araştırmacılar, hipokampusun bu dinamik işleyişinin, Alzheimer başta olmak üzere hafıza bozukluklarında neden erken dönemde öğrenme ve karar verme sorunları yaşandığını anlamada önemli bir anahtar sunabileceğini belirtiyor. Bulgular, hafıza merkezine ilişkin bilimsel yaklaşımın yeniden değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.</p>

<h3>PAVLOV’UN BULGULARINI AŞAN YENİ KANITLAR</h3>

<p>Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmada, bir görevi öğrenen ve ödül alan farelerin nöron aktivitesi izlendi.</p>

<p>Bilim insanları farelerin nöron aktivitesinin önceleri ödül verildiği sırada zirveye ulaştığını gözlemledi. Ancak daha sonra bu zirve gittikçe erken bir zamana kaydı ve nihayetinde, fare henüz ödülü almadan görülmeye başladı.</p>

<p>Bulgular, hipokampusun anıları depolamakla kalmadığını, aynı zamanda sonuçları aktif olarak tahmin ettiğini gösteriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Makalenin kıdemli yazarı Mark Brandon bu durumun "şaşırtıcı" olduğunu ifade ediyor.</p>

<p>Daha önce Ivan Pavlov'un deneylerinde, beynin ödülleri öğrenme becerisi olduğu ve hayvanların, zil gibi bir ipucunu yiyecekle ilişkilendirebildiği saptanmıştı.</p>

<p>Ancak yeni çalışma, Pavlov'un deneylerindeki basit ipucu-ödül ilişkisinin ötesine geçiyor ve hipokampusun, hafıza ve bağlamı kullanarak sonuçları tahmin ettiğini ortaya koyuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/bilim-dunyasini-sasirtan-bulgu-beynimiz-gelecegi-gorebiliyor-247</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/beynimiz-gelecegi-gorebiliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 05 Feb 2026 21:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/02/9d6e3f33-bebb-4da8-9e95-83c9319aed1c.webp" type="image/jpeg" length="35238"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Afrika ikiye ayrılıyor, yeni bir okyanus doğuyor]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/afrika-ikiye-ayriliyor-yeni-bir-okyanus-doguyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/afrika-ikiye-ayriliyor-yeni-bir-okyanus-doguyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanlarına göre Afrika kıtası, milyonlarca yıl sürecek bir süreçte iki ayrı kara parçasına ayrılıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya’nın jeolojik evrimi devam ederken Afrika kıtası tarihsel bir dönüşümün eşiğinde bulunuyor. Bilim insanları, Doğu Afrika boyunca uzanan dev yarığın giderek genişlediğini ve kıtanın ikiye ayrılma sürecine girdiğini belirtiyor. Milyonlarca yıl sonra bu ayrımın, Afrika’nın ortasında yeni bir okyanus havzası oluşturması bekleniyor.</p>

<h3>DOĞU AFRİKA RİFT SİSTEMİ GENİŞLİYOR</h3>

<p>Son araştırmalara göre ayrılma, Doğu Afrika Rift Sistemi (EAR) boyunca gerçekleşiyor. Bu bölgede Afrika’nın doğu kısmını oluşturan Somali levhası, kıtanın geri kalanını kapsayan Nubiya levhasından yavaş yavaş uzaklaşıyor. Bilim insanları, bu hareketin yılda yalnızca birkaç milimetreyle sınırlı olduğunu, ancak uzun vadede kıtasal bir kopuşa yol açacağını ifade ediyor.</p>

<h3>ÜÇ LEVHANIN KESİŞTİĞİ NADİR BÖLGE</h3>

<p>Nubiya ve Somali levhaları, kuzeyde Arap levhasından da ayrılıyor. Bu durum, Etiyopya’daki Afar bölgesinde “üçlü eklem” olarak adlandırılan Y şeklinde bir yarılma sistemi oluşturuyor. Afar, Dünya üzerinde üç farklı tektonik riftin Etiyopya, Kızıldeniz ve Aden Körfezi riftleri aynı noktada buluştuğu ender alanlardan biri olarak biliniyor.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/3b3f6c54-633d-4af9-84b5-8b8027f31e7e.jpg" /></p>

<h3>25 MİLYON YILLIK BİR SÜREÇ</h3>

<p>Yaklaşık 25 milyon yıl önce Miyosen döneminde oluşmaya başlayan Doğu Afrika Rift Sistemi, bugün Kızıldeniz’den Mozambik’e kadar yaklaşık 3.500 kilometre boyunca uzanıyor. Riftin doğu kolu Etiyopya ve Kenya’dan geçerken, batı kolu Uganda’dan Malavi’ye doğru yay çizerek ilerliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilim insanlarına göre Afar bölgesinde yer kabuğu zaten oldukça incelmiş durumda. Bölgenin bazı kesimleri deniz seviyesinin altında bulunuyor ve riftin iki kolu halihazırda Kızıldeniz ile Aden Körfezi sularıyla temas halinde.</p>

<h3>YENİ BİR OKYANUS NASIL OLUŞACAK?</h3>

<p>Uzmanlara göre, rift vadisini birbirine bağlayan kara parçası yeterince alçaldığında deniz suları iç bölgelere dolacak. Bu da Somali levhası ile Nubiya levhası arasında yeni bir okyanus havzasının oluşmasını sağlayacak.</p>

<p>ABD’deki Virginia Tech’ten jeofizikçi D. Sarah Stamps, ayrılmanın en hızlı kuzeyde gerçekleştiğini belirterek, yeni okyanus oluşumunun ilk işaretlerinin de bu bölgede görüleceğini ifade ediyor.</p>

