<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Med Gündem</title>
    <link>https://www.medgundem.com</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve taraofız habercilik... HAKÎKAT; Drama edilmiş anlayışını değil gerçekten, umuttan, özgürlükten beslenen geleceğe dönük, bilimsel, objektif, cesur bir yayıncılık anlayışını benimsiyoruz</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.medgundem.com/rss/yasam" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 12 Jul 2026 03:09:34 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/rss/yasam"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[İhraç Edilen İşçi M. M. İçin Acil Dayanışma Çağrısı]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/ihrac-edilen-isci-m-m-icin-acil-dayanisma-cagrisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/ihrac-edilen-isci-m-m-icin-acil-dayanisma-cagrisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Van Büyükşehir Belediyesi'nden ihraç edilen işçi M. M., kanser tedavisi görüyor. Kritik ameliyat öncesi mesai arkadaşları dayanışma çağrısı yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VAN </strong>– Van Büyükşehir Belediyesi'nde kayyım yönetimi döneminde işten çıkarılan 223 işçiden biri olan M. M.'nin <strong>kanser</strong> tedavisi gördüğü ve önümüzdeki günlerde hayati önem taşıyan bir ameliyat geçireceği öğrenildi. Gazeteci Oktay Candemir de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla emekçiler için dayanışma çağrısında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" height="560" src="https://medgundemcom.teimg.com/medgundem-com/uploads/2026/07/301834.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="840" /><br />
Edinilen bilgilere göre, işten çıkarılmasının ardından ekonomik sıkıntılar yaşayan M. M.'ye bir süre önce kanser teşhisi konuldu. Kemoterapi tedavisi devam eden M. M.'nin son kemoterapi dozunu 8 Temmuz'da alacağı, ardından ise acil olarak ameliyat edilmesi gerektiği belirtildi.<br />
Maddi imkânsızlıklar nedeniyle ameliyat masraflarını karşılamakta güçlük çeken M. M. için mesai arkadaşları ve dostları dayanışma kampanyası başlattı. Yapılan çağrıda, tedavinin aksamaması için toplumun tüm kesimlerinin imkânları ölçüsünde destek vermesi istendi.<br />
Gazeteci Oktay Candemir de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda "Emekçi dayanışması yaşatır" ifadelerini kullanarak M. M. için başlatılan dayanışma çağrısına destek verdi.<br />
Dayanışma çağrısında, "M. M. arkadaşımız sadece işini kaybetmedi, şimdi de yaşam mücadelesi veriyor. Maddi imkânsızlıklar nedeniyle ameliyatın ertelenmesi hayati risk taşıyor. Tüm dostlarımızı, emekçileri ve vicdan sahibi herkesi imkânları ölçüsünde dayanışmaya davet ediyoruz." denildi.<br />
M. M.'nin ameliyat ve tedavi sürecine katkı sunmak isteyenler için banka hesap bilgileri de kamuoyuyla paylaşıldı.<br />
<strong>Hesap Bilgisi:<br />
B. M.<br />
IBAN: TR32 0001 0005 4893 5059 7250 01</strong></p>

<p><strong><img alt="Van Bölge Gazetesi" height="261" src="https://medgundemcom.teimg.com/medgundem-com/uploads/2026/07/2409728861997453836.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="500" /></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/ihrac-edilen-isci-m-m-icin-acil-dayanisma-cagrisi</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 22:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/07/d-s-c08756-1.webp" type="image/jpeg" length="78265"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yalnız yaşayanların en fazla olduğu 10 ülke]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/yalniz-yasayanlarin-en-fazla-oldugu-10-ulke</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/yalniz-yasayanlarin-en-fazla-oldugu-10-ulke" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bireysel yaşam tarzlarının yaygınlaşmasıyla birlikte yalnız yaşayanların oranının en yüksek olduğu ülkeler de dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Değişen yaşam alışkanlıkları, ekonomik koşullar ve demografik dönüşüm, dünya genelinde tek kişilik hanelerin sayısını artırıyor. Özellikle gelişmiş ülkelerde bireysel yaşamı tercih edenlerin oranı her geçen yıl yükselirken, sosyal refah politikaları, yaşlanan nüfus ve değişen aile yapıları bu eğilimin başlıca nedenleri arasında gösteriliyor. İşte yalnız yaşayan nüfus oranının en yüksek olduğu ülkeler...</p>

<h3>1. İSVEÇ (%47)</h3>

<p>Listenin ilk sırasında yer alan İsveç'te nüfusun yaklaşık yüzde 47'si tek başına yaşıyor. Güçlü sosyal refah sistemi, uygun fiyatlı konut seçenekleri ve bireysel yaşamı destekleyen politikalar, ülkede tek kişilik hanelerin yaygınlaşmasını sağlıyor. Yaşlanan nüfus ve küçülen aile yapısı da bu oranı artıran etkenler arasında yer alıyor.</p>

<h3>2. BİRLEŞİK KRALLIK (%34)</h3>

<p>Birleşik Krallık'ta nüfusun yüzde 34'ü yalnız yaşıyor. Evlilik yaşının yükselmesi, bireysel yaşam tercihlerinin artması ve güçlü sosyal destek sistemi bu tabloyu şekillendiriyor. Brexit sonrası ekonomik belirsizlikler de tek kişilik yaşamı etkileyen faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.</p>

<h3>3. JAPONYA (%31)</h3>

<p>Japonya'da yalnız yaşayanların oranı yüzde 31'e ulaşıyor. Hızla yaşlanan nüfus, düşük doğum oranları ve küçük aile modelinin yaygınlaşması ülkede tek kişilik hanelerin artmasına neden oluyor.</p>

<h3>4. İTALYA (%29)</h3>

<p>Geleneksel aile yapısıyla bilinen İtalya'da da yalnız yaşayanların oranı yükseliyor. Özellikle yaşlı bireylerin bağımsız yaşamayı tercih etmesi ve gençlerin ekonomik nedenlerle farklı şehirlerde tek başına yaşaması bu artışı destekliyor.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/2dae010c-baba-40f7-9649-b072045dcabd.jpg" /></p>

<h3>5. AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ (%28)</h3>

<p>ABD'de nüfusun yüzde 28'i tek başına yaşıyor. Bireysel başarı anlayışı, eğitim ve kariyer hedeflerinin ön plana çıkması ile aile kurma yaşının yükselmesi, bu oranın artmasında önemli rol oynuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>6. KANADA (%27)</h3>

<p>Kanada'da güçlü ekonomi ve yüksek yaşam standartları, bireylerin bağımsız yaşam sürmesini kolaylaştırıyor. Özellikle büyük şehirlerde tek kişilik haneler giderek yaygınlaşıyor.</p>

<h3>7. RUSYA (%25)</h3>

<p>Rusya'da yalnız yaşayanların oranı yüzde 25 seviyesinde bulunuyor. Kariyer odaklı yaşam tarzı, evlilik yaşının yükselmesi ve son yıllarda yaşanan ekonomik zorluklar tek kişilik hanelerin artmasına katkı sağlıyor.</p>

<h3>8. GÜNEY AFRİKA (%24)</h3>

<p>Güney Afrika'da tek başına yaşayanların oranı yüzde 24'e ulaşıyor. İşsizlik, ekonomik koşullar ve değişen yaşam alışkanlıkları bireysel yaşamın yaygınlaşmasına neden oluyor.</p>

<h3>9. KENYA (%15)</h3>

<p>Kenya'da nüfusun yüzde 15'i yalnız yaşıyor. Yaşlanan nüfus, ekonomik zorluklar ve değişen aile yapısı ülkedeki tek kişilik hanelerin artışında etkili oluyor.</p>

<h3>10. BREZİLYA (%10)</h3>

<p>Listenin son sırasında yer alan Brezilya'da nüfusun yüzde 10'u tek başına yaşamayı tercih ediyor. Gençlerin kariyer ve ekonomik istikrara öncelik vermesi, aile kurma yaşını ileriye taşırken tek kişilik hanelerin sayısını da artırıyor.</p>

<h3>TÜRKİYE'DE DURUM NASIL?</h3>

<p>Türkiye’de hane yapısı dönüşmeye devam ediyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2025 yılı itibarıyla tek kişilik hane halkı sayısı 5 milyon 523 bin 321 kişiye ulaştı. Böylece son 10 yılda yalnız yaşayanların sayısında yüzde 66,5’lik dikkat çekici bir artış kaydedildi.</p>

<p>Toplam hane halkı sayısının 26 milyon 977 bin 795 olarak belirlendiği Türkiye’de, tek başına yaşayanların sayısındaki yükseliş özellikle Kovid-19 salgınının etkili olduğu yıllarda hız kazandı. 2020’de yalnız yaşayanların sayısı 4 milyon 404 bin 997, 2021’de ise 4 milyon 781 bin 600 olarak kaydedildi. Sonraki yıllarda da artış eğilimi devam etti ve 2025’te rakam 5,5 milyonun üzerine çıktı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/tek-kisilik-haneler-artiyor-yalniz-yasayanlarin-en-fazla-oldugu-</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/yalniz-yasayanlarin-en-fazla-oldugu-10-ulke</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 20:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/06/815c2f0b-ed86-4558-b3b1-8bfe44108438.webp" type="image/jpeg" length="11286"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sanatçı Soner Arıca'dan Kadir İnanır paylaşımı]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/sanatci-soner-aricadan-kadir-inanir-paylasimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/sanatci-soner-aricadan-kadir-inanir-paylasimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üç gün önce annesi Altun Arıca'yı kaybeden sanatçı Soner Arıca, dayısı Kadir İnanır’ın vefatıyla ikinci kez büyük bir acı yaşadı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk sinemasının usta isimlerinden Kadir İnanır’ın 77 yaşında hayatını kaybetmesi sanat dünyasında ve sevenlerinde derin bir üzüntü yarattı. Birçok sanatçı ve siyasinin taziye mesajı yayımladığı bu büyük kaybın ardından, İnanır'ın yeğeni olan ünlü şarkıcı Soner Arıca da sosyal medya hesabından duygusal bir paylaşımda bulundu.</p>

<h3>ARICA AİLESİNDE PEŞ PEŞE GELEN ACI KAYIPLAR</h3>

<p>Soner Arıca ve ailesi, son günlerde üst üste gelen vefat haberleriyle sarsıldı. Uzun süredir sağlık sorunlarıyla mücadele eden Arıca'nın annesi Altun Arıca, üç gün önce 95 yaşında yaşamını yitirmişti. Annesinin cenazesinin ardından henüz birkaç gün geçmişken bu kez dayısı Kadir İnanır’ın vefat haberini alan ünlü sanatçı, yaşadığı derin yası takipçileriyle paylaştı.</p>

