<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Med Gündem</title>
    <link>https://www.medgundem.com</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve taraofız habercilik... HAKÎKAT; Drama edilmiş anlayışını değil gerçekten, umuttan, özgürlükten beslenen geleceğe dönük, bilimsel, objektif, cesur bir yayıncılık anlayışını benimsiyoruz</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.medgundem.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 12 Jul 2026 01:42:51 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Beyin sağlığı için en faydalı beslenme modeli belli oldu]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/beyin-sagligi-icin-en-faydali-beslenme-modeli-belli-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/beyin-sagligi-icin-en-faydali-beslenme-modeli-belli-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Harvard Üniversitesi'nin 159 binden fazla kişinin verilerini inceleyen araştırmasına göre, beyin sağlığını korumada en güçlü ilişki DASH diyetiyle görüldü. İşte ayrıntılar...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Beyin sağlığını korumaya yönelik en etkili beslenme modelinin hangisi olduğu sorusuna yeni bir araştırma yanıt aradı.</p>

<p>Harvard Üniversitesi araştırmacılarının JAMA Neurology dergisinde yayımlanan çalışmasına göre, yüksek tansiyonu önlemek amacıyla geliştirilen DASH diyeti, bilişsel gerilemeyi önlemede Akdeniz diyeti dahil incelenen diğer beslenme modellerinden daha güçlü bir ilişki gösterdi.</p>

<p>Araştırmada yaklaşık 159 bin kişinin beslenme alışkanlıkları otuz yıl boyunca takip edildi. Katılımcılar yaklaşık dört yılda bir beslenme düzenlerini bildirdi ve araştırmacılar bu verileri altı farklı sağlıklı beslenme modeliyle karşılaştırdı.</p>

<p>Sonuçlara göre, DASH diyetine en yüksek düzeyde uyum sağlayan kişilerin öznel bilişsel gerileme yaşama olasılığı, bu diyete en az uyanlara göre yüzde 41 daha düşük bulundu.</p>

<h3>GERİLEMEYİ YÜZDE 24 ORANINDA AZALTTI</h3>

<p>Çalışmada sağlıklı bitki temelli beslenme modeli ile hiperinsülinemi odaklı beslenme planlarının bilişsel gerileme riskini yaklaşık yüzde 24, gezegen sağlığı odaklı beslenme modelinin ise yüzde 20 azalttığı belirlendi. Akdeniz tipi beslenme modeliyle uyum gösteren katılımcılarda ise riskte yüzde 16'lık azalma görüldü.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca DASH diyetine en fazla uyan kişilerin bilişsel testlerde ortalama 0,76 yıl daha genç, çalışma belleği testlerinde ise 1,37 yıl daha genç performans sergilediğini kaydetti.</p>

<p>İlk kez 1990'lı yıllarda yüksek tansiyonu kontrol altına almak amacıyla geliştirilen DASH diyeti; meyve, sebze, tam tahıllar, kuruyemişler ve düşük yağlı süt ürünlerini öne çıkarırken, tuz, ilave şeker, kırmızı et ve alkol tüketimini sınırlandırıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>"TEK BİR MÜKEMMEL YOK"</h3>

<p>Araştırmanın başyazarı Prof. Kjetil Bjornevik, tek bir "mükemmel" beslenme modelinden söz etmenin doğru olmayacağını belirterek, sebze, balık ve tam tahılların ağırlıkta olduğu; işlenmiş et, kızartma ve şekerli içeceklerin sınırlandığı beslenme düzenlerinin genel olarak beyin sağlığı açısından fayda sağlayabileceğini ifade etti.</p>

<p>Araştırmacılar, bulguların beslenme ile bilişsel sağlık arasında güçlü bir ilişkiye işaret ettiğini ancak neden-sonuç ilişkisinin kesin olarak ortaya konabilmesi için daha fazla kontrollü çalışmaya ihtiyaç olduğunu vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/harvard-arastirmasi-beyin-sagligi-icin-en-faydali-beslenme-model</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/beyin-sagligi-icin-en-faydali-beslenme-modeli-belli-oldu</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 10:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/07/38095fe1-3273-4fed-a203-c4edd78e6220.webp" type="image/jpeg" length="66509"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Amed’de hastaneler hasta ediyor!]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/amedde-hastaneler-hasta-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/amedde-hastaneler-hasta-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SES Amed Şube üyesi Eyüp Ay, Amed’deki hastanelerin durumuna dair Mezopotamya Ajans değerlendirmelerde bulundu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>AMED -</strong> Amed’de bulunan hastanelerde klimaların çalışmaması, yetersiz hijyen, uzun kuyruklar, bir yıl sonrasına verilen randevular, doktor başına düşen hasta sayısının yoğunluğu gibi birçok sorun çözülmeyi bekliyor.</p>

<p>Sağlık sistemi her geçen gün kötüye gidiyor. 2 milyonun üzerinde nüfusu bulunan Amed'te mevcut hastaneler hastalara cevap olamıyor. Sağlık alanında yaşanan sorunların temelini iktidarın sağlık politikaları oluştururken, uzun kuyruklar, bir yıl sonrasına verilen randevular, yetersiz hijyen, çalışmayan klimalar, doktor başına düşen hasta sayısının yoğunluğu gibi birçok sorun yaşanıyor. Sorunların çözümüne dair yapılan çağrılara rağmen devam eden sorunlar, her geçen gün daha da derinleştiriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.mezopotamyaajansi44.com/staticfiles/1_amd-10-07-2026-eyup-ay-ses-rop_7.JPG" rel="nofollow" title=""><img src="https://www.mezopotamyaajansi44.com/staticfiles/1_amd-10-07-2026-eyup-ay-ses-rop_7.JPG" /></a></p>

<p>Kamu Emekçileri Sendikalar Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Amed Şube üyesi Eyüp Ay, Amed’deki hastanelerin durumuna dair değerlendirmelerde bulundu. AKP iktidarıyla birlikte kamu kurumlarında liyakat yerine biat kültürünün hakim hale geldiğini savunan Ay, bunun başta hastaneler olmak üzere kamu hizmetlerinde ciddi aksamalara neden olduğunu ifade etti. Kışın çalışmayan klimaların yazın da çalışmadığını kaydeden Ay, kışın soğuk yazın ise sıcak ile mücadele etmek zorunda kaldıklarını söyledi.</p>

<p>Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaşanan yoğunluğa dikkat çeken Ay, hastanenin mevcut fiziki koşullarının sağlık hizmeti sunumunu zorlaştırdığını belirtti. “İlk başlarda hastanenin fiziksel şartları daha ferahken bugün buldukları her boşluğa kartonpiyer çekip oda oluşturmuş durumdalar” diyen Ay, “Bu, yöneticilerin üst makamlara kendilerini beğendirme çabasıyla geliştirdikleri bir politikanın sonucudur. Hastanenin fiziki yapısının iyileştirilmesi gerekiyor. Kurulduğu günden bu yana sürekli bir tadilat var ancak henüz sorunlar ortadan kalkmış değil” diye konuştu.</p>

<p>‘HEKİMLER ROBOTLAŞTIRILIYOR’</p>

<p>Klimaların yaz, kış sorunlu olmasının beraberinde hastane enfeksiyonunu artırdığına dikkat çeken Ay, “Bu durum hastanede mikroorganizmaların üremesi için daha uygun bir ortam hazırlamaktadır. Havalandırma sisteminde yaşanan bu öngörüsüzlük emekçilerin ve hastaların sağlığını ciddi boyutlarda tehlikeye sokmaktadır. Bu durumu, sağlıkta liyakatsiz yönetim anlayışının sonucu olarak görmekteyiz” dedi.</p>

<p>Sağlık emekçilerinin ağır iş yükü altında çalıştığını dile getiren Ay, bir hekimin günlük hasta sayısının verimli sağlık hizmeti sunulmasını imkansız hale getirdiğini söyledi. Ay, “Bir doktor günde 100 hastaya bakıyorsa o doktordan verim beklemek büyük bir haksızlık olur. Toplumda sıkça ‘doktorlar ilgilenmiyor’ deniliyor. Bunun nedeni doktorların ilgisizliği değil, mevcut sistemin onları robotlaştırmasıdır” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Mevcut sağlık politikalarının halk ile sağlık emekçilerini karşı karşıya getirdiğini belirten Ay, “Sağlık getirmeyen bir sağlık sistemiyle karşı karşıyayız. Bu sistem toplumun sağlığını değil, iktidarın sağlık alanındaki politikalarını başarılı göstermeyi amaçlıyor” dedi.</p>

<p>‘MUHATAP BULMAKTA ZORLANIYORUZ’</p>

<p>Sık sık yapılan yönetici değişikliklerinin sağlık alanındaki sorunların çözümünü daha da zorlaştırdığını kaydeden Ay, sendika olarak görüştükleri yöneticileri kısa süre sonra görevlerinde bulamadıklarını söyledi. Ay, “Bir başhekim ya da idareciyle görüşüp sorunları aktarıyoruz. Ancak kısa süre sonra yeniden görüşmek istediğimizde o kişiyi koltuğunda bulamıyoruz. Sorunların çözümü için muhatap bulmakta zorlanıyoruz. Bunun temel nedenlerinden biri liyakatsizliktir” diye belirtti.</p>

<p>“Yap-işlet-devret” modeliyle kurulan şehir hastanelerini de eleştiren Ay, sağlık politikalarının koruyucu sağlık hizmetlerinden uzaklaştığını belirterek, “Şehir hastaneleriyle birlikte hasta garantili bir sistem ön plana çıkarıldı. Koruyucu sağlık hizmetleri geri plana itildi. Bu anlayış beraberinde daha fazla sağlıksızlık getiriyor” uyarısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.mezopotamyaajansi44.com/tum-haberler/content/view/317617</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/amedde-hastaneler-hasta-ediyor</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 09:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/07/med-gundem-1-48.png" type="image/jpeg" length="25699"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlara göre çocuklara daha fazla sebze yedirmeli]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/uzmanlara-gore-cocuklara-daha-fazla-sebze-yedirmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/uzmanlara-gore-cocuklara-daha-fazla-sebze-yedirmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ebeveynlerin en büyük ortak sorunlarından biri olan çocukların sebze yememe alışkanlığına karşı araştırmacılar yenilikçi ve bilimsel çözümler sundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların büyüme ve gelişme dönemlerinde yeterince sebze ve meyve tüketmesini sağlamak, pek çok anne ve baba için zorlu bir sürece dönüşebiliyor. Ebeveynlik forumları ile dijital sohbet grupları sık sık "Çocuğumun yalnızca bej renkli yiyecekler yemesi normal mi?" sorusuyla çalkalanırken, uzmanlar kötü beslenmenin çocukların bilişsel işlevlerini, konsantrasyonunu, davranışlarını ve hatta okul performansını doğrudan olumsuz etkilediğini vurguluyor. Dünya genelinde çocukluk çağı obezitesinin artış göstermesi ve bu durumun uzun vadeli kronik sağlık sorunlarının yanı sıra düşük eğitim çıktılarıyla da ilişkilendirilmesi, sağlıklı beslenme alışkanlığının erken yaşta kazandırılmasını zorunlu kılıyor. Bilim insanları ve beslenme uzmanları, çocuklukta beslenme alışkanlıklarını iyileştirmek adına evde kolaylıkla denenebilecek 6 etkili ve bilimsel yöntemi paylaştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>1. SIK SIK MARUZ BIRAKMA (ERKEN YAŞTA BAŞLAYIN)</h3>

<p>İngiltere'de bulunan Leeds Üniversitesi'nin Biyopsikoloji Profesörü Marion Hetherington, erken çocukluk döneminde mümkün olduğunca farklı türde sebzeleri çocuklara sık sık sunmanın uzun vadede büyük fark yarattığını belirtiyor. Çocukların sebzelere karşı ilgisini artırmak için en kritik dönemin okul öncesi yıllar olduğunu ifade eden Hetherington, "Beş yaşına kadar çocukları sebzelere maruz kılmayı artırmaya başlamazsanız, artık çok geç olur" uyarısında bulunuyor. Araştırmalara göre, çocukların yeni bir yiyeceği kabul etmeden önce o gıdanın kendilerine 5 ila 15 kez tekrar tekrar sunulmasına ihtiyaç duyuluyor. Bu süreç anne karnında, amniyotik sıvı yoluyla dahi başlayabiliyor. 1 yaşın altındaki bebekler yeni yiyeceklere karşı daha açıkken, 3-4 yaş grubu okul öncesi çocuklarda "besin neofobisi" (yeni bir yiyeceğe karşı duyulan korku) daha yüksek görüldüğünden, sabırlı ve ısrarcı olmak önem taşıyor.</p>

<h3>2. ÖNCE SEBZE SUNUN (AÇLIK ANINI YAKALAYIN)</h3>

<p>Çocuklara bir yiyeceğin "sağlıklı" olduğunu söylemek genellikle ters etki yaratıyor; çünkü çocuklar sağlıklı yerine "lezzetli" olarak tanımlanan gıdaları seçmeye eğilim gösteriyor. Bu noktada sebzelerin sunulduğu zamanlama büyük önem kazanıyor. Profesör Hetherington, sebzeleri çocuklar en aç oldukları anda, yani öğünün başında sunmanın yeme olasılığını ciddi oranda artırdığını; çünkü çocukların genellikle ilk olarak en çok sevdikleri yüksek kalorili besinleri tükettiğini söylüyor. Pennsylvania State University'den Beslenme Bilimleri Profesörü Barbara Rolls da önce sebzeyi teşvik etmenin çocukların aşırı yemesini önlediğini onaylıyor. Batı beslenme kültüründe sebzeler kahvaltının bir parçası olmasa da omlete mantar-ıspanak eklemek ya da muffinlere kabak koymak etkili birer yöntem olarak öne çıkıyor. Nitekim 2023 yılında İngiltere'deki sekiz çocuk bakım merkezinde yapılan bir çalışma, çocukların kahvaltıda sunulan sebzeleri %60'tan fazla oranda tükettiğini ortaya koyuyor.</p>

