<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Med Gündem</title>
    <link>https://www.medgundem.com</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve taraofız habercilik... HAKÎKAT; Drama edilmiş anlayışını değil gerçekten, umuttan, özgürlükten beslenen geleceğe dönük, bilimsel, objektif, cesur bir yayıncılık anlayışını benimsiyoruz</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.medgundem.com/rss/kosesinde-yazdi" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 11 Jul 2026 23:13:42 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/rss/kosesinde-yazdi"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[İnanç, Akıl ve Duygunun Kadim İttifakıdır]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/inanc-akil-ve-duygunun-kadim-ittifakidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/inanc-akil-ve-duygunun-kadim-ittifakidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konuk yazar Ayhan Karabulut, “İnanç, Akıl ve Duygunun Kadim İttifakıdır” başlıklı yazısında, inancın insanın içsel yolculuğundaki yerini ele aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>İNANÇ</strong></h1>

<p><br />
İnanç, insanın yalnızca zihniyle verdiği bir karar değildir; düşünce ile duygunun derinlerde kurduğu kadim bir ittifaktır. Akıl, dünyayı anlamlandırmak ister; duygu ise o dünyanın içinde kaybolmadan yaşayabilmek… İnsan bazen bir düşünceye değil, kendi varlığını taşıyabilme ihtimaline inanır. Bu yüzden inanmak, yalnızca dışarıdaki bir hakikate yönelmek değil; insanın kendi iç uçurumuna bakıp yine de yürümeye devam etmesidir.</p>

<p>Belki de bu yüzden insanlık tarihi, yalnızca savaşların, imparatorlukların ve iktidarların tarihi değildir. Aynı zamanda görünmeyene inanan insanların tarihidir. Çöllerde yürüyen peygamberlerin, zindanlarda düşünmeye devam eden filozofların, sürgünde şiir yazan şairlerin, darağaçlarına giderken bile hakikatten vazgeçmeyen insanların tarihi… Çünkü dünya çoğu zaman, gerçeği hemen değiştiremeyen ama ona inanmaktan vazgeçmeyen insanların sessiz yürüyüşüyle dönüşmüştür.</p>

<p>İnanmak zor bir eylemdir. İnsan inanırken yalnızca dış dünyaya değil, kendi bilinmezliğine de kapı açar. İnanç, insanın içindeki kaosla yaptığı sessiz bir anlaşmadır. Ve çoğu zaman insanı tüketen şey, acının kendisi değil; acının anlamsız olduğuna dair duygudur. İnsan, çektiği acının bir anlamı olduğuna inandığında dayanabilir. Ruh, anlam bulduğu yerde yaralarını taşımayı öğrenir.</p>

<p>Carl Gustav Jung’un sezdiği gibi, insan ruhu yalnızca bilinçten ibaret değildir. İçimizde konuşmayan ama bizi yöneten derin katmanlar vardır. Korkularımız, arketiplerimiz, bastırılmış gölgelerimiz, çocukluk yaralarımız ve kolektif hafızanın kadim izleri… İnanç bazen tam da burada doğar: Bilincin açıklayamadığı bir karanlıkta, ruhun kendi bütünlüğünü arama çabasında. Çünkü insan ruhu, yalnızca mantıkla tamamlanmaz; sembollerle, anlamlarla ve görünmeyen bağlarla da yaşar.</p>

<p>Ama bu düşünce yalnızca Jung’a ait değildir. Søren Kierkegaard da insanın hakiki inanca ancak “uçurumun kenarında” ulaşabileceğini söylerdi. Çünkü ona göre inanmak, kesinlik içinde yaşamak değil; belirsizliğe rağmen sıçramayı göze almaktı. İnsan bazen hiçbir garantisi olmayan bir yola yalnızca ruhunun çağrısına güvenerek girer. Ve tam o anda, korku ile özgürlük birbirine karışır.</p>

<p>Friedrich Nietzsche ise insanın büyük acılar olmadan dönüşemeyeceğini düşünüyordu. Ona göre insanı olgunlaştıran şey konfor değil, kendi karanlığıyla yüzleşme cesaretiydi. “İnsanın içinde hâlâ kaos taşıması gerekir ki dans eden bir yıldız doğurabilsin,” derken belki de inancın trajik yönünü anlatıyordu. Çünkü insan bazen parçalanmadan derinleşemez.</p>

<p>Bir başka yerde, Fyodor Dostoevsky insan ruhunun en karanlık koridorlarında dolaşırken, inanç ile umutsuzluk arasındaki o ince çizgiyi gösteriyordu bize. Onun karakterleri çoğu zaman Tanrı’yı kaybetmenin eşiğinde dolaşır; ama tam da o kayboluşun içinde insanın vicdanını, merhametini ve hakikat arayışını keşfederler. Çünkü bazen insan, ışığın değerini ancak karanlığın içinde anlar.</p>

<p>Ve belki de Erich Fromm haklıydı: Modern insan özgürlüğü istediğini söyler ama çoğu zaman özgürlüğün yükünden korkar. Bu yüzden kolay inançlara, hazır kimliklere ve güçlü otoritelere sığınır. Oysa gerçek inanç, insanı edilgenleştiren değil; onu daha bilinçli, daha sorumlu ve daha cesur yapan inançtır.</p>

<p>Bir de Doğu’nun bilgeleri vardır. Laozi, insanın bazen su gibi olması gerektiğini söylerdi: Yumuşak ama vazgeçmeyen… Çünkü en sert kayaları bile zamanla su aşındırır. Nagarjuna ise hakikatin, insanın mutlak sandığı şeyleri boşaltmasından geçtiğini anlatıyordu. Belki de gerçek inanç, insanın kendi egosunu merkeze koymayı bırakmasıyla başlıyordu.</p>

<p>Tasavvuf geleneğinde ise insanın önce kendi içindeki putları kırması gerektiği söylenirdi. Ibn Arabi için hakikat, insanın içindeki sonsuzluğu fark etmesiydi. Mansur Al-Hallaj ise hakikati uğruna bedel ödemenin ne demek olduğunu gösterdi. Çünkü bazı insanlar için inanç, yalnızca düşünmek değil; yaşamın tamamını o hakikatin içine koymaktır.</p>

<p>Bir de arada duran insanlar vardır. Ne tamamen inanırlar ne de bütünüyle vazgeçerler. Her döneme uyum sağlayan, her yenilgide başka bir yöne dönen insanlar… Onlar fırtınalarda ayakta kalabilirler belki, ama çoğu zaman tarihin ruhunda iz bırakmazlar. Çünkü insan ruhu bazen ancak risk aldığında derinleşir. Konfor, ruhu sakinleştirebilir; fakat çoğu zaman büyütmez.</p>

<p>Bazı insanlar vardır; yenilgiyi gördükleri anda inançlarını kaybederler. Bazıları ise tam tersine, yalnızca inandıkları için yenilginin içinden geçmeyi başarırlar. İnsanlık tarihi çoğu zaman ikinci tür insanların sessiz yürüyüşüyle şekillenmiştir. Çünkü insan yalnızca gördüğü gerçeklikle yaşamaz; henüz doğmamış ihtimallerle de yaşar. Bazen bir halk yıllarca görünmeyen bir sabaha inanarak yürür. Bazen tek bir insan, henüz kimsenin görmediği bir hakikatin yükünü taşır. Ve dünya, çoğu zaman o görünmeyen ihtimaller uğruna direnen insanların omuzlarında değişir.</p>

<p>İnanç bu yüzden yalnızca göğe çevrilmiş bir dua değildir. Bazen insanın kendi içindeki karanlığa karşı yaktığı son lambadır. İnsan çoğu zaman başaracağına dair kesin kanıtlar bulduğu için inanmaz; aksine, hiçbir kesinlik yokken inanmaya karar verdiği için yürümeye devam eder. Umut da tam burada doğar: Henüz gerçekleşmemiş bir geleceğe karşı duyulan derin sadakatten.</p>

<p>Fakat inanç kendi başına masum değildir. İnsan ruhunu özgürleştirebildiği gibi onu esir de alabilir. Hakikatten kopmuş bir inanç, zamanla fanatizme dönüşür. Çünkü insan, kendi korkularıyla yüzleşmek yerine onları kutsallaştırmaya başladığında, inanç bir aydınlanma değil; bir kaçış olur. Jung’un en büyük uyarılarından biri buydu belki de: İnsan yüzleşmediği gölgesini dışarıda bir düşman olarak görmeye başlar. Böylece kötülükle mücadele ettiğini sanarken, kendi karanlığının hizmetkârına dönüşebilir.</p>

<p>Bu yüzden en güçlü inanç, kendi gölgesine bakabilen inançtır. Kendini sürekli yeniden sorgulayan, hakikati kendi egosunun önünde tutabilen inanç… Çünkü gerçek olgunluk, insanın yalnızca ışığını değil, karanlığını da tanıyabilmesidir.</p>

<p>Belki de başarı dediğimiz şey bu nedenle dışarıdan göründüğü kadar basit değildir. O; görünmez iç savaşların, sessiz direnişlerin ve ruhsal dönüşümlerin toplamıdır. İnsan bazen yalnızca bir adım daha attığı için kazanır. O son adımı attıran şey ise çoğu zaman mantığın hesapları değil; ruhun derinliklerinden gelen, açıklanması zor bir çağrıdır.</p>

<p>Ve yaşadığımız süreç biraz da böyledir. Çünkü cennet, yalnızca ölümden sonra vaat edilen bir yer değildir; ortak inananların birlikte kurduğu bir ruh hâlidir aynı zamanda. İnsanlar aynı umudu koruduklarında, birbirlerinin karanlığını taşıyabildiklerinde ve aynı hakikate birlikte sadık kaldıklarında, yalnızca bir toplum değil; ortak bir bilinç inşa ederler.</p>

<p>Belki de insanlığın en derin sırrı burada saklıdır:<br />
Dünya bazen silahlarla, parayla ya da güçle değil; aynı düşü görmeyi sürdürebilen insanların ruhsal dayanışmasıyla değişir.<br />
***<br />
Çoğu zaman İnanç üzerine konuşurken, bazı insanlar yalnızca bir fikre bağlı kalmayı anlar. Oysa hakiki inanç, donmuş bir sadakat değil; insanın sürekli kendini aşma cesaretidir. Bu nedenle bazı insanlar inançlı görünür ama aslında yalnızca alışkanlıklarının tutsağıdır. Çünkü ezber, çoğu zaman insanı güvende hissettirir. Hakikat ise güvenli değildir. İnsanı sarsar, yalnız bırakır, eski düşüncelerini yıkar ve onu sürekli yeniden doğmaya zorlar.</p>

<p>A.Öcalan tam da bu nedenle anlaşılması zor bir bilge veya önderdir. Çünkü o, yalnızca politik bir aktör olarak değil; aynı zamanda sürekli dönüşen, kendisini durmadan sorgulayan ve kendi düşüncesini bile mutlaklaştırmayan bir hakikat arayıcısı olarak okunmalıdır. Onu yalnızca sloganlarla, ezberlerle ya da tarafların oluşturduğu kalıplarla anlamaya çalışan herkes, aslında onun en temel yönünü kaçırır: Hareket hâlindeki düşünceyi.</p>

<p>Kendisininde sıkça dile getirdiği gibi Çocukluğundan itibaren ona da birçok kalıp dayatıldı. Nasıl düşünmesi, nasıl inanması, nasıl yaşaması gerektiği söylendi. Ezberci olması beklendi. Kendisine sunulan dünyanın sınırlarını kabul etmesi istendi. Fakat bazı insanlar vardır; kendilerine çizilmiş hayatı yaşamayı reddederler. Çünkü onların ruhunda yalnızca itaat değil, hakikatin çağrısı yankılanır. Öcalan’ın en belirgin taraflarından biri belki de buydu: Verili olanla yetinmemesi.</p>

<p>Bu nedenle onun düşünsel çizgisi, durağan değil; sürekli dönüşen bir çizgidir. Bugün doğru gördüğünü, yarın daha derin bir hakikat bulduğunda değiştirebilir. Çünkü onun için düşünce, korunacak bir put değil; hakikate ulaşmak için kullanılan bir araçtır. Ve hakikati gerçekten arayan insan, kendi düşüncesini bile gerektiğinde aşmayı bilendir.</p>

<p>İnsanların çoğu burada zorlanır. Çünkü toplumlar genellikle düşünen insan değil, tekrar eden insan isterler. Şablonlar güven verir. Kesin cümleler rahatlatır. Oysa sorgulayan insan hem kendisini hem çevresini huzursuz eder. Büyük düşünmeye ve anlamaya zorlar.Bu yüzden birçok kişi başlangıçta ondan hakikati öğrenmek isterken, zamanla onu kendi ezberlerinin içine hapsetmeye çalıştı. Ondan bir dogma üretmek isteyenler oldu. Sabit bir biçime dönüşmesini isteyenler oldu. Çünkü insanlar çoğu zaman düşüncenin canlılığından korkar; değişmeyen liderler, değişen hakikatlerden daha güvenli gelir onlara.</p>

<p>Fakat o, teslim olmadı. Başkalarına teslim olmadığı gibi kendi eski düşüncelerine de teslim olmadı. Belki de onu anlamayı zorlaştıran temel nokta budur. Çünkü insanlar genellikle tutarlılığı, hiç değişmemek sanırlar. Oysa daha yüksek bir tutarlılık vardır: Hakikate sadık kalmak. Bu tür insanlar biçim değiştirebilir ama özlerini kaybetmezler. Nehir gibi akarlar; fakat yönleri belidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu yüzden onu anlamak için yalnızca politik analiz yetmez. Onu anlamak biraz da insan ruhunun hakikatle kurduğu ilişkiyi anlamayı gerektirir. Çünkü bazı insanlar bir ideolojiye bağlanır; bazıları ise yaşamın kendisini sürekli sorgulayan bir arayışa dönüşür. Öcalan’ın çizgisinde görülen şey, yalnızca siyasal bir mücadele değil; aynı zamanda insanı, toplumu, tarihi ve özgürlüğü yeniden tanımlama çabasıdır.</p>

<p>Bu yönüyle onun düşüncesinde hem mistik hem felsefi bir damar vardır. Mistik, çünkü insanın kendi nefsini aşmadan özgürleşemeyeceğini düşünür. Felsefi, çünkü hiçbir kavramı son hâliyle kabul etmez; sürekli yeniden sorgular. Belki de bu yüzden onun düşüncesinde kesinlikten çok arayış hâli baskındır. Çünkü hakikat donmuş değil, yaşayan bir şeydir.</p>

<p>Bugün birçok insan ona ruh hallerine göre bir isim takıyorlar.Kimisi kahraman diyor, kimisi suçlu, kimisi hayalperest,hayin ve tehlikeli diyor. Unutmamak gerekir ki insanlık tarihi boyunca hakikatle yürüyen her figür, çağının korkularını da , öfkesini de ve yönelimlerini de üzerine çekmiştir. Çünkü insanlar çoğu zaman anlamadıkları şeyi önce yargılarlar ve öcü ilan ederler.Özellikle de kendi karanlığıyla yüzleşemeyen,oluş ve inşa bilincini yitiren toplumlar, ışığı taşıyan ve hakikat çağrısına dönen insanlardan rahatsız olur. Onlara ahlak ve vicdan dışı yöntemlerle saldırırlar.Jung’un söylediği gibi, insan yüzleşmediği gölgesini dışarıya yansıtır. Böylece anlamadığı kişiyi suçlayarak kendi iç çelişkilerinden kaçmaya çalışır.</p>

<p>Fakat hakikat savaşçılığı tam da burada başlar. İnsan yalnızca alkışlandığında değil, yanlış anlaşıldığında da yürümeye devam edebiliyorsa hakikate yaklaşır. Çünkü hakikatin yolu çoğu zaman yalnızlıktan geçer. Tarihte büyük dönüşümler yaratan birçok insanın ortak kaderi budur: Önce reddedilmek, sonra anlamak için çabalamak.</p>

<p>Ve belki de bugün yaşanan şey biraz budur. En karanlık zamanlarda, insanların umutlarını kaybettiği, ruhların yorulduğu ve herkesin birbirine benzediği bir çağda, hâlâ başka bir yaşamın mümkün olduğunu söylemek… Bu yalnızca politik bir iddia değildir; aynı zamanda ruhsal,düşünsel ve vicdani bir direniştir. Çünkü insanın içindeki umut ölürse, toplumların geleceği de ölür.</p>

<p>O,bu yüzden biçimlere takılmaz. Çünkü biçimler değişir. Güçler yükselir ve çöker. İktidarlar gelir geçer. Ama insanın hakikatle kurduğu bağ daha derin bir şeydir. Ve belki de onun asıl gücü burada yatar: Dışarıdaki güçlerden çok, kendi içindeki inançla kurduğu ilişkide.</p>

<p>Gerçek inanç zaten biraz böyledir. Kendini sürekli yeniden yaratır. Karanlığın içinde bile yönünü kaybetmez. Başarıyı yalnızca sonuçta değil, yürüyüşün kendisinde görür. Çünkü bazı insanlar için kazanmak, yalnızca bir hedefe ulaşmak değil; hakikate sadık kalabilmektir. Kanımca Apo tamda budur.</p>

<p>Belki de bu yüzden onu gerçekten anlamak isteyenlerin önce şu soruyla yüzleşmesi gerekir:<br />
İnsan hakikati gerçekten arıyor mu, yoksa yalnızca kendi ezberlerinin onaylanmasını mı istiyor?</p>

<p>Çünkü hakikati arayan insan değişmeyi göze almalıdır. Ve değişmeyi göze alamayanlar, hakikatin değil; yalnızca alışkanlıklarının savunucusu olarak kalırlar.<br />
O hep değişim, akış ve inşadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Konuk yazar...</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/inanc-akil-ve-duygunun-kadim-ittifakidir</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 07:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/06/med-gundemden-konuk-yazar-1.webp" type="image/jpeg" length="28163"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dün reddedilen öneri, bugün CHP’nin en doğru siyasal hamlesidir]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/ara-secim-zamanind</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/ara-secim-zamanind" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konuk yazar Yıldırım Kaya,bugün sosyal medya hesabından paylaştığı“Dün reddedilen öneri,bugün CHP’nin en doğru siyasal hamlesidir”başlıklı makaleyi kaleme aldı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ARA SEÇİM: ZAMANINDA SÖYLENEN DOĞRU, BUGÜN SİYASAL GÖREVDİR</strong></p>

<p>Dün reddedilen öneri, bugün CHP’nin en doğru siyasal hamlesidir</p>

<p>Siyasette kimi öneriler, söylendiği gün tartışılır; kimi öneriler ise zaman geçtikçe haklılığını ortaya koyar. Ara seçim formülü tam da böyle bir öneridir. Ben bu öneriyi ilk kez 3 Ekim 2024 tarihinde, kamuoyuna yaptığım yazılı açıklamayla açık biçimde gündeme taşıdım.</p>

<p>O gün Türkiye’de yalnızca bir yargı tartışması yaşanmıyordu. Mesele, hukukun siyasetin baskısı altına alınması, demokrasinin daraltılması ve halk iradesinin kuşatılmasıydı.<br />
Özellikle Ekrem İmamoğlu hakkında yürütülen siyasi yasak tartışmaları karşısında şunu söyledim:<br />
CHP ara seçimi zorlamalıdır.</p>

<p>O günkü tabloya göre Meclis’te boş bulunan sandalye sayısıyla birlikte 23 milletvekilinin istifası, anayasal olarak 30 sandalyenin boşalması anlamına geliyordu.<br />
Bu durumda Anayasa’nın 78. maddesi gereği, 90 gün içinde ara seçim yapılması anayasal zorunluluktu.<br />
Yani bu yalnızca siyasi bir çağrı değil, aynı zamanda anayasal dayanağı olan somut bir mücadele yöntemiydi.</p>

<p>Bugün gelinen noktada tablo değişmiştir.<br />
Şu anda 22 milletvekilinin istifası yeterlidir.<br />
Çünkü Meclis’teki mevcut boş sandalye sayısı dikkate alındığında anayasal eşik artık bu sayı ile aşılmaktadır.<br />
Demek ki dün söylediğimiz yalnızca bir siyasi öngörü değil, bugün hayata geçirilmesi gereken somut bir siyasal görevdir.</p>

<p>Bugün bazı çevreler hâlâ meseleyi teknik tartışmalar içine hapsetmeye çalışıyor.<br />
“İstifalar Meclis’te onaylanmazsa ne olacak?” diye soruyorlar. Bu tartışma özü itibarıyla anlamsızdır. Çünkü mesele yalnızca Meclis aritmetiği değildir.<br />
Mesele, siyasi hamlenin toplumsal karşılığıdır.</p>

<p>Biz bu hamleyi yaparız. 22 milletvekilimiz istifasını verir. Eğer iktidar çoğunluğu bu istifaları Meclis’te onaylamayarak halk iradesinden kaçmaya kalkarsa, işte o zaman asıl siyasi sıkışma başlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>O zaman meydanlar iktidara dar olur.<br />
O zaman Türkiye’nin her meydanında halka şunu sorarız:<br />
“Halktan korkan kim?”</p>

<p>Seçimden, sandıktan, milletin önüne çıkmaktan çekinen bir iktidarın bunu topluma anlatabilmesi mümkün değildir. Pratikte Meclis çoğunluğu ile bazı teknik manevralar yapılabilir. Ama siyasette her hamlenin bir toplumsal maliyeti vardır.</p>

<p>İktidar, ara seçimden kaçmak için milletvekili istifalarını reddederse, bunun siyasi bedelini halkın önünde ödemek zorunda kalır.</p>

<p>İşte bu nedenle mesele yalnızca anayasal zorunluluk değil, aynı zamanda güçlü bir siyasi kuşatma stratejisidir.</p>

<p>Bugüne kadar yapılan mitingler önemliydi. Tabanı diri tuttu, dayanışmayı büyüttü.<br />
Ancak kabul etmek gerekir ki yalnızca mitinglerle iktidarı geri adım attırmak mümkün olmadı.</p>