<h3>"ACI RÜZGARIYLA ÇEVRELENMİŞ BİR ŞEKİLDE ÇOK ÜZGÜNÜM"</h3>

<p>Sosyal medya hesabı üzerinden usta oyuncu Kadir İnanır ile olan bir fotoğrafını paylaşan Soner Arıca, hislerini kelimelere dökmekte zorlandığını belirterek şu ifadeleri kullandı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><em>“Çok üzgünüm. Bir gün buraya fotoğrafını bu sebepten ekleyeceğim hiç aklıma gelmezdi. Tarifi zor bazı duygu durumların; bir film sahnesi olduğuna inanacağım bu zamansız vedanın, yoksa bu gerçekliğin neresini anlaşılabilir bulur ki insan. Acı rüzgarıyla çevrelenmiş bir şekilde çok üzgünüm…”</em><br />
 </p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/73c48c44-8ff1-41ba-a072-739b075cbf90.png" /></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/magazin/annesinin-ardindan-dayisini-da-kaybetti-sanatci-soner-arica-da</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/sanatci-soner-aricadan-kadir-inanir-paylasimi</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 09:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/06/ee2f3730-7eb2-4d13-990a-8f2e3942f075.webp" type="image/jpeg" length="57583"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erkekler neden kadınlardan daha önce ölüyor?]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/erkekler-neden-kadinlardan-daha-once-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/erkekler-neden-kadinlardan-daha-once-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, erkeklerin kadınlara kıyasla çok daha yüksek oranda erken yaşta hayatını kaybetmesine dikkat çekerek, sağlık sisteminin erkeklerin ihtiyaçlarını karşılamada sınıfta kaldığını belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>BBC'nin haberine göre modern toplumda erkeklerin fiziksel ve zihinsel sağlığı, biyolojik faktörlerden çok kültürel ve sosyal engeller nedeniyle ciddi bir risk altında. Sağlık kuruluşları, erkeklerin sağlık hizmetlerine başvurma konusunda kadınlara göre çok daha isteksiz olduğunu ve bu durumun kalp hastalıklarından intihar oranlarına kadar pek çok alanda "sessiz bir krize" yol açtığını vurguluyor.</p>

<h3>'ERKEKLEŞME' BASKISI SAĞLIĞI TEHDİT EDİYOR</h3>

<p>Uzmanlara göre, erkeklerin sağlık hizmetlerine erişimindeki en büyük engellerden biri "maçoluk" algısı ve toplumun "erkek her şeye göğüs germelidir" beklentisi. Birçok erkek, yaşadığı sağlık sorunlarını "zayıflık" olarak görüp doktora gitmekten çekiniyor. Bu durum erkeklerin kadınlardan yaklaşık olarak dört yıl daha düşük yaşam beklentisine sahip olmasının ve kalp hastalığı, akciğer kanseri, karaciğer hastalığına yakalanma oranının daha yüksek olmasına neden oluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Erkek Sağlığı Forumu" kuruluşunun kurucusu olan Profesör Dr. Alan White bu konunun daha ciddiye alınması gerektiğini söylüyor. Pandemiyi örnek gösteren yazar, İngiltere'de Covid-19'dan ölen erkeklerin sayısının kadınlardan 19.000 daha fazla olduğunu belirtti. Erkeklerin kötü sağlığını yaşam tarzlarına bağlamanın çok kolay olduğunu söyleyen yazar, <em>"Mesele bundan çok daha karmaşık" diyor. White'a göre erkeklerin bağışıklık sistemi enfeksiyonlarla mücadelede daha az yetenekli. Profesör White yaptığı açıklamada "Erkekler sağlık konusunda daha az bilinçlidir; yani sağlıkları hakkında konuşma, belirtileri tanıma ve bunlara göre hareket etme becerilerini geliştirmezler. Erkeklerin sağlık durumu, ergenlik yıllarından 40'lı yaşlarına kadar genellikle çok durağandır; birçoğu yıllarca bir sağlık uzmanına görünmeden yaşar."</em> ifadelerinde bulundu.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/8ca32c8c-69a8-4620-83fa-276ca3105739.jpg" /></p>

<h3>YOKSULLUK KESKİN FARKI DAHA DA AÇIYOR</h3>

<p>Erkek sağlığı söz konusu olduğunda, yoksulluğun etkisi daha da belirginleşiyor. En yoksul bölgelerin %10'unda ortalama yaşam süresi, en zengin bölgelere göre 10 yıl daha kısa; bu fark kadınlarda görülen farktan daha büyük. Ayrıca, en yoksul bölgelerde bir erkeğin 75 yaşından önce ölme olasılığı 3,5 kat daha yüksek. 40 ila 74 yaş arasındaki kişilere beş yılda bir sunulan NHS sağlık kontrolleri, erkeklerin erken yaşta hayatını kaybetmesine neden olan birçok hastalık söz konusu olduğunda hayati bir müdahale olarak kabul ediliyor. Ancak erkeklerin onda dördünden azı bu fırsattan yararlanıyor.</p>

<p>Konu hakkında açıklamalarda bulunan aktivist Mark Brooks,<em> "Geri kalmış topluluklar ile inşaat ve imalat gibi mavi yakalı işlerde çalışanlar söz konusu olduğunda, aradaki büyük farkları göz ardı edemezsiniz. Sağlık hizmetlerinin tasarlanma biçimi erkekler için işe yaramıyor." </em>diyor. Brooks'a göre iş kaygıları, mali sorunlar ve ilişki problemlerinin, erkekler arasında görülen yüksek intihar oranlarında büyük bir etken. Buna rağmen, konuşma terapilerine gönderilen kişilerin sadece üçte biri erkek; bu da hizmetlerin erkeklerin ihtiyaçlarını yeterince dikkate almadığını düşündürüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/guclu-ol-baskisi-erken-yasta-olum-getiriyor-erkekler-neden-kadin</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/erkekler-neden-kadinlardan-daha-once-oluyor</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 08:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/06/d37357b4-0999-4341-9f04-442693355a2a.jpg" type="image/jpeg" length="15980"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilim 'Baba Beyni'ni çözdü!]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/babalik-bir-erkegin-beynini-ve-hormonlarini-nasil-degistiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/babalik-bir-erkegin-beynini-ve-hormonlarini-nasil-degistiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Annelik sürecinde kadınların yaşadığı biyolojik ve hormonal değişimler tıp dünyasında uzun yıllardır bilinirken, güncel araştırmalar erkeklerin de babalığa biyolojik olarak hazırlandığını ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bugüne kadar ebeveynlik hazırlıklarının sadece kadınların bedeninde ve beyninde gerçekleştiğine inanılırdı. Ancak bilim dünyasından gelen son haberler, erkeklerin "aktif bir baba" olmak için gerekli tüm biyolojik donanıma doğuştan sahip olduğunu gösteriyor. Primatolog Sarah Blaffer Hrdy'nin öncülük ettiği araştırmalara göre, erkeklerin sinir sistemi ve endokrin (hormon) sistemi ebeveynliğe biyolojik bir tepki veriyor. Şefkatli ve ilgili bir baba figürünün modern çağın kültürel bir beklentisi olmaktan çok, insanın evrimsel geçmişine dayanan köklü bir biyolojik özellik olduğu vurgulanıyor.</p>

<h3>ERKEKLERDE TESTOSTERON DÜŞÜYOR BABALIK İÇGÜDÜSÜ ARTIYOR</h3>

<p>Bilim insanları tarafından ABD ve Filipinler'de yürütülen uzun soluklu araştırmalar, erkeklerin bebek sahibi olduklarında ciddi hormonal kırılmalar yaşadığını gözler önüne serdi. Indiana'daki Notre Dame Üniversitesi'nden Prof. Dr. Lee Gettler'ın öncülük ettiği çalışmalara göre, baba olan erkeklerin testosteron seviyelerinde çocuksuz erkeklere kıyasla çarpıcı düşüşler kaydediliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Testosteron seviyesindeki bu düşüşün, erkekleri bebek ağlamalarına karşı daha uyanık ve duyarlı hale getirdiği belirtiliyor. Üstelik araştırma sonuçları, bebeğin bakımıyla fiziksel olarak daha fazla ilgilenen ve hatta bebeğiyle uyuyan babalarda testosteron düşüşünün çok daha belirgin olduğunu gösteriyor. Emory Üniversitesi'nden James K. Rilling'in bulgularına göre ise bu değişim doğumdan çok önce, partnerin hamile kalmasının henüz dördüncü ayında başlıyor.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/b5fee8a3-efb8-4652-a30e-e9a0af533747.jpg" /></p>

<h3>SEVGİ HORMONU "OKSİTOSİN" YALNIZCA ANNELERE ÖZGÜ DEĞİL</h3>

<p>Doğum sürecini kolaylaştıran, emzirmeyi destekleyen ve anne ile bebek arasındaki bağı güçlendiren "oksitosin" (sevgi hormonu) üzerine yapılan klinik deneyler de ezber bozdu. Yeni bulgular, yeni doğmuş bebeklerini ilk kez kucaklarına alan babalarda ve bebekleriyle sık oyun oynayan erkeklerde oksitosin hormonunun hızla tırmandığını kanıtladı.</p>

<p>Biyologlar ayrıca, doğmamış çocuğuyla daha güçlü bir bağ kuran baba adaylarında, normalde emzirme ve anne bakımıyla anılan "prolaktin" hormonunun da yükselişe geçtiğini kaydetti. ABD'li Klinik Psikolog Darby Saxbe, durumu "Sadece yeni annelerin hormonal değişiklikler yaşadığı doğru değil; erkekler de bebeğe uyum sağlama konusunda biyolojik adaptasyonlar gösteriyor" sözleriyle özetliyor.</p>