<h3>3. SAĞLIKLI YİYECEKLERİN PORSİYONUNU BÜYÜTÜN</h3>

<p>Sebzeleri öğün öncesinde sunmak pratik gelmiyorsa, tabaktaki porsiyon oranlarını değiştirmek de etkili bir alternatif sunuyor. Yüksek kalorili bileşenlerin miktarını azaltıp sebzelerin oranını artırmak, havuç ve kabak gibi sebzeleri sosların içine rendelemek gizli bir tüketim sağlıyor. Yapılan araştırmalar, tabağa konulan et ve sebze oranı değiştirildiğinde bireylerin benzer miktarda yemek yemeye devam ettiğini ancak daha fazla sebze tükettiğini kanıtlıyor. Çocuğun tabağındaki meyve ve sebze miktarının %50 oranında artırılması, doğrudan tüketimi de yukarı çekiyor. Ayrıca okul öncesi çocukların yemek sırasında farklı sebze alternatifleri arasında seçim yapabilmelerinin, daha fazla sebze ve daha az sağlıksız gıda tüketmelerini sağladığı gözlemleniyor.</p>

<h3>4. SEBZELERİN GÖRÜNÜMÜNÜ DEĞİŞTİRİN</h3>

<p>Yemek tercihlerinin büyük bir kısmı gözle başlıyor ve çocuklar birden fazla seçenek sunulduğunda en tanıdık ya da en hoş görünen yiyeceğe yöneliyor. Bu nedenle sunumu eğlenceli hale getirmek tüketimi artırıyor. Araştırmalar; meyve ve sebzeler kelebek, çiçek ya da oyuncak ayı gibi ilginç şekillerde kesildiğinde çocukların bunları daha fazla tükettiğini gösteriyor. Aynı zamanda sağlıklı atıştırmalıkların evde daha görünür ve erişilebilir yerlerde tutulması da ilgiyi artırıyor. Yapılan çalışmalar, 10-13 yaş arası çocukların tek bir kapta porsiyonlanmış sebzeleri daha çok tercih ettiğini; okul öncesi çocukların ise bölmeli tabaklarda sunulan yiyeceklerdeki sebzeleri %36 daha fazla yediğini gösteriyor.</p>

<h3>5. BİRLİKTE YEMEK YİYİN (ROL MODEL OLUN)</h3>

<p>Ebeveynlerin beslenme alışkanlıkları, çocukların neyi "normal" olarak algılayacağını doğrudan belirliyor. Fast food tüketen ya da kahvaltıyı atlayan ebeveynlerin çocuklarında da benzer sağlıksız alışkanlıklar yaygınlaşırken, sağlıklı beslenen ailelerin çocuklarının kek, çikolata ve tuzlu atıştırmalıklardan uzak durduğu görülüyor. Yeni Zelanda'da yapılan bir araştırma, sağlıklı beslenme davranışlarını modelleyen ebeveynlerin çocuklarının meyve ve sebzeleri daha çok sevdiğini ortaya koydu. Haftada en az üç kez tüm ailenin birlikte masaya oturması; daha sağlıklı bir kilo dengesi, iyi beslenme alışkanlıkları ve kaliteli gıda tüketimiyle doğrudan ilişkili bulunuyor. Düzenli aile yemeklerine katılan çocukların uzun vadede fiziksel uygunluk düzeylerinin daha yüksek olduğu ve daha az gazlı içecek tükettikleri tespit ediliyor.</p>

<h3>6. YEMEĞİ EĞLENCELİ HALE GETİRİN VE ZORLAMAYIN</h3>

<p>Çocukları belirli bir yiyeceği yemeye zorlamak, o gıdadan alınan keyfi azaltarak ilerleyen yaşlarda daha sağlıksız bir diyete yol açabiliyor. Benzer şekilde, sebze yemesi için çocukları sağlıksız bir abur cuburla ödüllendirmek de uzun vadede zararlı gıdalara olan tercihi artırıyor. Bunun yerine yiyeceklerle bağ kurmalarını sağlamak gerekiyor. Yapılan deneysel çalışmalarda; çocukların pancar, nohut ve lahana gibi malzemelere dokunmalarına, koklamalarına ve tatma baskısı olmadan incelemelerine izin verilmesinin besin neofobisini (yeni gıda korkusunu) azalttığı saptandı. Yemek yapma sürecine dahil edilen çocukların da tanımadıkları yiyecekleri denemeye daha istekli olduğu görüldü. Deneysel Şef Jozef Youssef, anahtar noktanın baskısız bir ortam yaratmak olduğunu belirterek, "Yemeği oyunlaştırmak ve duyusal etkileşim yaratmak çocuklarda işe yarıyor. Baskı olmayan rahat bir ortamda çocuklar keşfetmeye oldukça istekli oluyor" sözleriyle ebeveynlere rehberlik ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/uzmanlara-gore-cocuklara-daha-fazla-sebze-yedirmenin-en-etkili-a</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/uzmanlara-gore-cocuklara-daha-fazla-sebze-yedirmeli</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/07/faeafdf2-b723-4817-8108-58cde69819a3.webp" type="image/jpeg" length="38556"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İhraç Edilen İşçi M. M. İçin Acil Dayanışma Çağrısı]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/ihrac-edilen-isci-m-m-icin-acil-dayanisma-cagrisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/ihrac-edilen-isci-m-m-icin-acil-dayanisma-cagrisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Van Büyükşehir Belediyesi'nden ihraç edilen işçi M. M., kanser tedavisi görüyor. Kritik ameliyat öncesi mesai arkadaşları dayanışma çağrısı yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VAN </strong>– Van Büyükşehir Belediyesi'nde kayyım yönetimi döneminde işten çıkarılan 223 işçiden biri olan M. M.'nin <strong>kanser</strong> tedavisi gördüğü ve önümüzdeki günlerde hayati önem taşıyan bir ameliyat geçireceği öğrenildi. Gazeteci Oktay Candemir de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla emekçiler için dayanışma çağrısında bulundu.</p>

<p><img alt="" height="560" src="https://medgundemcom.teimg.com/medgundem-com/uploads/2026/07/301834.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="840" /><br />
Edinilen bilgilere göre, işten çıkarılmasının ardından ekonomik sıkıntılar yaşayan M. M.'ye bir süre önce kanser teşhisi konuldu. Kemoterapi tedavisi devam eden M. M.'nin son kemoterapi dozunu 8 Temmuz'da alacağı, ardından ise acil olarak ameliyat edilmesi gerektiği belirtildi.<br />
Maddi imkânsızlıklar nedeniyle ameliyat masraflarını karşılamakta güçlük çeken M. M. için mesai arkadaşları ve dostları dayanışma kampanyası başlattı. Yapılan çağrıda, tedavinin aksamaması için toplumun tüm kesimlerinin imkânları ölçüsünde destek vermesi istendi.<br />
Gazeteci Oktay Candemir de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda "Emekçi dayanışması yaşatır" ifadelerini kullanarak M. M. için başlatılan dayanışma çağrısına destek verdi.<br />
Dayanışma çağrısında, "M. M. arkadaşımız sadece işini kaybetmedi, şimdi de yaşam mücadelesi veriyor. Maddi imkânsızlıklar nedeniyle ameliyatın ertelenmesi hayati risk taşıyor. Tüm dostlarımızı, emekçileri ve vicdan sahibi herkesi imkânları ölçüsünde dayanışmaya davet ediyoruz." denildi.<br />
M. M.'nin ameliyat ve tedavi sürecine katkı sunmak isteyenler için banka hesap bilgileri de kamuoyuyla paylaşıldı.<br />
<strong>Hesap Bilgisi:<br />
B. M.<br />
IBAN: TR32 0001 0005 4893 5059 7250 01</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><img alt="Van Bölge Gazetesi" height="261" src="https://medgundemcom.teimg.com/medgundem-com/uploads/2026/07/2409728861997453836.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="500" /></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/ihrac-edilen-isci-m-m-icin-acil-dayanisma-cagrisi</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 22:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/07/d-s-c08756-1.webp" type="image/jpeg" length="94535"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Akın: Krizden çıkışın yolu demokratikleşmedir]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/akin-krizden-cikisin-yolu-demokratiklesmedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/akin-krizden-cikisin-yolu-demokratiklesmedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Riha'daki sağlık hizmetine erişimde yaşanan krizlere ilişkin yapılan basın toplantısında SES Eş Genel Başkanı Mehmet Sıddık Akın, “Bu krizden çıkmanın yolu, sağlık hizmetlerinin demokratikleşmesidir” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>RIHA </strong>- Riha'daki sağlık hizmetine erişimde yaşanan krizlere ilişkin yapılan basın toplantısında SES Eş Genel Başkanı Mehmet Sıddık Akın, “Bu krizden çıkmanın yolu, sağlık hizmetlerinin demokratikleşmesidir” dedi.</p>

<p>Riha Tabip Odası, Diş Hekimleri Odası ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), kentteki sağlık hizmetlerinde yaşanan aksaklıklara ilişkin basın toplantısı düzenledi. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Riha Şube binasında gerçekleştirilen basın toplantısına SES Eş Genel Başkanı Mehmet Sıddık Akın ile birlikte çok sayıda sağlık emekçisi katıldı. “Bu düzen sağlık değil kriz yaratıyor” pankartının açıldığı basın toplantısında basın metnini Riha Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Ahmet Aslan okudu.</p>

<p>Riha’da yaşanan sağlık gelişmelerin münferit sorunlar olmadığını belirten Aslan, “Sağlık sisteminin bütününü etkileyen derin bir yönetim, planlama ve adalet krizine dönüşmüş durumdadır. Riha’da sağlık sistemi; yönetim, denetim, planlama ve adalet açısından ciddi bir kriz içindedir” dedi.</p>

<p>SAĞLIK EMEKÇİLERİNİN TALEPLERİ</p>

<p>Kentteki sağlık sorunlarını ve sağlık emekçilerinin karşılaştığı zorlukları dile getiren Aslan, taleplerini şöyle sıraladı:</p>

<p>"* Anjiyo ünitesi başta olmak üzere tüm iddiaların şeffaf biçimde soruşturulmasını,</p>

<p>* Ceylanpınarda yaşanan süreci ve İl Sağlık Müdürlüğü’nün rolünün açıklığa kavuşturulmasını,</p>

<p>* Yöneticilerin Sendikal kimliklerini kullanarak yürüttükleri baskı ve ayrımcılık iddialarının son bulmasını,</p>

<p>* Sağlık emekçilerinin güvenli ve insanca çalışma koşullarının sağlanmasını,</p>

<p>* Randevu krizinin çözülmesini ve sağlık hizmetine erişimin kolaylaştırılmasını,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>* Birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesini ve fiziki altyapının yenilenmesini,</p>

<p>* Sağlık kurumlarında liyakat ve kamu yararının esas alınmasını talep ediyoruz.”</p>

<p>'ÜCRETSİZ VE ADADİLDE SAĞLIK HAKKI'</p>

<p>Basın metninin okunmasının ardından konuşan SES Eş Genel Başkanı Mehmet Sıddık Akın da Riha’da tüm dinamiklere seslenerek, “Sağlık hakkı mücadelesi, sadece sağlık iş kolunda örgütlü emek ve meslek örgütlerinin işi değildir. Eğer halk adına siyaset yapıyorsanız, halk adına demokratik mücadele yürütüyorsanız o zaman halkın sağlık hakkı mücadelesini de yürütmek zorundasınız. Nitelikli sağlık hizmetine erişim hakkının sorumluluğunu almak zorundasınız. Erişilebilir, ücretsiz ve anadilde bir sağlık hizmeti almanın da mücadelesini vermek zorundasınız” dedi.</p>

<p>‘KRİZDEN ÇIKIŞIN YOLU DEMOKRATİKLEŞMEDİR’</p>

<p>Sağlık sisteminin derin bir krizde olduğunu söyleyen Akın, “Bu sistem bu haliyle yürümez. Bu krizden çıkmanın yolu, sağlık hizmetlerinin demokratikleşmesidir. Üretenlerin ve hizmet alanların, planlamadan karar alma sürecine kadar dahil olduğu bir mekanizmadan bahsediyoruz. İdarecilerin, liyakatsizlerden seçilmesi değil, liyakatı uygun olanların seçileceği bir seçim yöntemi olmalıdır. Ancak o zaman bu yaşananların tümü değişebilir” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.mezopotamyaajansi44.com/tum-haberler/content/view/316562</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/akin-krizden-cikisin-yolu-demokratiklesmedir</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 18:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/06/690x390cc-urf-29-06-2026-saglik-basn-aciklamasi2.jpg" type="image/jpeg" length="90848"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak çarpması organ hasarına yol açabiliyor]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/sicak-carpmasi-organ-hasarina-yol-acabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/sicak-carpmasi-organ-hasarina-yol-acabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İç Hastalıkları Uzm. Dr. İrem Özçelik, yazın en tehlikeli sağlık sorunlarından biri olan sıcak çarpması konusunda uyarılarda bulundu. Özçelik, "Sıcak çarpması erken müdahale edildiğinde genellikle kalıcı hasar bırakmıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında etkisini artıran aşırı sıcakların, özellikle risk grubundaki kişiler için ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. İrem Özçelik, sıcak çarpmasının hayati tehlike oluşturabilen acil bir durum olduğunu söyledi.</p>

<p>Özçelik, sıcak çarpmasının belirtileri, risk grupları ve alınması gereken önlemler hakkında önemli bilgiler paylaştı.</p>