<p>Yeni mücadele yöntemlerine ihtiyaç vardır.<br />
Ara seçim bunun en güçlü araçlarından biridir.<br />
Bu, aynı zamanda erken seçimin provasıdır.<br />
Ayrıca daha önce Aydın ve İstanbul için önerdiğim, belediye meclis üyelerinin asıl ve yedekleriyle birlikte istifası üzerinden yerel seçimi zorlayacak formül de bugün yeniden değerlendirilmelidir.</p>

<p>Siyaset bazen sadece tepki değil, hamle işidir.<br />
Ve hamle zamanında yapılmalıdır.</p>

<p>31 Mart yerel seçimlerinden sonra Türkiye’nin açık ara birinci partisi olan CHP’nin en önemli hatası, bu üstünlüğü siyasal baskı aracına dönüştürmek yerine “normalleşme” çizgisine yönelmesiydi.</p>

<p>Oysa demir tavında dövülmeliydi.<br />
Bugün gelinen noktada, iki yıl önce yaptığım çağrının yeniden gündeme gelmesi memnuniyet vericidir. Geç de olsa doğru olan budur. Ama tarih şunu da yazacaktır:</p>

<p>Zamanında kulak tıkanan öneri, bugün partinin önündeki en doğru mücadele hattı olarak yeniden masadadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Konuk yazar...</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/ara-secim-zamanind</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 06:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/04/med-gundem-konuk-yazar-1-1.jpg" type="image/jpeg" length="25642"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gazeteci Yazar Ramazan Öztürk yazdı: Zulüm İçeride Başlar]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/gazeteci-yazar-ramazan-ozturk-yazdi-zulum-iceride-baslar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/gazeteci-yazar-ramazan-ozturk-yazdi-zulum-iceride-baslar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konuk yazar Ramazan Öztürk, bugün sosyal medya hesabından paylaştığı “ Zulüm İçeride Başlar ” başlıklı makaleyi kaleme aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ZULÜM İÇERİDE BAŞLAR</strong></p>

<p>"Bir ülkeyi dış müdahaleye açık hâle getiren yalnızca dış güçlerin kabaran iştahı değildir; asıl kırılma, iktidarın kendi halkıyla bağını kopardığı yerden başlar."</p>

<p>Ramazan Öztürk</p>

<p>Savaşa karşıyım.</p>

<p>Çünkü savaşın kazananı yoktur. Kazanan gibi görünenler bile geride yıkılmış şehirler, parçalanmış hayatlar ve kirlenmiş bir gelecek bırakır.</p>

<p>Ama savaşa karşı olmak, hafızasız olmak değildir.</p>

<p>Bugün İsrail-ABD ikilisinin İran’a yönelik müdahalesi tartışılırken kamuoyunda tuhaf bir algının oluştuğunu görüyorum. Sanki bütün hikâye 28 Şubat'taki saldırıyla başlamış gibi… Sanki İran'da 47 yıldır kendi halkını siyasi ve ekonomik cendere altında tutan, isteklerine kulak tıkayan, sokaklarda özgürlük isteyen gençleri kurşunlayarak onbinlercesini öldüren, binlercesini de idam sehpasına gönderen bir rejim hiç yokmuş gibi…</p>

<p>Oysa zincirin ilk halkası İran'daki Molla rejiminin ta kendisidir.</p>

<p>Çünkü bir ülkeyi dış müdahaleye açık hâle getiren yalnızca dış güçlerin kabaran iştahı olamaz. Asıl belirleyici olan, içerideki iktidarın kendi halkıyla kurduğu ilişkidir. Halktan kopmuş, meşruiyetini rızadan değil korkudan devşiren her rejim, ülkesini kırılgan bir zemine sürükler.</p>

<p>Yakın tarih bunun örnekleriyle dolu:</p>

<p>Irak’ta Saddam Hüseyin’in yıllarca süren baskısı ve kimyasal saldırıları ülkeyi savunmasız bıraktı. Müdahale geldi; rejim devrildi ama ülke uzun süre toparlanamadı.</p>

<p>Libya’da Kaddafi’nin otoriter düzeni iç meşruiyeti aşındırdı. Dış müdahale gerçekleşti; devlet çöktü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Suriye’de Esad rejiminin protestolara verdiği sert ve kanlı yanıt, iç krizi uluslararası bir hesaplaşmaya dönüştürdü.</p>

<p>Bu örnekler müdahaleleri otomatik olarak haklı kılmaz.</p>

<p>Ama müdahalenin hangi zeminde doğduğunu görmezden gelmemizi de gerektirmez.</p>

<p>Bazen mesele aslında çok daha yalındır.</p>

<p>Bir apartmanda, karşı dairede bir baba gece gündüz çocuklarını dövüyorsa ve o çığlıklar bütün binada yankılanıyorsa, herkesin dönüp “Bu bizim meselemiz değil” deme lüksü yoktur. Şiddeti durdurmaya çalışan komşuya bütün sorumluluğu yüklemek, hikâyenin yarısını görmektir.</p>

<p>Bugün bazı çevreler yalnızca dış müdahaleyi eleştiriyor; haklı olarak, çünkü savaş yeni ölümler üretir. Fakat aynı seslerin yıllardır o ülkenin sokaklarında dökülen kan karşısında suskun kalmış olması, ciddi bir ahlaki boşluk yaratıyor.</p>

<p>Eleştiri zincirin son halkasından değil, ilk halkasından başlamalıdır.</p>

<p>Evet, dış müdahale yıkıcıdır.</p>

<p>Evet, bombalar masumları da öldürür.</p>

<p>Evet, savaş kirletir.</p>

<p>Ama bir ülkeyi bu noktaya taşıyan iç baskı düzenini görmezden gelerek yalnızca sonuca odaklanmak da eksik bir vicdandır.</p>

<p>Ben savaşın içinden gelmiş bir gazeteciyim. Halepçe’de kimyasal gazdan ölen çocukların yüzlerine baktım. Bağdat’ta siren sesleriyle uyanılan geceleri yaşadım. Şunu gördüm: Zulüm içeride başladığında, dünya önce susar; sonra o suskunluk daha büyük bir felakete dönüşür.</p>

<p>Bu yüzden insaflı olmak, hafızalı olmaktır.</p>

<p>Hem zalim rejime karşı çıkmak,</p>

<p>hem de savaşın yeni bir zulüm üretmemesi için uyanık olmak.</p>

<p>Çünkü gerçek ahlaki tutarlılık, taraflara göre değil, ilkelere göre konuşabilmektir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Konuk yazar...</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/gazeteci-yazar-ramazan-ozturk-yazdi-zulum-iceride-baslar</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 13:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/03/med-gundem-53.png" type="image/jpeg" length="80460"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İktidarın kara düzeni dağılacak! - Ekrem İmamoğlu]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/iktidarin-kara-duzeni-dagilacak-ekrem-imamoglu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/iktidarin-kara-duzeni-dagilacak-ekrem-imamoglu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konuk yazar, tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Cumhuriyet'te “İktidarın kara düzeni dağılacak!” başlıklı bir yazı kaleme aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“Reform yılı” hayırlı, uğurlu olsun. İktidarın açıkladığına göre 2026, “reform ve şahlanış” yılı olacakmış. Haberleri var mı bilmiyorum, fakat açlık sınırının altında yaşayan emekliler, geçimini borçlarını döndürerek sağlayan asgari ücretliler ve varlık sahibi olmayı hayal bile edemeyen gençler onların iddia ettiği gibi “şahlanmayı” değil, bu boğucu ekonomik krizde en azından bir nefes alabilmeyi istiyor. Ülkemiz, sahte gündemlere ve milleti aldatarak söylenen “reform yılı” hikâyelerine değil, erken seçime ve sıçrayarak kalkınmaya gereksinim duyuyor.</p>

<p>Seçimlerden sonra gelen yeni ekonomi yönetimi “reformlar” yaparak ekonomik krizi bitirecekti, hatırlıyor musunuz? Üç yıl olmak üzere, enflasyon, büyüme, ihracat hedefleri konuldu, fakat geldiğimiz noktada gördüğümüz tek gerçek milletimizin giderek daha boğucu hale gelen bir ekonomik krizi yaşaması.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Reform yılı” ilan ettikleri 2026’nın ocak ayı enflasyonu yüzde 5. Yalnızca bir aylık enflasyonumuz birçok ülkenin yıllık enflasyonuna denk. Fakat ülkeyi yöneten insanlar, televizyonlara çıkıp, gazetelere yazılar yazıp “Şahlanıyoruz” şeklinde yalanlarla milletimizin aklını hafife almaktan hiç çekinmiyorlar.</p>

<p>Milletimize karşı yalan siyaseti yapmaya öylesine alışmışlar ki “Memurların, çalışanların ve emeklilerin alım gücünü büyümeden aldığımız pay ile artıracağız” diyebiliyorlar. Türkiye büyüyor, fakat bu millet büyümeden hak ettiği payı alıyor mu? Emekliler almıyor, asgari ücretliler almıyor, çalışanlar ve memurlar bu büyümeden hak ettiği payı alamıyor. Nedenini herkes biliyor: Bu iktidar yıllardır planlı bir şekilde zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul hale getiriyor.</p>

<h3>MİLLETİN İKTİDARI BAŞARACAK</h3>

<p>Türkiye muazzam bir potansiyele, zengin kaynaklara, bereketli topraklara ve çalışkan insanlara sahip. Hızla toparlanacak ve ayağa kalkacak güce sahibiz. Fakat yönetme kabiliyetini yitirmiş, hatalardan kurtulamayan, milleti geren, şiddeti besleyen ve ancak devlet gücünü istismar ederek siyaset yapabilen anlayış, bu cennet vatanın geleceğine zarar vermeye devam ediyor.</p>

<p>Ülkemizde üretim, kalkınma, işsizlik konuşulmuyor; Türkiye’de artık yoksulluk, umutsuzluk, güvencesizlik ve milletimize yaşatılan sefalet konuşuluyor.</p>

<p>Milletimizin bir nefes almasını, ekonomik krizden de siyasetin boğucu gündeminden de kurtulmasını büyük bir hevesle isteriz. Fakat bunlar bugünün iktidarında değil, milletin iktidarında yaşanacaktır.</p>

<p>Türkiye’nin güçlenmesini, doğru bir reform programının uygulanmasını ve ülkemizin sıçrayışla kalkınma evresine geçmesini bu milletin her ferdi ister. Ancak bunu bugünün iktidarı değil, milletin iktidarı yapacak.</p>

<h3>‘REFORM YILI’ DEĞİL, ‘SEÇİM YILI’</h3>

<p>Bu millete yalan söyleyerek, verilerde “sahtecilik” yaparak siyaset yapabileceğini zannedenler iyi duysunlar: 2026 “reform yılı” değil, inşallah “seçim yılı” olacak.</p>

<p>Milletimizin önüne sandığı ya getireceksiniz ya da getireceksiniz. Kazanan ise elbet bu aziz millet olacak. Milletin iktidarının başa geldiği gün, “silkinecek”, kendimize gelecek ve büyük bir sıçrayışı milletçe başlatacağız.</p>

<p>Milletin iktidarında;</p>

<p>- Yeni sanayileşme planı ile sanayimiz kalkınmanın ve istihdamın omurgası olacak.</p>

<p>- Yerli tarım güçlenecek, topraklarımızın bereketini tüm yurdumuz tadacak.</p>

<p>- Bilim ve teknoloji odaklı bir kalkınma ile Türkiye geleceğe güçlü bir biçimde hazırlanacak.</p>

<p>- Savunma sanayisi alanında ülkemizin yaşadığı atılım korunacak ve geliştirilecek.</p>

<p>- Yeni sanayi şehirleri ve teknoloji kentleri ile ülkemizin her bölgesi büyük bir ekonomik ve sosyal kalkınma yaşayacak.</p>

<p>- Kaliteli ve ücretsiz eğitim evlatlarımız için için ulaşılabilir olacak. Devlet okulları eskisinden daha güçlü hale gelecek.</p>

<p>Ve en önemlisi; Türkiye büyürken milletin ekmeği küçülmeyecek. İnsanlarımız, ülkemizin kalkınmasından ve büyümesinden hak ettiği payı alacak. Asgari ücretliler, emekliler, memurlar ve çalışanlar artık “sabretmek zorunda kalan” değil, hak ettiği değere kavuşanlar olacak.</p>

<p>Çalışacağız, üreteceğiz, kazanacağız ve milletçe paylaşacağız.</p>

<p>Fakat önce, her gün milletimizi korkutmaya çalışan, siyasetin sahibi olduğunu zanneden zihniyet gidecek.</p>

<p>Rakiplerini güçle sindirmeye çalışan, her gün muhalefete tehditler savuran, kendisini savcı ve hâkim yerine koyup herkesi suçlu ilan eden zihniyet gidecek. Medyayı, iş dünyasını, siyaseti, akademisyenleri, öğretmenleri, memurları, işçileri, gençleri, sanatçıyı, işsizi, çaresizi bile korkutmaya çalışan bu zihniyetin “kara düzeni” dağılacak.</p>

<h3>TÜRK MİLLETİNİN SEVGİSİ KAZANACAK</h3>

<p>Bu millet, bu zihniyetten ve yarattığı düzenden korkmadı, korkmuyor ve asla korkmayacak.</p>

<p>İktidarın “sahte” gündemleri ve “sahtecilik” marifetiyle organize ettikleri soruşturmalar, davalar, kimsenin umurunda değil. “Diploma”, “casusluk”, “çirkin”, “ahmak” gibi davalarla milleti aldatamayacaklar. Yüce Türk yargısına utanç verici sayfalarla yazılan bir avuç muhterisin büyük ülkeme ve Türk milletine zarar vermesine fırsat vermeyeceğiz.</p>

<p>Aziz milletim; sandık önünüze geldiğinde, büyük bir aldatma kampanyası ile daha karşınıza dikilecekler. Sizi hamasetle kandırmaya çalışacaklar.</p>

<p>Millet olarak kanmayacağımızı ve korkmayacağımızı da göstereceğiz. Vatanını, milletini, toprağını, yurdunu, ailesini çok seven bu milletin ülkemize nasıl sahip çıktığını göstereceğiz.</p>

<p>Nefret, şiddet ve hamaset değil, bu milletin yüreğindeki kocaman sevgi kazanacak!</p>

<p><em>Seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu </em></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/olaylar-ve-gorusler/iktidarin-kara-duzeni-dagilacak-ekrem-ima</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Konuk yazar...</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/iktidarin-kara-duzeni-dagilacak-ekrem-imamoglu</guid>
      <pubDate>Mon, 09 Feb 2026 10:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/02/da094ea2-3be6-4488-af82-5bf3a13ae054.jpg" type="image/jpeg" length="82820"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gotinekê mezinên me heye; “Mîrê min heliz borî”]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/gotineke-mezinen-me-heye-mire-min-heliz-bori</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/gotineke-mezinen-me-heye-mire-min-heliz-bori" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nivîskarê mêvan Bedirxan Epozdemir gotarê bi sernavê “Gotinekê mezinên me heye; ‘Mîrê min heliz borî’” nivîsand.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gotinekê mezinên me heye;<br />
“Mîrê min heliz borî”.</p>

<p>Ku tu di dema xwe da helizê nedûrîyî ,dema bû puş êdî bi kêrî te nayê.</p>

<p>Tiştêkê (rêxistin, platform) dema tu li ser antî bûnê ava bikî, pernameyê te çiqas rast bî, bangewazên te çiqas bi nav û dengbin jî serketin çênabî.</p>

<p>Duwem, ew kesên ku li qada tekoşînê nebin, pêwajoya ku welat û gel têda derbaz dibî baş neşopînin, her gav avetinêk wan bi xwe ra binketinek tinê.</p>

<p>Di tekoşîna gele me da bi dehan nûmune me hene.</p>

<p>Îro li Bakur gelek partîyên Kurdistanî hene. Çî tê bîra meriv hatine gotin. Weleykî ev gotin di pratikêda baş cih negirtibin jî, em mecbûrin ji vî erzakî xwarina xwe çêkin.</p>

<p>Elbet mabesta min kesî piçûk kirin, nine. Herkes dikar ji bo nerînên xwe tevbigerê. Lê xeyal tiştêke, rastîya jîyanê û gel jî tiştekê dîne.</p>

<p>Hêvîdarim ku gotinên min puç derkevin.</p>

<p>Mesela xortan û jinan li gor min trajedîya tevgera sîyasî ya Kurd e. Sed sale ku dîdomê.</p>

<p>Tu tevgerêkê siyasi ya elît qadro ya Kurd, piştî xwe we kî wî karî bimeşîne merheze nekirîye û ji bo duweroj qadro negihştandîye.</p>

<p>Zihinîyeta “piştî min tufan” xetma xwe li tekoşînê daye. Hêvîdarim ku dawî li vê kambaxîyê bê.</p>

<p>Carekedin dubare dikim: Pewîstîya gelê Kurd bi dikanê pîçûk tinê. Pewîstî ku em pêwajoya îro li ber çev bigrin bi holdingan heye.</p>

<p>Gelê me li Rojhilat û Rojava vê rastîyê îspat kir.</p>

<p>“Rojava û Rojhilat yek welat e, yek welat.”</p>

<p>Gerek em îdeolojîya xwe û mafê gruba xwe yan rêxistina xwe nexne pêşîya mafê gel û welat xwe.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Vezîfa lezgîn; li her beşên welat li gor mercan, honanindina yekîtîya netewî û demoqratik e.</p>

<p>Pişti wî li ser bingehêke netewî bi rêzdarî pêwendîya beşan bi kongreke netewî li dar xistin e.</p>

<p>Siyaset bi xeyalan nameşê. Xewn û xeyal başkene, rastîya jîyanê başkeye.</p>

<p>Ew sîyaseta ku pêşîya xwe nebînê, bernama xwe bi ruhêkê netewî neynê holê, ser nakevê.</p>

<p>Bi hevîya ku em cudabûnên xwe deynine alîyek, niqteyên xwe yê şirîk bînine ser masê.</p>

<p>Bi rengêkê evin û rûmet hev pejrandin, gava yekem ya serkdtinê ye.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Konuk yazar...</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/gotineke-mezinen-me-heye-mire-min-heliz-bori</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Feb 2026 21:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/02/med-gundem-konuk-yazar-5.jpg" type="image/jpeg" length="13222"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Medine Sözleşmesi ve Demokratik İslam]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/medine-sozlesmesi-ve-demokratik-islam</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/medine-sozlesmesi-ve-demokratik-islam" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konuk yazar N. Mehmet Güler, bugün köşesinde “Medine Sözleşmesi ve Demokratik İslam ” başlıklı makaleyi kaleme aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Medine Sözleşmesi ve Demokratik İslam</strong><br />
Medine Sözleşmesi (622), yalnızca erken dönem İslam tarihine ait bir “hukuki metin” değil; çoğulcu politik toplumun kuruluş belgesidir. Medine Sözleşmesi’nde tek ümmet dayatması yoktur. İnançları ve farklı kültürel, etnik toplulukları eritmek yerine korumayı esas alır. Siyasal birlik, ahlaki bir sözleşme üzerinden kurulur. Kısacası, devlet öncesi, iktidar dışı ve toplumsal mutabakata dayalı bir metin olarak tanımlanabilir.</p>

<p>Öcalan’ın ilgisi de tam olarak burada başlar. Ona göre: “İslam, özünde özgürlüğün, adaletin ve eşitliğin dinidir. Kapitalist modernitenin iktidar ve talan aracı hâline getirdiği resmî devlet İslam’ı ya da cemaatçi yapılar, bu özü yitirmiştir. Demokratik İslam ise Medine Vesikası’nın ruhuna dönmektir. O sözleşme, farklı inançların, halkların ve kültürlerin öz iradeleriyle, baskısız biçimde bir arada yaşama sözleşmesidir.” Devletleşmiş İslam, iktidarın meşruiyet aracına dönüştürülmüştür. Fetih, hiyerarşi ve tahakküm üretir; kapitalist moderniteyle uyumlu hâle getirilerek cemaatçilik ve mezhepçilik üzerinden toplumu çelişki ve çatışma girdabında tüketir. Devletçi İslam, meşruiyetini toplumun özgür rızasından değil, itaattan almaya çalışır. Demokratik İslam ise toplum merkezlidir; ahlaki ve politik bir zemine dayanmaya çalışır. Devlet kurmayı ve iktidarcılığı değil, birlikte yaşamayı esas alır. İnancı iktidara itaate değil, toplumun vicdanına bağlar.<br />
Öcalan, demokratik İslam’ı Medine Sözleşmesi’nin ruhuna dönüş olarak tanımlar. Medine Sözleşmesi, esas olarak farklı kültürel, etnik ve inançsal kimliklerin kendi inançlarını ve hukuklarını koruma hakkına sahip olmasını; toplumsal rızaya dayalı birlikte yaşamı içerir. Bu, aslında devletleşmiş İslam’ın modern ulus-devletin “tek kimlik” tuzağından çıkmasının en<br />
gerçekçi yollarından biridir. Demokratik İslam’da zorla hegemonya kurma, asimilasyon, inanç üzerinden hiyerarşi ya da<br />
kast sistemi yoktur. Bunun yerine karşılıklı tanıma, saygı ve gönüllü birlik esastır. Medine Sözleşmesi incelendiğinde en sık kullanılan kavramın adalet olduğu görülür (İhsan Eliaçık). İtaat değil, toplumsal rıza ön plandadır. Devleti değil toplumu esas alır; bir hakemlik rolü tanımlar, o bile gönüllülük temelinde uygulanabilir. Öz itibarıyla Öcalan’ın “ahlaki ve politik<br />
toplum” tanımına oldukça yakındır. Üst bir aklın ya da otoritenin vesayeti altında değil; farklı toplumsal kimliklerin “özgür özne” olarak, toplumsal bir sözleşmeye dayalı biçimde birlikte yaşamayı tercih ettiği bir modeldir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
Kapitalist modernite, Jürgen Habermas’ın da ifade ettiği gibi, bütün kültürel yaşamı olduğu gibi dini de metalaştırır ve araçsallaştırır. Özgür inancı bastırır; devlet eliyle “resmî din” üretir. Bunu da toplumu “demir kafes” içine almak ve hegemonyasını tahkim etmek için kullanır. Bu sistem, Medine Sözleşmesi’nin ruhuna kesinlikle aykırıdır. Daha çok devlet İslam’ı ve cemaatçi-mezhepçi yapılara uyumlanmıştır. Demokratik İslam anlayışı inancı bir “özgürlük alanı”, toplumu ise bir “çoğulculuk zemini” olarak kabul eder. Bu noktada Medine Sözleşmesi ile güçlü bir örtüşme vardır. Sonuç olarak, Medine Sözleşmesi, İslam’ın devletleşmeden önceki özgürlükçü, eşitlikçi ve çoğulcu hâlinin tarihsel bir ifadesi ve referansıdır. Demokratik İslam ise bu ruhun, günümüz toplum yaşamına uygun biçimde yeniden yorumlanmasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Konuk yazar...</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/medine-sozlesmesi-ve-demokratik-islam</guid>
      <pubDate>Sun, 18 Jan 2026 09:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/01/ocalan-gorsel-removebg-preview.png" type="image/jpeg" length="11798"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Celalettin Can Independent Türkçe için yazdı]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/celalettin-can-independent-turkce-icin-yazdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/celalettin-can-independent-turkce-icin-yazdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Vedat Türkali, 97 yıllık ömrüne sığdırdığı mücadele, edebiyat ve siyasetle hafızamızda yer etmeye devam ediyor. Onu 14 yıl önce kaybettik.”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1>Celalettin Can Independent Türkçe için yazdı</h1>