<h3>BEYİNDE "İKİNCİ ERGENLİK" DÖNEMİ VE SOSYAL ETKİLER</h3>

<p>Uzmanların en çarpıcı tespitlerinden biri de babalık sürecinin beyindeki etkisine yönelik oldu. İspanya ve ABD'de gerçekleştirilen nörolojik beyin taramaları, ilk kez baba olacak erkeklerin beyin yapılarının anne adaylarına benzer şekilde yeniden uyarlandığını tespit etti. Psikolog Saxbe, yeni ebeveynliğe geçiş evresini, beynin yeni durumlara adapte olmak için büyük bir çaba sarf ettiği "ergenlik" dönemine benzetiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/bilim-baba-beyni-ni-cozdu-babalik-bir-erkegin-beynini-ve-hormonl</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/babalik-bir-erkegin-beynini-ve-hormonlarini-nasil-degistiriyor</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 22:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/06/4b4bf42d-d7c0-4a3b-a0d2-76ef0a12cc12.jpg" type="image/jpeg" length="33249"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kazım Koyuncu için 3 farklı noktada anma]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/kazim-koyuncu-icin-3-farkli-noktada-anma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/kazim-koyuncu-icin-3-farkli-noktada-anma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Artvin Hopaspor’un taraftar grubu Denizin Asi Çocukları, Kazım Koyuncu’yu ölümünün 21. yılında üç ayrı etkinlikle anacaklarını duyurdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kazım Koyuncu, ölümünün 21. yılında Artvin'in 3 ilçesinde 3 ayrı programla anılacak.</p>

<p>Artvin Hopaspor’un resmi taraftar grubu Denizin Asi Çocukları, 33 yaşındayken yaşamını yitiren Kazım Koyuncu’nun ölümünün 21. yılı nedeniyle anma etkinlikleri düzenleyecek.</p>

<p>İsmini ve duruşunu Koyuncu’dan ilham alarak şekillendiren taraftar grubunun sorumlusu Kadir Genç, Kazım Koyuncu için bu yıl 3 farklı noktada anma programı gerçekleştireceklerini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>SEVENLERİNE ÇAĞRI YAPILDI</h3>

<p>Genç, şunları söyledi:</p>

<p>"Denizin Asi Çocukları olarak bu yıl düzenleyeceğimiz Kazım Koyuncu anma etkinlikleri 3 noktada gerçekleşecek. Öncelikle 24 Haziran günü Fındıklı’da, 28 Haziran günü Kemalpaşa’da ve son olarak 4 Temmuz’da Hopa’da son bulacak.</p>

<p>Bu anma etkinlikleri kapsamında Fındıklı’da Biçeriler taraftar grubu ve Fındıklı Belediyesi ile 28 Haziran’da Kemalpaşa’da Kemalpaşa Belediyesi ile ve son olarak Hopa’da Hopa Belediyesi ile birlikte etkinlikler düzenleyeceğiz. Tüm dostlarımızı, Kazım Koyuncu sevenlerini bu etkinliklere davet ediyoruz."</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/29985e92-6fda-4060-a443-0533900d29e6.jpg" /></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/kazim-koyuncu-icin-3-farkli-noktada-anma-programi-2514358</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/kazim-koyuncu-icin-3-farkli-noktada-anma</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 20:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/06/002812dc-6989-439e-a92f-0a79812667b9.jpg" type="image/jpeg" length="50155"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bazı kelebekler neden aylarca yaşıyor?]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/bazi-kelebekler-neden-aylarca-yasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/bazi-kelebekler-neden-aylarca-yasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çoğu kelebek türü yalnızca birkaç haftalık kısa bir ömre sahipken, Güney ve Orta Amerika ormanlarında yaşayan bazı tropikal türlerin 25 kat daha uzun yaşayabilmesi bilim dünyasında büyük heyecan yarattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Doğanın en zarif canlılarından biri olan kelebekler, genellikle renkli çiçeklerin arasında geçirdikleri yalnızca birkaç haftalık ömürleriyle bilinirler. Ancak Güney ve Orta Amerika'nın derin yağmur ormanlarında yaşayan bazı tropikal kelebek türlerinin (özellikle Heliconius cinsi) aylarca, yani hemcinslerinden tam 25 kat daha uzun yaşayabilmesi bilim insanlarını uzun süredir büyüleyen bir gizemdi. Yürütülen yeni bir uluslararası araştırma, bu canlıların sıra dışı uzun yaşam sırlarını deşifre etmeyi başardı. Araştırma sonuçları, sadece biyoloji dünyasını aydınlatmakla kalmıyor, aynı zamanda insanların yaşlanma karşıtı çalışmaları için de yepyeni pencereler açıyor.</p>

<h3>SIRRIN ANAHTARI: SADECE NEKTAR DEĞİL, POLEN YEMEK!</h3>

<p>Klasik kelebeklerin büyük bir kısmı sadece çiçek nektarı, yani şekerli su ile beslenir. Şeker anlık enerji sağlasa da hücre yenilenmesi ve vücut dokularının onarımı için gerekli olan proteinden yoksundur. Bilim insanlarının yaptığı incelemelere göre, 25 kat daha uzun yaşayan Heliconius kelebekleri evrimsel olarak radikal bir değişiklik geliştirdi: Polen (çiçek tozu) tüketmek.</p>

<p>Bu kelebekler, salgıladıkları özel tükürük enzimleri sayesinde topladıkları sert polen tanelerini harici olarak sindirip sıvılaştırabiliyorlar. Polenlerin içinde yer alan zengin amino asitler ve proteinler, kelebeklerin vücudunda adeta bir gençlik iksiri görevi görüyor. Aldıkları bu yüksek kaliteli besinler sayesinde kelebekler:</p>

<p>Hücresel yıpranmaya karşı metabolizmalarını koruyor,</p>

<p>Yumurta üretim süreçlerini aylarca sürdürebiliyor,</p>

<p>Bağışıklık sistemlerini parazitlere karşı sürekli güçlü tutabiliyorlar.</p>

<h3>İNSAN ÖMRÜ VE HÜCRE GENÇLEŞMESİ İÇİN YENİ BİR IŞIK</h3>

<p>Araştırmayı yürüten uzmanlar, bu tropikal türlerin genetik haritasını çıkardıklarında, polen beslenmesiyle tetiklenen ve hücresel yaşlanmayı yavaşlatan özel gen grupları tespit ettiler. Kelebeklerin amino asitleri işleme ve hücresel hasarları onarma mekanizması, insan vücudundaki yaşlanma süreçleriyle (oksidatif stres ve hücresel atık birikimi) büyük benzerlikler taşıyor.</p>

<p>"Bir canlının beslenme şeklini ve genetik ifadesini değiştirerek ömrünü 25 kat gibi inanılmaz bir oranda uzatabilmesi, biyolojik sınırların ne kadar esnek olduğunu kanıtlıyor. Bu kelebeklerin amino asit sentezleme yeteneğini anlamak, insanlarda yaşlanmaya bağlı doku kayıplarını ve hücresel yaşlanmayı önleyecek yeni nesil takviyelerin veya tedavilerin geliştirilmesinde kritik bir basamak olabilir."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doğanın bu küçük ama uzun ömürlü mucizeleri, beslenme kalitesi ile yaşam süresi arasındaki doğrudan bağı en çarpıcı şekilde kanıtlarken, laboratuvarlarda yürütülen uzun yaşam (longevity) araştırmalarına da yepyeni bir yön vermeye aday görünüyor.<br />
<br />
<br />
<em>KAYNAK: CNN International</em></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/tropikal-ormanlardan-gelen-mucize-bazi-kelebekler-neden-aylarca-</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/bazi-kelebekler-neden-aylarca-yasiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 13:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/06/d6a2c1b4-3c7a-4b7f-a4b2-9d13caab0669.webp" type="image/jpeg" length="60320"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gecekondu şehrinden rezidans şehrine dönüşüm]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/igecekondu-sehrinden-rezidans-sehrine-donusum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/igecekondu-sehrinden-rezidans-sehrine-donusum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Plansız sanayileşme plansız yapılaşmaya yol açtı. Sanayi tesislerinin büyükkentler yığılması köyden kente göçü tetikledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yakın dönem İstanbul tarihi, gecekondulaşma olgusu göz ardı edilerek yazılamaz. Mimarisiyle, kültürüyle, sınıfsal yapısı ve dayanışma kültürü ile filmlere, romanlara konu olmuş gecekondu bölgelerinin bugün yerinde yeller esiyor. Bugün o mahallelerin son kırıntıları rezidans bloklarının arasında sıkışıp kalmış küçük adacıklardan ibaret.</p>

<p>40’lı yılların sonundan itibaren gündeme gelen gecekondu sorunu, 2000’li yıllara kadar en çok tartışılan gündem maddelerimizden biriydi. “Gecekondu sorunu” diye bir sorunumuz vardı bir zamanlar. Şimdi onun yerini kent siluetini bozan dikey mimari ve yoğun yapılaşma sorununu konuşuyoruz. Yeni nesil gecekonduyu da gecekondu mahallelerini de bilmiyor, tanımıyor.</p>

<p>Gecekondu sorunu diye bir kavramı gündemden düşmüşken aklımıza düşüren bir gezi yaptık hafta sonu. FEST Travel’in “İstanbul’un Gecekondu Serüveni” başlığı altında İstanbul’un ilk gecekondu mahallelerinden bazılarını gezdik. Tabii gecekondu mahallesi denebilirse... Zira İstanbul’un bir zamanlar en bilinen gecekondu mahalleleri olan Kâğıthane, 1 Mayıs, Örnek ve Gülsuyu mahallelerinde apartmanların ve rezidansların arasında kaybolup gitmiş birkaç ev dışında gecekonduyu ara ki bulasın.</p>

<p>Şehir planlamacıları, mimarlar ve sosyologların ağırlıklı olarak katılım gösterdiği gecekondu gezisinde hem kent sosyolojisi alanında önemli çalışmalara imza atmış Prof. Dr. Şükrü Aslan’ın hem de 68 kuşağının önemli isimlerinden ve DİSK’te uzun yıllar uzmanlık yapan FEST Travel’ın yönetim kurulu başkanı Faruk Pekin’in sunumları ilgiyle dinlendi. Şükrü Hoca, hem Kağıthâne hem 1 Mayıs hem de Gülsuyu mahallelerinin tarihi ve sosyolojisi üzerine araştırmalar, tezler yazmış biri. Faruk Pekin ise 60’lı ve 70’li yıllarda gecekondu halkıyla dayanışma gösteren sol hareketin içinden gelmiş biri.</p>

<p>Gezi güzergâhında yer alan mahallelerin tarihini ve sosyolojisini aktarmadan önce Türkiye’de ve bir zamanlar ülkenin en büyük gecekondu şehri İstanbul’da gecekondulaşmanın kısa bir kronolojik öyküsünü anlatmakta yarar var.</p>