<h3>YAVAŞ AMA ETKİLERİ BUGÜNDEN HİSSEDİLEBİLİR</h3>

<p>Levhaların yılda ortalama yaklaşık 7 milimetre hızla birbirinden uzaklaştığı belirtiliyor. Bu hız, yeni bir okyanusun oluşması için milyonlarca yıl gerektiği anlamına geliyor. Ancak bilim insanları, bu yavaş sürecin bile günümüzde deprem ve volkanik faaliyet risklerini artırabildiğine dikkat çekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/bilim-insanlari-acikladi-afrika-ikiye-ayriliyor-yeni-bir-okyanus</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji, Dünya</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/afrika-ikiye-ayriliyor-yeni-bir-okyanus-doguyor</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Feb 2026 17:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/02/6f1dc529-1154-476d-8f3c-5df959e83dac.jpg" type="image/jpeg" length="12465"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Algoritmaların ölüm kalım kararı verdiği savaşlara doğru mu?]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/algoritmalarin-olum-kalim-karari-verdigi-savaslara-dogru-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/algoritmalarin-olum-kalim-karari-verdigi-savaslara-dogru-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in çağrısıyla, otonom silahlar konusunda yıl sonuna kadar bir hukuki çerçeve oluşturulması hedefleniyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Savaş alanında hangi hedefin vurulacağına, kimin yaşayacağına kimin öleceğine algoritmalar mı karar verecek? Küresel bir “Yapay Zekaya” dayalı “otonom silah yarışının” eşiğinde miyiz?</p>

<p>Ukrayna ve Gazze’de yaşananların da ışığında otonom silah sistemleri konusunda gelecekte bizin neler beklediğini Stockholm merkezli Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) Yapay Zekâ Programları Direktörü Dr. Vincent Boulanin’e sordum. Boulanin’e göre bir otonom silah sistemleri yarışı değil belki ama yapay zekanın yeteneklerini silah sistemlerini de kapsayacak şekilde geliştirme konusunda bir yarış var. Otonom silah sistemleri insan müdahalesi olmaksızın bir “hedef profilini” seçip saldırı gerçekleştirebilen silahlar olarak tanımlanıyor genel olarak. Sisteme “belirli bir bölgedeki belirli özelliklere sahip tankları hedef al” talimatı veriliyor. Hangi lokasyonların ve hangi hedef tiplerinin seçileceğine öncesinde insanlar karar veriyor; ancak saldırının kendisi otonom olarak gerçekleşiyor.</p>

<h3>RİSK KATLANIYOR</h3>

<p>Otonom silahların uzun süredir tank, gemi gibi net biçimde tanımlanabilen askeri hedeflere karşı kullanıldığını kaydeden Boulanin’e göre asıl kritik mesele hedefin insan olması durumunda başlıyor:</p>

<p>“Bir insanın meşru askeri hedef mi yoksa sivil mi olduğunun ayırt edilmesi son derece karmaşık. Bu, çok daha gelişmiş ve hataya yer bırakmayan bir teknoloji gerektiriyor.”</p>

<h3>KARAR ALGORİTMANIN MI?</h3>

<p>“Kimin yaşayacağına algoritmalar mı karar verecek?” sorusuna Boulanin: “Algoritmalar karar vermez; belirlenen parametrelere göre hareket eder. Otonom silahlar, hedef kütüphanesinden seçim yapar” yanıtını veriyor. Ancak bu ayrım, etik kaygıları ortadan kaldırmıyor. Otonom silahlar konusundaki uluslararası tartışmalar BM Cenevre platformunda devam ediyor. Ancak Ukrayna ve Gazze’de drone’lar gibi yapay zekaya dayalı sistemlerin kullanıldığı savaşlar, bu tartışmaları daha da acil hale getirmiş durumda. Boulanin’e göre sorun şu: “Devletler savaş halindeyken, bu teknolojilerin kullanımına dair etik ve hukuki normlar üzerinde uzlaşmak çok daha zor. Barış dönemlerinde düzenleme yapılması bu yüzden hayati.”</p>

<h3>‘VAHŞİ BATI’ DEĞİL</h3>

<p>Boulanin, hukuki anlamda tamamen bir “Vahşi Batı” durumundan söz edilemeyeceğini söylüyor. Uluslararası hukuk, otonom silahların kullanımına zaten bazı kısıtlamalar getiriyor. Ancak çatışmalara taraf devletlerin bu konudaki tartışmaları yapıcı bir şekilde sürdürmeyi isteyip istemedikleri bir soru işareti. Büyük güçler bağlayıcı düzenlemelere karşı temkinli.</p>

<h3>YIL SONU KRİTİK EŞİK</h3>

<p>BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in çağrısıyla, otonom silahlar konusunda yıl sonuna kadar bir hukuki çerçeve oluşturulması hedefleniyor. Boulanin, asıl sorunun “düzenleme olacak mı?” değil, “nasıl bir düzenleme olacak?” olduğunu söylüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bağlayıcı mı olacak? Yaptırım içerecek mi? Hangi teknolojileri sınırlayacak? Yanıtlar büyük ölçüde jeopolitik iklime bağlı.</p>

<h3>İKİ BÜYÜK TREND</h3>

<p>Boulanin, geleceğin savaşlarına dair iki net eğilime işaret ediyor: Birincisi, Ukrayna savaşının da gösterdiği gibi düşük maliyetli ve kaybedilmesi göze alınabilen drone’ların, yüksek maliyetli savaş uçaklarının yerini alması beklenebilir. İkincisi ise, yapay zekâdaki hızlı ilerleme, özellikle de büyük dil modellerinin askeri alanda veri işleme ve sistem tasarımı açısından sunduğu yeni imkânlar.</p>