<p><a href="https://www.indyturk.com/taxonomy/term/52876" rel="nofollow"><img alt="" pinger-seen="true" src="https://www.indyturk.com/sites/default/files/styles/150x150/public/Celalettin2.png?itok=0-jdFQN_" /></a></p>

<p><a href="https://www.indyturk.com/taxonomy/term/52876" rel="nofollow">Celalettin Can </a>78'liler Girişimi Sözcüsü <a href="https://twitter.com/celalettincan78" rel="nofollow">Celalettin Can</a></p>

<p>97 yıllık dolu dolu bir yaşamda büyük bir mücadele sığdırmış, hem sanat ve edebiyat dünyasının hem de komünist siyaset sahasının önemli isimlerinden biri olan <a href="https://www.indyturk.com/tags/vedat-t%C3%BCrkali" rel="nofollow" target="_blank">Vedat Türkali</a>'yi 14 yıl önce kaybettik.</p>

<p><em>Peki, gerçekte Vedat Türkali'yi kaybettik mi?</em></p>

<p>O, romanlarında, şiirlerinde, şarkı sözlerinde ve anılarında yaşamaya devam edecek.</p>

<p><img alt="Vedat Türkali (1919-2016)" height="533" pinger-seen="true" src="https://www.indyturk.com/sites/default/files/styles/800xauto/public/thumbnails/image/2025/11/11/1359222-204936820.jpg?itok=2HyZt7YH" title="Vedat Türkali (1919-2016)" typeof="foaf:Image" width="800" /></p>

<p>Vedat Türkali (1919-2016)</p>

<p></p>

<p>1980-1984 yılları arasında, onlarca Diyarbakır Askeri Cezaevi Gerçeğini Araştırma ve Adalet Komisyonu'nun kurucu üyelerinden biri olan arkadaşımızla birlikte, <a href="https://www.indyturk.com/tags/diyarbak%C4%B1r-5-nolu-askeri-cezaevi" rel="nofollow" target="_blank">Diyarbakır 5 Nolu Askeri Cezaevi</a>'nde siyasi tutsaklara uygulanan işkence ve vahşet koşullarıyla ilgili yüzleşme çalışmasını yürütüyorduk.</p>

<p>12 Eylül 2007'de çalışmamıza başlarken, zulmün katlanarak büyüyen boyutlarının, geçmişte yaşanan acıların <em>"unutturulması"</em>yla ilgili olduğunu düşünüyorduk.</p>

<p>Bölgede neredeyse kanıksanmış, Batı'da ise gerçek yüzü pek bilinmeyen Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi gerçeğini kamuoyuna taşıma yolunda önemli mesafeler kat etmiştik.</p>

<p>2010'un sonları olmalı; Vedat Türkali'nin Diyarbakır Cezaevi ile ilgili benimle görüşmek istediği söylendi.</p>

<p>Birkaç gün sonra Cihangir'deki evinin arka odasında sohbet ediyorduk.</p>

<p>Sohbete, <em>"Başka bir cezaevini değil de neden Diyarbakır Cezaevi'ni ele aldığımızı"</em> sorarak başladı.</p>

<p>Sorduğu sorularla cezaevleri arasındaki farkı ve Diyarbakır Cezaevi'nin özgünlüğünü anlattım.</p>

<p>Onu yormamak için kısa kısa açıklamaya çalışsam da, belli ki titizlikle düşünülmüş sorularıyla konuşmamın önünü özellikle açıyordu.</p>

<p>Yaşı ilerlemişti; yorulduğunda ara veriyor, bazen birkaç saat, bazen birkaç gün sonra yeniden randevulaşıyorduk.</p>

<p>Randevularına gösterdiği bağlılık ve konuşma gündemine hazırlıklı oluşu, deneyimi ve görmüş geçirmişliği her seferinde şaşırtıcı derecede ileri düzeydeydi.</p>

<p><br />
Cezaevinde geçirdiğim 19 yıl 5 ay boyunca, her Tip'ten toplam 12 ceza ve tutukevinde kaldığımı söyleyebilirim.</p>

<p>Vedat Türkali, zor da olsa tüm bu cezaevlerini, buralarda uygulanan işkence ve baskı politikalarını ayrıntılarıyla dinlemek ve öğrenmek istiyordu.</p>

<p>Anlattıklarımı büyük bir ilgiyle dinliyor ve tek bir kelimesini bile kaçırmamak için gösterdiği özen, gerçekten olağanüstüydü.</p>

<p>Cezaevleri, işkenceler ve diğer zorluklar üzerine konuşurken konu ister istemez siyasete, sosyalizme, sosyalizmin sorunlarına ve aydın ile devrimcinin sorumluluklarına, özgürlük hareketinin tarihsel anlamına geliyordu.</p>

<p>Tek tek isimlerini vererek soruyor, bazen öyle heyecanlanıyordu ki,<em> "Hazırlan, tamam, gidiyoruz" </em>diyordu. Ancak günü geldiğinde mahzun ve boynu bükük bir şekilde,<em> "Bu halimle gelemem, yük olurum" </em>demesi, insanın içini yakıyordu.</p>

<p>Konuştuğumuz bu deneyimler ve anılar üzerine hazırladığım kitap çalışması neredeyse tamamlanmış, sıra final konuşmasına gelmişti.</p>

<p>Mealen şöyle aktarıyor:</p>

<blockquote>
<p>Celalettin, Diyarbakır Cezaevi üzerine bir roman yazmak istiyorum. Seni dinledim; yaptığınız çalışmanın sistemi ve içeriğiyle ilgili çok değerli ve sağlıklı bilgiler verdin. Getirdiğin çok sayıda görüşme kaydına ve çözümlere de baktım. Gerçekten çok kıymetli bir çalışma yapmışsınız. Bu çalışmada yer alan tüm komisyon üyelerine selamlarımı ilet, sevinirim. İyi bir iş yapmışlar, boşa gitmeyecek. Bana dert olmuştu; şayet Diyarbakır Cezaevi ile ilgili bir şey yapmadan bu dünyadan göçüp gidersem… Ön çalışma hemen hemen bitmiş oldu, bugün yarın kitabı yazmaya başlayacağım. Olur ya ömrüm yetmez de yetiştiremedim, aklında olsun, Yusuf Yalçınoğlu ile konuşursun, o devam edecek.</p>
</blockquote>

<p><br />
Roman, <em>Bitti Bitti Bitmedi </em>adıyla Ayrıntı Yayınları'ndan 2014'ün son aylarında çıktı.</p>

<p>Diyarbakır Cezaevi'nde ağır işkencelere maruz kalan genç bir yazarın, ailesi 1915'te katledilen genç bir Ermeni kadına âşık olmasıyla gelişen olayları anlatıyor.</p>

<p>Vedat Türkali'nin uzun soluklu kitaplarına alışkındık; belli ki ölümsüzlük yolculuğuna çıkmadan önce <em>"bitsin" </em>kaygısıyla kısa tutmuş ama <em>"bitmemiş"</em> havası bırakmış.</p>

<p>Roman, Diyarbakır'da yaşamış insanlardan esinlenmiş olsa da hayali kahramanlara dayanıyor.</p>

<p>Olaylar gerçek; Vedat Türkali de bir gazeteye verdiği söyleşide şunları söylüyor:</p>

<blockquote>
<p>Bu kitapta hiç yalan yok. Diyarbakır'da yapılan edepsizliklerin tümü, 78'liler Vakfı'nda belge olarak mevcut. Onların yardımı büyük oldu. Vakıf, yapılan tüm işkencelerle ilgili Diyarbakır'da yatanların ifadelerini aldı. Hepsi bizzat onların anlattıkları… İşkencelerle ilgili yazdıklarım tamamen doğrudur.</p>
</blockquote>

<p><br />
<strong>Vedat Türkali duruşu</strong></p>

<p>Vedat Türkali ile 6 yıllık bir tanışıklığım ve bu süre içinde yakın bir ilişkim oldu.</p>

<p>3 Aralık 2010 tarihinde, İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü'nün birbirine paralel iki büyük salonunda,<em> "Resmi Tarihin Kör Karanlığına Yakılan Işık" </em>başlığıyla düzenlediğimiz devasa bir sempozyumun açılış konuşmacısıydı.</p>

<p>Onu almak ve sempozyuma getirmek için bizzat evine gittiğimde, sevinçle beni bekliyordu.</p>

<p>Yaşına ve sağlık durumuna bakmadan gelmişti; dimdikti, içi sevinçle dolup taşıyordu.</p>

<p><em>Onun yazmadaki ısrarını, dinleme ve anlatımdaki titizliğini, yaşına rağmen gösterdiği çalışma disiplinini, yoldaşça sıcaklığını ve sevecenliğini, hele ideolojik duruşunu ve komünist kimliğine yaptığı vurguyu unutmak mümkün mü?</em></p>

<p>Tarihten güncele sosyalizm deneyimi üzerine yaptığımız bir sohbeti derinleştirmek için, çok değil bir hafta geçmeden ilettiği 56 bin 143 vuruşluk uzun bir metinle yetinmeyip, güncel siyasetin sıcaklığından kopmama azmini ve Kürt halkının olası sıkıntılarına karşı duyarlılığını gösterdiği şu cümleleri unutmak mümkün mü:</p>

<blockquote>
<p>BDP destekli Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu 12 Haziran'da 36 milletvekili çıkardı ama ciddi yaptırımlar ve engellemelerle yüz yüze. Bu arada çatışmalı süreç yeniden başladı. Siyasi durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?</p>
</blockquote>

<p>Ölümsüzlük Yolculuğu: 12.11.2011</p>

<p>Vedat Türkali 92 yaşındaydı.</p>

<p>Unutulmayacak!</p>

<blockquote>
<p><strong>İstanbul</strong></p>

<p><em>Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul,<br />
Bekle bizi,<br />
Büyük ve sakin Süleymaniye'nle bekle,<br />
Parklarınla, köprülerinle, kulelerinle, meydanlarınla,<br />
Mavi denizlerine yaslanmış,<br />
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle,<br />
Ve bir kuruşa yeni hayat satan,<br />
Kirli çocuklarınla bekle bizi.</em></p>

<p><em>Bekle zafer şarkılarıyla caddelerimizden geçişimizi,<br />
Bekle dinamiti tarihin,<br />
Bekle yumruklarımız,<br />
Haramilerin saltanatını yıksın.<br />
Bekle o günler gelsin İstanbul, bekle,<br />
Sen bize layıksın.</em></p>

<p><em>Vedat Türkali</em></p>
</blockquote>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p dir="rtl">© The Independentturkish</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.indyturk.com/node/767919/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/bana-dert-olmu%C5%9Ftu-%C5%9Fayet-</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Konuk yazar...</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/celalettin-can-independent-turkce-icin-yazdi</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Dec 2025 18:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/12/1359223-1240193172.jpg" type="image/jpeg" length="89137"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ceren Önder Kandemir’den duygusal yazı: Babamın terekesi]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/ceren-onder-kandemir-t24-yazdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/ceren-onder-kandemir-t24-yazdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[T24 yazarı Ceren Önder Kandemir, “Babamın terekesi” başlıklı yazısında babası Sırrı Süreyya Önder’e dair anılarını ve duygularını kaleme aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1>Babamın terekesi</h1>

<p><img alt="T24 Yazarı Ceren Önder Kandemir" height="1000" src="https://medgundemcom.teimg.com/medgundem-com/uploads/2025/10/1749652444105-ceren.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1000" /></p>

<h2>Abiler ablalar, siz ne istiyorsunuz? İyi Parti milletvekilleri, Zafer Partililer, Muharrem İnceler; siz ne istiyorsunuz? Bakıyorum, yaşlı başlı insanlarsınız. Sonradan hapsedilme riskini, babamın arabasına yerleştirilen düzenek gibi suikast girişimlerini göze alarak barışa köprü kuran insanlara ağzınızı yaya yaya “ulak” demeye hiç utanmıyor musunuz?</h2>

<p>Dünyada herkese ama herkese ailesinden bir miras kalır.</p>

<p>Kimine ev kalır, kimine arsa. Kimine borç kalır, kimine travma. Kiminin hiç annesi babası olmamıştır, direnme gücü miras kalır. Kimine utanç, kimine bir isim kalır iyisiyle kötüsüyle. Bana üç önemli miras kaldı babamdan. Birincisi gülüp geçme öğretisi, ikincisi itiraz, üçüncüsü ise dikta üslubuna ters tepki verme alışkanlığı.</p>

<p>Babamı kaybettikten sonra tatsız ama mecburi bazı işler hasıl oldu, aşağı yukarı herkes bunu yaşıyor. Merhumun terekesi çıkarılıyor. Neyi var neyi yoksa terekede görülüyor ve mirasçısına naklediliyor. Ben de şimdi size babamın terekesini anlatacağım, eksiksizce.</p>

<p>Babam Sırrı Süreyya Önder, yıllarca milletvekilliği yapmış, öncesinde ve yaşamı boyunca ise sayısız senaryo yazmış, filmler çekmiş biriydi. Tüm banka hesaplarının toplamında 2 milyon Türk lirası, bir de Citroen arabası çıktı terekesinden. Ne bir dolar hesabı ne bir mülkü ne de borcu vardı. İnanmayan olursa belgelemekten şeref duyarım.</p>

<p>Bankadaki tüm parasıyla, 1+1 bir ev bile alamıyordu kendine, belki ortadan hallice bir araba... Yaşadığı ve vefat ettiği ev ise, Mecidiyeköy’de kirası 15 bin TL olan, 2+1, çok tatlı bir evdi. Tüm kitaplarını alırdı, balkonunu çok severdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Peki bu nasıl olur? Nasıl bir milletvekilinin, hatta TBMM başkanvekilinin bir ev alacak kadar bile parası olmaz? Anlatayım…</p>

<p>Ailenizden kalan bir metrekare toprak yoksa, olmaz. Dayanışmayı alışkanlık etmişseniz, olmaz. Kimseye borçlanıp gebe kalmamaya yemin etmişseniz, olmaz. Fon, yatırım matırım işlerinden anlamıyorsanız, olmaz. Kimsenin kişisel çıkarına vaatler vermezseniz, olmaz. Makamınızın gücünü kullanmazsanız, olmaz.</p>

<p>Ama şimdi ne olacağını ben size söyleyeyim. Nasuh Mahruki gibi tipler çıkıp, cenazenin üzerinden henüz bir ay geçmişken “fakir edebiyatı” yapıyor, diyecek mesela. Arayıp yalan söylediğini belirttiğimde ve kanıtladığımda ise <em>“56 yaşında hayat dersi verdin bana Ceren’cim, çok özür dilerim. Yaptığım dangalaklıktı, hemen düzelteceğim bu yanlış bilgiyi” </em>diyecek ama kamusal bir özür dilemeye cesaret edemeyecek.</p>

<p>Şimdi ne olacağını söyleyeyim. Veryansın TV gibi trol hesaplar, eşimin işini sanki ahlaksız bir iş yapıyormuş gibi ortaya atmaya çalışacaklar. Zafer Partili gençler bunların altına sarı torbaların, şehit çocuklarının fotoğraflarını gönderecekler. <em>“Alaçatı’da keyfin yerinde mi?” </em>yazacaklar.</p>

<p>En ufak bir araştırma yapmadan, Galatasaray Lisesi’nde, Boğaziçi Üniversitesi’nde turizm okumuş, yoktan hatta hiç yoktan çalışmış ve üretmiş, bahsi geçen yerlerin mülk sahibi değil (zaten mümkün değil) işletmecisi olan ve 20 yıldır tur rehberliğinden, turistlere “waffle” hazırlamaktan, kimseye muhtaç olmayacak noktaya dürüstçe, bir lokma haram yemeden gelen eşimi “zengin” ilan edecekler. İşte tam bu noktada babamdan aldığım, hatta eşimle birlikte aldığımız ilk miras olan gülüp geçme öğretisi imdadımıza yetişecek.</p>

<p>Peki ben bu yazıyı neden yazdım? Mirasımdan üçüncüsü nedeniyle beni haftalardır uyku uyutmuyor da o yüzden.</p>

<p>Abiler ablalar, siz ne istiyorsunuz? İyi Parti milletvekilleri, Zafer Partililer, Muharrem İnceler; siz ne istiyorsunuz? Bakıyorum, yaşlı başlı insanlarsınız. Yani bu ülkede aynı şeylerin farklı sonuçlar vermediğini daha önce defalarca görmüş olmalısınız. Sonradan hapsedilme riskini, babamın arabasına yerleştirilen düzenek gibi suikast girişimlerini göze alarak barışa köprü kuran insanlara ağzınızı yaya yaya “ulak” demeye hiç utanmıyor musunuz?</p>

<p>Barışın, dostlar arasında yapılan bir anlaşma olmadığını bilecek yaştasınız. Tarihte savaşarak hiçbir kazanım sağlanamadığını görebilecek kadar okullara gitmişsiniz. İçinizde doktorlar bile var. İnsan ölümü görmüş, aile acısına tanıklık etmiş olanlar... Siz ne istiyorsunuz?</p>

<p>Bakın koca koca insanlar, varlığınızı savaş üzerinden tanımlamak çok adice bir yaşama biçimidir. Madem barış uğruna çalışmaya üşeniyorsunuz, korkuyorsunuz, bari canını barış uğruna ortaya koyanlara gölge etmeyin. Sizden inanın ki başka ihsan isteyen yok.</p>

<p>Birçok defa itibarınızı yerle bir ettiniz. Biriniz seçim sonunda sarhoş oldu, halkın karşısına çıkamadı. Biriniz kaçıp İngiltere’ye sığındı. Biriniz önce halkı kandırıp bir masaya oturtup sonra o masayı devirme görevini tamamladı. Sevgili seçmen, siz bunları unuttunuz mu? Bu insanlar hiçbir düşmana gerek kalmadan kendi kendilerini istikrarlı bir şekilde rezil ederken, yanlarında olmayı içiniz alıyor mu?</p>

<p>Barış sizin ağzınıza sakız edebileceğiniz, ortaokuldan kalma ezber cümlelerinizle kibirli argümanlar üretebileceğiniz bir mesele değil. Barış, bir hayatta kalma meselesi.</p>

<p>İki taraf da gönüllüyken, dişini tırnağına takıp dere tepe gezerken, sıcak evlerinizden çıkıp destek olmayacaksanız eğer, oturup haftalık dizinizi izlemeniz çok daha büyük katkı sağlayacaktır. Çünkü bizim ülke olarak kaybedecek daha fazla zamanımız yok.</p>

<p>Babam için aort ameliyatından daha önemli olan bu süreç, binlerce ailenin çocuğunu feda ettiği, vurulduğu, meçhul olduğu savaşın sonunu getirecek. Sizin de eminim bu ülkeye katabileceğiniz, savaş çığırtkanlığı dışında meziyetleriniz vardır. Onları geliştirmeyi deneseniz?</p>

<p>Sayın Pervin Buldan gibi milyonların çabası, sizi tembel veya yetisiz gösteriyor olabilir. Anlıyorum. Bari saygılı olun.</p>

<p>Diyeceklerim bu kadar. Yazıma göndereceğiniz sarı torba fotoğraflarını ve içinde bolca terörist geçen yorumlarınızı mutlaka bekliyorum. Oturduğu yerden zehir saçan vekiller, sizleri de terekenizi bir gözden geçirmeye davet ediyorum.</p>

<p>Saygılarımla,</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://t24.com.tr/yazarlar/ceren-onder-kandemir/babamin-terekesi,52000</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Konuk yazar...</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/ceren-onder-kandemir-t24-yazdi</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Oct 2025 08:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/10/1746728235598-sso-4.jpg" type="image/jpeg" length="70384"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cinsiyet Eşitsizliği Üzerine.....]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/cinsiyet-esitsizligi-uzerine</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/cinsiyet-esitsizligi-uzerine" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konuk yazar Hüseyin Satoğlu, bugünkü köşe yazısında ' Cinsiyet Eşitsizliği Üzerine ' başlıklı bir yazı kaleme aldı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ ÜZERİNE</strong></p>

<p>Bir ülkenin gelişmişliği yalnızca yollarla, binalarla ölçülmez. Kadının toplumdaki yeri, bu gelişmişliğin en net aynasıdır. Türkiye bu aynaya her baktığında yüzünü çevirmek zorunda kalıyor.</p>

<p>Önümde duran makaleyi okuyunca ülkem adına üzülüyor ve gelecek güzel günlere dair umudumu gitgide yitirdiğimi hissediyorum. Yıllardır aydınlarımız, çeşitli vakıf ve derneklerle dayanışma içinde olan kadınlarımız, omuz omuza vererek mücadelelerini sürdürüyor. Ancak ne yazık ki geldiğimiz noktada ileriye değil, geri gittiğimizi gözlemliyor, bu geri gidişin hız kazandığını düşünüyorum.</p>