<h3>İLK GECEKONDU MAHALLESİ: ZEYTİNBURNU</h3>

<p>1940’lı yılların ikinci yarısında gerek sanayileşmenin büyük kentlerde plansız bir şekilde yoğunlaşması ve DP döneminde yolların yapımı, köyden kente göçü tetikleyen en önemli etkendi. Plansız sanayileşme, plansız göçü ve yapılaşmayı beraberinde getirdi. İlk gecekondu mahalleleri de sanayi tesislerinin çeperindeki boş arazilere kuruldu. Zeytinburnu, Yedikule ve Bakırköy’ün sahile yakın bölgelerinde ilk gecekondular yapıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1950’li yıllarda İstanbul’daki ikinci büyük gecekondu gelişmesi Taşlıtarla’da ortaya çıkmıştır. Buradaki yerleşme 1950-1951 yılları arasında Bulgaristan’dan gelen göçmenlerden 2014’üne devletçe göçmen mahallesi kurulması ile başlamıştır. Bu mahalleye 1954 yılından sonra Yugoslavya’dan gelen göçmen aileler de yerleştirilmiştir.</p>

<p>Sanayi atık sularını boşaltacak yerlere kurulduğunda Haliç’in iki yakası, Kâğıthane, Alibeyköy, Silahtarağa ve İstinye sırtlarındaki fabrikaların çevresi de gecekondulaşmadan ilk nasibini alan bölgeler oldu. DP iktidarının Londra Asfaltı’nı yapmasının ardından bu kez hem sanayi hem de gecekondular bu yolun iki tarafında kümelendi.</p>

<p>İstanbul’un ilk gecekondu mahallesi Kazlıçeşme ve Veliefendi Çayırı civarındaki Yeni Mahalle, Osmaniye, Beş Telsiz ve bölgedeki Sümerbank Fabrikası’ndan dolayı sonradan adı Sümer olacak mahalleye kuruldu. Çünkü bölgede deri tabakhaneleri, Sümerbank, Mensucat Santral, Fişekhane, Çimento, Vita Yağı ve Ağır Bakım Tamir Fabrikası vardı. Burada çalışan işçiler bu bölgelerin boş olmasından da yararlanarak ilk derme çatma barakalarını kondurdular. Sur dışındaki bu arazilerde yapılan barakalarına jandarma ve polisin baskınından kurtulmak için zamanla yarışarak gece başlayıp gün ışımadan bitirildiği için gecekondu dendi.</p>

<h3>PORTAKAL SANDIĞI VE TENEKEDEN BARAKA</h3>

<p>İlk yapılan gecekonduların inşasında kullanılan malzemeler de hayli ilkeldi. Manavlardan ve sebze halinden satın alınan meyve sandıkları, tenekeler, muşamba, naylon, çividen ibaretti. Öyle ki 1947’de gazetemizde bir gecekondu sakini, muhabirimize “Gecekondular çoğalınca meyve kasaları ve çivi fiyatları üç katına çıktı. Geçen hafta aldığım kasayı şimdi üç misli fiyatına alıyorum” diye yakınıyor.</p>

<p>Muşambalardan yer döşemesi, naylondan pencere camı, tenekeden çatı kaplamasıyla yapılan konduların inşaat malzemeleri de zaman içerisinde biraz daha iyileşti. Artık duvarlar portakal sandığından değil ya kerpiçten ya da briketten, çatı kaplaması alüminyum saçtan yapılır oldu. Gece kondurulan barakaların elektrik, su ve kanalizasyonu yoktu. Tabii yolları ve ulaşım araçları da. Sular yakındaki fabrikaların işçilerin temizliği için yapılan çeşmelerinden karşılandı önce. Sonra artezyen kuyuları açıldı gecekondu mahallelerinde. Belediyeler ve hükümet de bir süre sonra gecekonduları yıksa da ertesi gün yeniden yapıldığını görünce çaresiz kalarak hiç olmazsa su ihtiyaçlarını karşılasınlar diye çeşmeler yaptırdı. Çeşmesi olmayan mahaller ise ihtiyaçlarını o dönem gezici sakalardan karşılıyordu. Elektriğe kavuşmaları hayli geç oldu. Önce gaz lambası ve lüks denilen ilkel aydınlatma araçları kullanıldı. Kentte ilk yabancılığını ve ürkekliğini attıktan sonra kaçak hat çekilerek gecekondular elektriğe kavuştu.</p>

<p>Zeytinburnu’nda, Kâğıthane’de, Alibeyköy’de ilk gecekondularını yapanlar güvenlik güçleri ile çatışıyordu. Bir süre sonra sınır anlaşmazlığı nedeniyle komşularıyla kavga etmeye başladılar. Ne güvenlik güçlerinin ne belediyelerin ne de merkezi hükümetin aldığı yıkım kararları ya da gecekonduları taşıma faaliyetleri bir işe yaradı. Köyden kente akın akın gelenlerin barınma ihtiyacı karşılanmadığı için hazine ve vakıf arazileri pıtrak gibi gecekonduyla doldu.</p>

<h3>ARAZİ MAFYASI İLE TANIŞIYORUZ</h3>

<p>Bu göç akını farklı bir rant kapısını da açmış oldu. Kendine bir arazi çevirip gecekondusunu yapanlar fazladan çevirdiği araziyi sonradan gelen kent yoksullarına satıyordu. Rant kapısı bir kez açılmayagörsün... Hemen o işin mafyası da türeyiverir. Artık hazine arazilerini çeviren birtakım silahlı adamlar yeni gelenlere bu araziyi satıyor, yetmiyor gecekondunun yapımında kullanılacak inşaat malzemesini kendisinden almasını, bu malzemeleri taşıyacak at arabalarını da yine kendisinden kiralaması şartını koşuyordu. Sıkıysa itiraz et... İtiraz eden bedelini canıyla ödüyordu. 1970’lerde böyle bir durum yaşanmıştı. Gazi Mahallesi’nde arazi mafyası Laz Dursun, fahiş fiyatla sattığı inşaat malzemesine itiraz edip ihtiyacını başka nalburdan satın alan bir Sivaslı göçmeni adamlarına öldürttü. Onun akrabaları da Laz Dursun’u... Arazi mafyasından nemalanan Gazi Karakolu da Laz Dursun’u öldürenlerden birini karakolda falakada öldürünce mahalle savaş meydanına dönmüştü.</p>

<p>Gecekondu mahalleleri üzerinde muhteşem araştırmaları olan Prof. Dr. Şükrü Aslan, bir zamanlar İstanbul’un en büyük gecekondu mahallelerinden olan ve günümüzde ilçe statüsünü kazanan Kâğıthane’nin tarihiyle ilgili bilgi verirken bölgenin arazi mafyası Kürt Ahmet’le ilgili ilginç anekdotlar anlattı. Kürt Ahmet de Gazi Mahallesi’ndeki Laz Dursun gibi Kâğıthane’nin ağasıydı. Kâğıthane’deki Hazine arazilerini parselleyip satarken belediye ile ortak çalışıyor. Belediye başkanlarının makam odasına teklifsiz girebiliyor. Zaten arazi mafyalarının jandarma, polis, yerel yönetim ilişkileri olmadan bu işi yapması olanaksız.</p>

<p>Zaten siyasiler de bir süre sonra hükümetler ve siyasi partiler de gecekondu sorunu ile başa çıkamayacağını anlayıp bu furyadan “Siyaseten nasıl yararlanabilirim” diye düşünüp yol verdiler.</p>

<h3>SİYASET GECEKONDUCU İLİŞKİSİ</h3>

<p>Gecekonducuların oy deposu olarak kullanılabileceğini ilk düşünen DP oldu. Zaten kırsaldan oy alan DP, kırsalın kente göçüp kent çeperlerine gecekondular yapan kent yoksullarının oyunu alıp büyük kentlerde CHP’yi dengeleme fırsatını kaçırmak istemedi. Gecekondu afları ilk olarak DP döneminde yaşandı. 1953’te 6188 sayılı Bina Yapımını Teşvik ve İzinsiz Yapılan Binalar Hakkındaki Kanun’la, bu tarihe kadar yapılan gecekonduları yasallaştırırken bu tarihten sonrakilerin yapımını yasaklayan 6188 sayılı Bina Yapımını Teşvik ve İzinsiz Yapılan Binalar Hakkındaki Yasa’yı çıkardı.</p>

<p>İkinci adım olarak da belediyelerin elindeki arsaların ihtiyaç sahiplerine verilmesini ön gören Hazineden Belediyelere Devredilecek Arazi ve Arsalar Hakkındaki 7367 Sayılı Yasa’yı çıkararak attı.</p>

<p>İkinci adım olarak da 1955 tarihinde yaklaşık 2 bin gecekonduya tapu dağıtıldı. Aynı yıl Kazlıçeşme’de bulunan 6 bin 232 gecekonduya tapu verilmişti. Merkezi hükümetten sonra belediyelerin de elindeki arsaların ihtiyaç sahiplerine verilmesini ön gören Hazineden Belediyelere Devredilecek Arazi ve Arsalar Hakkındaki 7367 Sayılı Yasa çıkarıldı.</p>

<p>---</p>

<p>Yarın: Sol örgütler gecekondu yapıyor</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/istanbul-un-1940-li-yillarda-baslayan-gecekondulasma-tarihi-ge</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/igecekondu-sehrinden-rezidans-sehrine-donusum</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 08:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/05/c65dac37-ecdb-414e-b552-a5b1840b73ba.webp" type="image/jpeg" length="52646"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul'da yüzen evlerin hikâyesi]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/istanbulda-yuzen-evlerin-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/istanbulda-yuzen-evlerin-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1940’lı yıllarda Kadıköy ve Boğaz koylarında ortaya çıkan yüzen evler,İstanbul’un denizle kurduğu en sıradışı yaşam biçimlerinden biri olarak hafızalara kazındı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’da yaşayanlar için deniz bir dönem sadece Boğaz manzarası ya da vapur yolculuğu değildi. Boğaz kıyılarının henüz betonlaşmadığı, çocukların kıyıdan suya atladığı, ıhlamur kokusunun iyotla karıştığı yıllarda deniz yaşamın tam merkezindeydi. Deniz hamamları, çay bahçeleri ve yalıların yanı sıra Kadıköy ve Boğaz koylarında demirli yüzen evler de bu hayatın bir parçasıydı.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/c0d63af1-9b10-4267-91c3-167491ed8bdf.jpg" /></p>

<h3>YÜZEN EVLER NASIL ORTAYA ÇIKTI?</h3>

<p>1940’lı yılların başından itibaren İstanbul halkı, özellikle Kadıköy ve Boğaz koylarında ilk yüzen evlerle tanıştı. Görenlerin hayranlıkla baktığı bu yapılar, basit ama işlevsel tasarımlarıyla dikkat çekiyordu.</p>