<h3>KIRMIZI ÇİZGİ</h3>

<p>Boulanin’e göre nükleer silahların kullanımı söz konusu olduğunda uluslararası alanda nadir görülen bir uzlaşı mevcut: Nükleer silahların kullanım kararının otonom sistemlere bırakılmaması. “ABD ve Çin bile, nükleer silahların fırlatılması kararının insanlarda kalması gerektiği konusunda mutabakata varmıştı” diyen Boulanin makine öğrenmesine dayalı sistemlerin nükleer mimariye entegrasyonunun son derece riskli olduğunu söylüyor. Çünkü bu sistemlerin nasıl başarısız olabileceğini öngörmek çok zor. Bu sistemlerin üretiminin ve edinilmesinin görece kolay olması ise bir başka sorun. Devletlerin yanı sıra devlet dışı aktörler de bu silahlara erişebilir çünkü.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/algoritmalarin-olum-kalim-karari-verdigi-savaslara-dogru-mu-ot</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/algoritmalarin-olum-kalim-karari-verdigi-savaslara-dogru-mu</guid>
      <pubDate>Fri, 30 Jan 2026 09:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/01/1a770338-eb47-40c6-8e54-f83be70b275e.webp" type="image/jpeg" length="78671"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rubin Gözlemevi’nden tarihi bulgu]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/rubin-gozlemevinden-tarihi-bulgu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/rubin-gozlemevinden-tarihi-bulgu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Vera C. Rubin Gözlemevi, Ana Asteroid Kuşağı’nda keşfedilen 2025 MN45 adlı dev göktaşının bilinen fizik sınırlarını aşan dönüş hızıyla, asteroidlerin yapısına dair onlarca yıllık kabulleri sorgulatan çarpıcı bulgulara imza attı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gökbilim dünyası, evrenin işleyişine dair yerleşik kabulleri sarsan sıra dışı bir keşfe tanıklık ediyor. Vera C. Rubin Gözlemevi, henüz tam kapasiteyle bilimsel çalışmalarına başlamadan aylar önce, asteroidlerin yapısına ilişkin onlarca yıllık teorileri altüst eden çarpıcı veriler elde etti.</p>

<p>Mars ile Jüpiter arasındaki Ana Asteroid Kuşağı’nda tespit edilen “2025 MN45” adlı dev göktaşı, bilim insanlarını şaşkına çeviren bir hızla dönüyor. Yaklaşık 710 metre çapındaki asteroidin, kendi ekseni etrafındaki bir turunu yalnızca 1,88 dakikada tamamladığı belirlendi.</p>

<p>Bu olağanüstü hız, göktaşlarının yapısına dair bilinen fizik kurallarını sorgulatıyor. Astronomlar uzun süredir büyük asteroidlerin çoğunun, kütleçekimiyle bir arada tutulan gevşek kaya ve tozdan oluşan “moloz yığınları” olduğunu kabul ediyordu. Mevcut teorilere göre, 150 metreden büyük bir asteroidin 2,2 saatten daha hızlı dönmesi, merkezkaç kuvvetinin kütleçekimini aşarak cismin parçalanmasına yol açmalıydı. Ancak 2025 MN45, bu sınırları açıkça ihlal ediyor.</p>

<p>Araştırmayı yürüten Sarah Greenstreet ve ekibi, yalnızca bu rekor kıran göktaşını değil, aynı zamanda benzer şekilde “imkânsız” hızlarda dönen 18 farklı asteroidi daha tespit etti. Bu bulgular, bazı asteroidlerin sanılandan çok daha sert, yoğun ve dayanıklı bir yapıya sahip olduğunu ortaya koydu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilim insanlarına göre bu dayanıklılık, söz konusu göktaşlarının Güneş Sistemi’nin oluşum sürecindeki yoğun çarpışmalar ve kaotik ortamdan sağ çıkmış, antik ve bütüncül kaya blokları olabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Uzmanlar, Rubin Gözlemevi’nden elde edilen bu verilerin, yalnızca asteroidlerin yapısını değil, aynı zamanda Güneş Sistemi’nin şiddet dolu geçmişini anlamak açısından da büyük önem taşıdığını vurguluyor. Keşif, uzayın derinliklerinde hâlâ bilinmeyen pek çok gizemli ve sıra dışı gökcisminin bulunduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/bilim-teknoloji/rubin-gozlemevi-nden-tarihi-bulgu-imkansiz-hizda-donen</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/rubin-gozlemevinden-tarihi-bulgu</guid>
      <pubDate>Sun, 11 Jan 2026 11:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/01/efca2628-cc89-4a27-aee9-812648a0f942.webp" type="image/jpeg" length="83118"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Antarktika’daki ‘gizemli piramit’in sırrı çözüldü]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/antarktikadaki-gizemli-piramitin-sirri-cozuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/antarktikadaki-gizemli-piramitin-sirri-cozuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antarktika’da Google Earth üzerinden sıkça aranan yapının insan yapımı olmadığı, Ellsworth Dağları’na ait doğal bir zirve olduğu açıklandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Antarktika, son yıllarda komplo teorisyenlerinin en fazla ilgi gösterdiği bölgelerden biri haline geldi. “Kanayan şelaleler” gibi sıra dışı doğal olayların ardından bu kez kıta üzerindeki sözde “piramit” tekrar tartışma konusu oldu. Ancak bilim insanlarına göre ortada herhangi bir gizem bulunmuyor; yapı bir piramit değil, sıradan bir dağ.</p>

<p>Antarktika’nın en yüksek sıradağları olarak bilinen Ellsworth Dağları, 400 kilometre boyunca uzanıyor. Tartışmalara konu olan dağ, 1910-1913 yılları arasındaki Britanya Antarktik Seferi sırasında keşfedildi. Dönemin araştırmacıları, bulgunun niteliğini gizlemek amacıyla zirveye “The Pyramid” (Piramit) adını verdi.</p>