<p>Sizler de şimdi paylaşacağım güncel istatistiklere baktığınızda bana hak vereceksiniz.</p>

<p></p>

<p><strong>Cinsiyet Eşitliği Endeksinde Türkiye’nin Yeri</strong></p>

<p>2024 yılı Küresel Cinsiyet Eşitliği Raporuna göre, kadın ve erkek arasındaki farkların en aza indirildiği ülkelerin başında yine İskandinav ülkeleri geliyor: İzlanda, Norveç, Finlandiya ve İsveç üst sıralarda yer alıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye ise ne yazık ki 146 ülke arasında 129. sırada bulunuyor. Bu tablo, cinsiyet eşitsizliği konusunda atılması gereken daha çok adım olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Endekste en geride yer alan ülkeler genellikle Asya ve Afrika kıtalarındaki toplumlardan oluşuyor. Listenin son sıralarında Yemen, Pakistan, İran, Afganistan gibi ülkeler yer almakta. Bu durum elbette birçok faktöre bağlı olmakla birlikte, toplumsal yapıyı şekillendiren değerler sistemiyle de yakından ilişkilidir.</p>

<p></p>

<p><strong>Sorun Nerede Başlıyor?</strong></p>

<p>Raporda değerlendirilen ana başlıklar siyasi ve ekonomik katılım, eğitim düzeyi ve sağlık hizmetlerine erişim gibi temel alanları kapsıyor. Türkiye'de özellikle ataerkil anlayışın toplum yapısında hâlen güçlü bir şekilde varlığını sürdürmesi, bu eşitsizliği derinleştiriyor. Toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin yerleşik kalıplar, kadınların hayatın birçok alanında geride kalmasına neden oluyor.</p>

<p>Bu noktada öncelikli olarak, cinsiyetçi dilin terk edilmesi; geleneksel ataerkil yapının sorgulanarak dönüştürülmesi gerekiyor. Çünkü zihniyet değişmeden yasa da, plan da, yaptırım da tek başına sonuç veremiyor.</p>

<p>Filozof Holmes’un şu sözü tam da bu noktada anlam kazanıyor:<br />
“Kadını ve erkeği kadın ve erkek yapan doğa değil, toplumdur.”</p>

<p></p>

<p><strong>Toplumsal Bilinç Eksikliği</strong></p>

<p>Pek çoğumuz kadın erkek eşitliği fikrini savunduğumuzu dile getiriyoruz. Ancak günlük yaşamda, evde, okulda, iş yerinde ya da kamusal alanda bu fikri ne kadar uygulayabiliyoruz?</p>

<p>Eğer düşünsel düzeyde benimsediğimiz bir değeri hayata geçiremiyorsak, ne yazık ki somut bir mesafe kat edemiyoruz.</p>

<p>Türkiye’de yasalar düzeyinde kadın-erkek eşitliğini güvence altına alan düzenlemeler var. Örneğin Anayasa’nın 10. maddesi şöyle der:<br />
“Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.”</p>

<p>Benzer şekilde Türk Medeni Kanunu ve İş Kanunu gibi temel yasalarda da eşitliği teminat altına alan maddeler bulunuyor. Ancak bu yasalar kâğıt üzerinde kaldığında, eşitsizlik pratikte devam ediyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Toplumsal Değerler ve Dini Yorumlar Üzerine</strong></p>

<p>Bir başka boyut ise toplumsal değerleri şekillendiren dini yorumlar. Cinsiyet eşitsizliğiyle ilgili tartışmalarda dinin rolü zaman zaman gündeme geliyor. Özellikle İslam coğrafyasında kadın-erkek rolleriyle ilgili yapılan bazı yorumlar, geleneksel yapının pekişmesine yol açabiliyor.</p>

<p>Kur’an ayetleri, farklı dönemlerde farklı şekillerde yorumlanmıştır. Bu yorumlar, bazen kadınların toplumsal konumunu sınırlayan bir çerçevede kullanılabilmiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>Zihniyet Değişimi Olmadan Yol Alamayız</strong></p>

<p>Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak yalnızca yasalarla, bildirilerle ya da projelerle mümkün değil. En derin dönüşüm, insanların bakış açısında ve değer yargılarında yaşanmalıdır. Kadına yönelik ayrımcılığın, dışlamanın, değersizleştirmenin hiçbir biçimi çağdaş bir toplumda meşrulaştırılamaz.</p>

<p>Karanlığın ve eşitsizliğin içinden çıkmak, toplumsal cesaretle mümkün. Cinsiyet eşitliği için hepimiz taşın altına elimizi koymalı, alışıldık kalıpları sorgulamaktan çekinmemeliyiz.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Konuk yazar...</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/cinsiyet-esitsizligi-uzerine</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Sep 2025 10:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/09/med-gundemden-konuk-yazar-2.png" type="image/jpeg" length="85977"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Helikopterle Kandil'den alınıp Îmralı'ya Öcalan'ın yanına getirilmiştir!]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/helikopterle-kandilden-alinip-imraliya-ocalanin-yanina-getirilmistir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/helikopterle-kandilden-alinip-imraliya-ocalanin-yanina-getirilmistir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mustafa Karasu’nun cezaevi arkadaşı Hasan Bildirici, sosyal medya hesabında 'Helikopterle Kandil'den alınıp Îmralı'ya Öcalan'ın yanına getirilmiştir! başlıklı bir yazı kaleme aldı."]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mustafa Karasu'nun ortada görünmemesinden kaynaklı çeşitli süpekülasyonlar var. Bu süpekülasyonlardan biri de arkadaşları tarafından ortadan kaldırıldığı yönünde. Karasu'yu ve partisini yakından tanıyan biri olarak bu ihtimal benim gözümde çok çok uzak bir ihtimaldir. Karasu ve Rıza Altun partilerine katı özellikleriyle bağlı iki kişidirler. Rıza Altun ve Mustafa Karasu'ya kendi arkadaş çevresinden canlarına kıyacak davranışlar çıkmaz. Rıza Altun ile beş, Karasu ile 3 yıl aynı koğuş ve hücrelerde kaldım. İkisini de iyi tanırım. Direnişin ekmeğini paylaşıp, aynı bardaktan suyunu içtik.</p>

<p>Bir hava saldırısında ağır yaralanan Rıza Altun, uzun bir süre yaşam kavgası verdi. Öğrendiğim kadarıyla son bir çare olarak tedavi için Avrupa'ya da çıkarıldı. Yaşatılamadı, yaşayamadı. Olmadı.</p>

<p>Benim tanıdığım Mustafa Karasu partisinde cephe oluşturmaz. Küser, toplantı terk eder, öfkelenir, ancak onun canına kimse yönelmez. Çünkü Mustafa Karasu ölüm oruçlarından ağır sağlık darbeleri almış biridir. Yıllarca aynı koğuşta kaldığımız ve avlu futbolunda ikimiz rekabet halinde olduğumuz için maç saati koğuş arkadaşlarımızîn eğlencesi haline gelmiştik. Mustafa Karasu'dan en son beklenecek davranış arkadaşına pas vermesidir. Kendi kalesinden topu alır; omuz, itme, tekme hareketleriyle karşı kaleye gider; %99.9 topu rakibe kaptırır ve çöker kalır. Dinlendikten sonra aynı hamleye hazırdır. Onunla rakip olmak da sorundųr, karşı takım da oynamak da sorundur.</p>

<p>Bakarsınız maçı ortada bırakıp gitmiştir. Ölūm oruçlarından kalma unutkanlığı vardır. Gider, toparlanır, geri gelir, ancak bu sefer rakip kaleyi unutmuştur. Kendi kalesine gol attığı olur.</p>

<p>Maçta bir süre sonra hakem kalmaz, skor önemini yitirir; göz kulak, yaka paça, tekme tokat 40 dakikalık bir futbol şöleni çıkar ortaya. İşte bu an kenarda duran koğuş arkadaşlarımızın sinsi ve gaddarca karınlarını tutarak eğlendiği andır.</p>

<p>Kandil'de de muhtemelen sağlık sorunlarından kaynaklı bu davranışları sürmüştür. Toplantıda olduğunu unutup çekip gittiği anlar olmuştur. Ya da toplantıya gelirken ayakkabarını unutmuştur. Ancak Mustafa Karasu'nun mūcadele ve direniş konusunda kafası çok nettir. O noktada bir unutkanlığı ve dalgınlığı yoktur. Normalde Karasu'nun savaşa değil, bakım ve tedaviye ihtiyacı vardır. Ancak Kürt düşmanı acımasız rejim zindanlarda hasta ettiği simge isimleri hava saldırılarıyla ortadan kaldırmanın peşindedir.</p>

<p>Bu durumda olan, Diyarbakır zindan direnişinin simgelerinden birine kendi arkadaşları dokunamaz. Davranışları kontrol edilemezse en fazla gözetim altında tutarlar. Öcalan'a rağmen kimse Karasu hakkında karar veremez. Bu mekanizmayı iyi tanıyorum. Durumu ne kadar karşıtlık içerirse içersin, Öcalan Karasu'ya dokunulmasına izin vermez.</p>

<p>Rahatsızlıklarına rağmen partisiyle ilgili zihni açık olan Karasu'nun bu sürece bazı yanlarıyla karşı olduğunu duymuştum. Karşıtlığı kendi sağlığını da tehdit edecek bir düzeydeyse arkadaşları tarafından rahat bir ortamda gözlem altında tutuluyordur. Ancak bunun da olacağını sanmıyorum.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir önemli ihtimal geliyor aklıma. Helikopterle Kandil'den alınıp Îmralı'ya Öcalan'ın yanına getirilmiştir. Bunu Öcalan istemiş olabilir. Bunu Karasu da istemiştir. Öcalan süreçle ilgili arkadaşlarından bir ekip kuruyor. Bazı kişileri daha istediğini biliyorum.</p>

<p>Karasu Öcalan'ın yanına getirilmişse ben bunu iyi karşılarım. Diyarbakır zindan direnişinin simgelerinden biri olan ve inaçlarına çelik kadar sadık bir insana saygı gösterilmelidir. Onun süpekülasyona değil, bakıma ve iyi koşullarda yaşamaya ihtiyacı vardır.</p>

<p>Mustafa Karasu denince benim aklıma direniş ve günlük 40 dakikalık futbol şölenimiz gelir. Zindan tarihi bizim bir maçı normal bitirdiğimize tanıklık etmedi. Ancak zindan tarihi Musta Karasu'nun yenilmez iradesine tanıklık etti.</p>

<p>Iyi ki onula arkadaştım İyi ki, 3 yıl onunla direniş halindeyken bile kural tanımaz düzensizler takımında yaka paça futbol oynadım.</p>

<p>Hasan BİLDİRİCİ</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Konuk yazar...</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/helikopterle-kandilden-alinip-imraliya-ocalanin-yanina-getirilmistir</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Jul 2025 06:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/07/mustafa-karasu.jpg" type="image/jpeg" length="46603"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Özgür Eğitim, Özgür Birey: Çocukları Dört Duvar Arasından Kurtarmak]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/ozgur-egitim-ozgur-birey-cocuklari-dort-duvar-arasindan-kurtarmak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/ozgur-egitim-ozgur-birey-cocuklari-dort-duvar-arasindan-kurtarmak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konuk yazar, geçen Dönem Eğitim Sen Batman Şube Başkanlığı Yapan Eğitimci Nureddin Şimşek, bugünkü köşe yazısında 'Barış nasıl gelecek' Özgür Eğitim, Özgür Birey: Çocukları Dört Duvar Arasından Kurtarmak' başlıklı bir yazı kaleme aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özgür Eğitim, Özgür Birey: Çocukları Dört Duvar Arasından Kurtarmak</strong></p>

<p>Eğitim, bir toplumun geleceğini şekillendiren en güçlü araçlardan biridir. Ancak, bugünün eğitim sistemi, çocukları özgür bireyler olarak yetiştirmek yerine, çoğunlukla statükonun ve rejimlerin devamını sağlama misyonuna hizmet ediyor.</p>

<p> Okullarda uygulanan tam gün eğitim modeli, çocukları sabahın erken saatlerinden akşamın geç saatlerine kadar dört duvar arasına hapsediyor. Bu sistem, çocukların doğal öğrenme süreçlerini, meraklarını ve yaratıcılıklarını köreltiyor; onları belirli bir kalıba uydurmaya çalışıyor. Oysa eğitim, bireyin özgür düşüncesini geliştirmeli, bilimle beslenmeli ve çocuğun kendi değerlerini, ailesinin ve çevresinin kültürel dokusu içinde özgürce keşfetmesine olanak tanımalıdır.</p>

<p>Çocukların en temel ihtiyaçlarından biri, doğayla iç içe bir yaşam sürmek, oyun oynayarak öğrenmek ve kendi potansiyellerini keşfetmektir. Ancak mevcut eğitim sistemi, çocukları ders programlarına, sınavlara ve ezberci bir müfredata zincirliyor.</p>

<p> Sabah 08.00’den akşam saatlerine kadar süren yoğun ders programları, çocukların bireysel gelişimlerini desteklemekten çok, zihinlerini yoran ve yaratıcılıklarını bastıran bir yük haline geliyor. </p>

<p>Matematik, fen, sosyal bilgiler gibi temel günün ihtiyaçlarına göre öğrenciye verilmeli ancak. “ıvır zıvır” olarak nitelendirilebilecek, çocuğun ilgi alanına hitap etmeyen ya da gereksiz yere karmaşıklaştırılmış içerikler, öğrencilerin öğrenme hevesini baltalıyor. </p>

<p>Bu sistem, çocukları özgür bireyler olarak yetiştirmek yerine, iktidarların ihtiyaç duyduğu, sorgulamayan, itaatkâr bireyler üretmeyi hedefliyor.</p>

<p>Peki, olması gereken nedir? <br />
Özgür bir eğitim sistemi, çocuğun bireysel özelliklerini, ilgi alanlarını ve hazır bulunuşluğunu merkeze almalıdır. Eğitim, devletin ya da herhangi bir otoritenin kendi ideolojisini dayatma aracı olmaktan çıkmalı; aksine, bilimin, eleştirel düşüncenin ve özgür fikrin yuvası haline gelmelidir. Çocuklar, doğayla bağ kurabilecekleri, oyun oynayabilecekleri, kendi kültürel değerlerini ve aile bağlarını yaşayarak öğrenebilecekleri bir ortamda yetişmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p> Değerler eğitimi, devletin çocuklara kendi doğrularını empoze ettiği bir alan olmaktan çıkarılmalı; bunun yerine, her çocuk kendi ailesinin, çevresinin ve kültürünün değerlerini özgür iradesiyle keşfetmelidir. Bu yaklaşım, pedagojik olarak çok daha sağlıklı ve bireyin özgüvenini destekleyici bir yöntemdir.Okulların görevi, rejimlerin ya da statükonun bekasını sağlamak değil, çocukların potansiyellerini açığa çıkarmaktır. </p>

<p>Eğitim, bireyi bir kalıba sokmak yerine, onun özgünlüğünü kutlamalı; sorgulayan, araştıran ve kendi yolunu çizebilen bireyler yetiştirmelidir. Örneğin, Finlandiya gibi ülkelerde uygulanan esnek eğitim modelleri, çocukların oyunla, doğayla ve bireysel ilgi alanlarıyla öğrenmesine olanak tanıyor. Bu sistemlerde çocuklar, uzun saatler boyunca sıralarda oturmak yerine, keşfetmeye ve yaratmaya teşvik ediliyor. Türkiye’de de benzer bir dönüşüm mümkün: Daha az ders saati, daha fazla açık alan etkinliği, proje temelli öğrenme ve bireyselleştirilmiş eğitim programları, çocukların hem akademik hem de kişisel gelişimlerini destekleyebilir.Sonuç olarak, eğitim sisteminin temel amacı, çocukları dört duvar arasına hapsetmek ya da onları birer “itaat makinesi” haline getirmek olmamalıdır.</p>

<p> Özgür eğitim, özgür bireyler yetiştirir. Çocukların doğayla, oyunla ve kendi kültürel kökleriyle bağ kurarak büyümesine izin vermek, onların hem kendilerine hem de topluma daha sağlıklı katkılar sunmasını sağlayacaktır. Eğitim, bilimin ışığında, özgür düşüncenin rehberliğinde yeniden inşa edilmelidir. Ancak o zaman, çocuklarımız geleceği korkusuzca şekillendirebilecek bireyler olarak yetişebilir.</p>

<p><img alt="" height="1200" src="https://oz-gundemcom.teimg.com/oz-gundem-com/uploads/2025/06/c0999d58-7048-45a9-8af7-3e3c57ea1077.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1600" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Konuk yazar...</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/ozgur-egitim-ozgur-birey-cocuklari-dort-duvar-arasindan-kurtarmak</guid>
      <pubDate>Mon, 16 Jun 2025 16:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/06/ozgur-egitim-ozgur-birey-cocuklari-dort-duvar-arasindan-kurtarmak.jpg" type="image/jpeg" length="49820"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sırrı Süreyya Önder’e Veda]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/barisin-yol-arkadasi-ozgurluk-umudunun-tasiyicisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/barisin-yol-arkadasi-ozgurluk-umudunun-tasiyicisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konuk yazar,Gazeteci ismail Bardakçi,bugünkü köşe yazısında 'Sırrı Süreyya Önder’e Veda: Barışın Yol Arkadaşı, Özgürlük Umudunun Taşıyıcısı' başlıklı bir yazı kaleme aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<h3><strong>Sırrı Süreyya Önder’e Veda: Barışın Yol Arkadaşı, Özgürlük Umudunun Taşıyıcısı</strong></h3>

<p>Bazı insanlar, içinde yaşadıkları zamanın ötesine taşar.<br />
Sözleriyle, duruşlarıyla ve verdikleri mücadeleyle bir halkın vicdanına dokunurlar.<br />
Sırrı Süreyya Önder, işte tam da böyle bir insandı:<br />
Halkların arasında köprü kuran, vicdanla konuşan, barışa ömrünü adamış bir gönül emekçisiydi.</p>

<p>Onun mücadelesi, yalnızca Türkiye siyasetine değil; bu coğrafyanın kadim halklarına, yaralı hafızasına, bölünmüş umutlarına ışık tutan bir yürüyüştü.<br />
Ve bu yürüyüş, hiç kuşkusuz, Sayın Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu barış vizyonuyla iç içe geçti.<br />
Çünkü Önder’in siyasi kişiliği, Sayın Öcalan’ın önerdiği çözüm paradigmasıyla derinleşti, olgunlaştı ve anlam kazandı.</p>

<p>2013–2015 yılları arasında başlayan çözüm süreci, Türkiye’de eşi benzeri görülmemiş bir barış denemesiydi.<br />
Sayın Öcalan’ın, halklara ve devlete yaptığı tarihi çağrıların kamuoyuna taşınmasında Sırrı Süreyya Önder, yalnızca bir aracı değil; ruhunu bu sürece adayan gerçek bir barış aktörüydü.</p>

<p>2015 Amed Newroz’unda, Sayın Abdullah Öcalan’ın milyonlara hitaben kaleme aldığı ve tarihe “silahların değil sözlerin konuşacağı yeni bir dönem başlasın” çağrısıyla geçen o büyük mesajı, Önder seslendirdi.<br />
O an yalnızca bir bildirinin okunması değildi.<br />
O an, yılların yükünü taşıyan halkların gökyüzüne umutla baktığı bir andı.<br />
Ve o anda, Öcalan’ın mesajı, Sırrı Süreyya’nın sesiyle hayat buldu.</p>

<p>Ama bu sadece bir başlangıçtı.</p>

<p>Yıllar geçti, süreç kesintiye uğradı, barışın dili yeniden susturulmaya çalışıldı.<br />
Ancak Sırrı Süreyya Önder hiçbir zaman inancını kaybetmedi.<br />
Çünkü o, Sayın Öcalan’ın barışa dair geliştirdiği derin felsefeyi özümsemişti.<br />
Barış, onun için sadece bir siyasi hedef değil, bir varoluş biçimiydi.</p>

<p>Ve takvimler 2025 yılını gösterdiğinde, bir kez daha görev onun omuzlarındaydı.<br />
İmralı Heyeti’nin sözcüsü olarak, Sayın Öcalan’ın son barış mesajını tüm dünyaya yine onun sesiyle ulaştırdı.<br />
Yıllar sonra yeniden, halkların barış umudu onun kelimelerinde yankılandı.</p>

<p>Sırrı Süreyya Önder’in bu süreçteki rolü, yalnızca teknik ya da temsilî değildi.<br />
O, Sayın Öcalan’ın barışa dair stratejilerini anlayan, taşıyan, halka aktaran en güçlü seslerden biriydi.<br />
Onun katkısı, bir tercümeden ibaret değil; bu fikri bizzat yaşama ve savunma iradesiydi.</p>

<p>Bu yüzden Sayın Öcalan’ın vefat sonrası gönderdiği mesaj, yalnızca bir dostun vedası değil; tarihî bir yoldaşlığa verilen derin bir selamdır:</p>

<p>“Sevgili Sırrı Süreyya Önder’in vefatıyla kalbimize derin bir hüzün çöktü. Çok değerli bir insan, halkların gerçek bir evladıydı… Gerçek bir barış kimliği ve barış kültürüydü.”</p>

<p>Bu sözler, bir halk önderinden, bir mücadele liderinden gelen yüksek bir takdirin ifadesidir.<br />
Çünkü Sırrı Süreyya Önder, Sayın Öcalan’ın barış çizgisini yalnızca taşıyan değil; onun en incelikli biçimde hayata geçirilmesine çalışan bir dava yoldaşıydı.</p>

<p>“Barış içinde bir arada yaşamak adına unutulmaz bir çalışkanlığı ve emekçiliği vardı.<br />
Yaşanan tüm olumsuzlukları olumluya çevirmek gibi ustaca bir hünere sahipti.”</p>

<p>Bu tarif, onun hayattaki pratiğini en sade ama en derin haliyle anlatıyor.<br />
Çünkü Önder, her zaman zor olanı seçti.<br />
Sistemin kolayına kaçan yolları değil, halkların vicdanından yükselen zorlu yolları yürüdü.<br />
Mizahıyla, zekâsıyla, cesaretiyle hem acıları taşıdı hem de umudu büyüttü.</p>