<p>Yaklaşık 25 metrekarelik kullanım alanına sahip olan bu yüzen evler, oldukça kompakt ama işlevsel bir yaşam düzeni sunuyordu. İçeride bir yatak ve oturma bölümü, küçük bir mutfak ve tuvalet yer alırken, dış kısımda ise denize açılan minik bir teras yani güverte bulunuyordu. 3–4 kişilik ailelerin yazlık ihtiyaçlarına göre tasarlanan bu yapılar, uygun bir noktaya tonoz sistemiyle sabitlenerek denizin ortasında yaşam imkânı sağlıyordu. Dönem koşulları düşünüldüğünde oldukça ekonomik bir çözüm olan bu sistem, “denize sıfır yazlık” fikrini bambaşka ve sıra dışı bir boyuta taşıyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/cd0f80d7-0be8-48a7-b5a7-7faca1d4a6a4.jpg" /></p>

<h3>AHSEN YAPANAR’IN TASARIMLARI</h3>

<p>1940’lı yıllarda Yüksek Mimar Ahsen Yapanar, yüzen evleri ticari olarak tasarlayıp üreten isimlerden biri oldu. Ürettiği modeller Kadıköy ve Tarabya koylarında hızla yayılmaya başladı. Dönemin koşullarında yaklaşık 800 TL gibi bir bedelle denizin üzerinde bir yaşam alanı sahibi olmak mümkün hale geldi.</p>

<p>Bu yapılar, yalnızca bir barınma alanı değil; aynı zamanda yeni bir yazlık kültürün de başlangıcı oldu.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/b9c309a4-ff9b-49bc-83e3-b9156409fb27.jpg" /></p>

<h3>BOĞAZ’DA “YÜZEN KÖŞK” DÖNEMİ</h3>

<p>1950 ve 1960’lı yıllarda yüzen evlere olan ilgi daha da arttı. Hatta bazı bankalar, mevduat hesabı açan müşterilerine çekilişle “yüzen köşk” hediye etmeye başladı. Bu durum, yüzen evlerin dönemin popüler yaşam sembollerinden biri haline geldiğini gösteriyordu.</p>

<p>1970’li yıllarda ise mimar Melih Koray tarafından Kadıköy açıklarında inşa edilen yüzen ev, klasik yapılardan çok daha modern bir çizgi taşıyordu. Katamaran gövde üzerine kurulu, iki katlı ve geniş cam yüzeylere sahip bu yapı, “yüzen köşk” kavramını yeniden tanımladı. Işık alan iç mekânları ve modern görünümüyle dönemin İstanbul halkının ilgisini çekti.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/41f653d2-56b7-4d89-82e5-f68900675bd5.jpg" /></p>

<h3>YAŞAM NASIL BİR DENEYİMDİ?</h3>

<p>Yüzen evlerde yaşam, dönemin anlatımlarına göre oldukça özgür ve sakin bir deneyimdi. Gündüzleri terastan denize giriliyor, akşamları Boğaz’ın serin havasında yemek yeniyor, yakamoz eşliğinde vakit geçiriliyordu. Bu yaşam biçimi, şehirden uzaklaşmadan denizin içinde olma imkânı sunuyordu.</p>

<h3>YÜZEN EVLER NEDEN ORTADAN KAYBOLDU?</h3>

<p>1980’li yılların ortalarına gelindiğinde İstanbul kıyılarındaki hızlı yapılaşma, marina projeleri ve kıyı kullanımındaki değişim yüzen evlerin varlığını giderek zorlaştırdı. Zamanla bu yapılar ya kaldırıldı ya da tamamen kullanım dışı kaldı. Böylece Boğaz ve Kadıköy koylarında bir dönem simge haline gelen bu yaşam biçimi tarihe karıştı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/bir-zamanlar-bogaz-da-yasam-vardi-istanbul-da-yuzen-evlerin-hika</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/istanbulda-yuzen-evlerin-hikayesi</guid>
      <pubDate>Tue, 26 May 2026 11:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/05/67062b79-717d-4687-8383-c7dc0ced061d.jpg" type="image/jpeg" length="51531"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeşilçam’ın usta oyuncusu Kadir İnanır entübe edildi]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/usta-oyuncusu-kadir-inanir-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/usta-oyuncusu-kadir-inanir-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Geçtiğimiz hafta rahatsızlanarak hastaneye kaldırılan ve zatürre teşhisiyle yoğun bakıma alınan Yeşilçam'ın usta sanatçısı Kadir İnanır entübe edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeşilçam'ın unutulmaz isimlerinden, Türk sinemasının usta oyuncusu Kadir İnanır’ın sağlık durumuna ilişkin hayranlarını derinden üzen bir gelişme yaşandı. Geçtiğimiz hafta 14 Mayıs'ta aniden rahatsızlanarak hastaneye kaldırılan 77 yaşındaki sanatçıya, yapılan detaylı tetkiklerin ardından zatürre teşhisi konulmuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>O günden bu yana tedavisi yoğun bakım ünitesinde devam eden Kadir İnanır'ın, bugün doktor kararıyla entübe edildiği öğrenildi.</p>

<h3>JÜLİDE KURAL'DAN İLK AÇIKLAMA: "AKCİĞERİNDE TÜMÖR GÖRÜLDÜ"</h3>

<p>Usta sanatçının sağlık durumuyla ilgili ilk acı açıklamayı, hayat arkadaşı Jülide Kural yaptı. Kural, sürecin ciddiyetini koruduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:</p>

<p><em>"Maalesef Kadir biraz önce entübe edildi. Akciğerde zatürrenin altında bir tümör görüldü. Hekimlerimiz daha rahat müdahale etmek, acı çekmemesini sağlamak ve kontrollü bir tedavi süreci yürütmek için entübe edilmesine karar verdi. Elbette çok riskli bir durumla karşı karşıyayız. Söyleyeceklerim bu kadar. İnşallah güzel haberlerini alırız."</em></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/yesilcam-in-usta-oyuncusu-kadir-inanir-entube-edildi-2505873</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/usta-oyuncusu-kadir-inanir-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Fri, 22 May 2026 08:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/05/med-gundem-4-19.jpg" type="image/jpeg" length="77197"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İnsanlar neden komplo teorilerine inanıyor?]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/oxford-universitesinden-dikkat-ceken-arastirma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/oxford-universitesinden-dikkat-ceken-arastirma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Oxford Üniversitesi’nden psikolog Karen Douglas ve ekibinin çalışmaları, komplo teorilerine inanma eğiliminin tek bir nedene değil; psikolojik ihtiyaçlar, belirsizlik algısı ve sosyal faktörlerin birleşimine dayandığını ortaya koyuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Komplo teorileri, özellikle belirsizlik dönemlerinde hızla yayılabilen inanç sistemleri olarak dikkat çekiyor. Bu konuda yapılan akademik çalışmalar arasında en çok referans verilen araştırmalardan biri, Oxford Üniversitesi’nden psikolog Karen Douglas ve çalışma arkadaşlarının 2017 yılında yayımladığı “<em>The Psychology of Conspiracy Theories”</em> başlıklı makale.</p>

<h3>DOUGLAS VE EKİBİNİN ARAŞTIRMASI NE SÖYLÜYOR?</h3>

<p>Söz konusu çalışmaya göre komplo teorilerine inanma eğilimi üç temel psikolojik ihtiyaca dayanıyor:</p>

<p>Epistemik ihtiyaçlar: Dünyayı anlamlandırma ve belirsizliği azaltma isteği</p>

<p>Varoluşsal ihtiyaçlar: Kontrol kaybı ve tehdit algısını yönetme ihtiyacı</p>

<p>Sosyal ihtiyaçlar: Kimlik, aidiyet ve “biz ve onlar” ayrımı oluşturma eğilimi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırma, insanların özellikle karmaşık ve kontrol edilemeyen olaylar karşısında alternatif açıklamalara yönelme eğiliminde olduğunu vurguluyor.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/b8542132-2742-49a1-b9ef-0f2635a18b34.jpg" /></p>

<h3>BELİRSİZLİK VE KONTROL DUYGUSU</h3>

<p>Douglas ve ekibinin çalışmasına göre, bireyler kendilerini güçsüz veya belirsizlik içinde hissettiklerinde komplo teorilerine daha açık hale geliyor. Çünkü bu tür açıklamalar, rastlantısallık yerine “planlı bir düzen” olduğu hissini vererek psikolojik rahatlama sağlıyor.</p>

<h3>SOSYAL KİMLİK VE GRUPLAR</h3>

<p>Araştırma ayrıca komplo inançlarının sosyal kimliklerle de bağlantılı olduğunu gösteriyor. İnsanlar, ait oldukları grubu “bilgili” ya da “uyanık” olarak görme eğiliminde olabiliyor. Bu durum, komplo teorilerinin sosyal bağlamda da güçlenmesine neden oluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/oxford-universitesi-nden-dikkat-ceken-arastirma-insanlar-neden-k</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji, Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/oxford-universitesinden-dikkat-ceken-arastirma</guid>
      <pubDate>Sun, 17 May 2026 18:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/05/4b2cd0bb-4ba5-4626-8507-8b96b6d5db51.webp" type="image/jpeg" length="79125"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doktorlar ‘bir an önce tedavi edilmeli’]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/doktorlarin-bir-an-once-tedavi-edilmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/doktorlarin-bir-an-once-tedavi-edilmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ağır hasta tutsak Fevzi Aslan’nın kardeşi Mahmut Aslan, “Doktorlar ‘bir an önce ameliyat olup, tedavi olmazsa yaşamını yitirir’ diyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>RIHA -</strong> Ağır hasta tutsak Fevzi Aslan’nın kardeşi Mahmut Aslan, “Doktorlar ‘bir an önce ameliyat olup, tedavi olmazsa yaşamını yitirir’ diyor. Devlet iyi niyetini göstermek istiyorsa hasta tutsaklar hakkında adım atması gerekiyor” dedi.</p>