<p>Aradan geçen yüzyılda, Google Earth üzerinden çok tıklanan 79°58’39.25”S 81°57’32.21”W koordinatları komplo teorisyenlerinin ilgisini çekmeye devam etti. Ancak uzmanlar söz konusu yapının jeolojik olarak son derece doğal olduğunu belirtiyor.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/1344e74c-c969-41cd-8f71-afa9ed6173a2.jpg" /></p>

<p>Almanya Potsdam’daki Alman Jeobilimler Araştırma Merkezinden jeolog Dr. Mitch Darcy, IFL Science’a yaptığı açıklamada şu değerlendirmeyi yaptı:</p>

<blockquote>
<p>Piramit şeklindeki yapılar Ellsworth Dağları’nda bulunuyor. Bu bölge yüzlerce kilometre uzunluğunda, bu nedenle buz tabakasının üzerinde pek çok kayalık zirve görmek şaşırtıcı değil. Bu zirvelerin tamamen kayaçlardan oluştuğu açık. Bu tepenin piramide benzeyen bir şekle sahip olması tamamen tesadüf.</p>
</blockquote>

<p>Darcy, bu tür oluşumların teknik olarak nunatak olarak adlandırıldığını, yani buz tabakası veya buzulun içinden yükselen doğal kaya çıkıntıları olduğunu vurguladı:</p>

<blockquote>
<p>Şekli piramidi andırıyor olabilir, ancak bu durum onu insan yapımı bir yapı hâline getirmez.</p>
</blockquote>

<p>Uzmanlara göre son günlerde gündeme gelen “yeni keşif” de benzer biçimde buz yüzeyinin üzerinde yükselen bir dağdan ibaret.</p>

<h3>KOMPLO TEORİLERİ BİTMİYOR</h3>

<p>Antarktika son dönemde farklı iddialarla da anılıyor. Komplo teorisyeni Eric Hecker, bu yıl yaptığı açıklamada Amundsen–Scott Güney Kutbu İstasyonu’nun “uzaylılara hava trafik kontrol merkezi” olarak kullanıldığını öne sürmüştü. Hecker, 2010 yılında ABD’li savunma şirketi Raytheon tarafından araştırma istasyonunda görevlendirildiğini iddia ederek merkezde “görünenden çok daha fazlası” bulunduğunu savunmuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilim camiası ise bu iddiaların hiçbirinin somut kanıt taşımadığını vurgulayarak Antarktika’daki jeolojik yapıların tamamen doğal süreçlerin ürünü olduğunun altını çiziyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/antarktika-daki-gizemli-piramit-in-sirri-cozuldu-2457584</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/antarktikadaki-gizemli-piramitin-sirri-cozuldu</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Dec 2025 08:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/12/9e7a8df2-a572-4425-8816-0016812a323f.webp" type="image/jpeg" length="99037"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilim insanları 'taş–kağıt–makas' oyunun sırrını açıkladı]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/bilim-insanlari-tas-kagit-makas-oyunun-sirrini-acikladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/bilim-insanlari-tas-kagit-makas-oyunun-sirrini-acikladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyanın dört bir yanında yaygın şekilde oynanan 'taş–kağıt–makas' oyununda kazanmanın sadece şansa bağlı olduğunu düşünüyorsanız, bir kez daha düşünün.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Oxford yayınlarından çıkan Social Cognitive and Affective Neuroscience adlı hakemli bilimsel dergide yayımlanan bir araştırmaya göre, rakiplerinin hamlelerini geçmiş raundlara göre tahmin etmeye çalışan oyuncular, tamamen rastgele hareket edenlere kıyasla daha sık kaybediyor.</p>

<p>Araştırmacılar, 15 bin oyun turunu kapsayan deneylerde, katılımcıların beyin aktivitelerini eş zamanlı olarak kaydetti. Çalışmada 'çift taraflı beyin taraması' (Hyperscanning) adı verilen bir teknik kullanıldı; bu yöntem, iki kişinin beyin aktivitelerinin aynı anda izlenmesini sağlıyor.</p>

<h3>ÇARPICI SONUÇLAR!</h3>

<p>Katılımcıların yarısından fazlası 'taş' seçeneğini tekrar tekrar tercih etti. Diğerleri 'kağıt' veya 'makas'ı seçse de tam anlamıyla rastgele davranmak neredeyse imkânsız çıktı.</p>

<p>Oyuncular çoğunlukla aynı seçeneği art arda yapmaktan kaçındı; yani farkında olmadan 'öngörülebilir' bir model izlediler.</p>

<h3>KAYBEDENLERİN ANALİZİ</h3>

<p>Araştırma ekibinden Dr. Denise Morel, en şaşırtıcı bulgunun, oyuncuların karar vermeden önceki beyin sinyallerinden seçimlerinin tahmin edilebilmesi olduğunu belirtti.</p>

<p>Kaybedenlerin beyin aktivitelerinde, bir önceki raundun izleri net şekilde görüldü. Buna karşılık kazananların beyinleri, geçmişten tamamen kopuktu.</p>

<p>Morel’e göre:</p>

<blockquote>
<p>İnsanlar tahmin edilemez olmaya çalıştıklarında bile başarısız olurlar, çünkü beyin geçmiş deneyimlere dayanarak karar vermeye programlanmıştır; basit oyunlarda bile.</p>
</blockquote>

<h3>OYUNDAN ÇIKAN 'HAYAT DERSİ'</h3>

<p>Bilim insanlarına göre bu sonuçlar, sadece bir oyun için geçerli değil. Aynı mekanizma, iş görüşmeleri ve ticari kararlar gibi gündelik yaşamın rekabetçi olaylarında; hatta uluslararası siyaset söz konusu olduğunda bile devreye giriyor:</p>

<blockquote>
<p>İnsan, her durumda, geçmiş tecrübelerine güvenme eğiliminde. Bu da onu daha öngörülebilir hale getiriyor.</p>
</blockquote>