<p>Bugün, onun ardından konuşmak bir veda değil, bir söz verme anıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sayın Öcalan’ın sözleriyle ifade edilen şu çağrı hepimize yöneliktir:</p>

<p>“Bu umut asla yarım bırakılamaz.<br />
Hepimiz için mühim olan, bu ruhu barışa taşımak ve Sırrı Süreyya Önder’in adıyla taçlandırmaktır.”</p>

<p>Bu bir vasiyettir.<br />
Bu bir görevdir.<br />
Ve bu görev, sadece siyasi bir sorumluluk değil, aynı zamanda ahlaki ve tarihsel bir borçtur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Konuk yazar...</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/barisin-yol-arkadasi-ozgurluk-umudunun-tasiyicisi</guid>
      <pubDate>Wed, 07 May 2025 11:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/05/sirri-onder2.webp" type="image/jpeg" length="63681"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Barışa Çağrı ve Çelişkili Yaklaşımlar Arasındaki Kürt Sorunu]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/barisa-cagri-ve-celiskili-yaklasimlar-arasindaki-kurt-sorunu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/barisa-cagri-ve-celiskili-yaklasimlar-arasindaki-kurt-sorunu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konuk yazar, geçen Dönem Eğitim Sen Batman Şube Başkanlığı Yapan Eğitimci Nureddin Şimşek, bugünkü köşe yazısında 'Barışa Çağrı ve Çelişkili Yaklaşımlar Arasındaki Kürt Sorunu' başlıklı bir yazı kaleme aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>BARIŞA ÇAĞRI VE ÇELİŞKİLİ YAKLAŞIMLAR ARASINDAKI KÜRT SORUNU ..</strong></p>

<p>Amerikan Toplum Barış Gücü (CPT) üyesi Kamran Osman'ın aktardığı üzere, Türk ordusuna ait uçakların Kandil bölgesine yakın alanlara Kürtçe bildiriler atması dikkat çekici bir gelişme olarak karşımızda duruyor. Bildirilerde, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın örgütün feshedilmesi ve silahların bırakılması yönündeki çağrısı hatırlatılarak, PKK mensuplarına "teslim ol" çağrısı yapılıyor.</p>

<p>Öcalan'ın bu çağrısı, silahlı mücadelenin bir çözüm olmadığını açıkça ortaya koyması açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Yıllardır süregelen çatışmaların her iki tarafa da büyük acılar yaşattığı ve bir sonuç getirmediği gerçeği ortadadır. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu çağrıyı yaparken sergilediği yaklaşım, samimiyet ve çözüm odaklılık konusunda ciddi soru işaretleri yaratmaktadır.</p>

<p>Bir yandan havadan bildirilerle teslimiyet dayatılırken, diğer yandan Kürt halkının yüz yılı aşkın süredir var olan haklı taleplerinin görmezden gelinmesi büyük bir çelişkidir. Kürt sorunu, sadece silahlı bir örgütün varlığından ibaret değildir. Bu sorun, Kürt halkının kimlik, dil, kültür ve eşit vatandaşlık gibi temel haklarının gasp edilmesinden kaynaklanmaktadır. PKK'yı ortaya çıkaran ve ondan önce de Kürt isyanlarını tetikleyen temel neden de bu hak gasplarıdır.</p>

<p>Abdullah Öcalan'ın da belirttiği gibi, PKK'nin silahlı mücadeleye başvurmasının nedenlerinden biri de legal siyasetin önündeki engeller ve Kürt halkının kabulü noktasındaki sistemin direnci olmuştur. Yıllardır denenen askeri yöntemlerle bir sonuç alınamadığı açıkça görülmüştür. Aynı taktikleri tekrar ederek farklı bir sonuç beklemek ise gerçekçi değildir.</p>

<p>Çözüm, silah dayatmak ve teslimiyet çağrıları yapmak yerine, Kürt halkının temel hak ve taleplerini anayasal güvence altına alacak demokratik bir müzakere sürecinin başlatılmasıdır.<br />
 Kürtlerin kimlik ve vatandaşlık tanımlarının anadilinde eğitim hakkının sağlanması, kayyum politikalarına son verilmesi, siyasi tutukluların serbest bırakılması ve hasta mahkumların durumuna acil çözüm bulunması gibi adımlar, gerçek bir çözüm iradesinin göstergesi olacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>PKK'nin kurucu lideri Abdullah Öcalan'ın silahların bırakılması yönündeki çağrısı, sorunun çözümü için önemli bir fırsat sunmaktadır. Ancak bu fırsatın değerlendirilebilmesi için, devletin de aynı iyi niyet ve çözüm kararlılığını göstermesi gerekmektedir. Tek taraflı dayatmalar ve güvenlikçi politikalar yerine, diyalog ve müzakere zeminini güçlendirecek adımlar atılmalıdır. Aksi takdirde, atılan bildiriler ve yapılan çağrılar, samimiyetten uzak ve kamuoyunu yanıltmaya yönelik bir algı operasyonundan öteye gidemeyecektir.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki, yüzyıllardır süren bu sorunun çözümü, ancak kardeş halkların birbirini anlaması, haklarına saygı duyması ve demokratik yöntemlerle ortak bir geleceği inşa etme iradesiyle mümkün olacaktır. Silahların susması ve siyasi çözüm yollarının açılması, bölgeye huzur ve refah getirecek yegane yoldur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Konuk yazar...</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/barisa-cagri-ve-celiskili-yaklasimlar-arasindaki-kurt-sorunu</guid>
      <pubDate>Sun, 20 Apr 2025 14:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/04/barisa-cagri-ve-celiskili-yaklasimlar-arasindaki-kurt-sorunu-1.jpg" type="image/jpeg" length="67883"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Daha ‘Barışın’ filmini çekeceksin]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/daha-barisin-filmini-cekeceksin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/daha-barisin-filmini-cekeceksin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güneydoğu Ekspres Gazetesi yazarı Faruk Balıkçı, bugünkü köşe yazısında "Daha ‘Barışın’ filmini çekeceksin" başlıklı bir yazı kaleme aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2>Bir gece yarısı ansızın rahatsızlık geçirerek ambulansla hastaneye kaldırılan Sırrı Süreyya Önder, 12 saat süren ameliyatının ardından yoğun bakıma alındı, tedavisi sürüyor. Hayati tehlikesi de devam ediyor.</h2>

<p>Meclis’teki renkli kişiliği, hazırcevaplığı ve nüktedanlığıyla farklı bir kişilik çizen Önder, herkes tarafından sevilen bir siyasetçi profili çizerek hayatımıza da renk kattı. O sadece siyasetçi değil, onun ötesinde sevdiklerine muhteşem bir insanlığı ve dostluğu var. Tüm bunların dışında ‘Barış elçisi’. </p>

<p>Dostluğu sıradan değil, dost dediklerine cevaplarıyla, pratiğiyle yapar bunu. Bir gün eşimin rahatsızlığı nedeniyle Ankara’daki tedavi sürecinde evinin anahtarını vererek “İstediğin kadar kalabilirsin” teklifi duygulandırmıştı. Telefonla ararken bile “Şu an Meclis’i yönetiyorum. Döneceğim” diyebilecek kadar bir dosttur. </p>

<p>2014-2015 yıllarında da Kürt sorununun çözümünde müzakere ve diyalog sürecindeki görüşmelerde de yerini almıştı. O tarihte bir paylaşımında, “Barışın postacısı da olurum. Uğruna canımı da veririm. Bugün sevdiklerime yarın sövmem” diyordu. Fobisi nedeniyle uçağa binemezdi. </p>

<p>Ankara’dan Habur’a, Habur’dan Kandil’e iki binden fazla kilometrelik yolu araçla giderdi hep. Bir seferinde bu yolculuğa dahil olmuştum. O kadar uzun yolculuğuna rağmen yorulmaz, şikâyet etmezdi. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Barışın da uzun yollar gibi bir yol olduğunu” ifade ederken gözlerinin içi gülerdi hep. “Yüreğimiz elimizde geziyoruz” sözlerini barışa olan inancıyla vurgu yaparken, Selahattin Demirtaş’ın kendisiyle ilgili yazdığı “Bu barış iradesini hal yoluna koymadan ölmek yok ha!” söyleminin onun barış için ne kadar çok emek verdiğini ve vereceğinin de ifadesidir aslında.</p>

<p>Elbette bir gün barış gerçekleşecek. Ve o barışın filmi çekilecek. Sırrı Süreyya Önder sadece siyasetçi değil, yönetmenlik, senaristlik, oyunculuk ve köşe yazarlığı yaptığı biliniyor. Barış gerçekleşirse verdiği emekleri unutulmayacak. Ve onun ayağa kalkarak bir gün ‘Barış’ filmini gururla çekeceğini biliyoruz. Kısa sürede ayağa kalkmasını, yarım kalan yolculuğuna devam etmeni dört gözle bekliyoruz Sırrı abi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.guneydoguekspres.com/daha-barisin-filmini-cekeceksin</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Konuk yazar...</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/daha-barisin-filmini-cekeceksin</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Apr 2025 18:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/04/gopt211-x-a-a-a-r-g-i-a.jpeg" type="image/jpeg" length="23670"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Adalet devrimi - Ekrem İmamoğlu]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/adalet-devrimi-ekrem-imamoglu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/adalet-devrimi-ekrem-imamoglu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Silivri'den tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Cumhuriyet’te “Adalet Devrimi” başlıklı bir yazı kaleme aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Nisan ayındayız. Egemenliğin millete ait olduğunun ilan edildiği nisan ayının 105. yılındayız. İmparatorlukların parçalandığı, Osmanlı İmparatorluğu’nun da topraklarının büyük ölçüde daraldığı, elde kalan toprakların da işgal altında olduğu, varoluşsal krizler yaşadığımız günlerin üzerinden bir asırdan fazla geçti. İşte o tarihimizin en zor, en karanlık zamanlarında, yok olmanın eşiğinde, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük komutanlarından, liderlerinden biri bu cennet vatanın üstüne bir güneş gibi doğdu.</p>

<p>Mustafa Kemal, kurtuluşun tek yolunun ancak çok büyük bir milli uyanışla mümkün olacağına inanıyordu. Milletini çok iyi tanıyan büyük lider, Anadolu’dan Rumeli’ye tüm milletin cemiyetlerle örgütlenmesi, ortak mücadele hattının kurulması, milletin birliğinin sağlanması için kolları sıvadı. Kurtuluşa giden yolun taşları döşeniyordu. Nitekim milletin birliğini kurtuluşun tek yolu olarak gören Ata’mız, Samsun’a ayak bastıktan hemen sonra dünya tarihinin en etkileyici kurtuluş manifestolarından biri olan Amasya Genelgesi’nde bunu milletiyle paylaştı: “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararlılığı kurtaracaktır.”</p>

<h3>‘EGEMENLİK MİLLETİNDİR’</h3>

<p>38 yaşındaki büyük lider, Erzurum ve Sivas kongreleriyle pekiştirdiği milli birlik bilincini, 23 Nisan 1920’de milletin meclisine dönüştürerek halkın hanedanın tebaası değil egemenliğin sahibi olduğunu ilan ederek büyük bir devrime imza attı. Egemenliğin Türk milletine ait kılındığı bu devrim, millete dayanan bir devletin ve yasalar önünde herkesin eşit olduğu Cumhuriyet devriminin de başlangıcıydı.</p>

<p>İşte o zamanlardan beri milleti oluşturan vatandaşların yasalar karşısında eşit olduğu, devletin sahibinin millet olduğu ve egemenliğin millete ait olduğu bir ülkede, aynı bayrağın altında yaşıyoruz. Vatandaşları eşit, milleti egemen kılan bu miras; tarihimizin en karanlık zamanlarında büyük bedeller ödenerek kazanılmış, Ata’mızdan miras aldığımız, canımız pahasına korumak zorunda olduğumuz, en büyük emanettir.</p>

<p>Ne yazık ki 21. yüzyılın ilk çeyreği biterken aldığımız bu mirasın üzerinden bir asırdan fazla zaman geçtikten sonra; milletin egemenlik hakkını, en büyük güç olan millet iradesini, büyük bedellerle kazandığımız eşit vatandaşlık haklarımızı ayaklar altına alan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bugünkü iktidar milletimizin ve vatandaşlarımızın kaderini iki dudak arasına sıkıştırarak hukukun üstünlüğünü ve yargının bağımsızlığını ortadan kaldırarak baskıcı, antidemokratik uygulamalarıyla bu büyük mirasa ihanet etmektedir.</p>

<h3>GENÇLİK AYAĞA KALKTI</h3>

<p>105 yıl sonra dünyanın bir kez daha büyük dönüşümlerin eşiğinde olduğu bir dönemde, bu otokratik iktidar milletimizi telafisi mümkün olmayan kayıplar ve tehditler ile karşı karşıya bırakmaktadır.</p>

<p>105 yıl önce gençlere emanet edilen bir devrimden bugün gençleri birbirine düşürmeye çalışan, birbirine kin beslemelerini isteyen ve kendi iktidarı için toplumu bölen, birbirine karşı kutuplaştıran bir iktidara ve onun başındaki tek adama geldik. O kadar ki milletimizin genç evlatları, adil bir ülke, barış içinde huzurlu bir toplum arzusunu anayasal haklarını kullanarak en barışçı şekilde dile getirdikleri için şiddete uğruyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, hapse atılıyor, beraat edecekleri dosyalarda peşinen cezalandırılıyor.</p>

<p>Bugün 18-25 yaşları arasındaki gençler, içinde doğup büyüdükleri bu iktidarın baskıcı, despotik rejimine itiraz etmekte, onun kötülüklerine boyun eğmemekte ve bu iktidarın yönetimine karşı çıkmaktadır. Gençlerimiz vatanseverlik duygularıyla sevgi dolu, önyargısız, Cumhuriyete ve demokrasiye bağlı; hukukun üstünlüğünü, kişisel hak ve özgürlüklerini korumak ve savunmak için ayağa kalkmış, muazzam bir nesil olduğunu göstermiştir. Gençlerimiz bütün fedakârlıklarıyla birleşmiş, kindar nesil yaratma arzusuna sahip muhterislerin planlarını bozmuş, bir dayanışma nesli olduğunu ortaya koymuştur.</p>

<h3>DEMOKRATİK VE KARARLI MÜCADELE</h3>

<p>Başta gençlerimiz olmak üzere tüm milletimiz adalette, vicdanda, ortak kaderde, demokrasi ve hukukun üstünlüğü anlayışında birleşmiş; vatandaşının emeğine, birikimine, malına, mülküne, tapusuna, diplomasına, itibarına, hayatına el koyma cüretini kendinde gören bu anlayışa karşı itirazını en yüksek seviyeye çıkarmıştır. Milletimiz bu anlayışa ve onun dayattığı sisteme karşı mücadele kararlılığındadır.</p>

<p>Toplumumuz bütün farklılıklarıyla Saraçhane’de, miting meydanlarında, önseçim sandıklarında, boykotlarda, imza kampanyalarında, bedel ödeme pahasına tavrını ortaya koyuyor, gücünü ve iradesini gösteriyor. Anayasal haklarını en yaratıcı yöntemlerle kullanan milletimiz, meşru demokratik yöntemlerden uzaklaşmıyor, tam aksine iktidarı da meşru ve demokratik yöntemlere çağırıyor.</p>

<p>Barışçı, demokratik, anayasal haklara dayanan meşru eylemleri zorla, şiddetle bastırmaya, hukuksuz kararlarla milleti pes ettirmeye çalışanlar bilmelidir ki; bu yaptıkları milletin kararlı, inançlı, vatansever duruşuna, onun haklılığına karşı girişilmiş gayrı meşru, gayrı hukuki müdahalelerdir.</p>

<h3>MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYOR</h3>

<p>Mızrak çuvala sığmamaktadır. Bu millet seçtiklerine sınırlı ve geçici yetkiler vermiştir. Millet seçtiklerini devletin sahibi kılmamış, devletin tapusunu onlara vermemiş, devleti mülk edinme yetkisini devretmemiştir. Millet; iktidar yetkisi verdiklerine millete zulmetme hakkını, rakiplerini ortadan kaldırma ve milleti seçeneksiz bırakma yetkisini de vermemiştir. Tam tersine buna tevessül eden muktedirlere karşı mücadele kararlılığını geçmişte olduğu gibi bugün de ortaya koymaktadır.</p>

<p>2017 yılında milletimizin başına bela edilen, ekonomiyi, liyakati, hukukun üstünlüğünü, bağımsız yargıyı ortadan kaldıran, milletin huzurunu perişan eden bu rejim, ilk büyük hukuksuzluğuna 2019 yılında imza atmıştır. Anamızın ak sütü kadar helal oylarla kazandığımız İstanbul seçimlerinin iptali, ülkeyi adım adım sürükledikleri uçurumun ilk basamağı olmuştur.</p>

<p>Seçimi kaybettikleri gece bir yandan devletin kanalları diğer yandan hısım, akraba, eş, dosta sahiplendirilen medyaları ile milletin iradesini yok saymaya başlamışlardır. Bir oyla bile seçim kazanılan bir sistem olan demokraside “Sen 13 bin oyla seçim kazanacağını mı sanıyorsun” diyecek kadar demokrasiden ve hukuktan uzak olduklarını milletimize göstermişlerdir.</p>

<h3>TARİHTE KARA BİR LEKE</h3>

<p>6 Mayıs’ta demokrasi tarihimize kapkara bir leke olarak geçecek bir kararı rejimin ve zatı muhteremin baskısı ile aldırmışlar ve ne yazık ki 16 milyonun iradesini yok sayarak seçimi iptal ettirmişlerdir. Ancak kendi seçmenleri de bu tutumlarını ahlaki bulmamıştır. Sonuçta milletimiz demokrasiye inancının tam olduğunu ortaya koymuş, bu ahlaktan ve hukuktan yoksun karara cevabını 23 Haziran 2019’da 13 bin farkı 806 bin farka çıkararak hak, hukuk ve demokrasi dersiyle vermiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İktidar milletin bu büyük uyarısından dersini almamış, milletin güçlü iradesiyle yetkiyi bize vermesini hazmedememiştir. O günden sonra idari tacizleriyle sayısız teftiş ve denetimleriyle hukuki ve finansal engellemeleriyle İBB’nin ve İstanbul’un malına, mülküne el koymalarıyla hukuksuz ve baskıcı müdahalelerini artırmıştır. Tek adam rejiminin bir avuç şürekâsıyla yürüttüğü tüm bu adaletsiz, hukuksuz, sorumsuz çabalar sonuç vermemiş, 2024 yerel seçiminde milletimiz büyük bir teveccüh ile 1 milyonun üzerinde farkla tarihi bir oy sayısıyla görevi, emaneti yine bize teslim etmiştir.</p>

<h3>‘TURBUN BÜYÜĞÜ’</h3>

<p>6 yılda 1300’ün üzerinde denetim, teftiş ve icat edilmiş suçlamalarla, soruşturmalarla beni ve yönetimimi baskı altına almışlardır. İktidarın başı, 17 bakanıyla İstanbul’da bana karşı seçim yürütmüş, seçimi kaybedince hazımsızlıkları daha da büyümüş ve yeni bir seçim daha kaybetmek korkusuyla yepyeni baskı araçlarını, yöntemlerini ve aparatlarını devreye sokmuştur. Kaybedilen seçimlerin hazımsızlığı, kaybedilecek seçimlerin korkusu akıllarını başlarından almıştır.</p>

<p>Tarihte bir seçilmişin başka bir seçilmişe yaptığı görülmemiş biçimde özel operasyon birimleri kurulmuş, onlar adı konmadık olağanüstü yetkiler ve imtiyazlarla donatılmış, yargı tacizi dünya siyaset tarihine geçecek boyutlara ulaşmıştır. Bu sürecin gerçek savcılığını üstlendiklerini de “turbun büyüğü” diyerek ilan etmiş oldular.</p>

<p>Cumhurbaşkanı turbun büyüğü diyerek başta yargı ve yürütme olmak üzere tüm organların, tüm makamların yetkilerini kendinde topladığını da ilan etmiş oldu. Daha önce Ergenekon sürecinde de kendisinin tüm hukuksuz davaların savcısı olduğunu ilan etmiş ve o zaman “Aldatıldık, affedin” diyerek işin içinden sıyrılmıştı. Ancak bu sefer millet ona bu şansı vermeyecek, millet bu kez kendi iradesine göz koyan bu anlayışa geçit vermeyecektir.</p>

<h3>MİLLETİN BİRLİĞİ VE İRADESİ</h3>

<p>Bizler milletçe “Devletin dini adalettir” inancına sahip çıkan, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” hümanizmini çağlar boyu devlet geleneğimiz gören bir anlayışa sahibiz. Bu anlayıştan vazgeçmeyecek, Çanakkale’den İstiklal Mücadelesi’ne, Cumhuriyetin ilk yüzyılından ikinci yüzyılına, 86 milyon yurttaşımızın eşit hissedar olduğu bu vatanı; hak, hukuk, adalet, demokrasi ve zenginliğe kavuşturma mücadelemize sarsılmaz bir inanç, kararlılık ve iradeyle devam edeceğiz. Devletimizi, yargıyı, idari kurumlarımızı itibarsızlaştıran kumpas, yalan, iftira, gizli tanık uygulamalarıyla büyük bir mücadele içinde olacağız. Sanatçısına, gencine, emeklisine, iş insanına, sendikacısına zulmeden, vatandaşlarını yargıyla korkutup sindirmeye çalışan bu rejime karşı milletin birliği, kuvveti ve iradesine yaslanarak mücadele edeceğiz.</p>

<p>Biliyoruz ki tarihin hiçbir zamanında bu millet devletin gücüyle kendine diz çöktürmeye çalışan, oligarşik iktidarlarını millete dayatanlara boyun eğmemiştir, yine eğmeyecektir.</p>