<p>Riha’nın Pîrsûs (Suruç) ilçesine bağlı kırsal Ziyaret Mahallesi’ne 2018 yılının Ekim ayında yapılan baskında Fevzi Aslan (60), Mehmet Haşim Aslan (45), Ömer Aslan (38) ve Mehmet Kasım Aslan (35) kardeşlerin de aralarında olduğu 35 kişi gözaltına alındı. Baskın sırasında yurttaşlara ağır işkence uygulanırken, Fezvi Aslan işkence nedeniyle beyin kanaması geçirdi. “Öldü” denilerek hastaneye kaldırılan Fevzi Aslan, daha sonra adliyeye götürülüp 3 kardeşi ve kuzeni Halil Aslan (35) ile birlikte tutuklandı. Yargılamalarda ise Fevzi ve Mehmet Kasım kardeşler ile kuzenleri Halil Aslan’a “ağırlaştırılmış müebbet” hapis cezası verildi. Ömer ve Mehmet Haşim kardeşlere de, 28 yıl hapis cezası verildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kardeşlerden Fevzi, Mehmet Haşim ve Ömer, Adana Suluca S Tipi Kapalı Cezaevi’nde, Mehmet Kasım Diyarbakır 1 Nolu Cezaevi’nde, kuzenleri Halil Aslan da Antalya S Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuluyor. Cezaevinde ağız içi arama ve hastane personelinin ırkçı yaklaşımları nedeniyle tedaviye ulaşamayan ağır hasta tutsak Fezvi Aslan’ın (60) yaşamının tehlikede olduğu belirtildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://mezopotamyaajansi44.com/tum-haberler/content/view/311876</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/doktorlarin-bir-an-once-tedavi-edilmeli</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 11:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/05/690x390cc-urf-12-05-2026-fevzi-aslan-hasta-tutsak-l-o-g-o.jpg" type="image/jpeg" length="15560"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Amed’de “Kentleri Çocuklarla Yeniden Kurma Çalıştayı”]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/once-cocuklar-dernegi-baskani</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/once-cocuklar-dernegi-baskani" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Önce Çocuklar Derneği Başkanı Kaya,“Çocuklara dair bir şey söylemek için toplanmıyoruz; bilineni izlenebilir bir politika hattına bağlamak için toplanıyoruz”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>HABER MERKEZİ </strong>- Kentleri Çocuklarla Yeniden Kurma Çalıştayı düzenleyeceklerini söyleyen Önce Çocuklar Derneği Başkanı Rêzan Kaya, “Çocuklara dair bir şey söylemek için toplanmıyoruz; bilineni izlenebilir bir politika hattına bağlamak için toplanıyoruz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Önce Çocuklar Derneği, 17-18 Mayıs’ta Amed’de “Kentleri Çocuklarla Yeniden Kurma Çalıştayı” düzenleyecek. Çalıştayda çocuklara yönelik politikalar; bölge baroları, tabip odaları, eğitim sendikaları ve yerel yönetimleriyle oluşturulan ortak izleme grubuyla konuşulacak.</p>

<p><a href="https://mezopotamyaajansi44.com/staticfiles/1_mrk-11-05-2026-once-cocuklar-dernegi-rezan-kaya-rop.JPG" rel="nofollow" title=""><img src="https://mezopotamyaajansi44.com/staticfiles/1_mrk-11-05-2026-once-cocuklar-dernegi-rezan-kaya-rop.JPG" /></a></p>

<p>Önce Çocuklar Derneği Başkanı Rêzan Kaya, çalıştaya ve çalışmalara ilişkin sorularımızı cevapladı.</p>

<p>Kürdistan’da çocuk olmanın zorlukları neler, çocuk hakları meselesini buradan, Amed’den, nasıl konuşmamız gerekiyor?</p>

<p>Çocukluk her yerde aynı şey değildir. Doğduğunuz sokağa, ailenizin diline, mahallenizin yoksulluğuna, oyun arkadaşlarınızın yüzüne göre farklı bir çocukluk yaşarsınız. Bu yüzden “Kürdistan’da çocuk olmak ne demek” sorusu soyut bir soru değildir; çok somut bir hak ve tanınma sorusudur. Amed'de, Mêrdîn'de, Wan'da, Şirnex’te, Colemêrg’te, Riha'da çocuk doğduğu andan itibaren birden fazla dilin, birden fazla geleneğin içinde doğar. Kürdistan'da doğan bir çocuk için bu çoğulluk kuramsal bir konu değil, gündelik hayatın kendisidir. Sorun şudur; Çocuk büyüdükçe bu çoğulluğun bir kısmının "asıl", bir kısmının "yan" sayıldığını sezer. Çocuk yetişkinin küçültülmüş hali değil kendi başına bir öznedir. Ama çocuğun özne olarak tanınması, doğduğu dünyanın tanınmasından geçer. Çocuğunu kendi anadilinde sevdiği, oynadığı, şarkı söylediği bir aile ile çocuğunu kamusal alanda tanınmamış bir dilde büyüten bir aile arasında çok somut bir asimetri vardır.</p>

<p>Bu yüzden çocuk hakları meselesini Amed’den konuşmak siyasi bir polemik değil çocuğun saygı görme hakkını gündelik hayatta nasıl gerçek kılacağımızı konuşmaktır. Kürdistan'da büyüyen bir çocuk için "hak özne olmak"; kendi anadilinde, kendi kültürel mirasıyla, kendi mahallesinde, kendi belleğinde görünür biçimde, eşit ve güvenli olarak büyüyebilmektir.</p>

<p>Anadilin çocuk için anlamı ve önemi nedir?</p>

<p>Çocuğun anadili siyasi bir tutum sorusu değil bir hayat sorusudur. Çocuk dünyayı duyduğu dilde duyar, hissettiği dilde hisseder, ifade ettiği dilde ifade eder. Korktuğunda, ağladığında, sevdiğinde, derdini anlattığında çağrıldığı dille çağrılır. Pedagoji bu konuda neredeyse tartışmasızdır. Anadilinde temel kavramları öğrenen çocuk, ikinci bir dile çok daha hızlı, sağlıklı ve özgüvenli biçimde geçer. Erken çocuklukta anadilde eğitim, çocuğun bilişsel, duygusal ve akademik gelişimi için temel bir gerekliliktir; sonradan eklenen diller anadilin üzerine kurulduğunda çocuğa kazanım üretir. Bu hiçbir dilin reddi değildir, tersine çocuğun bütün dillere daha sağlam bir zeminde ulaşmasının yoludur.</p>

<p>Anadilden kopuş bu nedenle yalnızca bir kelime hazinesi kaybı değildir. Çocuk, dilini kaybettiğinde aslında ninni belleğini, deyim örüntülerini, masal ritmini, mizahını, duygusal nüanslarını yani dünyayla kurduğu ilk bağı kaybeder. Bir Kürt çocuk için annesinin "ji bo te" demesi ile bunun Türkçe karşılığı arasında, kelimenin sözlük anlamından çok daha fazlası vardır. O sözcükler, çocuğun bedenine yıllar boyunca okunmuş ninnilerin, anlatılmış masalların hafızasını taşır. Bu çok somut bir şey. Hastanedeki bir çocuğu düşünelim: Karın ağrısını anlatması gerekiyor ama doktorla aynı dili konuşamıyor. Bir öğretmen sınıfta kavram anlatıyor ama çocuğun ailesinde o kavramın karşılığı başka bir kelime. İstismara uğramış bir çocuğun ifadesi anadilinde alınmadığında, çocuk dilinin yetersizliği yüzünden değil çağrılmadığı bir dilde konuşamadığı için sessiz kalır. Yani çocuğun anadilinde dinlenmesi siyasi bir tercih değil çocuk korumasının bir kuralıdır.</p>

<p>Yoksulluk, çocuk işçiliği, eğitim eksiği gibi başlıkların yanında “kültürel haklar” konuşulduğunda çoğu zaman “önce karın doysun” itirazı yükselir. Kültürel haklar, neden sürekli bir lüks olarak gösterilmeye çalışılıyor?</p>

<p></p>

<blockquote>
<p>Sömürge dönemlerinde okula giden çocuklara kendi anadillerini konuşmaları yasaklandı, hatta utanç simgeleri taktırıldı. Çocuklar karnını doyurdukları halde kendi diline yabancılaşmış bir kuşak olarak büyüdüler.</p>
</blockquote>

<p>Bu itiraz iyi niyetli ama yanılıyor. “Önce karın doysun” denildiğinde sanki kültürel haklar yemeğin üstüne konulan bir tatlıymış gibi düşünülüyor. Böyle değil. Çocuk için kültürel haklar, beslenme kadar somut sonuçlar üreten bir alandır. Çocuk Hakları Sözleşmesi de bu nedenle, etnik, dinî veya dilsel azınlıklara mensup çocuğun kendi kültürünü yaşama ve kendi dilini kullanma hakkını ayrıca güvence altına alır. Bu, sözleşmenin çekirdek hükümlerinden biridir. Bir çocuk sabah evinden çıkıyor. Sokağında kendi yöresinden bir tabela yok. Okulda kendi nenesinin-dedesinin hikayelerine benzer tek bir hikaye anlatılmıyor. Televizyonda izlediği çizgi filmde kendi gibi bir aile yok. Belediyenin çocuk kütüphanesinde anadilinde tek bir kitap yok. Bu çocuğun karnı doymuş olabilir. Ama büyürken kendine “ben buranın çocuğuyum” diyebilir mi? Diyemez. Kendini kendi şehrinde misafir gibi hisseder. Bu yoksunluk soyut bir ayrımcılık değil çok somut sonuçlar üretir; Özgüven kaybı, kendi kimliğini “misafir” olarak hissetme, akademik hayatta dezavantaj, kuşaklar arası kültürel kopuş.</p>

<p>Karnı doyduğu halde kültürel olarak görünmez kılınmış çocuğa ne olduğunu biliyoruz. Başka coğrafyalarda da yaşandı; Sömürge dönemlerinde okula giden çocuklara kendi anadillerini konuşmaları yasaklandı, hatta utanç simgeleri taktırıldı. Çocuklar karnını doyurdukları halde kendi diline yabancılaşmış bir kuşak olarak büyüdüler. Tersi de doğrudur. Anadilinde okuyan, kendi mahallesinin tarihiyle tanışan, kendi ninnisini bilen çocuk daha özgüvenli olur. Türkçeyi de İngilizceyi de daha iyi öğrenir çünkü kendi zemini sağlamdır. Amed, Mêrdîn ve Kürdistan’ın diğer kentlerinde son yirmi yılda Kürtçe çocuk yayıncılığı, Kürtçe çocuk tiyatrosu, çok dilli kreşler etrafında biriken küçük ama anlamlı tecrübe bunu gösterir. Bu çocuklar Türkçeden vazgeçmiyor; tersine, kendi dilini kazanmış olarak Türkçeyi de daha iyi kuruyor. Yani kültürel haklar lüks değil ekmek kadar somut bir varoluş hakkıdır. Onların ayrılmasının değil birlikte kurulmasının yolu aranmalıdır.</p>