<h3>HAYATİ TEHLİKE OLUŞTURABİLİR</h3>

<p>Sıcak çarpmasının vücut ısısının kontrol mekanizmalarının bozulması sonucu ortaya çıktığını belirten Özçelik, <em>"Sıcak çarpması, vücut ısısının kontrol mekanizmalarının bozulması sonucu ortaya çıkan ve hayati tehlike oluşturabilen acil bir durumdur. Vücut 40°C ve üzeri sıcaklığa ulaştığında terleme mekanizması yetersiz kalır, ısı dağılımı bozulur ve organ hasarları başlayabilir. Özellikle yaşlılar, çocuklar, kronik hastalığı olanlar ve açık havada çalışanlar risk grubundadır. Sıcak çarpması sadece güneş altında olmaz. Kapalı, havasız ve çok sıcak ortamlarda da gelişebilir. Unutulmamalıdır ki park halindeki bir aracın iç sıcaklığı yaz aylarında dakikalar içerisinde tehlikeli seviyelere ulaşabilir. Bu nedenle çocuklar, yaşlılar ve evcil hayvanlar camlar açık olsa dahi araç içinde bırakılmamalıdır"</em> dedi.</p>

<h3>BELİRTİLERE DİKKAT</h3>

<p>Sıcak çarpmasının genellikle ani başladığını ifade eden Özçelik,<em> "Sıcak çarpması genellikle ani başlar ve yüksek vücut sıcaklığı (40°C ve üzeri), sıcak ve kızarık cilt, şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, kusma, hızlı nabız ve nefes alma, kas krampları ile bilinç bulanıklığı, kafa karışıklığı ve hatta bayılma gibi belirtilerle kendini gösterir"</em> diye konuştu.</p>

<h3>KİMLER DAHA FAZLA RİSK ALTINDA</h3>

<p>Risk grubunda yer alan kişilere dikkat çeken Özçelik, <em>"65 yaş üstü bireyler, bebekler ve küçük çocuklar, kalp, tansiyon ve diyabet gibi kronik hastalığı bulunanlar, aşırı kilolu kişiler, alkol ve bazı ilaçları kullananlar ile açık alanda uzun süre kalanlar, tarım işçileri ve sporcular sıcak çarpması açısından daha fazla risk altındadır"</em> dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>SICAK ÇARPMASINI ÖNLEMEK İÇİN 7 ÖNEMLİ İPUCU</h3>

<p>Sıcak çarpmasına karşı alınabilecek önlemleri sıralayan Özçelik, <em>"Susamasanız bile günde en az 2,5-3 litre su tüketmeye özen gösterin. Ancak kalp veya böbrek hastalığı nedeniyle sıvı kısıtlaması bulunan kişiler doktorlarının önerdiği miktara uymalıdır. Alkol, yoğun kafeinli ve şekerli içeceklerden uzak durulmalıdır. Bebekler susadıklarını ifade edemez, yaşlılarda ise susama hissi azalabilir. Bu nedenle düzenli olarak su içmeleri sağlanmalıdır. Yoğun terleme sonrası sadece su değil elektrolit kaybı da yaşanır. Uzun süre sıcakta çalışan veya yoğun fiziksel aktivite yapan kişiler, doktor önerisi doğrultusunda sade maden suyu ya da şekersiz elektrolit içeren içeceklerden faydalanabilir"</em> ifadelerini kullandı.</p>

<p>Özçelik, <em>"Güneşin en dik olduğu 11.00 ile 16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalı, pamuklu, bol ve açık renkli kıyafetler tercih edilmeli ve güneş gözlüğü kullanılmalıdır. Klima veya vantilatör ile serin kalınmalı, serin duş alınmalı, ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılmalı ve risk grubundaki kişiler sık sık kontrol edilmelidir"</em> dedi.</p>

<h3>BELİRTİLERİ FARK ETTİĞİNİZDE HEMEN HAREKETE GEÇİN</h3>

<p>Sıcak çarpmasında ilk müdahalenin hayati önem taşıdığını vurgulayan Özçelik,<em> "Şüphe durumunda kişiyi serin bir yere alın, kıyafetlerini gevşetin ve gerekirse fazla kıyafetleri çıkarın. Boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerini serin ya da soğuk su ile ıslatın. Bilinci kapalı kişilere ağızdan su vermeyin ve derhal 112 Acil'i arayarak tıbbi yardım isteyin"</em> dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/saglik/sicak-carpmasi-organ-hasarina-yol-acabiliyor-2516170</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/sicak-carpmasi-organ-hasarina-yol-acabiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 09:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/06/204c3fe8-c822-4ab1-94e5-2632c1199ee9.webp" type="image/jpeg" length="38019"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanser tıbbında tarihi dönüm noktası: 'mucize' hap!]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/kanser-tibbinda-tarihi-donum-noktasi-mucize-hap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/kanser-tibbinda-tarihi-donum-noktasi-mucize-hap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Onkoloji dünyasının en prestijli buluşması kabul edilen ASCO kongresinde sunulan klinik veriler, en yüksek ölüm oranına sahip pankreas kanserine karşı geliştirilen yeni bir ilacın tarihi başarısını tescilledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Onkoloji ve biyoteknoloji dünyası, çağımızın en agresif ve sinsi ilerleyen hastalıklarının başında gelen pankreas kanserine karşı yürütülen tarihi bir klinik zaferi konuşuyor. Mevcut tıp literatüründe tanı konulduktan sonra beş yıllık hayatta kalma oranı sadece yüzde 3 seviyelerinde seyreden ve vakaların yüzde 80'ine ancak metastatik evrede müdahale edilebilen bu ölümcül hastalıkta ilk kez ezber bozan bir başarıya ulaşıldı. ABD merkezli biyoteknoloji şirketi Revolution Medicines tarafından geliştirilen deneysel bir kanser hapı, yürütülen Faz çalışmaları neticesinde hastaların yaşam süresini tam iki katına çıkararak tıp tarihinde yeni bir mihenk taşı oluşturdu.</p>

<h3>ASCO KONGRESİNDE AÇIKLANDI: ÖLÜM RİSKİ YÜZDE 60 ORANINDA AZALDI</h3>

<p>Chicago’da düzenlenen dünyanın en büyük kanser konferansı Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) yıllık kongresinde sunulan 500 kişilik geniş kapsamlı klinik deneme sonuçları, onkologlar tarafından büyük bir heyecanla karşılandı. Daha önce en az bir tur kemoterapi tedavisi görmüş ve başarısız olmuş ileri evre pankreas kanseri hastaları üzerinde denenen "daraxonrasib" adlı günde tek doz alınan hap, standart kemoterapi protokollerine karşı test edildi.</p>

<p>Klinik veri tabanına işlenen resmi sonuçlara göre, bu deneysel molekülü kullanan hastaların genel ölüm riski, geleneksel kemoterapi alan gruba kıyasla yüzde 60 oranında radikal bir düşüş sergiledi. Arizona Üniversitesi Kanser Merkezi ve ASCO Pankreas Kanseri Komitesi Kıdemli Uzmanı Dr. Rachna Shroff, kemoterapinin ardından hastalığı ilerleyen (progresyon gösteren) hasta grubunda bugüne kadar böyle bir hayatta kalma süresi uzaması ve ölüm riski azalmasının asla gözlemlenmediğini belirterek, "Bu ilaç, modern onkolojinin aradığı tüm kriterleri eksiksiz karşılıyor" açıklamasında bulundu. Rapor edilen ön verilere göre ilaç, tanı anından ölüme kadar geçen süreyi kemoterapideki 6,7 aylık çaresiz sınırdan alarak 13,2 aya fırlattı.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/84dcf0ab-e54d-4487-8c8c-0de9a3ff9b19.jpg" /></p>

<h3>RAS(ON) İNHİBİTÖRLERİ TEKNOLOJİSİ: TÜMÖRLERİ HÜCRESEL DÜZEYDE KÜÇÜLTÜYOR</h3>

<p>Tıp dünyasında "sınıfının ilk örneği" (first-in-class) olarak tescillenen daraxonrasib maddesi, kanser hücrelerinin büyümesini ve agresif şekilde çoğalmasını tetikleyen sinsi RAS gen varyantlarını hedef alan RAS(ON) inhibitörleri adı verilen yepyeni bir mekanizmaya dayanıyor. Özellikle pankreas tümörlerinde en sık rastlanan "G12" adlı spesifik RAS mutasyonuna sahip hastalar üzerinde yapılan incelemelerde, ilacın tümör odağını baskılama gücü somut olarak kanıtlandı.</p>

<p>Geleneksel kemoterapide tümörün kontrol altında tutulma süresi 3,5 ayda kalırken, bu yeni akıllı hapı kullanan G12 mutasyonlu hastalarda tümör büyümesi ortalama 7,3 ay boyunca tamamen durduruldu. Genel popülasyon taramalarında ise kemoterapi alan hastaların sadece yüzde 11,2’sinin tümörlerinde küçülme gözlenirken, daraxonrasib kullanan hastaların yüzde 31,6’sında kanserli dokuların belirgin şekilde küçüldüğü veya tamamen yok olduğu tescillendi. Harvard Üniversitesi Dana-Farber Kanser Enstitüsü Baş Araştırmacısı Dr. Brian Wolpin, "Bu sonuçlar bilim insanlarının, onkologların ve hastaların pankreas kanseri tedavi protokollerine bakış açısını kökten değiştirecektir" sözleriyle klinik devrimi özetledi.</p>

<h3>KEMOTERAPİYİ BIRAKTIRAN AĞIR YAN ETKİLERE KARŞI YÜKSEK HASTA UYUMU</h3>

<p>Kanser tedavilerinde geliştirilen yeni moleküllerin en büyük handikaplarından biri olan toksisite ve ağır yan etki profili, daraxonrasib çalışmasında hastaların lehine bir tablo sergiledi. Klinik kayıtlara göre, kemoterapi gören hastaların yüzde 11,2’si ağır halsizlik, bulantı ve toksik etkiler nedeniyle tedaviyi yarıda bırakmak zorunda kalırken, bu yeni hapı kullanan hastaların sadece yüzde 1,2’si yan etkiler sebebiyle çalışmadan ayrıldı. İlacın en sık görülen yan etkisi hastaların yüzde 86,3'ünde gelişen cilt döküntüleri, ağız içi yaraları (stomatit) ve ishal oldu. Ancak uzmanlar, bu döküntülerin basit antibiyotik kombinasyonları ve topikal steroid kremlerle tamamen kontrol altına alınabildiğini bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlacın yarattığı en büyük mucize ise hastaların yaşam kalitesinde görüldü. Teksas'taki dünyaca ünlü MD Anderson Kanser Merkezi'nden Baş Araştırmacı Dr. Shubham Pant, kanser ağrıları ve sinsi semptomlar yüzünden hayata küsen, en sevdikleri sporları dahi bırakmak zorunda kalan pek çok hastasının, tedavinin henüz ilk ayında ağır narkotik ağrı kesicilere olan bağımlılıklarından kurtularak aktif sosyal yaşamlarına geri dönebildiklerini müjdeledi. ABD Gıda ve İlaç İdaresi'nin (FDA) 1 Mayıs tarihi itibarıyla ilaca genişletilmiş erişim programı (expanded access) hakkı tanıması ve ruhsatlandırma sürecinde hızlı inceleme (speedy review) takvimini başlatması, tüm dünyada bu sinsi hastalıkla mücadele eden binlerce hasta ve yakınları için yepyeni bir umut ışığı oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/kanser-tibbinda-tarihi-donum-noktasi-olumcul-hastalikta-hayatta-</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Dünya, Sağlık</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/kanser-tibbinda-tarihi-donum-noktasi-mucize-hap</guid>
      <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 06:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/06/7808bf0b-4e83-47b2-8656-0a1afbcfad90.jpg" type="image/jpeg" length="42900"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yoğurt gerçekten bir mucize gıda mı?]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/yogurt-gercekten-bir-mucize-gida-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/yogurt-gercekten-bir-mucize-gida-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Protein, kalsiyum ve B vitaminleri deposu olan yoğurt, dengeli beslenmenin vazgeçilmez parçaları arasında yer alıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yoğurt, kahvaltılardan ana yemeklere, atıştırmalıklardan tatlılara kadar geniş bir kullanım alanı olan bir soğuk kahraman olarak biliniyor.</p>

<p>Diyetisyenler, protein, kalsiyum, fosfor ve B vitaminleri gibi birçok besin öğesi içerdiği için dengeli bir beslenmenin parçası olarak sıklıkla yoğurdu öneriyor.</p>

<p>Ayrıca bazı yoğurtlar bağırsak sağlığını destekleyebilecek canlı ve aktif kültürler içeriyor.</p>

<p>Bazı özel kültürler, laktoz sindiriminde zorlanan kişilerde bu sürecin iyileşmesine bile yardımcı olabiliyor.</p>

<p>Ancak maalesef yoğurt bir "mucize gıda" değil.</p>

<p>Buna rağmen, sağlığımızı iyileştirmeye katkı sağlayabilecek pek çok özelliği var.</p>

<h3>HANGİ YOĞURT TÜRLERİ SAĞLIĞA FAYDALI?</h3>

<p>Sağlık uzmanları yoğurdun faydalarından söz ettiğinde, ne yazık ki yüksek şeker içeren ve üzerine ekstra tatlı malzemeler eklenmiş hazır paketlenmiş yoğurtlardan bahsetmiyorlar.</p>

<p>Faydalı olan sade doğal ya da süzme yoğurt veya kefir.</p>

<p>Bilim insanları sağlık faydalarına ilişkin araştırmalar yaptığında da genellikle canlı kültür içeren yoğurtları inceliyor.</p>