<h3>"BEYİN, BİLGİSAYAR DEĞİLDİR..."</h3>

<p>Çalışmaya katılan profesör Tijl Grootswagers, bulguları şöyle özetledi:</p>

<blockquote>
<p>Beynimiz bir bilgisayar gibi çalışmıyor; geçmişi kolayca silemez. Bu özellik bizi iş birliğinde güçlü, rekabette ise zayıf kılıyor.</p>
</blockquote>

<p>Sonuç olarak araştırmacılar, ister taş–kağıt–makas oyunu, ister gerçek hayattaki hızlı karar anları olsun, başarı için tek bir bilimsel ipucu veriyor:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p><em>Fazla analiz etme, geçmişi unut; mümkün olduğunca rastgele ol.Geçen raundu unutan zihin, bir sonrakini kazanır.</em></p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/dunya/bilim-insanlari-tas-kagit-makas-oyununda-kazanmanin-sirrini-acik</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/bilim-insanlari-tas-kagit-makas-oyunun-sirrini-acikladi</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Nov 2025 10:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/11/ec39e25d-0b9b-4dd1-b7d3-9076050b4bcf.webp" type="image/jpeg" length="50032"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilim insanları yeni bir gezegen buldu]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/bilim-insanlari-yeni-bir-gezegen-buldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/bilim-insanlari-yeni-bir-gezegen-buldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları, Güneş Sistemi’nin uzak sınırlarında gizlenen yeni bir gezegenin varlığına dair güçlü ipuçları tespit etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilim insanları, Güneş Sistemi’nin uzak ve karanlık sınırlarında gizlenen yeni bir gezegenin varlığına dair önemli ipuçları buldu. “Gezegen Y” adı verilen bu varsayımsal gök cismi, Neptün’ün ötesinde yer alan Kuiper Kuşağı’ndaki bazı buzlu cisimlerin yörüngelerini beklenmedik biçimde eğiyor. Araştırmacılar, bu anomaliyi açıklayabilecek tek makul seçeneğin, henüz doğrudan gözlemlenememiş yeni bir gezegen olduğunu düşünüyor.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/47eb8f70-2a1f-40ee-95da-f1e9a35c2d33.jpg" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>YENİ BİR GEZEGEN HİPOTEZİ: “Y” GÜNEŞ SİSTEMİ’NİN DENGESİNİ BOZUYOR OLABİLİR</h3>

<p>Princeton Üniversitesi’nden astrofizikçi Amir Siraj liderliğindeki ekip, Güneş Sistemi’nin en dış bölgesinde yer alan Kuiper Kuşağı’ndaki buzlu cisimlerin yörüngelerini inceleyerek beklenmedik bir sonuçla karşılaştı. Siraj ve arkadaşlarının yaptığı hesaplamalara göre, bu cisimlerin yörüngeleri Güneş Sistemi’nin genel düzleminden yaklaşık 15 derece eğilmiş durumda. Bilim insanları, bu eğimin yalnızca başka bir büyük gök cisminin yerçekimi etkisiyle açıklanabileceğini düşünüyor.</p>

<p><em>“Bu bir gezegen keşfi değil, ama açıkça çözülmesi gereken bir bulmaca” </em>diyen Siraj, söz konusu cismin Merkür’den büyük, Dünya’dan küçük bir gezegen olabileceğini belirtiyor. Güneş’ten 100 ila 200 astronomik birim uzaklıkta bulunabileceği tahmin edilen Gezegen Y’nin, Kuiper Kuşağı’ndaki onlarca cismin yörüngesini aynı anda etkilemesi olasılık dahilinde. Araştırmanın sonuçları, Monthly Notices of the Royal Astronomical Society: Letters dergisinde yayımlandı.</p>

<h3>GEZEGEN DOKUZ TARTIŞMASINDAN GEZEGEN Y GERÇEĞİNE</h3>

<p>Güneş Sistemi’nde gizli bir gezegen arayışı, aslında 19. yüzyılın ortalarına dayanıyor. Neptün’ün 1846’daki keşfinden sonra gökbilimciler, onun da ötesinde bir gezegen olması gerektiğini düşündü ve “Gezegen X” arayışına başladı. 1930’da Plüton keşfedildiğinde, bir süre bu hipotezin karşılığı olarak görüldü; ancak daha sonra kütlesinin yetersiz olduğu anlaşıldı.</p>

<p>2000’li yıllarda Caltech’ten Mike Brown ve Konstantin Batygin tarafından gündeme getirilen “Gezegen Dokuz” teorisi, tartışmayı yeniden alevlendirdi. Brown ve Batygin, Dünya’nın beş ila on katı büyüklüğünde bir gezegenin Güneş’ten 550 kat uzakta dolandığını öne sürmüştü. Siraj’ın ekibi ise mevcut verilerin bu modeli desteklemediğini, Kuiper Kuşağı’ndaki eğimin farklı bir gök cisminin etkisiyle açıklanabileceğini savunuyor.</p>

<h3>TELESKOPLAR HEDEFTE: GÖZLER VERA RUBİN GÖZLEMEVİ’NDE</h3>

<p>Gezegen Y henüz doğrudan gözlemlenmedi, ancak önümüzdeki birkaç yıl içinde bu durum değişebilir. Şili’deki Vera C. Rubin Gözlemevi, 2025’ten itibaren gökyüzünü her üç günde bir tarayarak Güneş Sistemi’nin sınır bölgelerini detaylı biçimde inceleyecek. Dünyanın en büyük dijital kamerasına sahip teleskop, binlerce yeni Kuiper Kuşağı cismi keşfederek bu gizemin çözülmesinde kritik rol oynayacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/bilim-insanlari-yeni-bir-gezegen-buldu-gezegen-y-gercek-olabilir</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/bilim-insanlari-yeni-bir-gezegen-buldu</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Oct 2025 22:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/10/40bf54c7-2b76-48f6-9a27-ae36abf3a134.jpg" type="image/jpeg" length="54822"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dijital Einstein: AGI & ASI]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/dijital-einstein-agi-asi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/dijital-einstein-agi-asi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AGI ve ASI seviyesindeki yapay zekâlar, insanın sınırlarını aşan bilgi ve icat kapasitesine sahip olacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yapay zekâ alanına biraz girenlerin duyacakları iki ilginç terim var: AGI (artificial general intelligence) ve ASI (artificial super intelligence).</p>