<h3>‘ADALET VE DEVRİMİ VAAT EDİYORUM’</h3>

<p>Milletin vergisiyle ayakta duran devletin kanalı TRT ve iktidara göbekten bağlanmış yandaş medyalarında şahsıma, aileme, anneme, eşime, kutsalıma, haysiyetime hakaret eden; mübarek ramazan ayında kul hakkı yemekten, 2019’da bir ramazan gününde seçimi, 2024’te bir ramazan iftarında 31 yıllık diplomamı iptal etmekten imtina etmeyen, cesaretle, mertçe yarışmaktan kaçan bu bir avuç muhterise teslim olmayacağız. Korkuları, bana yönelik operasyon günü zirveye çıkmış, bütün bir şehri adeta bir sıkıyönetim uygulamasıyla darbe günlerinde olduğu gibi ablukaya almışlardır. İşte bu bile aldıkları kararı millete anlatamayacaklarının en büyük göstergesiydi.</p>

<p>Bu akıldan kurtulmanın tek yolu bir adalet ve demokrasi devrimidir. Okula aç gidip gelen çocuklar için gelirde, vergide adaletsizlikler yaşayan, kaliteli eğitime, eşit sağlık hizmetine ulaşamayanlar için sistemin altında ezilen, dünyadaki akranlarının her geçen gün gerisine düşen gençlerimiz için mülakat mağdurları için ayrımcılığa uğrayan herkes için “adalet devrimi”. Diploması, işi, gücü, tarlası, evi, tapusu, bankadaki parası hatta geçmişi ve geleceği tehdit altında olan hepimiz için bir adalet devrimi vaat ediyorum. Kuracağımız özgürlükçü parlamenter demokrasi tüm vatandaşlarımız için adil, eşit ve güvenilir bir devletin garantisi olacak. Tüm bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunduğu güvenilir ve güçlü bir devlet yapısı, bizi küresel rekabette ileri taşıyacak.</p>

<h3>YENİ BİR DÖNEM</h3>

<p>Adil bir Türkiye’nin, 86 milyonun yetenekleri ile 21. yüzyılda, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında; ekonomide, bilimde, teknolojide, eğitimde, sağlıkta, üretimde, tarımda, hayatın tüm alanlarında zenginleşeceğine ve kazanan ülkeler arasında yer alacağımıza inancım tamdır. Bu yolculukta dünya tarihinin en demokratik, en büyük katılımlı, en örgütlü, en güçlü seçim hazırlıklarını yapacağımızı taahhüt ediyorum.</p>

<p>Adalet devrimini, özgürlükçü ve demokratik parlamenter sistemi, üreten, zenginleşen, adil paylaşan Türkiye’yi her zaman, her koşulda adalet isteyen milletimizle “şucular bucular” demeden, partizanlıktan uzak bir anlayışla ver edeceğiz.</p>

<p>15.5 milyon oyla cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edildiğim, tarihin en katılımcı anlayışı ve yurttaş iradesiyle tabandan başlayan bu yolculuk yepyeni bir geleceğin habercisidir. Tek adamcılıktan, kula kulluk edenlerden, intikamcı kalpleri olan muhterislerden bu memleketi, milletimizi kurtaracağız.</p>

<p>Türkiye dünyaya ilham kaynağı olan yeni bir dönemi hak ediyor. Bu yeni dönemi gençlerin öncülüğünde adalet ve demokrasi talep eden milletimizle getireceğiz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/olaylar-ve-gorusler/adalet-devrimi-ekrem-imamoglu-2317007</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Konuk yazar...</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/adalet-devrimi-ekrem-imamoglu</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Apr 2025 11:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/04/230544766-imamoglu.jpg" type="image/jpeg" length="91325"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Di Kurdistanê de rewşa zimanê Kurdî]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/di-kurdistane-de-rewsa-zimane-kurdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/di-kurdistane-de-rewsa-zimane-kurdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nivîskar mêvan Mehmet Can Demir, di nivîsara xwe ya îro de, bi sernavê 'Di Kurdistanê de rewşa zimanê Kurdî' gotara xwe nivîsî.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>DI KURDISTANÊ DE REWŞA ZIMANÊ KURDÎ:<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Ji bo tinekirin û helandina zimanê Kurdî hewldanên pergalê û polîtîkayên wî yê asîmîlasyonê ji hêla Kurdan ve ji nêzve tê zanîn. Lê mixabin ev qonaxa ku em hatinê, êdî ji bo pişavtina zimanê Kurdî hewceyî bi polîtîkayên pergalê nemaye, ji ber ku êdî Kurd bixwe zimanê xwe dipişêve, wek otoasîmîlasyonê.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; ÇESPANDIN(Tespît)<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Ev nakokî, bi taybetî jî di dema salên 90 î de bi hezaran valakirin a gundan û ber bi metropolên Tirkiyê ve koçberkirina gelê Kurd di xwebixwe pişaftinê de cihekê giring digire. Dema gundiyên Kurd bi destê zorê ber bi bajarên Tirkiyê ve hatin koçberkirin, jiyana xwe dinav tengasiyên pirr mezin de derbas kirin. Êdî ji bo wan pêdiviya herî sereke bi destxistina debarekê bû. Loma edî dev ji çand û kevneşopiyên xwe û taybetî jî ji zimanê xwe berdan. Ji ber ku şertê jiyanê bi vî rengî li ser wan ferz kiribû. Helbet malbatên ku bi biryar nexwestin çand û zimanê xwe jibîr bikin jî hebûn, lê hejmara van kes û malbatan pirr kêm bûn. Piraniya wan nekarîn xwe li hember karesatekê bi rengî hilgirin.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Helbet ev malbatên koçber têkiliya xwe ji welatê xwe, gund û bajarên xwe nebirîn, her dem di nav têkiliyê de man. Bi demê re, piraniya wan bûn dumalî, beşek ji wan di metropolan de man, beşek ji wan jî vegeriyan gund û bajarên xwe. Loma jî çûyîn û hatina wan a bi ser hev ve zêde bû. Ew zarokên ku li metropolên Tirkiyê ji dayik bûn û heya ziman fêr bûn, %100 bi zimanê biyanî fêr bûn û mezin bûn. Dema ev zarokên ku fêrî zimanê dayika xwe nebibûn, malbatên van zarokan, hin ji wan ji bêderfetiya aborî, hin ji wan jî bi wesîleya betlaneyê, piranî jî havînan dihatin gund û bajarên kal û bavên xwe. Lê dema dihatin, bi çandek cûda, zimanek cûda (ku ev ziman zimanê serdestan bû) dihatin, tişta sosret jî ev bû ku bi wî zimanê xwe yê nû şanaz dibû, dê û bavê wan jî heman helwestê didan nîşan, ji ber ku zarokên wan hînê zimanê fermiyetê bûne pê kêfxweş dibûn. Hin dê û bavên ku Tirkî jî baş nizanibûn bi zimanê Tirkî bi zarokên xwe re axivîn û piştgirî dan wan. Bi demê re ev rewşa kambax din av wan malbatên niştecî de jî bû sedema dilkêşiyê. Ê dî ew malbatên ku neçubûn bajaran û zarokên wan tirkî nizanibûn jî wek tiştek baş! di bin bandora wan zarokên nûhatî! de man û êdî zarokên xwe jî ji bo Tirkî biaxivin teşwîq kirin û piştgirî dan wan.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;LÊKOLÎN(Di çarçoveyek teng de)<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Êdî em hatin demek wisan ku di gund û mezrayên Kurdan yên herî dûrî bajêr û navçeyan de Kurdî bihîstin bûye tiştek awarte. Li gor lêkolînên min yên li ser herêma Bedlîsê û navçeyn wê, di serî de zarok, keç û xortên Kurdan ji % 95 û jortir bûne Tirkîaxêv. Helbet divî rewşa kambax de rola Medya ya Civakî jî cihekî giring dileyîze. Keç û xortên Kurdan hetta ne keç û xort tenê, ew kesên ku xwe Welatparêz dihesibînin jî li ser Tora Civakî, di danûsitandinên xwe û parvekirinên bi zimanê biyanî dikin. Ji ber ku xwe bi wê zimanê biyanî bêhtir aram! dihesibînin. Gelek kesên welat hez û qaşo zimanhez, di jiyana rojane de her tim Kurdî diaxive û bi Tirkî jî baş nizane lê dema dikeve Tora Civakî dibê qey medya ya civakî ji bilî zimanê tirkî ti ziman nizane, loma bi zimanê biyanî dinivîse û parve dike. Viya jî ji bo Kurdan taybetî jî welatparêz û zimanparêzên! Kurdan Trajediyek mezine.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; PÊŞNIYARÎ: (Lı hember hemû zehmetiyan)<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Jo bo Kurdistanê; divê ku rêxistin, lijne û komîsyonên ku kar û xebatên ziman dikin bi rêxistina DEM Partiyê re di nav koordînasyonekê de, wek xebatên hilbijartinekî, di hemû bajar û navçeyên xwe de lijne û komîsyonên xwe ava bike (bi qasî dişopînim, bi piranî ev amade ye) E v lijneyên ziman, qomîsyonên xwe yê gundan jî amade bikin. Di gundan de giringtirîn herêm bên tespît kirin. Li ser van herêman plansaziya xebatê bê deranîn. Ev herêm bi awayek rêkûpêk (sîstematîk) bên ziyaretkirin, di van zîyaretande(li gorê derfetan) mirovên têrêkirî bên şandin. Heman wek xebatên hilbijartinan lê ne deng xwestin, li ser giringiya ziman, di pêşerojê de rola ziman, di netewebûnê de giringiya ziman û hwd. xebat bên kirin. Dema ev plansaziyên bi vî rengê tên çêkirin jî, ne wek demkî lê ji bo pêşerojê bên plansaz kirin, yanê divê plansaziyên demdirêj bên amade kirin…<br />
Ji bo metropolên Tirkiyê;<br />
Dîsa li gor lêkolînên min yê li ser rewşa Kurdên li metroplan, hema hema li her bajarên Tirkiyeyê taybetî jî li herêma Marmara, Ege, Anatoliya Navîn, Deryaya Spî û li herêma Çukurova yê, bi sedan komeleyên gund, bajar hetta komeleyên mezrayan yên Kurdistaniyan henin. Ev lijne û komîsyonên zimanê Kurdî, li metroplan li ser van komeleyan dikarin xebatên xwe yê ziman bimeşîninin. Jixwe di rêziknameya hemû komeleyên herêmî de yekem xebatên wan divê li ser çanda wî herêma ku wan temsîl dikin de be. Jiber ku dema çand tê gotin, di serî de ziman tê bîra mirov, jiber ku çand bê ziman nabe.<br />
Rewş çi dibe bila bibe, divê ku em zimanê gelê xwe bi gelê xwe bidin hezkirin. Ji hemû sazî, lijne û komîsyonên zimanê Kurdî re serkeftin û silav û rêz.<br />
Mehemed Can Demir<br />
Hêrvês / Be</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Konuk yazar...</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/di-kurdistane-de-rewsa-zimane-kurdi</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Mar 2025 19:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/03/kurt-dili-gunu.jpeg" type="image/jpeg" length="61842"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zımeqlilerin kısa antik mitoloji tarihi]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/zimeqlilerin-kisa-antik-mitoloji-tarihi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/zimeqlilerin-kisa-antik-mitoloji-tarihi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konuk yazar Fetih Doğan Koç'un bugünkü köşe yazısında, ' Zımeqlilerin kısa antik mitoloji tarihi ' başlıklı bir yazı kaleme aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>MİTOLOJİ MİZAH / Fetih Doğan Koç</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Zımeqlilerin kısa antik mitoloji tarihi</p>

<p></p>

<p>Antik Zımeqliler, Horosan’dan Hindistan’a ve Nepal’den yukarı Mesopotamia bölgesinden &nbsp;Dersim’e kadar yayılarak birçok bölgede yaşadılar. Asurluar, Ezediler, Zerdüşler, Aborjinler ve kızılderiler gibi gibi diğer halklarla yakın ilişkileri vardı. Zımeqliler hep devletsiz yaşadılar. Kendi kendini yöneten bir topluluktu. Doğa inancına sahip olan Zımeqliler aynı dili ve aynı inançları paylaştılar.</p>

<p></p>

<p><strong>Taş Devir’nde Zımeq</strong></p>

<p></p>

<p>İlk insan Zımeqın Weroc bölgesinde kemera pijiktan kopan taşlardan ortaya çıktığını söylenmekte. Taş devri ilk insan ortaya çıkış dönemine taş devri denilmekte. Taş devri, Tunç ve Demir çağlarına kadar süren dönemdir. Tarih öncesi dönem olarak adlandırılan taş devri, Dünya tarihinin en eski çağıdır. Taş devri dönemlerine ait bulgularda; çakmak taşı, Peskovi boynuzu, insan kemikleri ve Pepuk kuşun sesi bulunmuştur. Ayrıca bir dönem ileri gidildiğinde taşların yontularak bıçak, orak, balta, nalcığ ve karasapan gibi araçların icat edildiği gözlemlenmiştir. Taş devri üç ara dönemden oluşmakta olduğunu yine Zımeqli bilgeler tarafından bulgularla tespit edilmiştir.</p>

<p></p>

<p>Taş devri dönemlerine ait olan bulguların çakmak taşı Zımeqın kemere gangin taşlarında bulunduğu belgelerle günümüze kadar aktarılmıştır. Yine, feodal üretim araçlarından gamı olarak bilinen, otları &nbsp;kırpıp saman haline getiren gamının altına takılan bıçak gibi keskin taşlarda Zımeqliler tarafından Kemere Gangde bulunmuştur. &nbsp;</p>

<p></p>

<p>Are mıleketo bölgesinde taşları yontarak şarap yapmayı da ilk taş devrinde Zımeqliler başlatmıştır. Şarabın bunuluşu ile üzüm (üzüme o dönem henguru denilmekteydi) bağları da yine Zımeq bölgesi olan bugünkü ismiyle Sivisk da ekilmiştir. Siviskı denilen yere Zımeq antik döneminde Sıkıcı deniliyordu. Sıkıcı ismi günümüz de Siviskı olarak değişime uğramıştır.</p>

<p></p>

<p><strong>Tunç Devri'nde Zımeqliler</strong></p>

<p></p>

<p>Tunç Devri'nde (M.Ö. yaklaşık 1200-1100), Gang tepesinde, Siwiskı, Koye Sur, Weroc, Barığı ve Hopıkı anakarasında yani bugünkü Zımeqe ait bölgeye yerleşik bir hayat oluşturdular. Aynı kültürlere sahip bu topluluk, hayvancılık ve çiftçilikle uğraşarak yaşamlarını sürdüler, ancak özellikle guluk, rebes, kenger ve konkur mantarı gibi doğadaki yenir bitkileri keşfederek de doğal yaşamayı da dünyaya örnek oldular ki Dersimliler hala bu bitkilerle yaşamaya devam etmektedir. &nbsp;</p>

<p></p>

<p>Zımın kültürü Sur (kırmızı) Tunç Çağı'nda, M.Ö. yaklaşık 1400 ile 1300 arasında Zımeq anakarasında Kela suru bölgesinde ortaya çıktı. Bu isim, kültürün ilk olarak 1638 yılında Satoğli kabinesinden Lılo isminde bir bilgenin yer altı mağarası inşaa sırasında ki kazılarında bulgular ortaya çıkarmıştır. Bilge Lılo bu bulgulara Zımın ismini vermiştir. Bu tarihi antik bulgular daha sonra Yunan ve Mısırlılar tarafından çalınmıştır. Bugün bu antik eserler Atina ve Kahire müzelerinde sergilenmektedir.</p>

<p></p>

<p>Zımeq Tunç Çağı'nın Zımın dönemi, Zımeqliler tarafından "pag çağı" olarak görülmüştür ve belki de daha sonraki Zımeq mitolojisinde anlatılan birçok hikayenin (Eşliya Çıçı çirokları da dahil) tarihsel arka planını oluşturmaktadır. Bu zamana ait nesnelere ve sanat eserlerine Zımeq'de ve bazı Zımeq mağaralarında ve kayalarında rastlanmaktadır. Özgün Zımın el işlemeleri ve Seybıra’ın zaanatları tüm Dersim’e yayılmıştır ve günümüzde Dersim kültürü olarak kalmıştır. Bu eserler, Zımeq mitolojisinin sanat eserlerini dekore etmek için kullanıldığı ilk zamanlara işaret eder. Aynı zamanda, en eski Zımeq edebiyatı olarak filozof Hıdıre Hesik destanlarının bugün bizim miras aldığımız şekline ulaştığı zamanla yaklaşık aynı zamana aittirler.</p>

<p></p>

<p>Zımın medeniyetinin çöküşü M.Ö. 1300 civarı Bomo Çağ olarak bilinen bir soyutlanma dönemini getirdi. Ancak M.Ö. 600 civarında çeşitli bölgelerle Kazım olarak bilinen şahıs tarafından ticaretin başlatmasıyla yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Sanat, zanaat ve yazı yeniden ortaya çıktı. Ve ilk yazı mağara Arıcı olarak bilinen bölgede kayalara yazılarak başlandığı ortaya çıkmıştır. Mağara arıcı da aynı zamanda bir insan figürü kayaya işlenerek ilk resim sanatının burada ortaya çıktığını antik bulgular göstermektedir. &nbsp;</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>Qoç ve Ostur sanat dönemi</strong></p>

<p></p>

<p>Zımeq sanatının Qoç ve Ostur döneminde (M.Ö. yaklaşık 450-320) ortaya çıkan heykelerin en belirgin iki biçimi, genç kızların (Çenek) ve erkeklerin (Lacek) ayakta durur şekilde betimlendiği heykellerdi. Bu heykeller Zımeq sanatın da büyük kaya taşlarından yontularak elde edilen qoç ve ostur figürleri heykel olarak kullanıldı. Bu tür heykeller aynı boyutta yapılırdı. Hepsinde ortak görülen geleneksel bir poz vardır: Merkezi bir çizgiyle eşit bir şekilde ayrılabilen baş ve gövde, öne ve arkaya eşit olarak yerleştirilmiş ve iki kalın &nbsp;bacak konulmuştur. Dört bacak yerine iki bacak tercih edilmiştir. &nbsp;Bu heykeller genellikle, hem mezar taşları olarak hem de mezarlıkların görkemli görünmesi için kullanılmıştır. &nbsp;</p>

<p></p>

<p><strong>Sanat, felsefe ve edebiyat dönemin başlangıcı</strong></p>

<p></p>

<p>M.Ö. 300 civarına gelindiğinde Zımeq köyü Nısangı bölgesinde "halkın yönetimi" yani demokrasi ortaya çıkmıştı. M.Ö. 272-268 yıllarında bir Arap istilasının yenilgisinden sonra, özellikle Zımeq anakarasında olan Nısangı bölgesinde altın bir çağ başlamıştı. Zımeq tiyatro, felsefe, edebiyat, sanat ve mimarlıkta rakipsiz bir sürece girmiştir. Bunu öğrenen Yunan ve Mısırlılar kıskançlıktan adeta çılgına dönmüşlerdi. O dönemde Zımın imparatorluğu Xeç, Kırnık, Askısor, Derviş Cemal, Şüşenk, Rebet, Kevırkan ve Çemçeli sınırlarına kadar yayılmaktaydı ve Zımın imparatorluğu koalisyonla yönetilmekteydi. Bu koalisyon imparatorluk sayesinde ilk Antik tiyatro tape ortı da kurulurken ilk akademik okul da Nısangı bölgesinde kurulmuştu. Bu Akademik okulun kalıntıları hala Nısangı bölgesinde koruma altında tutulmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Yunanlılar ile Mısırlılar Akademik okul kuran Zımeqlilerin önüne geçmek için bir şeyler yapmayı düşündüler ve günümüzde para basımına girdiler. Zımeqliler paraya karşı çıktılar. Ki Zımeqliler 1800’lerin sonlarına kadar hiç para kullanmadılar. Antik Yunanlar ve Mısırlılar dünyanın en eski madeni paralarından birini yapmalarının yanı sıra, onları ticarette yaygın olarak kullanan medeniyetlerdi. yinede Zımeqliler ticarette parayı kullanmadılar. Çünkü Zımeqliler daha çok ortak bir yaşamı benimsediler. Bu yaşam tarzında komün olarak adlandırdılar.</p>

<p></p>

<p><strong>Zımınistik dönem</strong></p>

<p></p>

<p>Zımıstan ve Zımı bu Zımınistik kelimesinden ortaya çıkmıştır. Bugünkü Dersimliler de bu kelimelerden çıkan isimlendirmeyi hala kullanmaktadırlar. Zımıstan kış mevsimine denirken, Zımı ise güneş görmeyen bölgeye söylenir.</p>

<p></p>

<p>Büyük Satoğlu‘nun ölümü ve ardından gelen Zımınistik dönem (M.Ö. 142-14), Zımeq gücünün ve kültürünün Hopik, Çırtık, Vank, Pırkanio, Yine Beg, Çala Baqe Qeri, Nısangı, Çewresçımı, Koye Sur, Are Mılaketo, Bımabrekten Dere Hegaya ve oradan Dere Gomi vadisine uzanarak taa Rebet altına kadar uzandı. Zımınistikle ortaya çıkan ve dünyaya yayılmaya başlayan Zımeq fikirleri, sanatı ve kültürü Roma İmparatorluğunu, Yunan antik çağını ve Mısırlıları etkilediği açık bir şekilde görülmüştür. Bundan dolayı Büyük İskender işgal ve talan seferlerine başlama kararı almıştır.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu talan her ne kadar M.Ö başlamış olsa da günümüze kadar kesintisiz devam etmiştir. Zımeqlilerin bu Zımınistik kültürü Pers, Roma, Bizans, Arap ve Osmanlılar tarafından işgal edilerek, yağmalanarak ve asimle edilerek günümüz Cumhuriyetine kadar uzanmıştır.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Konuk yazar...</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/zimeqlilerin-kisa-antik-mitoloji-tarihi</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Mar 2025 11:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/03/zimeqlilerin-kisa-antik-mitoloji-tarihi-1-1.jpg" type="image/jpeg" length="95029"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hasan Cemal tarihi çağrıyı köşesine taşıdı]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/hasan-cemal-tarihi-cagriyi-kosesine-tasidi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/hasan-cemal-tarihi-cagriyi-kosesine-tasidi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hasan Cemal, Abdullah Öcalan’ın tarihi çağrısını değerlendirerek kalıcı barış için anayasada yeni vatandaşlık tanımı ve yerel yönetim reformu gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>HABER MERKEZİ&nbsp;</strong>- Abdullah Öcalan’ın tarihi çağrısını değerlendiren Hasan Cemal, kaleme aldığı yazıda kalıcı ve hakça bir barışın kurulması için anayasada yeni bir vatandaşlık tanımının yapılması, yerel yönetim anlayışının gözden geçirilmesi gibi hayati adımların atılması gerektiğine işaret etti.&nbsp;</p>