<p>Aldığınız yoğurtta bu kültürlerin bulunup bulunmadığı ambalaj üzerinde genellikle yer alıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu, pahalı ürünler satın almanız gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Birçok yoğurt markası bu kriterleri karşılıyor.</p>

<p>Yoğurt etiketinde nelere bakılmalı:</p>

<p>Canlı ve aktif kültürler içermesi</p>

<p>İlave şeker olmaması veya az olması</p>

<p>Porsiyon başına protein miktarı</p>

<p>Özellikle süt içermeyen alternatifler için kalsiyum seviyesi</p>

<p>Bitki bazlı seçeneklerde zenginleştirme: kalsiyum/ D vitamini/ iyot</p>

<p>Tam yağlı tercih ediliyorsa doymuş yağ oranı</p>

<h3>YOĞURT ENFLAMASYON İÇİN İYİ Mİ?</h3>

<p>Bazı çalışmalar, canlı kültür içeren yoğurdun enflamasyonun bazı göstergelerini azaltmaya yardımcı olabileceğini öne sürüyor.</p>

<p>Bu konuda araştırma yürüten Wisconsin-Madison Üniversitesi'nde gıda bilimi profesörü Bradley Bolling'in elde ettiği sonuçlar olumlu.</p>

<p>Ancak kanıtlar hâlâ gelişme aşamasında ve araştırmacılar bu etkinin tam olarak yoğurdun hangi özelliğinden kaynaklandığını henüz bilmiyor.</p>

<p>Peki enflamasyonu azaltan besinler neden faydalı olabilir?</p>

<p>Bolling, "Beslenmeye bağlı hastalıklar kronik enflamasyonla birlikte gelişir veya bu nedenle ortaya çıkar. Bu yüzden enflamasyonu azaltmaya çalışmak, kanser, tip 2 diyabet ve kardiyovasküler [kalp ve damar] hastalıklar gibi kronik hastalıkların ortaya çıkışını geciktirebilir ya da riskini azaltabilir" diyor ancak bilimin henüz bazı temel sorulara yanıt bulmadığını sözlerine ekliyor:</p>

<p>"Yoğurdun potansiyel bir etki yaratabilmesi için ne kadar ve ne sıklıkta tüketilmesi gerektiğini anlamamıza yardımcı olacak ek çalışmalara ihtiyaç var."</p>

<p>Lancaster Üniversitesi'nde biyomedikal alanında kıdemli öğretim görevlisi Dr. Rachael Rigby de bu konu üzerine araştırmalar yaptı.</p>

<p>Rigby, özellikle laktozu fermente eden bakteriler içeren yoğurdun düzenli tüketiminin meme kanseri riskini azaltıp azaltamayacağını inceledi.</p>

<p>Henüz kesin bir sonuç olmamakla birlikte, elde ettiği bulgular temkinli bir iyimserlik için neden sunuyor.</p>

<p>Ancak bunun yalnızca yoğurdun düzenli ve uzun süreli tüketilmesi halinde geçerli olabileceğini belirtiyorlar.</p>

<h3>YOĞURT TİP 2 DİYABET RİSKİNİ AZALTABİLİR Mİ?</h3>

<p>Tip 2 diyabet ile yoğurt arasındaki ilişki en kötü ihtimalle "olası" ilişki olarak tanımlanıyor. Peki en iyi ihtimal nasıl?</p>

<p>2017 yılında yapılan ve 13 çalışmayı içeren bir inceleme, düzenli yoğurt tüketimi ile hastalığın gelişme riskinin daha düşük olması arasında bağlantı kurdu.</p>

<p>Nitekim 2022 yılında yapılan başka bir inceleme, günlük tüketilen her 50 gr yoğurt için tip 2 diyabet gelişme riskinde %7 azalma olabileceğini öne sürüyor.</p>

<p>Ancak yoğurt yalnızca önleyici bir unsur olarak ele alınıyor.</p>

<p>Başka bir çalışma ise yoğurdun tip 2 diyabetin yönetiminde de rol oynayabileceğini öne sürüyor.</p>

<p>Araştırmacılar, bu faydanın yoğurttaki yağ asitlerinden kaynaklanabileceğini düşünüyor.</p>

<p>Aynı çalışma, faydaların en çok "düşük yağlı" yoğurtlarla ilişkili olduğunu ekliyor.</p>

<p>Bu nedenle alışveriş yaparken şeker ve doymuş yağ içeriğini kontrol etmek önemli.</p>

<p>Yalnızca "düşük yağlı" etiketine güvenmek de yeterli değil.</p>

<h3>YOĞURT KİLO VERMEYE YARDIMCI OLABİLİR Mİ?</h3>

<p>Bu konu yoğun şekilde tartışılıyor.</p>

<p>Yoğurdun düzenli olarak tüketildiği bir beslenme düzeninin daha düşük vücut kitle indeksi (VKİ) ve daha düşük kilo ile ilişkili olduğunu belirten çok sayıda araştırma var.</p>

<p>2015 yılında yapılan bir çalışma da birden fazla araştırmayı inceleyerek düzenli yoğurt tüketimi ile daha düşük VKİ ve kilo arasında bağlantı buldu. Ancak bu çalışmanın gıda markası Danone tarafından finanse edildiğini belirtmek gerekir.</p>

<p>Buradaki temel sorun neden-sonuç ilişkisinin net olmaması.</p>

<p>Kişiler yoğurt yedikleri için mi kilo veriyor, yoksa besin değeri yüksek ve dengeli beslenen kişiler diyetlerine yoğurdu zaten dahil ettiği için mi bu sonuç ortaya çıkıyor?</p>

<p>Bu sorunun yanıtı henüz kesin değil.</p>

<h3>SÜT İÇERMEYEN YOĞURTLARIN FAYDASI VAR MI?</h3>

<p>Soya, badem, hindistancevizi ve yulaf gibi süt içermeyen yoğurtlar da bakteriyel kültürler kullanılarak yapılıyor. Ancak kullanılan türler, canlı kültür miktarı ve besin değerleri farklılık gösteriyor.</p>

<p>Süt bazlı yoğurtlarda olduğu gibi, bazıları ısıya tabi tutuluyor; bu da canlı bakterilerin yok olmasına neden olabiliyor.</p>

<p>Bu yüzden etiketi kontrol etmek önemli.</p>

<p>Hem süt ürünleri hem de bitki bazlı yoğurtlar şeker içerebildiği için dikkat edilmesi gerekiyor.</p>

<p>Leeds Üniversitesi'nde beslenme bilimleri profesörü Bernadette Moore şöyle diyor:</p>

<p>"En yüksek şeker içeriğine sahip kategorilerin çocuklara yönelik pazarlanan ve organik yoğurtlar olduğunu bulduk."</p>

<p>Ancak Moore'a göre bu yoğurtların yine de bazı besinsel avantajları var:</p>

<p>"Bir ebeveyn şekerli bir içecek ile çocuklara yönelik tatlandırılmış bir yoğurt arasında seçim yapıyorsa, yoğurt hâlâ kalsiyum, D vitamini ve protein içerir; bu nedenle daha iyi bir tercihtir."</p>

<h3>YOĞURT ALIRKEN NELERE DİKKAT ETMELİ?</h3>

<p>Yoğurdu evde yapmak yerine marketten satın alıyorsanız çoğunlukla sade, şekersiz yoğurtları tercih edin; bağırsak sağlığı önceliğinizse canlı kültürler içerdiğinden emin olun ve bitki bazlı seçeneklerin takviyelerle zenginleştirilmiş olup olmadığını kontrol edin.</p>

<p>Tatlandırılmış yoğurtlar da dengeli beslenmenin içinde yer alabilir, ancak bunları daha çok tatlı bir atıştırmalık olarak düşünmek gerekir, bir "sağlık gıdası" olarak değil.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/saglik/yogurt-gercekten-bir-mucize-gida-mi-2511890</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/yogurt-gercekten-bir-mucize-gida-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 06:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/06/39de5889-7087-4da8-9a8a-b139709d94d1.webp" type="image/jpeg" length="86015"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kansere karşı dünyada bir ilk: mRNA aşısı!]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/kansere-karsi-dunyada-bir-ilk-mrna-asisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/kansere-karsi-dunyada-bir-ilk-mrna-asisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Oxford Üniversitesi ve Moderna iş birliğiyle geliştirilen yeni nesil mRNA aşısı, kanser tedavisinde çığır açmaya hazırlanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde milyonlarca insanın hayatını etkileyen kansere karşı tıp dünyasından tarihi bir hamle geldi. İngiliz bilim insanları, kanser tedavisinde ve önlenmesinde çığır açacak devrim niteliğinde bir aşı geliştirdi. Oxford Üniversitesi ile ilaç firması Moderna ortaklığında yürütülen çalışmada, özellikle kalıtsal olarak yüksek kanser riski taşıyan bireylerde bağırsak ve yumurtalık kanserinin tamamen önüne geçilmesi amaçlanıyor.</p>

<p>mRNA teknolojisi, bu kez ilk defa kanseri henüz oluşmadan, önleme amacıyla kullanılacak. Bu tarihi deneme kapsamında ilk hasta uygulamalarının bu yaz aylarında başlaması planlanıyor.</p>

<h3>HEDEFTE GİZLİ TEHLİKE VAR: "LYNCH SENDROMU"</h3>

<p>Geliştirilen yeni nesil aşı, öncelikli olarak "Lynch sendromu" adı verilen kalıtsal bir rahatsızlığa sahip kişileri koruma altına alacak. DNA’yı onarmakla görevli genlerin hasarlı olmasından kaynaklanan bu genetik durum, adeta gizli bir tehlike olarak nitelendiriliyor. Öyle ki, sadece İngiltere'de bu geni taşıdığı tahmin edilen 175 bin kişiden yalnızca yüzde 5'i durumun farkında.</p>

<p>Lynch sendromuna sahip bireylerin:</p>

<p>Hayat boyu bağırsak kanserine yakalanma riski yüzde 80 oranında artıyor.</p>

<p>Yumurtalık, rahim, mide ve pankreas gibi diğer ölümcül kanser türlerine yakalanma ihtimalleri çok yüksek seyrediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Geliştirilen aşı, tam da bu noktada devreye girerek vücutta kanser hücreleri henüz oluşmadan, "kanser öncesi" evredeki anormallikleri tespit edip imha etmek üzere tasarlandı.</p>

<h3>BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNE "KANSERLE MÜCADELE KILAVUZU"</h3>

<p>mRNA teknolojisiyle üretilen aşı, geleneksel aşılardan tamamen farklı bir çalışma prensibine sahip. Vücuda doğrudan zayıflatılmış bir virüs ya da antijen vermek yerine, hücrelere bağışıklık yanıtı oluşturması için genetik talimatlar iletiyor.</p>

<p>Uzmanlar, aşının adeta bir "kullanım kılavuzu" gibi hareket ederek bağışıklık sistemini eğittiğini belirtiyor. Bu sayede vücudun savunma mekanizması, Lynch sendromunun tetiklediği hücre mutasyonlarını henüz kansere dönüşme fırsatı bulamadan fark edip yok edecek. Aşının koruyuculuğunu sürdürmesi için ilerleyen süreçte belirli aralıklarla hatırlatma dozlarının yapılması gerekebilecek.</p>

<h3>GELECEKTE TÜM KANSER TÜRLERİ İÇİN UMUT IŞIĞI</h3>

<p>Bu yaz başlatılacak ilk aşamada, hastalar üzerinde en doğru dozaj belirlenecek ve aşının güvenliği test edilecek. Çalışmanın çok merkezli ikinci aşamasının ise 2027 yılında genişletilmesi öngörülüyor.</p>

<p>Bilim insanları, bu aşının sadece Lynch sendromlu hastaları korumakla kalmayacağını, aynı zamanda daha önce kanser atlatmış kişilerin ikinci bir kansere yakalanmasını da önleyebileceğini vurguluyor. Araştırma ekibi, bu denemeden elde edilecek başarı ve bağışıklık verilerinin, gelecekte genetik bağlamı olmayan diğer tüm yaygın kanser türlerine karşı da koruyucu aşılar geliştirilmesinin önünü açacağını ifade ediyor.<br />
<br />
<em>KAYNAK: The Sun</em></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/saglik/kansere-karsi-dunyada-bir-ilk-oxford-ve-moderna-dan-devrimsel-m</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/kansere-karsi-dunyada-bir-ilk-mrna-asisi</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 20:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/06/fa6bcc30-23a2-4f38-8c26-444ff1525a84.webp" type="image/jpeg" length="42683"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalbi korumanın yeni formülü bulundu!]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/kalbi-korumanin-yeni-formulu-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/kalbi-korumanin-yeni-formulu-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD ve İngiltere'de 30 bin kişi üzerinde yapılan yeni bir araştırma, kalp sağlığını korumak için sadece "günde 5 porsiyon meyve-sebze" tüketmenin yeterli olmadığını ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir araştırmaya göre, her gün belli taze gıdaları tüketmek (sadece sayı olarak beş porsiyon meyve ve sebze değil) kalbinizin sağlıklı kalmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Araştırmacılar, her "günde beş porsiyon" seçeneğinin kalbe aynı oranda fayda sağlamadığını, bu nedenle insanların diyetlerinde flavanol adı verilen önemli besin maddelerine yoğunlaşmaları gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Yaban mersini, erik, böğürtlen, bakla ve kiraz tüketmek ve bunları yeşil çay ile desteklemek, bu eksikliği gidermenin ideal bir yolu olabilir.</p>

<p>ABD ve İngiltere'den 30.000 kişi üzerinde yapılan bir araştırmada, düzenli olarak günde beş porsiyon meyve ve sebze yiyen bazı kişilerde bile, bu bileşenlerin genellikle yetersiz olduğu görüldü.</p>