<p>AGI, kısaca var olan bütün bilgileri profesör/ uzman seviyesinde bilen yapay zekâ demek. Yani fiziği en üst seviyede, eczacılığı en üst seviyede, ekonomiyi, Japoncayı, bilgisayar programlamayı, mimarlığı vb. en üst derecede bilen insan kadar iyi bilen yapay zekâ. Önümüzdeki birkaç sene içinde (çoğuna göre 1-2 yıl içinde) bu seviyeye ulaşacağımız öngörülüyor.</p>

<p>ASI ise var olan bilgilerle yetinmeyen, yeni bilgi keşfedebilen, bir anlamda mucit yapay zekâ.</p>

<h2>SIRA NÜKLEERDE</h2>

<p>Bunu bir düşenelim... Yeni bir Einstein’ımız olsun: Dijital Einstein. Bu yeni dijital Einstein’ımız sadece fizik ve matematik gibi alanlarda değil, hukuk, kimya, biyoloji, silahlar, ekonomi, felsefe vb. bütün alanlarda bilinebilecek her şeyi bilsin, üstüne bir de icatlar yapabilsin.</p>

<p>Daha ilginci, bir tuşa basınca bu Einstein’dan 1000 kopya daha çıksın ve her birine farklı görevler verebilelim. Gerçek Einstein’ın biyolojik sınırları vardı, yemek yemesi, uyuması gerekiyordu. Dijital Einstein’ın böyle dertleri olmadığı için elektriğini verdiğimiz sürece istersek aynı anda 1 milyon tanesini de çalıştırabiliriz.</p>

<p>Yani kısacası, şu an idrak etmekte zorlandığımız değişik bir dünya bizi bekliyor. Ve o dünyadaki en büyük kısıtlardan biri enerji olacağı için (dijital Einstein’ların en büyük ihtiyaçlarından biri bu), Google, Microsoft, Amazon, Oracle gibi teknoloji şirketleri nükleer enerji santralları kuruyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yanlış duymadınız, artık ülkelerin değil, teknoloji şirketlerinin nükleer enerjiyle çalışmaya başlayacağı bir döneme giriyoruz.</p>

<p>Peki ne zaman gelecek bu ASI? 100 yıl sonra gelecek bir teknoloji için bugünden kafa yormamıza gerek var mı?</p>

<h2>BAŞDÖNDÜRÜCÜ...</h2>

<p>Tahminlere göre ASI seviyesindeki bir yapay zekâya önümüzdeki 10 yıl içinde ulaşacağız. Biraz daha bonkör davranıp 2030’larda bir yerlerde diyelim. Ama görünüşe göre 2040’larda uyandığımız her sabah yeni bir keşifle karşılaşacağız.</p>

<p>ASI’a ilk ulaşan şirket ve ülke büyük ihtimalle dünyanın en güçlü şirketi ve ülkesi olacak. Bu güce ulaşan ilk ülke, dilediği her şeyi keşfedebilecek (veya başka bir ülkenin bir şey keşfetmesini engelleyebilecek) bir güce kavuşacak.</p>

<p>Bu nedenle OpenAI yaklaşık 500 milyar dolar yatırım yapacakları bir veri merkezi kurmaya başladı (StarGate). Meta (Facebook ve Instagram’ın sahibi olan şirket) veri merkezlerine 2028’e kadar 600 milyar dolar yatırmayı planlıyor. Nükleer santral kuran teknoloji şirketlerinden bahsetmiştik.</p>

<p>ABD, Çin’e ileri model çiplerin satışlarına geniş kısıtlamalar getirdi (ki böylece Çin yapay zekâ yarışında geride kalsın). Çin ise inanılmaz bir atakla DeepSeek gibi zeki modeller üretmeye başladı. Yani baş döndürücü bir rekabetin olduğu bir dönemden geçiyoruz ve enteresan bir geleceğe doğru son sürat ilerliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/pazar-yazilari/acilmadan-kapanan-semsiye-2432868</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/dijital-einstein-agi-asi</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Sep 2025 09:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/09/c982f49b-061c-4c57-a23e-58a34c11428d.webp" type="image/jpeg" length="15597"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karaburun Bilim Kongresi ‘Savaş’ temasıyla başlıyor]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/19-karaburun-bilim-kongresi-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/19-karaburun-bilim-kongresi-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19. Karaburun Bilim Kongresi, 4-6 Eylül’de İzmir’de üç ayrı mekânda 115 konuşmacı ve 92 sunumla “savaş ve barış”ı tüm yönleriyle ele alacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İZMİR/MED GÜNDEM-</strong> 19. Karaburun Bilim Kongresi, 4-6 Eylül 2025 tarihleri arasında <strong>İzmir-Karaburun’</strong>da düzenleniyor. Bu yılki teması “Savaş” olan kongrede üç gün boyunca paralel oturumlarda 115 konuşmacı 92 sunum yapacak. Oturumlar açık havada Pazaryeri, Gençlik Merkezi Bahçesi ve Nergis Çay Bahçesi’nde gerçekleştirilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Devletten ve sermayeden bağımsız, sponsor kabul etmeyen Türkiye’nin tek bilim kongresi olan Karaburun Bilim Kongresi, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Karaburun Belediyesi, sendikalar ve meslek örgütlerinin desteğiyle hayata geçiyor.</p>