<p>Kürdistan'da açık ayrımcılık vakaları görece az ama saha araştırmalarında çocuklar “rahat konuşamıyoruz”, “yardım vermediler” gibi cümleler kuruyor. Bu görünmez şiddetin adı nedir?</p>

<p>Bunun adını koymak zor; çünkü kimse açıkça “konuşma” demiyor, “yardım yok” demiyor. Ama çocuk yine de susuyor yine de istemiyor. Açık şiddetin hiç olmadığı yerde bile işleyen, görünmez ama derin yaralayıcı bir baskı söz konusu. Açık ayrımcılıkta hem fail hem fiil görünürdür; burada ise ne fail tek tek gösterilebilir, ne fiil tek tek isimlendirilebilir. Şiddet, kurumların gündelik işleyişine, kamusal alanın diline, kabul edilmiş normalliğine yerleşmiştir. Mağdur çoğu zaman “bana bir şey olmadı” der; oysa olmaktadır.</p>

<p>Saha araştırmalarındaki o iki cümle bunun tortusudur. “Rahat konuşamıyoruz” cümlesini söyleyen çocuğa kimse açıkça “konuşma” dememiştir ama çocuk konuşamayacağını sezmiştir. “Yardım vermediler” diyen çocuk, talebinin açık biçimde reddedildiğini değil talebinin daha en baştan kayıtsızlık duvarına çarptığını anlatır. Bu, bir suç dosyasında ispatlanması güç bir deneyimdir ama çocuk açısından çok somuttur. Suskunluk, geri çekilme, talep etmemeye alışma, kendi anadilini sokakta fısıldayarak konuşmaya başlama, sınıf içinde el kaldırmamayı öğrenme; bunlar bu sessiz baskının gündelik tortularıdır.</p>

<p>Bunun daha derin bir tabakası şu; Tekrar tekrar denenip cevap alınamadığında, çocuk denemekten vazgeçer. Kürdistan'da büyüyen bir çocuk için bu, hak talebinin bastırılmasından önce kendiliğinden geri çekilmesidir. Çocuk haklarını biliyor olabilir ama hakkını isteyince ne olacağını da öğrenmiştir. Bu yüzden saha araştırmalarımızda çocukların hak farkındalığı yüksek, hakkı talep etme tonu düşüktür. Bu boşluğa “kayıtsızlık” demek yanlıştır; “öğrenilmiş bir suskunluk” demek daha doğrudur. Bu meseleyi konuşmak suçlama dili kurmak için değildir. Tersine, ihtiyacımız olan şey suçlama dilinin tam zıddıdır; Çocuğa cesaret veren, sorduğunda dinlendiğini deneyimletten, kurumlarla teması güvenli hale getiren bir kamusal alan. Çocuğun anadilinde dinlenmesi, çocuğun şikayetinin sonuna kadar takip edilmesi, çocuğun katılım mekanizmalarının törensel olmaktan çıkıp gerçekten kararı etkileyebilmesi; bu sessiz baskıya karşı tek panzehir budur. Çocuk, ilk kez “ben söyleyince bir şey değişti” deneyimini yaşadığında, halka kırılır.</p>

<p>Kürdistan’da çocuk; Kürt, Arap, Süryani, Êzidî, Türk, mülteci, yerli, kentli, kırsal; pek çok kimliği aynı anda yaşıyor. Bu çoğul kimliği bir sorun olarak mı, bir zenginlik olarak mı kuracağız? Tek başına bu soru bile çağdaş çocuk hakları düşüncesinin önündeki en önemli sınavlardan birini ortaya koyar. Çoğulluk; bir tarafın diğerine baskın geldiği bir hiyerarşi olarak kurulduğunda sorun, bütün kimliklere eşit kamusal alan tanıyan bir yapı olarak kurulduğunda zenginlik üretir. Kürdistan bu açıdan Türkiye'nin en karmaşık ve aslında en öğretici coğrafyalarından biridir. Mardin'de Süryani manastırının çanı ile camiinin ezanı yan yana duyuluyor; Amed Sûr içinde Ermeni, Keldani, Süryani, Yahudi izleri taşları eskitmiş durumda; Riha'da Kürt, Türk, Arap, Êzidî nüfusu iç içe yaşıyor; Dêrsim'de Kirmanckî ve Kurmancî birlikte konuşuluyor. Çoğul kimliklerin “tehdit” olarak görüldüğü her yerde aslında çocuğun içine doğduğu zenginlik törpülenir. Devlet aklı çoğulluğu yönetilmesi gereken bir karmaşa olarak görme eğilimindedir; oysa yaşanan deneyim, çoğulluğun bir tehdit değil derinleşmenin kaynağı olduğunu söyler. Çocuk için durum çok daha sahicidir. Bir çocuğun aynı gün içinde annesiyle Kurmancî konuşması, dedesiyle Kirmanckî dinlemesi, sınıfta Türkçe ders işlemesi, bilgisayarda İngilizce çizgi film izlemesi olağanüstü bir bilişsel zenginlik üretir. Birden fazla dilde büyüyen çocukların bilişsel esnekliği konusunda dilbilim çalışmaları onlarca yıldır aynı şeyi söylüyor.</p>

<p>Sorun çoğullukta değil çoğulluğun nasıl çerçevelendiğindedir. Mevcut çerçeve çoğunlukla ‘asıl-yan’ hiyerarşisine yaslanır: Bir dil ‘resmî’, diğerleri ‘ev içi’; bir kimlik ‘yurttaşlık’, diğerleri ‘kültürel renk’. Bu çerçeve içinde çocuk, kimliklerinin bir kısmını sokak kapısında bırakmayı öğrenir. Oysa hak temelli bir çerçevede her kimliğe kamusal alanda görünme hakkı tanınır; çocuk hangi kimliğini öne çıkaracağını kendi seçer. Burada altını çizmek gereken kritik bir nokta vardır: Çocuğa ‘ya o ya bu’ dayatmak hiçbir kimliğe hizmet etmez. Bir Kürt çocuğa ‘ya Kürtçe ya Türkçe’ dayatmak Türkçesini de eksik bırakır; bir Arap çocuğa Arapçayı yasaklamak Türkçeyi de güvenli kılmaz. Tersine, ‘hem o hem bu’ mantığı bütün dillere yer açar. Çalıştayın temel iddialarından biri budur: Çocuk hakları çerçevesi, çoğulluğu güvence altına aldığında bütün kimliklere; Kürt, Türk, Arap, Süryani, Êzidî, Ermeni, mülteci, aynı anda hak sahibi olma yolu açılır. Bu, romantik bir dilek değil somut bir kamusal politika önerisidir.</p>

<p>Yoksulluk ile kültürel haklar arasındaki ilişkiyi nasıl kuruyorsunuz?</p>

<blockquote>
<p>Yoksul aile için “Türkçe” gönüllü bir tercih değil çocuğun yarınına yapılan zorunlu bir yatırımdır. Yani aile kendi anadilini gönüllü olarak değil çaresizlikle terk eder.</p>
</blockquote>

<p>Yoksulluk ile kültürel haklar arasında çok sık görmezden gelinen bir bağ vardır; Yoksulluk kültürel hakları doğrudan ezer. Bu eziş açık bir yasakla değil çok daha sessiz bir mekanizmayla işler. Yoksul ailenin çocuğunu kendi anadilinde okutma “lüksü” yoktur; çünkü çocuğun ekonomik geleceğini güvence altına alacak araçlar mevcut sistemde başka bir dilde dağıtılmaktadır. Sınav, üniversite, iş piyasası, devlet daireleri, hukuk süreçleri Türkçe işler. Yoksul aile için “Türkçe” gönüllü bir tercih değil çocuğun yarınına yapılan zorunlu bir yatırımdır. Yani aile kendi anadilini gönüllü olarak değil çaresizlikle terk eder. Sonuç ne oluyor? Birinci kuşak köyde anadilinde büyüyor; ikinci kuşak şehirde Türkçeye geçiyor; üçüncü kuşakta torun, nenesinin söylediklerini anlamıyor. Bu süreçte kimse açıkça “bu dili konuşma” dememiş ama bir dil bir aile içinde, bir nesil içinde geri çekilmiş. Buna sessiz bir yoksullaşma demek mümkün. Çocuk yoksulluğu, sözleşmenin kağıt üzerinde garanti ettiği kültürel hakların pratikte ne ölçüde yaşanabilir olduğunu doğrudan belirler. Yoksul mahallelerde anadilde kreş, çok dilli çocuk kütüphanesi, yöre masallarını yaşatan etkinlik, kendi dilinde çocuk dergisi sınırlıdır çünkü bu hizmetler büyük ölçüde piyasa veya sivil toplum eliyle yani bütçeye bağlı olarak sunulmaktadır. Yoksul aile bu hizmetlere parasal olarak da, zamansal olarak da uzaktır. Mevsimlik tarımda çalışan ailelerin çocukları için anadilde kültürel etkinliğe erişim neredeyse hiç yoktur.</p>

<p>Yoksullukla mücadele ile kültürel haklar için mücadele aynı projedir. Çocuk için sosyal yardım, eğitim destek, beslenme programı tasarlanırken bu hizmetlerin "anadil dostu" olması bir lüks değil, bir zorunluluktur. Bir mevsimlik tarım çadırında çocuğa anadilinde okuma saati düzenlemek, o çocuğun okula geri dönmesini kolaylaştırır. Belediyenin kreşinde Kürtçe masal saati açmak, oraya gelen çocuk sayısını artırır. Yerel yönetimlerin, kreşlerin, çocuk merkezlerinin, sosyal yardım programlarının çocuğa kendi anadilinde de ulaşması, hizmetin kalitesini düşürmez; tersine erişimini ve etkisini büyütür. Bu mesele teknik olarak çözümsüz değildir; Kürdistan’da uzun yıllardır biriken pedagojik birikim ve sivil toplum tecrübesi bunun için yeterli bir zemindir.</p>

<p>Kürdistan'da çocuk işçiliği, mevsimlik tarım, erken yaşta çalışmaya başlama hala yapısal bir sorun. Bu meseleyi sadece ekonomik bir mesele olarak değerlendirebilir miyiz?</p>