<p>Diğer uzmanlar ise daha temkinli yaklaşıyor ve flavanol düzeylerini artırmanın kalp sorunlarını önleyip önlemeyeceğinin belirsiz olduğunu söylüyor.</p>

<p>Food and Function dergisinde yayımlanan yeni araştırmaya göre, insanların yüzde 20'ye yakını günlük yeterli miktarda (500 mg) flavanol alıyor.</p>

<p>Belirli gıdalarda bulunan bu antioksidanların, iltihabı azaltarak kalp sağlığını, dolaşımı ve damar esnekliğini destekleyebileceği belirtiliyor.</p>

<p>Çalışma, insanların beslenmelerini izledi ve katılımcıların idrarındaki biyobelirteçleri takip etti.</p>

<p>Araştırmayı yöneten Dr Javier Ottaviani, gıda alımında bazı basit değişikliklere gitmenin bu yararlı bileşiklerin emilimi konusunda "gerçek bir fark yaratabileceğini" söyledi.</p>

<p>"Çoğu insan bol miktarda meyve ve sebze yemenin bunu karşıladığını varsayıyor, ancak bu araştırma, yaptığınız belirli seçimlerin toplam miktardan çok daha önemli olduğunu gösteriyor" diyor.</p>

<p>Reading Üniversitesi'nden araştırmacı Prof Gunter Kuhnle, günde beş porsiyon ilkesinin hâlâ doğru olduğunu, ancak hangi beş porsiyon olduğu konusunda daha dikkatli düşünmemiz gerekebileceğini söyledi.</p>

<p>"Farklı meyve ve sebzeler vitamin ve minerallerin ötesinde çok farklı besinsel faydalar sunuyor.</p>

<p>"Bu bileşikler hakkında daha fazla bilgi edindikçe, beslenme kılavuzunu daha spesifik ve daha etkili hale getirme fırsatı doğar."</p>

<p>ABD Beslenme ve Diyetetik Akademisi'ne göre günde yaklaşık 500 mg flavanol kalp sağlığı için faydalı görünüyor.</p>

<p>Araştırmacıların testlerine göre porsiyon başına daha yüksek flavanol içeren gıdalar ve içerdikleri flavanol miktarı şöyle:</p>

<ul>
 <li>erik (bir kutu) - 450 mg</li>
 <li>kızılcık (bir kutu) - 300 mg</li>
 <li>böğürtlen (bir kutu) - 250 mg</li>
 <li>yeşil çay (250 ml bir fincan) - 200 mg</li>
 <li>bakla (küçük bir avuç) - 140 mg</li>
 <li>kiraz (bir kutu) - 130 mg</li>
 <li>elma (bir orta boy, kabuğuyla) - 110 mg</li>
 <li>çilek (bir kutu) - 90 mg</li>
 <li>yaban mersini (bir kutu) - 80 mg</li>
 <li>pinto fasulyesi (iki yemek kaşığı) - 70 mg</li>
</ul>

<p>Araştırmacılar, kakao flavanol takviyelerini inceleyen çikolata şirketi Mars Inc ile flavanol çalışmaları yürütüyor.</p>

<p>British Heart Foundation (BHF - Britanya Kalp Vakfı), ticari çikolatadaki - ve diğer gıdalardaki - flavanol miktarının oldukça değişken olduğunu söylüyor.</p>

<p>İyi bir flavanol kaynağı olan bitter çikolata daha fazla kakao ve daha az şeker içeriyor ve genellikle sütlü çikolataya göre daha sağlıklı bir seçenek olarak görülüyor.</p>

<p>İki veya üç kare bitter çikolata 22-73 mg arasında flavanol içerebilirken, aynı miktar sütlü çikolata sadece 3-7 mg içeriyor.</p>

<p>Glasgow Üniversitesi'nden kalp uzmanı Prof Naveed Sattar, bazı küçük araştırmaların tansiyon üzerinde olumlu etkiler gösterdiğini, ancak kalp hastalığı sonuçlarında gerçek bir azalma olduğuna dair henüz kesin kanıt bulunmadığını söyledi.</p>

<p>Sattar'a göre kalp krizi ve felç gibi kardiyovasküler [kalp ve damar sağlığıyla ilgili] sorunları azaltmanın bir yolu olarak önerilebilmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç var.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>King's College London'dan beslenme uzmanı Prof Ana Rodriguez-Mateos, meyve ve sebzelerdeki flavanol düzeylerinin, lif içeriğinde olduğu gibi, büyük farklılıklar gösterebildiğini ve bunun daha fazla incelenmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>BHF'den Dell Stanford, farklı ürünlerdeki flavanol miktarının gıdanın yetiştiği yer, iklim, olgunluk düzeyi, nasıl saklandığı veya işlendiği ve ayrıca onu tüketen kişiye bağlı olduğunu söyledi.</p>

<p>"Küçük miktarlar doğrudan emilir. Bağırsak bakterilerimiz flavanolleri vücudun kullanabileceği formlara parçalamaya yardımcı olur, ancak herkesin bağırsak bakterileri farklıdır, bu nedenle insanların flavanollerden elde ettiği faydalar da değişebilir."</p>

<p>BHF ve British Nutrition Foundation'a (Britanya Beslenme Vakfı) göre, kalp sağlığını desteklemenin en iyi yolu, çok çeşitli meyve ve sebzeleri içeren dengeli bir beslenme yaklaşımını uygulamak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/kalbi-korumanin-yeni-formulu-bulundu-listede-yesil-cay-erik-ve-b</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/kalbi-korumanin-yeni-formulu-bulundu</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 20:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/06/9f2248c6-585c-4aae-82eb-98097a3fdaa6.webp" type="image/jpeg" length="18225"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyetisyenden dikkat çeken uyarı]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/diyetisyenden-dikkat-ceken-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/diyetisyenden-dikkat-ceken-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyetisyen Fatma Betül Çelebi, "Beslenme programları ancak uzman kontrolünde hazırlandığında gerçek bir başarıya ulaşabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>6 Haziran Diyetisyenler Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Diyetisyen Fatma Betül Çelebi, kişiye özel planlanması gereken beslenme programlarının ciddi bir uzmanlık gerektirdiğine dikkat çekerek; diyetisyenlerin hastalıkların yönetiminden sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılmasına kadar hayatın her evresinde kritik bir rol üstlendiğini ifade etti.</p>

<h3>‘BESLENMEYİ PARMAK İZİ GİBİ DÜŞÜNMEK GEREKİR’</h3>

<p>Her bireyin farklı ihtiyaçlara sahip olduğunu belirten Çelebi, “Beslenme programı kişiye özel olmalıdır. Adeta bir beslenme parmak izi gibi düşünmek gerekir. Günümüzde birçok platformda kalori ve protein ihtiyacı hesaplanabiliyor ya da çeşitli diyet listelerine ulaşılabiliyor. Ancak bu bilgilerin doğru yorumlanması ve kişiye uygun hale getirilmesi uzmanlık gerektirir. Diyetisyenler, bireyin sağlık durumunu, kan bulgularını, yaşam tarzını ve ihtiyaçlarını değerlendirerek en doğru beslenme planını oluşturur” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>'DİYETİSYENLER SADECE KİLO VERDİRMİYOR’</h3>

<p>Diyetisyenlerin farklı alanlarda uzmanlaşabildiğine dikkat çeken Çelebi, “Sporcu beslenmesi, çocuk beslenmesi, yaşlı beslenmesi ve kanser hastalarının beslenmesi gibi birçok özel alan bulunuyor. Bazen kişiler yalnızca kilo vermek amacıyla başvursa da değerlendirmeler sonucunda altta yatan farklı beslenme sorunlarıyla karşılaşabiliyoruz. Kimi zaman bireye özgü bazı besinlerin ödem ya da kilo verme direncine neden olduğunu görebiliyoruz. Bu nedenle kişiye özel planlama büyük önem taşıyor” diye konuştu.</p>

<h3>‘ÖZELLİKLE HASTA VE YAŞLI BİREYLER DİKKAT ETMELİ’</h3>

<p>Sağlıklı kilo verme sürecinin mutlaka uzman kontrolünde yürütülmesi gerektiğini belirten Çelebi, “Özellikle yaşlı bireylerde kas kaybının önlenmesi çok önemlidir. Çocuklarda ise büyüme ve gelişmenin etkilenmeyeceği bir beslenme programı oluşturulmalıdır. Hastalığı bulunan bireylerde de beslenme tedavisi sürecin önemli bir parçasıdır. Bu nedenle özellikle risk grubundaki kişilerin diyetisyen desteği alması gerekir” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>‘SAĞLIKLI BESLENME BİR YAŞAM BİÇİMİDİR’</h3>

<p>6 Haziran Diyetisyenler Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Çelebi son olarak şöyle konuştu:</p>

<p>“Diyetisyenler, bireylerin sağlıklı beslenmeyi bir yaşam alışkanlığı haline getirmesine yardımcı olur. Amacımız yalnızca kilo vermek değil, yaşam kalitesini artırmak ve bireylerin sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlamaktır. Sağlıklı beslenme kısa süreli bir diyet değil, sürdürülebilir bir yaşam biçimidir.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/diyetisyenden-dikkat-ceken-uyari-beslenme-programi-kisiye-ozel-o</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/diyetisyenden-dikkat-ceken-uyari</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 22:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/06/a8a82f6d-d045-4082-9502-ac57338cafc5.jpg" type="image/jpeg" length="29756"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Google’ın Sivrisinek Projesi Tartışma Yarattı]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/googledan-tartismali-proje</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/googledan-tartismali-proje" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Google'ın çatı şirketi Alphabet tarafından desteklenen bir proje kapsamında, ABD'nin California ve Florida eyaletlerinde milyonlarca sivrisineğin doğaya salınması planlanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD merkezli teknoloji devi Google'ın ana şirketi Alphabet'in desteklediği bir proje, kamuoyunda tartışmalara yol açtı.</p>

<p>İngiliz Daily Mail gazetesinin haberine göre proje kapsamında, doğal bir bakteri taşıyan milyonlarca sivrisineğin ABD'nin California ve Florida eyaletlerinde doğaya bırakılması planlanıyor.</p>

<p>Federal makamların onay vermesi halinde, gelecek yıldan itibaren her yıl 32 milyon sivrisinek salınacak. İki yıl sürmesi planlanan program kapsamında toplam 64 milyon sivrisinek çevreye bırakılmış olacak.</p>

<p>Hastalık taşıyan sivrisinek popülasyonunu azaltmayı amaçlayan proje, destekçileri tarafından "yenilikçi bir biyolojik mücadele yöntemi" olarak görülürken, eleştirmenler bunun ABD tarihindeki en büyük 'kontrolsüz' açık hava biyolojik deneylerinden biri olabileceğini söyleyerek karşı çıkıyor.</p>

<h3>PROJENİN AMACI</h3>

<p>Projenin temel amacının, "hastalık taşıyan sivrisinek türlerinin sayısını azaltmak" olduğu söyleniyor.</p>

<p>Araştırmacılar bunun için 'yararlı böcekler' olarak tanımladıkları erkek sivrisinekleri kullanmayı planlıyor.</p>

<p>Söz konusu sivrisinekler, doğada bulunan ve Wolbachia adı verilen bir bakteri taşıyor.</p>

<p>Uzmanlar, erkek sivrisineklerin insanları ısırmadığını öne sürüyor.</p>

<h3>BAKTERİ NASIL ETKİ GÖSTERİYOR?</h3>

<p>Projeye göre Wolbachia bakterisi taşıyan erkek sivrisinekler, doğadaki dişi sivrisineklerle çiftleşiyor.</p>

<p>Dişiler yumurta bıraksa da bu yumurtalar gelişemiyor ve larva haline dönüşemiyor.</p>

<p>Böylece hastalık taşıyan sivrisinek popülasyonunun nesiller boyunca kademeli olarak azalması hedefleniyor.</p>

<p>Bilim insanları, yöntemin uzun yıllardır farklı bölgelerde uygulandığını belirtiyor.</p>

<h3>SİYASİLERDEN TEPKİ GELDİ</h3>

<p>Buna rağmen milyonlarca böceğin doğaya bırakılacak olması ABD'de bazı çevrelerin tepkisini çekti.</p>

<p>Tennessee eyaletinden Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Tim Burchett de projeye tepki gösteren isimler arasında yer aldı.</p>

<p>Burchett, bir teknoloji şirketinin neden milyonlarca sivrisineği çevreye salmak istediğini sorgulayarak, doğanın dengesine müdahale edilmemesi gerektiğini savundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>"DOĞAYLA OYNAMAYIN"</h3>

<p>Burchett, X hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:</p>

<p><em>Kudzu bitkisi, serçeler, kara kuşlar ve Asya sazanı örneklerinden ders almadık mı? Devam edeyim mi? Doğanın dengesini bozmayın.</em></p>

<p>ABD'li siyasetçi, geçmişte insanların çevreye taşıdığı bazı yabancı türlerin kontrolsüz biçimde yayılması sonucu ortaya çıkan ekolojik sorunlara atıfta bulundu.</p>

<h3>UZMANLAR HANGİ RİSKLERE DİKKAT ÇEKİYOR?</h3>

<p>Eleştirilerin merkezinde, milyonlarca Wolbachia taşıyan sivrisineğin doğal ekosistem üzerindeki uzun vadeli etkilerinin tam olarak öngörülememesi yer alıyor. Sivrisinekler birçok kuş, yarasa, balık ve böcek türü için önemli bir besin kaynağı oluşturuyor. Bazı bilim insanları, hedef türlerin popülasyonunda yaşanabilecek ani düşüşlerin yerel besin zincirlerinde beklenmeyen sonuçlara yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Ancak projeyi destekleyen araştırmacılar, hedeflenen sivrisinek türlerinin ekosistemdeki yerinin başka türler tarafından doldurulabileceğini ve bu riskin düşük olduğunu savunuyor.</p>