<p>Kongrede savaşın yıkıcı etkilerinden barışın mümkün yollarına, kapitalizmin savaşla ilişkilerinden halkların ortak yaşamına kadar birçok konu tartışılacak.</p>

<p>👉 Program ve detaylı bilgi için: www.kongrekaraburun.org</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/19-karaburun-bilim-kongresi-basliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Sep 2025 20:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/09/karaburun-afis.jpg" type="image/jpeg" length="90899"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hypatia Bilim ve İletişim Festivali başlıyor]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/hypatia-bilim-ve-iletisim-festivali-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/hypatia-bilim-ve-iletisim-festivali-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[3-7 Eylül’de İzmir Seferihisar’da düzenlenecek Uluslararası Hypatia Bilim ve İletişim Festivali, bilimi toplumla buluşturuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilimin yalnızca laboratuvarlarda değil, hayatın her alanında var olması gerektiği anlayışıyla yola çıkan festival; bilim insanları, iletişimciler, sanatçılar, öğrenciler ve sivil toplum temsilcilerini aynı çatı altında buluşturacak. Katılımcılar, yapay zekâdan evrim teorisine, iklim krizinden gazeteciliğin dönüşümüne kadar pek çok başlıkta tartışmalara katılabilecek.</p>

<p>Festival; belgesel gösterimleri, atölyeler, gökyüzü gözlemleri ve müzik etkinlikleriyle kültürel bir şenlik atmosferi de sunacak. Çocuklara yönelik programlar ise bilimin yeni kuşaklarla buluşmasını sağlayacak.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/9347ae13-cc14-4f43-af7d-e02641518f81.jpeg" /></p>

<h3>NASA’DAN KONUKLAR GELECEK</h3>

<p>Hypatia Bilim Festivali açılış oturumu “Türkiye’de ve Dünyada Bilim İletişimi: Toplum için Bilim ve Bilim İletişimi” başlığıyla gerçekleşecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Moderasyonunu Hypatia Bilim Platformu kurucusu Nurcan Seven’in yürüteceği panelde Prof. Dr. Çiler Dursun, Dr. Ömer Kamacı, Bilim ve Gelecek Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ender Helvacıoğlu ve Şule Yücebıyık konuşmacı olacak.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/19741bdb-383a-43cc-869e-65eb9509d680.jpeg" /></p>

<p>Türk Tabipler Birliği’nden SistersLab’a, İzmir Barosu’ndan Seferi Keçi’ye, Kozmik Anafor’dan Bebar Bilim’e, Teknolojik Anneler’den, Astrapera’ya, Toplumsal Afet Platformu’ndan Cancer Disinfo’ya, EkoFilm Platformu’ndan Q Turkey’e, Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali’nden Bilim Virüs’üne, BİLSAF (Bilim Sanat Felsefe Akademisi)’tan Uzay Çağında Yolculuk’a birbirinden kıymetli kurumların destek verdiği festivalde elliyi aşkın atölye ve etkinlik olacak. Festival’de farklı bilim merkezleri katılımcı ve atölye düzenleyici olarak yer alacak.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/a06a6a94-11d4-4ade-bf3c-dac8bf392787.jpeg" /></p>

<p>dokuz8HABER Genel Yayın Yönetmeni Gökhan Biçici, Prof. Dr. Erkan Saka, Dr. Suncem Koçer, Prof. Dr. Çiler Dursun, bilim habercisi Çağla Üren, İklim aktivisti Av.Gülşah Deniz Atalar, Dr. İren Dicle Aytaç, Dr. Ömer Kamacı, NASA’dan festival için Türkiye’ye gelen Dr. Ayşegül Tümer, Prof. Dr. Ali Osman Karababa, Dr. Semih Kareen ve daha onlarca uzman isim konuşmacı ve uygulayıcı olarak yer alacaklar.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/1e08fcdb-0558-468d-8b15-0258c7aaa86c.jpeg" /></p>

<h3>BİLİM KÜLTÜR VE SANATLA BULUŞUYOR</h3>

<p>Festivalde bilimin kültür ve sanatla buluştuğu pek çok etkinlik de yer alacak. Türkiye’de bilimkurgu sineması özel oturumuyla birlikte “Bir Zamanlar Gelecek: 2121” filmi gösterilecek. Katılımcılar “Eko Eko Eko” belgeselini yönetmeniyle birlikte izleme şansı bulacak. “Öz: Kuantumun Öyküsü” adlı belgeselinin galası yine yönetmenleriyle birlikte gerçekleştirilecek.</p>

<p>Festival Komitesi Başkanı Nurcan Seven, “Bu buluşma, bilimi toplumun ortak dili haline getirmek için önemli bir fırsat” derken, Baha Okar da ekoloji ve iklim krizine dair oturumların festivalin toplumsal yönünü güçlendirdiğini vurguladı.</p>

<p>Festival 3 Eylül’de Seferihisar Akarca Teos Ormancı Tatil Köyü’nde başlayacak.</p>

<p>Ayrıntılı bilgi ve kayıt için: <a href="http://www.hypatiabilimfestivali.com/" rel="nofollow noopener">www.hypatiabilimfestivali.com</a></p>