<p></p>

<p>PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın tarihi çağrısı DEM Parti İmralı Heyeti tarafından kamuoyuyla paylaşıldı. Çağrı Kürdistan, Türkiye ve dünyada büyük yankı uyandırırken, birçok kesimden de destek geldi.&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Abdullah Öcalan’ın tarihi çağrısını T24’teki köşesine taşıyan gazeteci-yazar Hasan Cemal, kalıcı ve hakça bir barışın kurulması için sağlam bir temelin atılması gerektiğini belirterek, “Bunun için de, Kürt dili ve kültürünün inkarından vazgeçilmesi, anayasada yeni bir vatandaşlık tanımının yapılması, yerel yönetim anlayışının gözden geçirilmesi gibi bazı hayati adımlar akla geliyor” vurgusu yaptı.&nbsp;</p>

<p></p>

<p><em>Hasan Cemal’in yazısının tamamı şöyle:&nbsp;</em></p>

<p></p>

<p>“Silahlara veda zamanı... Hoş geldin barış!</p>

<p></p>

<p>Şimdi sıra demokrasi, hukuk ve insan haklarında...</p>

<p>Öcalan'dan tarihi çağrı geldi.</p>

<p>PKK'ya örgütü feshet, silah bırak,</p>

<p>'tarihi sorumluluk benim' dedi.</p>

<p>Evet, silahlara veda zamanı...</p>

<p>Şimdi sırada demokrasi var.</p>

<p>Hukuk ve adalet var.</p>

<p>İnsan hakları var.</p>

<p>Şimdi sırada "Kürt sorunu"nun</p>

<p>çözüm rayına oturtulması var.</p>

<p></p>

<p><em>Bir başka deyişle;</em></p>

<p>Kalıcı ve hakça bir barışın kurulması için</p>

<p>sağlam bir temelin atılması gerekiyor.</p>

<p>Bunun için de, Kürt dili ve kültürünün</p>

<p>inkarından vazgeçilmesi, anayasada</p>

<p>yeni bir vatandaşlık tanımının yapılması,</p>

<p>yerel yönetim anlayışının</p>

<p>gözden geçirilmesi gibi</p>

<p>bazı hayati adımlar akla geliyor.</p>

<p>Öcalan haklı;</p>

<p>Cumhuriyet'in demokrasiyle</p>

<p>taçlandırılması için</p>

<p>kimliklere saygı şart...</p>

<p>Öcalan haklı;</p>

<p>Türkiye'de dağın yolu, silahın yolu</p>

<p>Kürt realitesinin inkarı ile açıldı.</p>

<p>Şimdi silahın yolu kapanırken,</p>

<p>bu "inkar"dan elbette vazgeçilmeli.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><em>Tarih, 14 Nisan 1993.</em></p>

<p><em>Yer, Bekaa Vadisi.</em></p>

<p></p>

<p>Karşımda Öcalan, elinde tespih.</p>

<p>Tane tane konuşuyor:</p>

<p>‘Ulusal kimliği hala yok sayılan bir halk gerçeğiyiz.</p>

<p>Siyasal haklarımız bir yana, kültürel &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p>haklarımız bile yok. Siyasi çözüm yolu bizde şiddetle &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p>engellenmiştir. Madem sen şiddetle bu yolu kapattın, &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p>ben de şimdi bu yolu şiddetle açacağım. Kürt &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>kimliğinin kabulü... İşte bunu silahlı mücade sağladı. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>Artık sorun kendini kabul ettirmiştir.’</p>

<p>(Hasan Cemal, Kürtler, Doğan Kitap, 2003, 19. baskı, s. 47)</p>

<p></p>

<p><em>Tarih 14 Nisan 1993, Öcalan ile Bekaa Vadisi'nde</em></p>

<p></p>

<p>Evet, Apo...</p>

<p>1993'den 2025'e tam 32 yıl...</p>

<p>Ne büyük acılar çekildi,</p>

<p>ne kadar çok kan ve gözyaşı aktı.</p>

<p>Kürsüde çağrını Kürtçe okuyan</p>

<p>Ahmet Türk'ü izliyorum.</p>

<p>Hem kendisinin hem Kürtlerin</p>

<p>yaşamış olduğu acılar</p>

<p>yüzünün derin çizgilerinden belli oluyor.</p>

<p>Haklısın Apo.</p>

<p>Şimdi silahlara veda zamanı...</p>

<p>Barış zamanı...</p>

<p>Demokrasi ve kardeşlik zamanı...</p>

<p>32 yıl öncesi gibi inşallah yine bir gün</p>

<p>karşılıklı oturup sohbet ederiz."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://mezopotamyaajansi42.com/tum-haberler/content/view/268914</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Konuk yazar...</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/hasan-cemal-tarihi-cagriyi-kosesine-tasidi</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Feb 2025 13:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/02/690x390cc-hasancemalbekavadisi1.jpg" type="image/jpeg" length="53977"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rojev]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/rojev-diktator-cu-cellad-hat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/rojev-diktator-cu-cellad-hat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nivîskarê mêvan Adil QAZÎ îro di qunciknivîsa xwe de gotarek bi navê 'Rojev' nivîsand.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Rojev</strong></p>

<p><strong>Dîktator Çû Cellad Hat&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong></p>

<p>Her tişt bi silavdayîneke di Parlamentoyê de dest pê kir! Hema piştî vê hemleya Dewlet Bexçelî ku got <strong>“Kurdê ku ji Tirk hezneke ne Kurd e! Di heman demê de Tirkekî ku ji Kurd hezneke ne Tirk e!”</strong> Lê ez bawerim ji ber bertekên nijadperestên derdorê xwe, ji bo hinek tansiyona wan daxîne pêvîstî dît wê gotina xwe ya ewil hinek vebike û wisa pêde çû; <strong>“Ez bana radestbûnê li PKKê dikim, wî mixetab nagrim!”</strong> devê xwe, zimanê xwe guherand. Ji xwe hema di pişt re; di (30) sihê Mijdarê de Qayûm avêtin ser şarederaiya Esenyurt a Stenbolê. Serokê wî Ahmet Ozer ku bi peymana bajarbûniyê de hatibû diyarkirin, bi awayeke lezgînî ew girtin avêtin zindanê jî. Hema 4 roj şûn de jî êrîşî ser şaredariya bajarê Mezin ya Mêrdîn, Êlih û navçeya Xelfetî ya bi ser Rihayê de girtin, qayûm avêtin ser van şaredariyan.</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yanê dixwazim vêna bibêjim; her çende di uslûb û bilêvkirina Bexçelî de wek jehrê gilêz ji deva biherike jî di encam de banga çareserî an jî daxwaza mizakereyê, dike. Ji xwe bi bangkirina Serok Apo ya ku ‘were Meclisê biaxive’ bi xwe re muxetab girtina wî jî dide diyarkirin! Li hêlekî ev hemle, helwest ku birastî jî gavekî dîrokî ye; ji aliyê kesekî wek Dewlet Bexçelî (her çi sedem dibe bila bibe û dîsa bi çi uslûb û şêweyî bîne ziman jî) di encam de naskirina Tevgera Azadiyê heye. Pejirandina Rêbertiya Serok Apo heye. Ma ji xwe Rêberê Gelê Kurd ji salê du hezaran û vir de li mixetabekî nedigeriyan!</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bêguman mirov pir dikeve nava şik û gumanan. Ji ber ku ev ji aliyê kesekî ji rêzê ve nayê gotin. Ji kesekî ku mirov dikare bibêje Dewleta Fermî ya Tirkiyê bi xwe ye. Êê ji xwe armanca Tevgera Azadiyê û Serokatiya wê jî bi dewletê, bi xwe re werin hemberî hevdu û ji vê pirsgirêka ku Serok Apo wek <strong><em>“Girêka Gordiyon” </em></strong>binav dike minaqeşe bikin, bihevdu re bidin û bistînin da ku dawî li vê Kêşeya Sed salan bînin e… Aliyekê de ev pêşketin û (herçende di gotinê de be jî) tiştên rasteqîn û hêvî dide mirov tê gotin, li aliyê din jî; ji her demê dijwartir û hê berfirehtir hem di warê leşkerî de hem di qada siyasî de êrîşên xwe bênavber didomîne!</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ji bo van hêvî û bendewariyên xwe pêk bîne jî dîsa pêdivî bi destek û piştgiriya Patronê xwe yê mezin, Hêza sereke ya hegemonîk Emerîkayê dibîne. Çawa ku di 5 ê mijdarê de hilbijartina Serokatiya DYA yê çêbû ku bi çar çava li bendê bû, ji bo Trump were bijartin lava û dua dikirin!</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dua û lavahiyên wan hat qebûlkirin! (ji xwe diyar bûn) ku Trump were ser kar û wî qezenc kir. Dê di bîstê Rêbendanê -Çile- de jî bi awayeke fermî dest bi peywirê xwe bike. Lê hê ku nehatiye ser kar, berî ku were; Serokê niha Joe Bîden karê ku mabû bi çûndina xwe re temam kir! Dikarim bibêjim. Peyama xwe da! Dê ji Rojavayê Kurdistanê leşkerên xwe nekşîne. Payeberzekî Emrîkî ku dê di serdema Trump de jî li ser peywir be (li Rojhelatanavîn) wî jî diyar kir ku dê Kurd bi tenê nehêlin. “Gelê Kurd yê cefakar ku ji bo hemû mirovahiya cîhanê fedakarî kiriye em nikarin wan li ser piştê li erdê bixin. Wefayekî me ji Kurdan re heye. Divê em vê peywirê xwe bi cih bînin…” dibêje.</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Dîktator çû Celad hat Şûnê!</strong></p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hêj ev xelefî-selefî didomiya ku ‘ka dê kî çi bike çi neke’ li Sûrî her tişt sero bin bû. Selefiyên Cîhadîst ji nû ve vejiyan. Ev serûbinbûnê ku di rojekî balkêş de, (27ê Mijdarê) dest pê kir di heşt (8)ê Berfambarê de mêrikan serkeftina xwe îlan kirin jî. Daîşê vê carê jî navê Heyet- î Tehrîr-î-Şam li xwe danîn û hinek ji şal û şapikên xwe jî dûr ketine! Ez wisa bawerim ku ev hêza ku Sûrî-Şam bidest xist ji DYA qutkirî, bêxeber nîne. Ev çi qas nakokî be jî wisa dixwiyê. Ango ev hêzên ku desthelatdariya Sûrî ruxandin, Şam jî tê de ji bilî Herêma Bakûr û Rojhelatê Sûrî ku di bin kontrola QSD de ye temamê Sûrî bidest xistine. Beşar Esad malbata xwe bi tenê hema hew pê re gihêşt girt û reviya. Ev hêz berdewamiya El-Nusra Xelefê Daîşê bi xwe ye. Bi navê Ehmed Huseyîn El-Şara, bi navekî din Colanî; ku ji aliyê Emerîka ve, ji bo serê wî deh milyon dolar pere daniye! Di lîsteya Terorê de ye. Hem ji aliyê Emerîka û hem ji aliyê Neteweyên Yekgirtî ku Tirkiye jî tê de ye hatiye pejirandin. Ango ‘Terorîstê ku qaşo Cîhan tev lêdigere” di nîşkave de li Sûrî-Şamê de vejiya! Di nava 12 rojan de ‘Şoreş’ pêk anîn. Li hêla din jî Smo (Artêşa Milî ya Sûrî) li dora Efrînê TilRifat- Şehbayê; ku penaberê ji Efrînê canê xwe rizgar kiribû diman. Kul û kesera dewleta tirk ew bû ku; li Şehbayê jî wekî Mexmûrê Kurdên xwe di sirgûnê de jî bi rêxistin kirine bû! diviyabû ew der belav bikira! Rast berê xwe dan ser wan. Piştî rojek du rojan hê ku negihîştin Şehbayê QSD ew der vala kirin, wan nişteciyên Şehbayê gihand Min biç, Heleb û Tebqayê. Werhasil H. T. Ş berê xwe da Şem û Heleb Humus-Hema û hwd. lê çeteyê tirkan jî berê xwe dan ser Rojavayê Kurdistanê. Hinek xwe ceribandin, xwestin Artêşa tirkan jî ji Kobanê de bikeve xaka Rojava. Lê wekî wan hesab kiribû wisa derneket. Herçende hê jî xeterî li ser Rojava bidawî nebûye jî; vê gavê tenê ji dûr ve û ji hewayî bi firokeyên Dron-sîha wekî wan bi erîşên nuxteyê didome. Yek jî li dora Qereqozax a ku Bendava Tişrînê tê de heye şer li wir bi dijwarî didome. Hewildanê tirkan ligel çeteyên xwe li ser bendavê her ku diçe zêdetir dibe.</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Heta niha ku tirkiyê digot ‘em yekparetiya Sûrî dixwazin. Em naxwazin Sûrî perçe bibe. Bila Esad bi me re lihevdu bike em Kurdan ji wir paqij bikin, êdî yekparetî û xeteriya ser hem Sûrî hem Tirkiyê bidawî dibe…’ Yanê ji xwe êdî eşkere bang dike ku hedef û armanca dewleta tirk Hebûna Kurdan e. Xwebûyîna Kurdan Dewleta dagirker dixe xeteriyê! Ji ber vê jî Kurd li ku derê cîhanê be, heta ew li fezayê jî konek vegirin dê ew ji bo wan bibe armanca êrîşê, dê qebûl nekin! Dibêjin.&nbsp;</p>

<p>Gotineke klasîk heye; ‘Rojhelatanavîn Wek Qazana Dojehê Dikele Di Navê De Çemçik An Jî Heska Hema bêje Hemû Desthelatdaran Tê De Heye!’ Lê ji bilî Kurdan! Ez hêvî dikim êdî bila Kurd jî ji vê alozî û geremola Rojhelatanavîn sûd wergirin. Bila ew jî bibin xwedî nav û nasnameya xwe. Çima nebe? Ma Kurdan axa tu kesa dagir nekirine. Li ser axa xwe, li Rojavayê welatê xwe statuya xwe ava dikin. Ji xwe ev 12-13 sal in li Bakûr û rojhelatê Sûrî de, li Rojavayê Kurdiatanê Rêveberiyeke xweser heye. Statuyeke ku ji hemû Cîhanê re, nemaze jî ji Rojhelatanavîn re, ji Tirkiyê re bibe mînak hatiye avakirin. Ev statû; herçende li ser axa Kurdan-li Kurdistanê be jî tenê ji Kurdan pêk nayê. Ji hemû gelên ku li ser wê erdnîgariyê dijîn; wekî; Kurd, Ereb, Tirkmen, Suryanî ji Ol û Mesebên cuda cuda pêk tê. Her nasname di wir de xwe dibîne, bi awayeke azad xwedî erk û peywir e. Hêza xwe ya leşkerî; artêşeke ji sed hezarî zêdetir ava kiriye. Ev hêza leşkerî ji hemû nasname û baweriyan pêk tê. Ev mînakeke welê di cîhanê de hema bêje tune ye. Ji vê re Xweseriya Demokratîk tê gotin.</p>

<p>Ev qazan ji mêjve ye dikele, lê ji yekê cotmeha 2024an û virde wek şêt bibe dikele! Wisa dikele ku yekcarna dipeke derve, dor û berên xwe jî disojîne. Ew çîk û peşkên ji wê qazana dojehî ku yek cara dipeke derva ligel sotîneriya xwe rih û biziriê jiyanê jî belav dike… Me gotibû Heska her aliyên desthelatdariyan di vê qazanê de heye lê tenî tiliya Kurdan tê de nîne! Bes hemû tevdan jî li ser navenda Kurd û Kurdistanê tê kirin. Bi tespît û teşxîsa Mirovê Mezin Rêberê Gelê Kurd Rêber Apo; “… Yê di Rojhelatanavîn de bixwaze bibe pêşeng, rista mezinatiya xwe bilîze, xwe di her warî de pêş bixe divê Qedir û Giraniya Kurdan bibîne ew baş binerxîne. Ango divê hesaba Kurdan were kirin. Yê di rojhelatanavîn de ku bû pêşengê jiyana serkeftî û pêşketî, bêguman dê mezinatiya cîhanê jî bidest xe. Bikaribe vê pergala heyî ya mêtingerî wergerîne pergaleke Modernîteya Demokratîk…” Ji xwe felsefeya Tevgera Azadiyê; dewletên heremê wergerin Demokrasiyê û di nava wan welatan de wekî: Bakûr, Başûr, Rojhelat û Rajavayê Kurdistanê jî bigîjin Azadiya xwe. Pê re: Kurdistaneke Azad û Rojhelatanavîn ya Konfederalî. Hemû gel ligelhevdu. Bêyî ku tu sînorê welatekî were xerakirin di nav hevdu de bi awayeke Demokratîk û Azad dikarin bijîn.</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Li Tirkiyê Ji Nû ve Lêgerîna Çareseriyê! &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;</strong></p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ev serê 44 mehan e ku tecrîteke hişk û tûnd li ser Rêberê gelê Kurd didome. Ji bo şikandina tecrîdê bi mehan e çalakiyên cûr bi cûr pêk tên. Hem li welêt hem li derveyê welêt çalakiyên bi bandor û heta bêjî balkêş, encamgir lidar dikevin…</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Li hêla din: Qada şer bênavber şer didome. Artêşa dagirker êrîşên pir tûnd û derhiqûqî pêk tîne. Her cure çekên qedexekirî, ji kîmyewî bigir heta fosfor û hwd. cure cure çekên qedexekirî li ser gêrîla diceribîne. Lê dîsa biser nakeve. Li Tirkiyê di her warî de êdî tengavî xwe nîşan dide. Di warê aborî de qeyran dijî. Di warê siyasî de li derveyê welêt bi dewletên têkildarî xwe re dîsa tengavî dijî. Şerê Filistîn û Îsraîl; ji ber nêzîkatiya dewleta tirk ya dirû helwesta wî ya, hem bi Filistîn re xwe nîşan dide li aliyê din di asta herî bilind de bazirganiya xwe ya bi Îsraîl re didomîne. Ev nakokî û dirûtiya Tirkiyê êdî nikare veşêre, ji ber vê bertekên navxweyî jî bilind dibe. Li aliyê din ku di ser êrîşa Hamas ya di 7ê cotmeha 2023 yan de dest pê kiribû û bersivdana Îsraîl her ku diçe li wê qadê jî şer germtir dibe. Dem dema sînorê welatan jî derbas dike. Îsraîl du serokên Hemasê û gelek fermandarê wan yê asta bilind de kuştin. Dîsa serokê Hîzbulahê Nasrallah jî kuşt û Hîzbullah jî bi tevî Hemasê ve hema bêje tesfiye kir. Ev jî ji bo Tirkiyê wek tirsnakî û xeternakî derdixe holê. Weke ku agir bi dawa wî bikeve di asta herî jor de, ji aliyê rayedarê Tirk-serokomar ve bi awayeke eşkere “Îsraîl dê li me xe-êrîşê me bike…”! Ta girtiye. Ez bi xwe û ez bawerim çi kes jî ji van gotinê Erdoganî bawer nake. Ango ne micid-cidî ye! Lewra Îsraîl û Tirkiye mitefîkên hev yê pir kevin in. Ev herdu dewlet jî ji xwe ne bi destê xwe ne; ne bi serê xwe dikarin şerê hevdu bikin ne jî şerê dewletekî din bikin. Ji ber ku herdu jî endamê Natoyê ne û bi navoka xwe ve bi Emerîka re girêdayî ne. Ji xwe feraseta wan jî jihevdu cuda nîne. Ma dê çima Îsraîl rabe ji xwe re neyaran zêde bike! Ji xwe di ser wî re diçe li Îranê dide (her çende wekî ku hayî jihevdu hebin jî) çend moşekan îsraîl diavêje Îranê, Îran jî “Ez ê vê êrîşê bêbersiv nehêlim û bila haya te ji te hebe ez ê jî moşekan birêkim haaa!” dibêje.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şer bi vî hawî didome; lê di nava gel de dibe sedemê tirs û panîkê ku êdî ew qeyrana hundirîn; nangiranî çêdibe, enflasyon gihêştiye ji sedî sed, kîloya firingî balîcana bûye 70-80, îsot ji 100 î derbas kiriye û hwd. qe xema wan nîne! Ji xwe divê vana jibîr bikin. “ma dewlet ji dest diçe êdî çi qîmeta jiyana mirov heye!” dibêje. Ji xwe armanca dewletê jî ev rewş bi xwe ye. Civakekî wek Tirkiyê ku dewletperest in; hema dewlet çi bibêje li dû diçin. Dewletê jî vî xala lawaz ya gel baş keşif kiriye her. Ku dikeve tengasiyê jehriya nijadperestiyê derdixe peyasê û weke masiyên birçî xwe diavêjin wê tora ‘dewlet diçe ji dest ma êdî çi girîngiya jiyana civakî, nangiranî hwd. heye’!</p>