<p>Bir diğer tartışma konusu ise Wolbachia bakterisinin doğadaki diğer böcek türleriyle olası etkileşimleri. Wolbachia doğada zaten milyonlarca böcek türünde bulunan yaygın bir bakteri olsa da, geniş ölçekli salımların genetik ve mikrobiyolojik düzeyde nasıl sonuçlar doğuracağı konusunda bilim dünyasında tam bir görüş birliği bulunmuyor. Bazı araştırmacılar bakterinin hedef dışı türlere yayılma ihtimalinin son derece düşük olduğunu belirtirken, eleştirmenler uzun vadeli etkilerin daha kapsamlı şekilde incelenmesi gerektiğini savunuyor.</p>

<p>Uzmanların dikkat çektiği bir başka risk ise evrimsel uyum ihtimali. Teorik olarak, hedef alınan sivrisinek popülasyonlarının zaman içinde Wolbachia'nın etkilerine karşı direnç geliştirmesi veya beklenmedik genetik adaptasyonlar göstermesi mümkün görülüyor. Bu durumun gerçekleşme olasılığı düşük kabul edilse de, milyonlarca bireyi kapsayan geniş ölçekli biyolojik müdahalelerde uzun süreli izleme ve bağımsız bilimsel denetimin kritik öneme sahip olduğu vurgulanıyor. Böylece yöntemin halk sağlığı açısından sağlayacağı faydalar ile çevresel riskler arasındaki dengenin daha sağlıklı biçimde değerlendirilebileceği ifade ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/dunya/google-dan-tartismali-proje-milyonlarca-sivrisinek-dogaya-salina</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Dünya, Sağlık</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/googledan-tartismali-proje</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 19:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/06/1dab8b0a-e524-4025-8e66-cf241f54dce8.webp" type="image/jpeg" length="89508"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mevsim geçişleri ruh sağlığını vuruyor]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/mevsim-gecisleri-ruh-sagligini-vuruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/mevsim-gecisleri-ruh-sagligini-vuruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Psikiyatri Uzmanı Dr. Alparslan Asil Budaklı, “Özellikle bahar ve yaz aylarında artan gün ışığı, değişen uyku düzeni ve hızlanan sosyal yaşam, bazı kişilerde kaygı, uykusuzluk, huzursuzluk ve depresif belirtileri artırabilir]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bahar ve yaz aylarının çoğu kişi için yenilenme ve enerji anlamına geldiğini belirten Medical Park Göztepe Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Alparslan Asil Budaklı, mevsim geçişlerinin bazı bireylerde ruhsal açıdan zorlayıcı etkiler oluşturabileceğine dikkat çekti. Küresel ısınmanın etkisiyle mevsim geçişlerinin artık ya çok keskin ya da alışılmadık derecede uzun yaşandığına dikkat çeken Uzm. Dr. Budaklı, bu nedenle eskiden mart-nisan aylarında görülen bazı klinik belirtilerin günümüzde mayıs, haziran, hatta temmuzda dahi görebildiğini işaret etti. Uzm. Dr. Budaklı, “Yaz aylarında artan sosyallik, ışık ve gündelik sıcaklık, metabolizmada değişikliklere yol açarak bazı psikiyatrik tabloları belirginleştirebilir” uyarısında bulundu.</p>

<p>Özellikle bahar ve yaz aylarında artan gün ışığı, değişen uyku düzeni ve hızlanan sosyal yaşamın bazı kişilerde kaygı, uykusuzluk, huzursuzluk ve depresif belirtileri artırabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Budaklı, “Yaz geldiğinde herkesin iyi hissetmesi gerektiği düşüncesi doğru değildir. Bazı kişiler için bu dönem görünmeyen bir ruhsal mücadele anlamına da gelebilir” dedi.</p>

<h3>‘MEVSİM DEĞİŞİKLİĞİ BİYOLOJİK RİTMİ ETKİLİYOR’</h3>

<p>Mevsim geçişlerinin yalnızca hava değişiminden ibaret olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Budaklı, “Gün ışığının uzaması, uyku düzeninin değişmesi, sosyal hayatın hızlanması ve günlük rutinin bozulması biyolojik saatimizi etkileyebilir. Uyku, enerji düzeyi, iştah ve duygu durumu bu ritimle doğrudan bağlantılıdır. Bazı kişiler bahar ve yazla birlikte daha enerjik hissederken bazı kişilerde ise ruhsal denge bozulabilir” diye konuştu.</p>

<h3>‘GÜN GEÇTİKÇE ARTAN MUTSUZLUK CİDDİYE ALINMALI’</h3>

<p>Herkesin daha mutlu görünmeye başladığı bir dönemde kişinin kendisini mutsuz ve isteksiz hissetmesinin daha ağır bir psikolojik baskı oluşturabileceğini belirten Uzm. Dr. Budaklı, “Sabahları uyanmakta zorlanma, sürekli yorgunluk hissi, sevilen aktivitelerden uzaklaşma, umutsuzluk düşünceleri ve isteksizlik gibi belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa profesyonel destek alınmalıdır. Böyle durumlarda kişinin yaşadığı sıkıntıyı küçümsemek yerine onu anlamaya çalışmak çok daha önemlidir” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>‘KAYGI BOZUKLUĞU OLANLAR DAHA FAZLA ZORLANABİLİYOR’</h3>

<p>Kaygı bozukluğu yaşayan kişilerde de bahar ve yaz aylarının zorlayıcı olabileceğine değinen Uzm. Dr. Budaklı, “Nedensiz çarpıntı, göğüste sıkışma hissi, uykuya dalamama ve zihnin sürekli kötü senaryolar üretmesi anksiyetenin sık görülen belirtileridir. Düzenli uyku, kafein tüketiminin sınırlandırılması ve nefes egzersizleri destekleyici olabilir. Ancak kaygı günlük yaşamı belirgin şekilde etkiliyorsa mutlaka uzman değerlendirmesi gerekir” dedi.</p>

<h3>‘BİPOLAR BOZUKLUKTA MEVSİM GEÇİŞLERİNE DİKKAT’</h3>

<p>Artan gün ışığı ve azalan uyku süresinin bipolar bozukluğu olan kişilerde mani veya hipomani dönemlerini tetikleyebileceğini dile getiren Uzm. Dr. Budaklı, “Kişinin kendisini aşırı enerjik hissetmesi her zaman sağlıklı bir durum olmayabilir. Çok az uyuyup hiç yorulmamak, hızlı</p>

<p>konuşmak, kontrolsüz harcamalar yapmak ve riskli davranışlarda bulunmak önemli uyarı işaretleri olabilir” açıklamasında bulundu.</p>

<h3>‘BAZI SÖZLER MUTLAKA CİDDİYE ALINMALI’</h3>

<p>Bahar aylarında ruhsal açıdan hassas bireylerin daha dikkatli takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Budaklı, “’Ben bir yüküm’, ‘Keşke hiç uyanmasam’ gibi ifadeler, ani içe kapanma ya da uzun süren sıkıntının ardından gelen açıklanamayan sakinlik hali kesinlikle hafife alınmamalıdır. Böyle durumlarda kişiyi yalnız bırakmamak ve gerekirse profesyonel destek almak hayati önem taşır” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>‘ŞİZOFRENİ HASTALARINDA İLAÇ DÜZENİ ÖNEMLİ’</h3>

<p>Şizofreni ve diğer psikotik bozukluklarda da mevsim geçişlerinin kırılgan bir dönem oluşturabileceğini belirten Budaklı, “Uyku düzeninin bozulması, ilaçların aksatılması, sıcak hava ve sıvı kaybı belirtilerin alevlenmesine neden olabilir. Bu nedenle tedavinin düzenli sürdürülmesi, yeterli sıvı tüketimi ve dengeli beslenme büyük önem taşımaktadır” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>YAZ AYLARININ KENDİNE ÖZGÜ RİSKLERİ</h3>

<p>Küresel ısınmanın etkisiyle mevsim geçişlerinin artık ya çok keskin ya da alışılmadık derecede uzun yaşandığını işaret eden Uzm. Dr. Budaklı, bu nedenle eskiden mart-nisan aylarında görülen bazı klinik belirtilerin bugün mayıs, haziran, hatta temmuzda dahi görülebildiğini dile getirdi.</p>

<p>Yaz aylarında artan sosyallik, ışık ve gündelik sıcaklıkların, metabolizmada değişikliklere yol açarak bazı psikiyatrik tabloları belirginleştirebildiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Budaklı, “Bunun en bilinen örneklerinden biri sıvı dengesidir. Sıcakla birlikte artan ve çoğu zaman yeterince karşılanmayan sıvı ihtiyacı, özellikle demansı olan bireylerde ve ileri yaştaki hastalarda zihinsel işlevleri etkileyebilir; bu, hafif bir dalgınlıktan deliryum dediğimiz daha ağır bir tabloya kadar uzanabilir. Benzer şekilde, sıcak ve sıvı kaybıyla hızlanan kalp atışları, anksiyete bozukluğu olan kişilerde bedensel belirtilere yönelen dikkati artırarak panik atakları tetikleyebilir” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>‘SICAK GÜNLERDE TEDAVİ HEKİM TAKİBİNDE SÜRDÜRÜLMELİ’</h3>

<p>Yaz aylarında artan dışa dönüklük ve sosyal içiciliğin zaman zaman alkolün zararlı kullanımına, bağımlılığa ve psikoaktif madde kullanımında artışa zemin hazırlayabileceği uyarısında da bulunan Uzm. Dr. Budaklı, “İlaç kullanan hastalar içinse yaz dönemi daha yakından takip gerektirebilir. Antipsikotikler ve antikolinerjik etkili ilaçlar vücudun ısı düzenleme mekanizmalarını etkileyebilir; lityum kullananlarda ise sıvı kaybı ve tuz dengesindeki değişiklikler toksisite riskini artırabilir. Bu yüzden sıcak günlerde tedavinin hekim takibinde sürdürülmesi ve sıvı alımına özen gösterilmesi büyük önem taşır” dedi.</p>

<h3>‘RUH SAĞLIĞI DA BEDEN SAĞLIĞI KADAR ÖNEMLİ’</h3>

<p>Son olarak ruh sağlığının da en az fiziksel sağlık kadar önemli olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Budaklı, “Yardım istemek zayıflık değil, kişinin kendisine sahip çıkma biçimidir. Bahar bazıları için umut ve canlanma anlamına gelirken bazıları için görünmeyen bir mücadele olabilir” diyerek sözlerini tamamladı</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/saglik/mevsim-gecisleri-ruh-sagligini-vuruyor-uzman-isim-uyardi-bu-bel</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/mevsim-gecisleri-ruh-sagligini-vuruyor</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 09:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/06/9cb5ec02-2cab-4821-99f2-7e25b5b6ac31.jpg" type="image/jpeg" length="76638"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ebola salgını için 'uluslararası acil durum' ilan edildi!]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/ebola-salgini-icin-uluslararasi-acil-durum-ilan-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/ebola-salgini-icin-uluslararasi-acil-durum-ilan-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DSÖ, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile Uganda’da yayılan Ebola salgını nedeniyle 'uluslararası öneme sahip halk sağlığı acil durumu' ilan etti. Kurum, salgının ciddi boyutlara ulaşabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şu ana kadar 300’den fazla şüpheli vaka tespit edilirken, en az 88 kişinin hayatını kaybettiği doğrulandı.</p>

<p>DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, durumun küresel sağlık açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu ancak Covid-19 benzeri bir 'pandemi' kriterlerini henüz karşılamadığını belirtti.</p>

<p>Tedros ayrıca ülkelere sınırlarını kapatmamaları çağrısı yaptı.</p>

<h3>EBOLA NASIL BULAŞIYOR?</h3>

<p>Son derece bulaşıcı bir virüs olan Ebola; kan, meni ve kusmuk gibi vücut sıvıları yoluyla yayılabiliyor. Hastalık nadir görülse de yüksek ölüm oranıyla dikkat çekiyor.</p>

<p>2018-2020 yılları arasında bölgede yaşanan önceki Ebola salgınında 3 bin 481 vaka tespit edilmiş, 2 bin 299 kişi yaşamını yitirmişti.</p>

<h3>SALGIN BAŞKENTE SIÇRADI</h3>

<p>Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin başkenti Kinşasa’da da laboratuvar testleriyle doğrulanan bir Ebola vakası tespit edildi. Yetkililer, hastanın salgının merkez üssü olarak görülen doğudaki Ituri bölgesini ziyaret ettiğini açıkladı.</p>

<p>DSÖ ayrıca Ituri’ye komşu olan ve ülkenin en yoğun nüfuslu bölgelerinden biri sayılan Kuzey Kivu eyaletinde de şüpheli vakalar bulunduğunu duyurdu.</p>

<p>Tedros, <em>“Şu anda enfekte kişi sayısı ve salgının coğrafi yayılımı konusunda ciddi belirsizlikler var. Ayrıca bilinen veya şüpheli vakalar arasındaki epidemiyolojik bağlantılar henüz tam olarak anlaşılmış değil”</em> ifadelerini kullandı.</p>

<h3>“GERÇEK BOYUT HENÜZ BİLİNMİYOR”</h3>

<p>Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri Genel Direktörü Jean Kaseya ise 16 Mayıs’ta yaptığı açıklamada toplum içinde hâlâ çok sayıda aktif vaka bulunduğunu söyledi.</p>

<p>Kaseya, bunun salgının kontrol altına alınması ve temaslı takibi çalışmalarını ciddi şekilde zorlaştırdığını belirtti.</p>

<p>Yetkililer, bölgede madencilik faaliyetleri nedeniyle nüfus hareketliliğinin yoğun olmasının da salgının yayılmasını hızlandırdığını ifade etti.</p>