<p>Festival programı: <a href="https://www.hypatiabilimfestival.com/program" rel="nofollow noopener">https://www.hypatiabilimfestival.com/program</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/festivale-sayili-gunler-hypatia-bilim-ve-iletisim-festivali-basl</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/hypatia-bilim-ve-iletisim-festivali-basliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Sep 2025 09:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/09/5366433d-2746-4a52-bd2d-60e2537ec523.jpg" type="image/jpeg" length="74875"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilim insanlarını heyecanlandıran keşif]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/bilim-insanlarini-heyecanlandiran-kesif</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/bilim-insanlarini-heyecanlandiran-kesif" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avustralya’nın Richmond kasabasında bir turistin bulduğu 100 milyon yıllık fosil inci, hem bilim dünyasını hem de turizmi heyecanlandırdı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Avustralya’nın Queensland eyaletindeki Richmond kasabasında 2019 yılında bir turistin bulduğu fosil inci, bilim dünyasında büyük yankı uyandırdı. Yaklaşık 2 cm çapındaki bu inci, yapılan araştırmalar sonucunda 100 milyon yıllık olarak tespit edildi.</p>

<p>Queensland Üniversitesi’nden paleontolog Gregory Webb, iki yıl süren incelemeler sonucunda incinin bilimsel değerini doğruladıklarını belirterek, “Bu, inanılmaz derecede nadir ve paha biçilmez bir bulgu” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>BUGÜNE NASIL ULAŞTI?<br />
<br />
Fosil, Richmond’daki Kronosaurus Korner Müzesi’nin paleontolojik kazı alanında bir turist tarafından keşfedilen Inoceramus istiridyesine ait kabuk parçasında bulundu. Yaklaşık 100 milyon yıl önce Eromanga Denizi’nin 40 metre derinliklerinde yaşayan bu dev istiridyeler 50 cm’ye kadar büyüyebiliyordu. Uzmanlar, incinin kalsit mineralinden oluşan kabuk içinde bozulmadan günümüze ulaştığını belirtiyor. Modern incilerin aragonit yapısına kıyasla kalsitin daha dayanıklı olması, bulgunun korunmasını sağladı.</p>

<p>İNCİ TURİZMİ CANLANDIRDI<br />
<br />
Richmond, Eromanga Denizi’nin fosil açısından zengin bir bölgesi olarak biliniyor ve Kronosaurus ile Ichthyosaurus gibi tarih öncesi deniz canlılarının fosillerine ev sahipliği yapıyor. Müze kurucusu Rob Ivers, incinin turizmi canlandırdığını ifade ederek, “Bu bulgu, Richmond’u fosil avcıları için daha çekici kılıyor” dedi.</p>

<p>Fosil inci, şu anda Kronosaurus Korner Müzesi’nde sergileniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/kultur-sanat/bilim-insanlarini-heyecanlandiran-kesif-avustralya-da-100</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/bilim-insanlarini-heyecanlandiran-kesif</guid>
      <pubDate>Tue, 19 Aug 2025 11:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/08/f17dd132-6221-407f-a4ad-b0341051dcdf.jpg" type="image/jpeg" length="45439"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Genetik mühendisliğinde devrim: Evrim 100 bin kat daha hızlı]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/genetik-muhendisliginde-devrim-evrim-100-bin-kat-daha-hizli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/genetik-muhendisliginde-devrim-evrim-100-bin-kat-daha-hizli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Scripps Araştırma Enstitüsü’ndeki bilim insanları, genleri doğal hızından 100 bin kat daha hızlı mutasyona uğratabilen bir “evrim motoru” geliştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Proteinlerin evrimi yalnızca doğada gerçekleşen bir süreç değil; laboratuvar ortamında da mümkün. Ancak bugüne kadar bu süreç oldukça zaman alıcıydı. Scripps Araştırma Enstitüsü’nden bir ekip, bakteriler üzerinde çalışan ve genleri inanılmaz bir hızla değiştirebilen yeni bir sistem geliştirerek bu tabloyu değiştirdi. “Evrime hızlı ileri sarma düğmesi eklemek” olarak tanımlanan T7-ORACLE sistemi, tıp ve biyoteknoloji dünyasında devrim yaratma potansiyeline sahip.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/81a485e4-a575-4f1f-b729-c323fbcedac9.jpg" /></p>

<p><br />
T7-ORACLE: EVRİMİN HIZLANDIRILMIŞ HALİ</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Scripps Araştırma Enstitüsü Kimya Bölümü ve Skaggs Kimyasal Biyoloji Enstitüsü’nden bilim insanları, E. coli bakterilerinde genetik mutasyonları 100 bin kat hızlandırabilen yapay bir DNA çoğaltma sistemi geliştirdi. Bu sistem, bakterinin ana genomunu etkilemeden yalnızca küçük, dairesel DNA parçaları olan plazmitleri hedef alıyor. Böylece bakteriler, çok kısa sürede istenilen özelliklere sahip proteinler üretebiliyor.</p>

<p>DENEY SONUÇLARI: HAFTALAR YERİNE GÜNLER</p>

<p>Araştırma ekibi, antibiyotik direnci sağlayan bir proteini hedef alarak sistemi test etti. E. coli hücreleri giderek artan dozlarda antibiyotiğe maruz bırakıldı ve sadece bir hafta içinde başlangıç dozunun 5.000 katına dayanabilen bir protein evrimleşti. Bu hız, geleneksel yöntemlerle karşılaştırıldığında devasa bir sıçrama anlamına geliyor.</p>

<p>TIPTA VE BİYOTEKNOLOJİDE YENİ UFUKLAR</p>

<p>T7-ORACLE sisteminin en büyük potansiyeli, tıbbi proteinlerin geliştirilmesinde yatıyor. Kanser tedavisinde kullanılan hedef proteinler, enzimler ve nörodejeneratif hastalık tedavilerine yönelik biyolojik çözümler, bu teknoloji sayesinde günler içinde geliştirilebilecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/genetik-muhendisliginde-devrim-evrim-sureci-100-bin-kat-daha-hiz</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/genetik-muhendisliginde-devrim-evrim-100-bin-kat-daha-hizli</guid>
      <pubDate>Thu, 14 Aug 2025 09:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/08/766a98b6-77c2-49a4-90e2-a581c761a714.webp" type="image/jpeg" length="29256"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