<p>Têkiliyên ser berjewendiyê maddî heta derekî ye. Lewra têkiliyê Tirk û Îsraîlê jî welê xwiyaye ku Tirkan ji hedê xwe derbas kiriye ku Îsraîl bi dengê bilind dikare gef li Tirkiyê bixwe! Polîtîkayên li Rojhelatanavîn pir şemtok in. Her dem her tiştên berovajî hev dikare rûbide. Hevalbendên duh dikare bibin dijminê hevdu yê îro! Heman tişt berovajî wê jî pêkan e. wekî; dijminên duh dikarin bibin mitefîkên hev yê nû! Ji vêna re polîtîka tê gotin. Ger armanc û hedefa Tekoşeran Azadiya gel be ji bo qezenc û berjewendiyê gel divê mirov bikaribe polîtîkayên welê jî bikar bîne. Lewra Hêzên bindest gel esas digre. Qe çi biryarekî li dijî gelan nagire. Polîtîkaya ku gel jê xesar bibîne, ji nirx û rûmeta xwe kêm bike ji wan polîtîkayan re nabêje ‘Erê’! Lê belê rayedarê Tirkiyê ev serê dused salan e digel, gelan gelan birêve dibe! Yanê ew polîtîkaya ku dimeşînin qe yek jî ji bo berjewendiyê gel nîne. Bes wisa gel fêrî xwe kirine ku; nikarin bêyî wê bijîn! Li ser lingê xwe, bi vîn û raya xwe bi ked û tehba xwe bijîn. Wekî ku ji dewletê re çewt bikeve, şaşî û kêmasiyeke dewletê rexne bike dê nikaribe bijî! Wisa bawer kiriye. Di felsefeyê de ji vêna re; derûniya Miyê-Mêşinê tê gotin. Mî nahizire, napirse. Tenê yê tê gotin pêk tîne ye! Berê wê bi ku ve bide bê pirs diçe, dimeşe. ‘çima, ji bo Çi ye’ napirse. Wekî peywendiyê navbera Evd û Xwdê ye. Ji xwe felsefeyek welê jî derxistine; “li jor xwedê di binî de dewlet e” Ew çi bike rast dike…</p>

<p>Wisa dixwiye ku ev hizr û feraset ne tenê di gel de, ango di nava civakê yê bê wesif de heye, berovajî vê; di nava zanyar, Prof, Doç. Pîspor, Hiqûqnas, nivîskar, lêkolîner, rewşenbîr bi kurt û kurmancî di nava xwenda, zana û siyasetmedarên wan de jî bi piranî serwer e. Ez dikarim gavek pêşte jî biçim; çepê Tirkan-Çepgir û Demokratê Tirk jî piraniya wan bi heman çarçoveyê de ye. Her kes dewletê xwedî qudretekî xwedayî dihesibîne. Esas xwedayê pişt perdeyê dibînin. Hema ew qasa ku eşkere nabêjin “Dewlet Xwedê” ye! ew dikare her tişt bike. Ew çi dike rast e! Me pêşin qebûl e û hwd.</p>

<p>Ew qasa ku haya wan ji wan bi xwe jî nîne di çi rewşê de ne! Li hêla din jî bê pîvan zimandirêjiya xwe dikin. Wekî gotinê pêşiyên me gotine “bi zimanan xwe digînin ezmanan”! Lê ya rastî û jiyan tiştekî din e.</p>

<p>Em werin ser esas meselê. Hevdîtina duyemîn jî bi Rêberê Gelê Kurd re li Îmraliyê pêk hat. Dîsa heman heyet (S. Sureya Onder-Pervîn Buldan). Dewlet hê jî li bendê ye ku “Serokê gelê Kurd banga çekberdanê, radestbûnê li Tevgera Azadiyê bike”! Yanê hê jî esas mesele çiye naxwazin bibînin, navê wê lê nakin. Dibêjin; hêzên derve Emerîqa-Ewrûpa ew bikar tînin û nahêlin şer bisekine… û hwd. dibêjin ku bila Emerîka destê xwe ji PKKê bikşîne em bi di nava xwe de dikarin meseleya xwe hel bikin! Dîsa gotinê pêşiyên me tê bîra min “Ber bi min o hayî lixwe tino”! Ew ê ku ev heftê sal e ji navokê ve bi Emerîkayê re girêdayî ye ew bi xwe ne. Em jî dibêjin bila tenê salekî dewletên destek didin te, serî de jî Emerîka bila xwe ji navê vekişînin tu yê bibînî çi tê serê te! Yanê ez nizanim qala çi dikim! Ma bi tevî van dewletên mêtirger ev pêncî sal nîne ku çi jê hatiye kiriye? Û mîsqalekî jî pêşte neçûye. Berovajî wê êdî hatiye ber ruxandinê. Ma ev têkçûna xwe Dewlet Bexçelî bi xwe îtîraf nekir?&nbsp; Ez dibêjim ev gotin û nêzîkatiyên wan ê engizkirî bi zanetî ne. Yanê ev jî di çarçoveya şerê taybet de dimeşînin. Welê difikirin ku “em ê werin engizkirin-tehrîq bibin” da ku bi aqlî selîm nehizirin, bi orta çovê bigrin bibêjin “yan he ro yan me ro”! ji xwe me ev sedsalê berî vê bi vî hawî wenda nekiribû? Ew çû. Ew dem û ew feraset kesaniyet çû! Bi gotina Bavê Teyar ê NEMIR “Ulan Oxlim, ew Kurdê berê çû nema. Êdî Kurdê Apoyî hene em li vir in em li her der in. Em ji te natirsin…”.</p>

<p>Hê jî dibêjin bila Dem Partî têkiliyê xwe ji PKKê biqetîne na xwe dê ew jî were girtin û hwd. Ew jî baş pê dizanin ku Dem kî ye, çi ye lê raste rast nav lê nakin. Lewra nav lê bikin dê xwe li valahiyê bibînin! Bişehetin.</p>

<p>Li hêla din jî ku hêviya dewletê nemaze jî ya Erdogan hatina Trump ya ser kar bû. Ew jî hat. Çi bû? ka te digot “bir gece ansizin…” nizanim çi! Tu çima naçî? Derî li te venekir ne wisa! Tu li ser piştê li erdê ketî dîsa. Dîsa kifş bû Ka kî ji pişta kî mêraniyê dike. Bi gotina Şêx Maşûq “OXILIM” ber xwe keve! Êdî kes te tiştek nahesibîne. Di nava wê merasima dîrokî ku tu bi rojan li bendê bûyî hesaba te nekir û te dîsa li fîqê da!</p>

<p>Gelê Kurd di pêşengiya Tevgera Azadiyê de, di dîplomasiya Navnetewî de Nasnameya Kurdê Azad neqişand. Êdî di navnetewî de Kurd bi fermî tê naskirin vexwendin û di koşka herî jor de tê pêşwazîkirin. Dewleta heft sed salan jî ji para mêze dike!</p>

<p>Li Rojava-bendava Tişrînê Sengerê BERXWEDANÊ hatiye vedan. Rojê çar-pênc fedaî xwe dikin mertal, gorî dikin lê nahêlin Çeteyê dagirkeriyê gavekî pêşta biçin.</p>

<p><strong>Bangawaziya Dîrokî </strong></p>

<p>Li Rojava û li derê din yê Kurdistanê hema bêje bênavber şer didome, her roj ciwan, kal, rojnameger bi kurtasî gelê Berxwedêr jiyana xwe jidest didin. Li hêla din Şaredariyên ku bi rêya qaşo helbijartinê hatibû bidest xistin yek bi yek desteser tên kirin, Qeyûm diavêjin ser wa, Vîna gel tune dihesibînin, kesên hatine hilbijartin tên terorîzekirin, li gor kêfa xwe darazekî dibînin û ceza li wan di kesan dibarin. Wan ji siyasetê dûr dixînin. Dîsa rojnamevan, Çapameniya Azad yekser hedef tê girtin, yek bi yek sûîqast dikin bi awayeke nemerdane qetil dikin. Yên keysa kuştina wan jî nabînin ew digrin binçav dikin, bi bafikên pir çêker digrin diavêjin zindanan… Bi kurt û kurmancî di gelemperiyê Tirkiyê û Kurdistanê de rewş welê roja xwe derbas dike, diçe. Ango li ku çi dê biqewime ne diyar e. yanê her ku diçe ewlehiya gel qelstir dibe. Ji xwe di warê aborî de di neçariyeke pir giran de ye. hema bêj her roj ji ber aliziyan, xwekuştin êdî bûye bûyerên ji rêzê. Kuştina jinên ciwan bi awayeke sîstematîk ketiye meriyetê. Bêsincî, bê exlaqî jirêderketin wekî tiştekî rewa-asayî tê dîtin. Wisa bûye ku civak heta bêjî riziyaye, hê jî ber bi rizandinê ve diçe. Ev rizandin di serî de ji siyasetê dest pê kiriye di her qadên civakê de xwe nîşan dide.</p>

<p>Tewazina dinyayê; şerê cîhanê yê sêyemîn bi şêweyeke pir xerîb didome. Dem dem moşekan bera hevdu didin, car cara qewl datînin ji hevdu re tên gel hevdu wekî dostên dîrokî ko lihevdu tînin. Yanê ew du hêzên hegemon yê dinyayê, ku wextekî di bin van du seriyan de cîhan kiribû du parzemîn, du perçe. Yek <strong>Nato</strong> yek <strong>Warşova</strong>. An jî bi navê Sosyalîst û Kapîtalîst dinya bûbû du par. Ew herdu dijminê hevdu êdî tu sedem li holê nemaye ku pefbiçin, dikarin pirsgirêkên xwe bi rêya siyasî-dîplomasî hel bikin. Vê rê ji xwe re dibjêrin. (bêguman ev bêyî bandora paradîgmaya Serok APO nîne) ku DYE û serê din yê Hegemon Rûsya bi rehetê dikarin bi hevdu re suhbet bikin, pirsgirêkên navxweyî guftûgo bikin û lihevdu bikin. Dîsa şerê Îsraîl û Filistîn-Sûrî-Îran-Îraq; wekî çar sal berî niha nîne. Her tişt berovajî bûye.</p>

<p>Atmosfera siyasî ya Tirkiyê jî ji vana cudatir mirov nikare bibîne. Ev hemû geşedan em gihandin vê encamê ku di serê heyva Cotmeha 2024an de Dewlet Bexçelî bangeke dîrokî kiribû. (herçende bi zimanekî pir çepel be jî) naveroka wê bangê pir girîng û heyatî bû. ji xwe ji wê rojê û virde ye ku Tevgera Azadiyê jî wê bangawaziya Bexçelî hilda balê û li gor vê zend û bendê xwe bada. Madem ev bang ji aliyê dewletê ve hatiye divê em jî vêna wergerînin heqîqetekê û li gor berjewendiyê gelan, dawî li vî şerê pêncî salan bînin û wekî mirovan her nasname-gel bi awayeke Demokratîk bi rûmeta xwe bijîn. Ji xwe ev serê 4-5 salan e ku ji binî ve agahî ji Gravê nedihat stendin, ev pêvajo serê ewilî bû sedem ku ew kilîtê gravê bişike, derî vebe û hevdîtina bi Rêber APO re pêk were… yanê dîsa jî wekî her gav dihat gotin û hemû cîhan jî pê dizanî ku Mifteya Aştiyê Li Îmraliyê di destê Rêber APO de ye ku ewilî derê Îmraliyê vekirin, hevdîtinan dest pê kir û ji nû ve Şandeyên Çareseriyê an jî Pêvajoyeke nû yan jî Şandeya Aştiyê were binavkirin. Her çi be ev şande êdî ji aliyê dewletê ve jî fermiyeta wî hat qebûlkirin û dest bi dan û stendinan hat kirin. li ser pêşniyara Serok Apo ewil Şande çûn Başûrê Kurdistanê û bi hemû alî û kesên têkildar re rûniştin, guftûgo kirin, dîtinên hemû aliyan kom kirin, bêguman dîtinê Serok Apo jî ragihandin wan aliyan û dîsa Çûn Gravê, pişt re ji alî Serokatiyê ve Sê name yên têr û tije ji aliyan, an qadan re wekî; Qendîl, Ewrûpa û Rojava re şand. Bersiva van her sê aliyan jî bi heman şêweyî-Erênî hat girtin. Cara sêyemîn ku Şande dê biçe Gravê; li ser dîrokê pir minaqeşe, bazar hat kirin werhasil di 27ê Sibatê de biryar hat stendin û çûn. Bi vê çûndina cara sêyemîn re dewletê dixwest zêde dirêj neyê kirin ku helwest çi be bila îro-vê rojê were diyarkirin. Bêguman heta gihêştin vê encamê belkî bi dehan car dewlet bi xwe bi Serok Apo re minaqeşe kiriye, bazar kiriye, pîvaye, wezinandiye hilaniye û daniye hê gihêştine vê encamê.</p>

<p>Li gor agahiyên ji ber şandeyê ku ferqizîbû; diviyabû ragihandin bi awayeke zindî û bi dîmenê Serok bi xwe be. Lê welê xuyaye ku ev; dewletê dê bixe nava tengaviyên pir mezin. Ji aliyê Nijadperestan ve dê bi awayeke neyînî-dijminane ku aliyên şerxwaz û rantxurên vî şerî ne were bikaranîn, loma bi dîmen û bi dengê Serok deqeya dawî de bi şûnve zivirandin û tenê wekî Name ji destê Serok were nivîsandin lê bi şandeyê bide xwendin hat pejirandin. Ez wisa difikim ku ji bo vê carê welê hatiye qebûlkirin, ragihandina bi dîmen ya Serokatiyê dê piştî vê Bangawaziyê teqez bibe. Lê kengê ew ne diyar e! Li gor rewşa pêvajoyê ye. Ka dê ev Bangawazî çawa ji aliyan ve were pêşwazîkirin, dê çi deng vede, Olanên vê Bangê bi kîja alî ve biçe li gor wê dê gavên din jî bi xwe re bîne.</p>

<p>Bangawazî an li gor min Mizgînî ye! Vê Mizgîniyê ji pêvajoya sala 2013an pir cudatir e. 2013an de li Qada Newrozê tenê li Amedê hat xwendin. Vê Mizgîniya Dîrokî-Heyatî bi sê navendên Tirkiye-Kurdistanê re ji hemû Cîhanê re hat ragihandin. Di heman dem û wextê de çav û guhên hemû Cîhanê li ser Banga Serok Apo bû. Ewil armanca dewletê xwest wisa bi bangeke ji rêzê ku hema çend kes li dora mîkrofonan kom bibin û dê di deh deqeyan de bixwîne û biqede! Ev nêzîkatî yên klasîk, ji aliyê hemû dewletên serdet de wisa ye. Dixwazin heta deqeya dawî jî yê hemberî xwe lawaz bikin, lawaz bibînin ku zêde tavîzan nedin! Tirkiye jî hê di wê ferasetê de ye. Lê wekî fikirî wisa nebû. Herçende di kêliya dawî de bû jî gelê Kurd ji xwe ji berê de amade bû. Gelê Kurd Serok xwe baş nas kiriye. Qe hewceyî propaganda û nîqaş û mitaleyan nake. Lewra yê Serok baş Fêm kiriye dîsa Gelê Kurd bi xwe ye. Di navbera du saetan de; ku hevdîtin di 27ê sibatê saet deh yanzdehan de dest pê dike, saet di didduyan (14:00) diqede û saet di 16an de Şande tê Stenbolê û Bangawazî di 17.00an de tê kirin! hema bi lezgînî di sê Navendan de girseya gel kom dibe; Stenbol-Amed û Wan. Li her sê ciyan jî di heman kêliyê de teknîk hat amadekirin û bi amûrên ragihandinê bi dengekî welê ku bitûnê bajar bi rehetî dikaribû bibihîze. Ligel vêna di hemû Tv yan de jî dîsa wisa bi awayeke zindî hat weşandin.</p>

<p>Bangawazî-Mizgînî bi çi awayî hat pêşwazîkirin jî bila bimîne ji nivîseke din re!...</p>

<p><strong>Adil QAZÎ&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong></p>

<p>27/28-02-2025&nbsp;&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Konuk yazar...</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/rojev-diktator-cu-cellad-hat</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Feb 2025 10:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/02/gkzt-w8-y-w-q-a-a5ldt.jpg" type="image/jpeg" length="38023"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Maçın ortasında kurallar değişir mi?]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/macin-ortasinda-kurallar-degisir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/macin-ortasinda-kurallar-degisir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konuk yazar Ferat Bilgiç bugünkü köşe yazısında, ' Maçın ortasında kurallar değişir mi? ' başlıklı bir yazı kaleme aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong>Maçın ortasında kurallar değişir mi?</strong></p>

<p>Öğrencilik yıllarımda sıklıkla eğitimin önemi ve her öğrencinin eğitim sistemi içinde eşit fırsatlara sahip olduğu üzerine söylevlere maruz kaldım. Öğretmenler, müfettişler, kaymakamlar... Koca koca adamlar ve kadınlar doğru olmayan bir şey söylemezdi her halde. Bu söylemlere inanan ve örgün eğitim sisteminin içinde hem yer alan hem de onu deneyimleyen bir sanığıyım. Eğitim sisteminin hiçte denildiği gibi adil ve eşit olmadığı, hele birde sistem ile yolu çelişip dışlanan paydaşa dönüş(türül)müşsen olay daha vahim hal alır.&nbsp; Eğitim de kalite eşitsizliğinden tutalım da, badem bıyık stiline yakın tepeden inme liyakatsiz kişilerin bir yerleri işgal etmesi, müfredatın sınav endeksli olması ve öğretmen istihdamında mülakatların belirleyici olması. Mülakatlarda tanıdıkların kaydırıldığına dair iddialar... Mülakatları başarıyla geçen öğretmenler, hepsi aynı eğitimi vermelerine rağmen başöğretmen, uzman öğretmen ve alelade tekdüze öğretmen unvanlarına göre maaş farkları oluşuyor. Vicdani duruşu itibari ile Kürt kökenliyim değil, Kürd’üm diyenler…</p>

<p>Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 11 milyondan fazla üyesi vardır. Halkın çoğunun kanaat getirdiği bir durumun altını net olarak çizmek gerekir: ‘‘Diplomalar ve kalifiyeden çok parti üyeliğine önem verildiğidir.’’ Başka bir deyişle AKP ve Cumhur İttifakı’na üye olanlar destek verenler irtifa kazanır. Ama ötekiler potasındaki çoğunluk işe alım ve tırmanış gibi birçok noktalarda ayrımcılığa maruz kalma olasılığı yüksektir. Bugün, Badem Bıyık stili ile ilgili değil, o bıyık stilinin yol açtığı önemli bir tahribatın altını çizmek gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir gün akşam saatlerinde kütüphanedeydim, istemeden de olsa kulak misafiri oldum. Dönem ortasında kimi branşların alan sınavları alan sınavı olan ÖABT sınavlarının kaldırıldığını ve neden sorusunu sorarak ‘‘bizim suçumuz ne’’ gibi bangır bangır bağırıyorlardı. Bu kaldırılan alan sınavlarının bir sonraki hafta gelip gelmeyeceği üzerine tartışanları vardı. Kimileri neye uğradıklarını şaşırmış hayretler içinde dengeleri bozulmuş lafları ağızlarında yuvarlanıyordu. Yıllarca emek harcayarak başarıya ulaşmaya ramak kala senenin ortasında tüm emekleri ellerinden alınanlar, bu yüzden sisteme kırılan ve küsenler… Örneğin, gerek kaldırılan ÖABT İngilizce alan sınavı, gerekse YDS sınavlarına yeterince aşinayım, ilgililer bilir, bu sınavlar birbirinden büyük ölçüde farklıdır. Kaldırılan ÖABT İngilizce sınavında: Edebiyat, Dil Öğretim Yöntemleri, Çeviri, Kültür ve Uygarlık ve Pedagojik Yeterlilik gibi konular bulunmaktayken, ÖABT İngilizce yerine geçerliliği olacak olan YDS sınavında bu konuların hiçbiri dâhil değildir. Her iki sınavın ortak noktaları, her iki sınavda da paragraflar vardır ve her iki sınavın da süreleri sınırlıdır.</p>

<p>Gerçekten ne oldu da birden bire dönemin ortasında sınav değişikliğine gidildi? Bir futbol maçı bile başladığı zaman maçın ortasında kurallar değişmez. Daha önceden belirlenmiş ve ilan edilmiş kurallar çerçevesinde oynanır. Maçın ortasında kuralların <u>değişmemesinin</u> nedeni oyunun daha adil, daha heyecanlı ve daha güvenli hale getirilmesi için yapılır. Daha önceden belirlen kaideler her iki takım içinde geçerlidir. Bir istisnası vardır. Öngörülmeyen, hesapta olmayan bir gelişme yaşanması halinde kurallar yeniden düzenlenebilir. ( örneğin, hava koşulları ve saha koşulları) Milli Eğitim Bakanlığı’nın hangi koşulları uygun değildi. Hangi eğitimsel ve idari faktörleri göz önünde bulundurarak dönem ortasında alan sınavı kaldırdı?&nbsp;</p>

<p>Eğitim sistemine futbol maçına gösterilen önem kadar değer verilebilseydi keşke. Bir futbol maçında bile öngörülmedik bir durum haricinde maçın ortasında kuralların değişmesi mümkün değildir. ÖABT sınavının yarıyılda kaldırılması değişkenliğinin nedenleri ve sonuçları hakkında çeşitli görüşler bulunmaktadır. Maçın ortasında kuralların değiştirilmesinin kime ne faydası var, düşününce ben göremiyorum. Belki de benim göremediğim çıkar grupları vardır? Aklın ve mantığın yolu değil de çıkar gruplarının menfaatlerine hizmet eden sistemler var olduğu sürece bu tartışmalar bir nesil daha böyle devam edecektir.</p>

<p>Ülkenin mevcut birçok sorunu var: Enflasyon, yozlaşmış siyaset, din suiistimali, teknoloji, sağlık, eğitim ve çevre gibi, geleceğin nasıl inşa edileceği bütün dinamiklerin nasıl yönetileceği ve yönetilen halkın nasıl bir duruş içerisinde olacağına bağlıdır. Rad Suresi 11. Ayette ‘‘Bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah da onların durumunu değiştirmez’’ geçmektedir. <u>Farzlar dururken çok mu sünnetlerin üzerinde duruyorum ne?</u></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Konuk yazar...</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/macin-ortasinda-kurallar-degisir-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Feb 2025 20:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2025/02/macin-ortasinda-kurallar-degisir-mi.jpg" type="image/jpeg" length="65391"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