<p>Buna ek olarak, Uganda sınırında faaliyet gösteren ve bölgede etkin olan silahlı grupların, özellikle terör örgütlerinin varlığının da sağlık ekiplerinin çalışmalarını zorlaştırdığı kaydedildi.</p>

<p>Kaseya,<em> “Bu salgın Nisan ayında başladı. Ancak hâlâ ilk vakanın kim olduğunu bilmiyoruz. Bu da salgının gerçek boyutunu henüz tam olarak bilmediğimiz anlamına geliyor”</em> dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>UGANDA VE KAMPALA’YA YAYILDI</h3>

<p>DSÖ ayrıca Ituri bölgesinde kümelenmiş ölümler görüldüğünü, test edilen örneklerde pozitiflik oranının çok yüksek olduğunu ve salgının Uganda’ya, hatta başkent Kampala’ya kadar yayıldığını açıkladı.</p>

<p>Kuruluş yaptığı açıklamada, tüm bu gelişmelerin <em>“tespit edilen ve raporlanan vakalardan çok daha büyük bir salgına işaret ettiğini”</em> ve yerel ile bölgesel çapta ciddi yayılma riski bulunduğunu vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/dunya/dso-alarm-verdi-ebola-salgini-icin-uluslararasi-acil-durum-ilan-</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/ebola-salgini-icin-uluslararasi-acil-durum-ilan-edildi</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/05/5c328296-234a-4f59-bce7-c07b5e414c5d.webp" type="image/jpeg" length="58623"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yalnızlık ve Travmanın Gölgesinde Eşya Bağımlılığı]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/yalnizlasma-travma-kaygi-esyalarla-kurulan-tehlikeli-bag</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/yalnizlasma-travma-kaygi-esyalarla-kurulan-tehlikeli-bag" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dr. Ali Ruhan Çelik, artan istifçilik sorunlarının yalnızlık, travma, kaygı ve sosyal bağların zayıflamasıyla ilişkili olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ali Ruhan Çelik, son dönemde biriktiricilik ve istifçilik problemleriyle çok fazla karşılaştıklarını söyledi. "Bir gün lazım olur" düşüncesiyle başlayan eşya biriktirme davranışının zamanla kişinin yaşam alanını ve sosyal ilişkilerini bozacak ciddi bir boyuta ulaşabileceğini belirten Çelik, "Aslında bunu genel bunaltıların bir sonucu olarak değerlendirebiliriz. Amerikan Psikiyatri Derneği de bu durumu takıntılı zorlantılı davranışlar içerisinde değerlendiriyor, bunaltılı davranışlar içerisinde de ele alıyor. Bireyin dönem dönem yaşadığı problemlere göre biriktiricilik ve istifçilik meydana gelebiliyor. Bu dönemin özelliklerine baktığımızda biraz daha yalnızlaşmanın, travmaların ve kaygıların dışa vurumu gibi değerlendirebiliriz. Davranış temelde eşyaları biriktirme veya onlardan ayrılamama gibi görünse de, ilk bakışta bağ kurmayla ilişkili bir problem olarak tema verse de bunun arkasında yaşanılan mevcut bir olaydan sonra ya da bir travmadan sonra gerçekleşen süreçler de olabilir" dedi.</p>

<h3>"SOSYAL TEMASIN AZALMASI TETİKLİYOR"</h3>

<p>İstifçiliğin son yıllarda artmasının temel nedeninin sosyal temasın azalması olduğunu vurgulayan Çelik, "İnsan insana iletişimin azalması, değerlerin, ahlak ve maneviyatın zayıflaması, yalnızlaşmanın artması bu tablonun ortaya çıkmasında etkili. En hafif tabiriyle depresif bir tablo, en ağır tablosuyla ise sert bir takıntı-zorlantı (obsesyon) bozukluğudur. Birey eşyalarla kurduğu bağdan kopamıyor ve çoğu zaman yanlış olduğunu bilse de bu davranışından vazgeçemiyor" diye konuştu.</p>

<h3>KİŞİ YANLIŞ OLDUĞUNU BİLSE DE VAZGEÇEMEYEBİLİYOR</h3>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Ali Ruhan Çelik, istifçiliğin kişinin eşyalarla kurduğu bağdan kopamamasıyla ortaya çıktığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Biriktiricilik ve istifçilik, kişinin eşyalarla kurduğu bağdan kopamaması, o eşyaları evinin dışına çıkaramaması ve bu çıkarmayla ilgili bir zorlantı yaşamasıyla karşımıza çıkıyor. Bildiğiniz gibi bazı durumlarda kamu kurumları da burada görev alıyor çünkü çevreye rahatsızlık veren bir durum ortaya çıkabiliyor. Şikayetler yaşansa bile birey zorla oradan çıkarılmadan, çoğu zaman yanlış olduğunu bilse de vazgeçemediği bir davranış olarak bu durum karşımıza çıkıyor."</p>

<h3>ERKEN MÜDAHALE VE ÇEVRE DESTEĞİ ŞART</h3>

<p>Bu durumun önlenebilmesi için yapılması gerekenleri anlatan Çelik, "Bunu nasıl önleyebiliriz? Öncelikle hepimiz toplum içerisinde birbirimizden sorumluyuz. Çevremizde, önce kendi ailemizde, ailemizde yoksa komşularımızda böyle problemler gördüğümüzde bireyi yetkili sağlık kuruluşuna yönlendirmemiz gerekiyor. Önce bireyle iletişim kurulmalı. Bu durum en uç noktada kişinin farkında olmadığı bir zorlantıya kadar gidebilen tablolar da oluşturabilir, yetkili sağlık kuruluşunun bu bireye yönlendirilmesiyle ilk adım atılmış olabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>İstifçiliğin yalnızca belirli bir yaş, cinsiyet ya da sosyokültürel sınıfa özgü olmadığını, herkesin risk altında olabileceğini aktaran Çelik, hastalığın erken dönemde sosyal izolasyon, hayattan keyif almama, uyku düzeninde bozulma ve suçluluk duygusu gibi belirtiler verdiğini söyledi. Çelik, "Bu bunalımla ilgili bir problem olduğu için önce bunun davranışsal izlerini ve alarmlarını vermeye başlar. Birey sosyal izolasyon içerisine giriyorsa, duygularını paylaşmıyorsa, düşüncelerini paylaşmıyorsa, ilişkilerinde bozukluklar varsa, akademik işlevselliğinde veya diğer zihinsel işlevlerinde gerileme ve durgunluk varsa, hayattan keyif almıyorsa, eskiden yaptığı şeyleri artık yapmamaya başlıyorsa, uykuları azalıyorsa veya artıyorsa, suçluluk duyguları varsa, bağ kurmayla ilgili çevresiyle problemler varsa bu işaretlerle birlikte bu ihtimallerin arttığını söyleyebiliriz" diye konuştu.</p>

<h3>"KÜÇÜK İŞARETLERLE BAŞLAR, KAR TOPU GİBİ BÜYÜYEBİLİR"</h3>

<p>Erken müdahalenin önemine dikkat çeken Çelik, "Bu meseleler küçük küçük başlar, küçük küçük işaretlerini verir, daha sonra kar topu gibi büyüyebilir. Biz ne kadar o mesele küçükken buna el atarsak, bunu önlemeye başlarsak, o kadar muhtemel sonuçları da engelleyebiliriz" sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/saglik/yalnizlasma-travma-kaygi-esyalarla-kurulan-tehlikeli-bagin-perd</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/yalnizlasma-travma-kaygi-esyalarla-kurulan-tehlikeli-bag</guid>
      <pubDate>Sun, 17 May 2026 11:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/05/25216e52-528c-4e23-b28e-63e0141a2066.webp" type="image/jpeg" length="52516"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çölyak hastalığının belirtileri neler ve tedavisi var mı?]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/colyak-hastaliginin-belirtileri-neler-ve-tedavisi-var-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/colyak-hastaliginin-belirtileri-neler-ve-tedavisi-var-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Uluslararası Çölyak Günü" kapsamında Sağlık Bakanlığı verilerinden derlenen bilgiler, Türkiye'deki çölyak hastalarının büyük bir bölümünün bu sinsi hastalıktan habersiz yaşadığını ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'de çölyak hastalarının büyük bir bölümü hastalığından habersiz olarak yaşamını sürdürüyor.</p>

<p>"Uluslararası Çölyak Günü" dolayısıyla, Sağlık Bakanlığı verilerinden derlediği bilgilere göre, genetik bir sindirim sistemi hastalığı olan çölyak, ince bağırsakta hasara yol açarak besin emilimini engelliyor.</p>

<p>Buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahıllarda bulunan glüten proteinine karşı gelişen hastalık, çocukluk döneminden ileri yaşlara kadar her yaşta ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Türkiye'de çölyak hastalığı görülme sıklığı yüzde 1 ile binde 3 arasında değişiyor. Hastalığın çok çeşitli belirtilerle ortaya çıkabilmesi, bazen alışılmadık şekillerde seyretmesi veya hiçbir belirti göstermemesi nedeniyle tanı konulabilen hasta oranının yüzde 10 olduğu tahmin ediliyor.</p>

<p>Çocuklarda karın ağrısı, şişkinlik, ishal, huzursuzluk, iştahsızlık, enfeksiyonlarda artış, gelişme geriliği, kusma, kilo alamama ve boy uzamasında yavaşlama gibi tipik belirtiler görülebiliyor.</p>

<p>İleri yaşlarda ise çölyak hastalığının belirtileri daha geniş bir yelpazede seyredebiliyor.</p>

<p>Çölyak hastalığında etkin olduğu bilinen tek tedavi ise glütenin ömür boyu diyetten (beslenme düzeni) çıkarılması ve tüketilmemesi.</p>

<p>Bu kişilerin buğday, arpa, çavdar ve yulaflı gıdaları tüketmemeleri, ayrıca marketlerde satılan hazır gıdaların içeriklerine de dikkat etmeleri ve mutlaka glütensiz gıdalarla beslenmeleri gerekiyor.</p>

<p>Glütensiz diyet uygulanmasında, hastalığın var olan belirtilerini kontrol altına almak, kişilerin yaşam kalitesini artırmak ve hastalıkla ilgili istenmeyen etkilerin oluşmaması hedefleniyor.</p>

<p>Hastaların çoğunda, diyet tedavisine tam uyum sağlamalarının ardından klinik bulguların tamamen düzeldiği, yapılan serolojik testlerde (kan testlerinde) elde edilen değerlerin normale döndüğü gözleniyor.</p>

<p>Çölyak hastaları için güvenli olan yiyecekler arasında ise şunlar yer alıyor:</p>

<p>"Sebze, meyve ve bakliyatların tamamı, katı ve sıvı yağlar, yumurta, bal, reçel, basit toz şeker, zeytin, kırmızı et, balık, tavuk (Et ürünleri katkılı olmamalı ve daha önce unlu bir ürün kızartılmış bir yağda kızartılmış olmamalı.) Una batırılmamış konserve çeşitleri, mısır, pirinç, patates ve unu, kestane unu, nohut unu, soya unu, üzüm çekirdeği unu, kinoa, amarant, teff, darı, sorgum, karabuğday bitki türlerinin kendileri ve unları, evde çekilmiş güvenli baharatlar."</p>

<p>- Çölyak hastalığına ilişkin farkındalık çalışmaları yürütülüyor</p>

<p>Sağlık Bakanlığı da çölyak hastalığına yönelik farkındalığı artırmak amacıyla okul eğitimlerinden öğretmen rehberlerine, glütensiz menü çalışmalarından aile hekimlerine yönelik rehberlere kadar çeşitli projeler yürütüyor.</p>

<p>Bu kapsamda, yetişkinleri ve çocukları bilgilendirmek üzere afişler, broşürler hazırlanarak, eğitimlerde kullanılıyor.</p>

<p>Okul sağlığı çalışmaları kapsamında öğrencilere çölyak hastalığı ile ilgili bilgilendirme yapılıyor.</p>

<p>Öte yandan Bakanlıkça "Çölyak Hastalığı Öğretmenlere Yönelik hazırlanan Bilgilendirme Rehberi" Milli Eğitim Bakanlığına iletildi.</p>

<p>Çölyak hastalığı olan öğrencilerin glütensiz besinlere kolay ulaşmasının sağlanması için kantinlerde ve kafeteryalarda glütensiz ürünlerin bulundurulması, gıda otomatlarında ve yemekhanelerde glütensiz menülere yer verilmesinin sağlanmasına yönelik çalışmalar da Milli Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ile sürdürülüyor.</p>

<p>Ayrıca çölyak hastalığında aile hekimleri için "Tanı Tedavi İzlem Rehberi" hazırlandı.</p>

<p>UNICEF (Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu) işbirliğiyle “Glütensiz Tarifler Magnet Kitapçık" hazırlanarak, magnetler vatandaşlara ulaştırılmak üzere il sağlık müdürlüklerine gönderildi.</p>

<p>Toplu Beslenme Sistemleri (Toplu Tüketim Yerleri) için Ulusal Menü Planlama ve Uygulama Rehberi” güncellenmekte olup, bu rehberde her bölüm için çölyak konusu işlendi.</p>

<p>"Çölyak Eylem Planı" konusundaki çalışmalar ise devam ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çölyak hastalığı hakkında detaylı bilgilere, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Dairesi Başkanlığının "https://hsgm.saglik.gov.tr/tr/saglikli-beslenme-db.html" web adresinden ulaşılabiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/saglik/turkiye-de-yuz-binlerce-kisi-farkinda-degil-colyak-hastaliginin</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/colyak-hastaliginin-belirtileri-neler-ve-tedavisi-var-mi</guid>
      <pubDate>Sat, 16 May 2026 13:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/05/59fd4835-9a1d-497d-913c-5a6c339db260.webp" type="image/jpeg" length="91232"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bel ağrısını hafife almayın: Sinir hasarı riski büyüyebilir]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/bel-agrisini-hafife-almayin-sinir-hasari-riski-buyuyebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/bel-agrisini-hafife-almayin-sinir-hasari-riski-buyuyebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Op. Dr. Selçuk Gözcü, bel fıtığında tek tip bir tedavi yaklaşımının doğru olmadığını vurgulayarak, "MR sonucu tek başına karar için yeterli değildir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde masa başı çalışma, hareketsizlik, ağır kaldırma ve yanlış duruş gibi faktörlerin bel fıtığını daha yaygın hale getirdiğini belirten Beyin Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Selçuk Gözcü, toplumda en sık yapılan hatalardan birinin bel fıtığı tanısı alan herkesin ameliyat olmak zorunda olduğu düşüncesi olduğunu ifade etti. Bel fıtığının, omurlar arasındaki disk yapısının taşarak sinir dokularına baskı yapmasıyla ortaya çıktığını belirten Op. Dr. Gözcü, ağrının yalnızca bel bölgesinde kalmayıp kalça, bacak ve ayaklara kadar yayılabileceğini söyledi.</p>

<p>Tedavi planlamasında hastanın yaşı, yaşam tarzı, şikayet süresi, nörolojik bulguları ve günlük yaşam kalitesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Gözcü, her hastaya aynı tedavinin uygulanmasının doğru olmadığını vurguladı.</p>

<h3>"MR SONUCU TEK BAŞINA AMELİYAT KARARI DEĞİLDİR"</h3>

<p>MR görüntüsünün tek başına ameliyat kararı için yeterli olmadığını ifade eden Op. Dr. Gözcü,<em> "Bel fıtığı tedavisinde belirleyici olan; hastanın şikayeti, muayene bulguları ve sinir üzerindeki etkinin derecesidir. Bazı hastalarda görüntü belirgin olsa da klinik tablo hafif olabilir, bazı hastalarda ise daha sınırlı bulgular yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir"</em> dedi.</p>

<h3>"AĞRIYI ERTELEMEK RİSKİ ARTIRABİLİR"</h3>

<p>Bel ve bacak ağrısını uzun süre önemsemeyen hastalarda sinir baskısının ilerleyebileceğini belirten Gözcü, özellikle bacaklara yayılan ağrı, uyuşma veya güç kaybı gibi şikayetlerin geciktirilmeden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Erken dönemde yapılan doğru planlamanın hem tedavi seçeneklerini artırdığını hem de hasta konforunu olumlu etkilediğini ifade etti.</p>

<h3>BEL FITIĞINDA TEDAVİ HASTAYA GÖRE BELİRLENİYOR</h3>

<p>Bel fıtığında tedavi sürecinin hastaya göre şekillendiğini belirten Op. Dr. Selçuk Gözcü, uygulanan yöntemleri şu şekilde özetledi:</p>

<p><em>"Ameliyatsız tedavi yöntemleri; istirahat, ilaç tedavisi, fizik tedavi, egzersiz programları ve uygun hastalarda girişimsel ağrı tedavileri ile birçok hastada şikâyetler kontrol altına alınabilir. Cerrahi tedavi (endoskopik ve mikrocerrahi yöntemler); uygun hastalarda daha küçük girişlerle gerçekleştirilen endoskopik yöntemler veya mikroskop eşliğinde yapılan mikrocerrahi teknikler tercih edilebilir. Bu yöntemler, sinir dokusunun korunmasına yardımcı olurken hedef bölgeye daha hassas müdahale imkânı sağlar. İleri sinir basısı, güç kaybı veya diğer tedavilere yanıt alınamayan durumlarda cerrahi tedavi gündeme gelebilir"</em> dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Amaç en uygun tedaviyi doğru zamanda belirlemek"</p>

<p>Tedavi yaklaşımında temel hedeflerinin hastayı bütüncül şekilde değerlendirmek olduğunu belirten Gözcü, "Amacımız her hastaya aynı tedaviyi uygulamak değil, hastaya en uygun yöntemi doğru zamanda belirlemektir" derken tedavi sürecinde hekim tecrübesi, ekip uyumu ve klinik altyapının önemine dikkat çekerek, hasta konforunun tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.</p>

<h3>"DOĞRU ZAMAN, DOĞRU TANI, DOĞRU TEDAVİ"</h3>

<p>Bel fıtığında başarının doğru zamanda yapılan değerlendirmeye bağlı olduğunu belirten Gözcü, "Amaç hastayı gereksiz korkuya sürüklemek değil; doğru tanıyı koymak ve en uygun tedavi yolunu belirlemektir. Ağrıyı ertelemek yerine zamanında değerlendirme yapmak önemli bir avantaj sağlar" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/saglik/bel-agrisini-hafife-almayin-sinir-hasari-riski-buyuyebilir-2503</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/bel-agrisini-hafife-almayin-sinir-hasari-riski-buyuyebilir</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 09:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/05/cad70ab4-7067-4c4f-9c8c-fd72630cf76d.webp" type="image/jpeg" length="34657"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İnsan bedeni geceye direniyor]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/insan-bedeni-geceye-direniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/insan-bedeni-geceye-direniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milyonlarca kişinin çalışma düzenini oluşturan gece vardiyası sistemi, uzmanlara göre yalnızca uyku düzenini değil, tüm bedensel ve ruhsal sağlığı etkileyen ciddi sonuçlar doğuruyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Milyonlarca kişinin çalışma düzenini oluşturan gece vardiyası sistemi, uzmanlara göre yalnızca uyku düzenini değil, tüm bedensel ve ruhsal sağlığı etkileyen ciddi sonuçlar doğuruyor.</p>

<p>Koç Üniversitesi Hastanesi Uyku Kliniği’nden Prof. Dr. Baran Balcan, gece vardiyasının insan bedeninin doğal ritmine aykırı bir çalışma biçimi olduğunu belirterek “İnsan organizması milyonlarca yıllık evrimsel süreç boyunca gündüz aktif, gece ise dinlenmeye programlanmıştır” dedi.</p>

<p>Bu düzenin “sirkadiyen ritim” adı verilen biyolojik saat sistemi tarafından kontrol edildiğini söyleyen Balcan, ışık-karanlık döngüsünün bu mekanizmanın temel belirleyicisi olduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Balcan, özellikle sabaha karşı saatlerin kritik olduğuna vurgu yaptı.</p>

<p>“03.00–06.00 saatleri arasında insan beyninin uyanıklık kapasitesi fizyolojik olarak en düşük seviyeye iner” diyen Balcan, bu saatlerde hata yapma ve iş kazası riskinin belirgin biçimde arttığını söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/saglik/insan-bedeni-geceye-direniyor-2502487</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/insan-bedeni-geceye-direniyor</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 08:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/05/ebcba6ed-3aa5-4ac1-a4d2-7edb9a0b0d03.jpg" type="image/jpeg" length="76322"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyet yapıp kilo veremeyenler dikkat]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/diyet-yapip-kilo-veremeyenler-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/diyet-yapip-kilo-veremeyenler-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyetisyen Zeliha Perçin, kilo verme sürecini sekteye uğratan yaygın hatalara dikkat çekti. Perçin, “Paketli gıdalar, hazır içecekler ve soslar düşündüğünüzden çok daha fazla şeker içerebilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fazla kilolardan kurtulmak isteyenler için doğru beslenme kadar yapılan hataların fark edilmesi de büyük önem taşıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Günlük hayatta fark edilmeden yapılan bazı alışkanlıklar, kilo verme sürecini zorlaştırabiliyor ve motivasyonu düşürebiliyor. Diyetisyen Zeliha Perçin, kilo vermeyi güçleştiren 5 önemli beslenme hatasını anlattı.</p>

<h3>‘DÜZENLİ VE DENGELİ ÖĞÜNLER İŞTAH KONTROLÜ AÇISINDAN ÖNEMLİ’</h3>

<p>Öğün atlamanın kilo verme sürecini olumsuz etkilediğini belirten Perçin, “Uzun süre aç kalmak vücudu koruma moduna geçirir ve metabolizma hızını düşürür. Bu durum kan şekerinde dalgalanmalara neden olarak bir sonraki öğünde kontrolsüz yeme isteğini artırır” dedi. Düzenli ve dengeli öğünlerin iştah kontrolü açısından önemli olduğunu ifade etti.</p>

<h3>GİZLİ ŞEKER TÜKETİMİ</h3>

<p>Günlük hayatta fark edilmeden tüketilen şekerli ürünlere dikkat çeken Perçin, “Paketli gıdalar, hazır içecekler ve soslar düşündüğünüzden çok daha fazla şeker içerebilir. Bu durum sık acıkmaya ve fazla kalori alımına yol açar. Etiket okuma alışkanlığı kazanmak bu noktada oldukça önemlidir. Gece geç saatlerde yemek yemek metabolizmayı olumsuz etkiliyor. Bu saatlerde metabolizma yavaşladığı için alınan enerjinin yakılması zorlaşır ve yağ depolanma eğilimi artar. Akşam öğünlerinin dengeli planlanması gerekir” dedi.</p>

<h3>‘DUYGUSAL YEME FARK EDİLMELİ’</h3>

<p>Stres, kaygı ve üzüntü gibi duyguların yeme davranışını tetikleyebileceğini ifade eden Perçin, “Duygusal açlık çoğu zaman yüksek kalorili yiyeceklere yönelmeye neden olur. Bu nedenle fiziksel açlık ile duygusal açlık ayrımını yapmak ve alternatif yöntemler geliştirmek önemlidir. Yetersiz su tüketimi de kilo kontrolünü zorlaştırıyor. Susuzluk hissi çoğu zaman açlıkla karıştırılır. Bu da gereksiz kalori alımına yol açabilir. Günlük yeterli su tüketimi hem metabolizmayı destekler hem de iştah kontrolüne yardımcı olur. Bu yaygın hataların fark edilmesi ve kişiye özel beslenme planlarının uygulanmasıyla kilo verme süreci daha sağlıklı ve sürdürülebilir hale gelebilir. Doğru yaklaşım küçük ama etkili adımlarla başlar” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/saglik/diyet-yapip-kilo-veremeyenler-dikkat-iste-en-yaygin-5-hata-2502</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/diyet-yapip-kilo-veremeyenler-dikkat</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 10:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/05/4da7437d-420e-485a-8075-a22f5bb927c7.webp" type="image/jpeg" length="57341"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlar: Türkiye için risk yok]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/uzmanlar-turkiye-icin-risk-yok</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/uzmanlar-turkiye-icin-risk-yok" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hantavirüs ile ilgili çalışmalar sürerken MV Hondius gemisinde görülen hantavirüse bağlı ölümler Türkiye’de olası risk tartışmalarına neden oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Antarktika seferine çıkan MV Hondius gemisinde görülen hantavirüse bağlı ölümler dünya gündemine oturdu. Hastalığın kaynağıyla ilgili incelemeler sürerken sosyal medyada özellikle Türkiye’de olası risk tartışmaları öne çıktı. Cumhuriyet’e konuşan Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Güle Çınar, Türkiye açısından kaygı yaratacak bir durum olmadığını söyledi.</p>

<p>Çınar, gemide görülen hantavirüs tipinin Türkiye’de rastlanan alt türlerden farklı olduğunu belirterek “Türkiye için bir tehlike teşkil etmiyor. Çünkü hantavirüsün farklı alt tipleri var.</p>

<p>Bu gemide görülen tür, Türkiye’de görülen tür değil. Ayrıca Türkiye’de insandan insana bulaş söz konusu değil” dedi. Çınar, hantavirüs enfeksiyonlarının bazı vakalarda ağır seyredebileceğini de ifade ederek “Akciğer tutulumu ve beraberinde böbrek tutulumu görülebiliyor. Bu şekilde olduğunda ölümcül olabiliyor” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>DAHA ÇOK KARADENİZ’DE</h3>

<p>Hantavirüsün temel bulaş yolunun kemirgenlerle temas olduğuna dikkat çeken Çınar, özellikle fare dışkıları ve partiküllerinin solunmasının risk oluşturduğunu söyledi. Çınar, “Daha çok farelerin dışkılarının bulunduğu ortamların solunmasıyla bulaş meydana geliyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Türkiye’de hantavirüs vakalarının tamamen bilinmeyen bir durum olmadığını belirten Çınar, özellikle Karadeniz Bölgesi’nde zaman zaman tekil vakaların görüldüğünü ancak salgın riskinden söz edilemeyeceğini ifade etti.</p>

<p>Sosyal medyada, Antarktika seferinde olduğu ve gemiden indiği öne sürülen YouTuber Ruhi Çenet hakkında ortaya atılan “Karantinada mı” sorularına da değinen Çınar, toplum açısından bir risk bulunmadığını söyledi. Çınar, “Ön planda insandan insana bulaşan bir hastalık olmadığı için belirgin bir risk söz konusu değil. Ruhi Çenet’in topluma karışıp karışmadığını bilmiyorum ama toplum için risk oluşturmaz” diye konuştu.</p>

<h3>TÜRK ÇİFT DE VAR</h3>

<p>Gemide kuş gözlemcisi Emin Yoğurtcuoğlu ve eşi de bulunuyor. Yoğurtcuoğlu, sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, sürecin yakından takip edildiğini anlattı. Yoğurtcuoğlu, gemide yeni bir vaka görülmediğini ve bazı hastaların tahliye edildiğini söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/uzmanlar-turkiye-icin-risk-yok-2501957</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.medgundem.com/uzmanlar-turkiye-icin-risk-yok</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 09:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/05/8eb4fe3d-7204-4bd2-bb1f-34dd095eb684.webp" type="image/jpeg" length="88545"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