<p>Çocuk işçiliği yalnızca emek sömürüsü değildir; çocuğun çocuk kalma hakkının elinden alınmasıdır. Oyun hakkı, hayal kurma hakkı, dinlenme hakkı, kendi yaşıtlarıyla zaman geçirme hakkı, sorumluluğunun yaşı kadar olma hakkı; bütün bunları kaybediyor. Çocuk Hakları Sözleşmesi oyun ve dinlenme hakkını ayrıca güvence altına alır; çünkü oyun, çocuk için zamanın boş kalmış parçası değil kendisini kuran kurucu bir alandır. Sabah dört buçukta tarlaya kalkan, pamuk toplayan, mevsimlik tarım çadırında akşam kardeşlerine bakan, sanayi sitesinde yağ ve metal kokusuyla tanışan, sokakta su-mendil satarken yetişkinlerin agresif bakışlarına alışan bir on iki yaşındaki çocuğu düşünelim. Biyolojik olarak hala çocuk ama deneyim olarak erken yetişkin. O yıllarda olması gereken oyun, hayal, akran ilişkisi yok. Yıllar sonra bu kayıp yalnızca okul başarısında değil kendisiyle kurduğu ilişkide de iz bırakacak. Kürdistan'da bu meselenin özel bir biçimi var. Riha, Amed, Mêrdîn, Semsûr illerinden Mayıs sonunda başlayan ve Kasım'a uzanan mevsimlik tarım göçü, Kürdistan’daki en görünmez çocukluk hatlarından biridir. Aileler iş için yer değiştiriyor; çocuklar bu hareketin içinde hem çalışıyor hem okuldan kopuyor. Çadır yerleşkelerinde sağlık takibi seyrek, eğitim devamlılığı parçalı, akran şiddetine maruz kalma yüksek. Atölye çocukları, sokakta çalışan çocuklar, ev içi ücretsiz emek yüklenen kız çocukları aynı tablonun farklı yüzleridir.</p>

<p>Çözüm için çocuğu çalıştıran aileyi suçlamak verimli değildir hatta yıkıcıdır. Aileler büyük çoğunlukla çocuklarını çalıştırmak istemez; gelir güvencesizliği, barınma sıkıntısı, sosyal yardımın yetersizliği, kayıt dışı ekonominin baskısı onları zorlar. Bu nedenle çalıştayın taleplerinden biri açıktır: Çocuk işçiliğiyle mücadele yalnızca denetim meselesi değil aile gelir güvencesi, eğitim destek programları, çocuk yararına şartlı transferler ve mevsimlik tarımda kalıcı eğitim-sağlık hattı meselesidir. Aileyi suçlayan değil aileye destek olan, çocuğun çocuk kalmasını yapısal olarak güvence altına alan bir çerçeve gereklidir.</p>

<p>Çocuğun söz hakkı, çocuğa söz verildiğinde değil çocuğun sözü kararı gerçekten etkilediğinde gerçekleşir. Çocuk meclisleri, öğrenci kurulları, çocuk komisyonları geçtiğimiz yirmi yılda Kürdistan’da ve Türkiye genelinde yaygınlaştı. Pek çok belediye, pek çok okul iyi niyetli adımlar attı. Ama mevcut çocuk katılım yapılarının önemli bir kısmı, yetişkinlerin önceden belirlediği gündemleri çocuğa onaylatan törensel alanlara dönüşebiliyor. Çocuk söz alıyor ama söz aldığında bir şeyin değiştiğini deneyimleyemiyor. Bu kalıcı bir hayal kırıklığı üretiyor. Çocuğa öğrettiğimiz en kötü ders bu. Çocuk haklarını öğreniyor ama bu hakların gündelik hayatta işlemediğini de öğreniyor. Yani biz farkında olmadan çocuğa “kağıt üzerinde haklısın ama gerçek hayatta sen yetişkin değilsin” diyoruz. Çocuk söz hakkını ancak söz aldığında bir farkın gerçekleştiğini deneyimleyerek öğrenir. Kürdistan’daki bir çocuk için bu mesele iki katlıdır; Hem çocuk olarak görünmezdir hem de kendi kültürel kimliğiyle de görünmezdir. Çocuk meclisinde söz alan kız çocuk; hem yaşına, hem cinsiyetine, hem de kamusal hiyerarşiye karşı söz alır. Bu yüzden sıradan bir mikrofon eğilimi değildir; özel bir cesaret, özel bir hazırlık ve özel bir destek gerektirir.</p>

<p>Çalıştayda hangi başlıklar öne çıkıyor?</p>

<p>Çalıştay üç somut başlığı önümüze koyuyor. Birincisi, çocuk katılım mekanizmaları yıllık törensel toplantılardan çıkıp düzenli, yapısal ve takip edilebilir hale gelmeli. İkincisi, çocuğun söylediği ile karar alıcının yaptığı arasında geri bildirim hattı kurulmalı; çocuk “şunu istedim, şu oldu” cümlesini deneyimleyebilmelidir. Üçüncüsü, katılım çocuğun dilinde, çocuğun kültürel evreninde, çocuğun yaşına uygun yöntemlerle kurulmalıdır. Yetişkin protokolüne sıkıştırılmış bir çocuk meclisi katılım değil tören üretir. Bir kız çocuğun mahallede “buraya bir park lazım” demesi ve gerçekten o parkın yapılması; küçük gibi görünür ama bu, bir kız çocuğunun kendi hayatına dair ne öğreneceğini değiştirir. Çocuğa söz vermek, çocuğa yetişkin gibi karar verdirmek değildir; çocuğu kendi yaşında, kendi dilinde, kendi yöntemiyle dinlemek ve dinlediğinin kararı etkilediğini ona göstermektir.</p>

<p>Kürdistan’da bu mirasın taşıyıcıları çoktur. Mem û Zîn, Ehmedê Xanî tarafından 1692'de yazılmış klasik bir aşk destanıdır; sadece bir edebiyat eseri değil bir dil belleğidir. Dengbêjlik, sözlü tarihin Anadolu'da en zengin biçimlerinden biridir; bir dengbêj türküsü içinde yüz yıl önce yaşanmış bir aşkın, bir göçün, bir savaşın izi taşınır. Çocuk bu mirasla tanışmadan büyüdüğünde, gözle görülmeyen bir yoksullaşma yaşar. Biz hafızamızı dilde taşırız; kendi anadilinin masalını duymamış çocuk, kendi geçmişine yabancılaşır; kendi dedesini anlamayan torun haline gelir.</p>

<p>Bu çalıştay, bilinen bir tartışmayı bir kez daha mı tekrar edecek yoksa bir farkı var mı?</p>

<p></p>

<blockquote>
<p>Çocuk hakları sahası bir bütündür. Anadil meselesi yalnız değildir; yoksullukla ilişkilidir. Yoksulluk yalnız değildir; çocuk işçiliğiyle ilişkilidir.</p>
</blockquote>

<p>Bilinmeyen bir şey söylemek için toplanmıyoruz; bilineni izlenebilir bir politika hattına bağlamak için toplanıyoruz. Yıllardır biriken çocuk hakları aklını; barolarda, tabip odalarında, eğitim sendikalarında, kadın örgütlerinde, çocuk alanında çalışan derneklerde, akademide, yerel yönetimlerde, kreşlerde, tiyatrolarda, çocuk yayıncılığında; ortak bir izleme, savunuculuk ve uygulama zeminine taşımak için toplanıyoruz. Bu birikim küçük değildir; eksik olan, birikimin parçalı kalmış olmasıdır. Çalıştayımızın çıkış noktası şu; basit ama güçlü kabuldür. Çocuk hakları sahası bir bütündür. Anadil meselesi yalnız değildir; yoksullukla ilişkilidir. Yoksulluk yalnız değildir; çocuk işçiliğiyle ilişkilidir. Çocuk işçiliği yalnız değildir; mevsimlik tarım, eğitime devam, kız çocuklarının okula erişimiyle ilişkilidir. Kız çocuklarının erişimi yalnız değildir; kamusal alanın güvenliğiyle, dijital eşitsizlikle, erken yaşta evlilik riskiyle ilişkilidir. Bu meseleleri ayrı ayrı konuşmak demek, hiçbirini gerçekten konuşmamak demektir.</p>

<p>Bu çalıştayın diğer toplantılardan farkı bu bütünsel hattı kurmak ve takipçi olmak iddiasındadır. Yerel yönetimler, barolar, tabip odaları, eğitim sendikaları, akademisyenler ve sivil toplum örgütlerinden oluşan bu grup şu sorulara cevap üretecek; Hangi başlıkta hangi kurum sorumlu? Ne zamana kadar ne yapılacak? Kim raporlayacak? Hangi göstergeyle ölçülecek? Eksik olan, hepsini ortak bir masada buluşturup takipçi olmaktır. 17-18 Mayıs Amed buluşması bunun için tasarlandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://mezopotamyaajansi44.com/tum-haberler/content/view/311870</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/once-cocuklar-dernegi-baskani</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 09:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/05/690x390cc-mrk-11-05-2026-once-cocuklar-dernegi-rezan-kaya-rop-genel.jpg" type="image/jpeg" length="28288"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Z kuşağının yeni takıntısı: Nonna Maxxing nedir?]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/z-kusaginin-yeni-takintisi-nonna-maxxing-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/z-kusaginin-yeni-takintisi-nonna-maxxing-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal medyada hızla yayılan “Nonna Maxxing” akımı, gençleri büyükannelerinin yaşam tarzına yöneltiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda “clean girl”, “soft life” ve “slow living” gibi akımların ardından şimdi de “Nonna Maxxing” trendi gündemde. Özellikle TikTok ve Instagram’da yayılan bu yaşam tarzı, İtalyanca’da “büyükanne” anlamına gelen “nonna” kelimesinden geliyor. Trendin merkezinde ise daha sakin, üretken, doğal ve huzurlu bir yaşam anlayışı bulunuyor.</p>

<p>Modern hayatın hızından yorulan gençler, artık büyükannelerinin rutinlerini romantize etmeye başladı. Evde ekmek yapmak, dantel örmek, reçel hazırlamak, bitki yetiştirmek ve teknolojiden uzak zaman geçirmek “Nonna Maxxing” akımının temel parçaları arasında gösteriliyor.</p>

<h3>“MÜKEMMEL GÖRÜNMEK” YERİNE HUZURLU YAŞAMAK</h3>

<p>Uzmanlara göre trendin yükselişinde dijital yorgunluk önemli rol oynuyor. Sürekli çevrim içi olma baskısından bunalan gençler, daha yavaş ve sade bir yaşam biçimine yöneliyor. Nonna Maxxing akımı da tam olarak bu ihtiyaca hitap ediyor.</p>

<p>Akımı benimseyen kişiler sosyal medyada genellikle:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>Ev yapımı yemekler hazırlıyor</li>
 <li>Kitap okuyup örgü örüyor</li>
 <li>Sabah erken kalkıyor</li>
 <li>Bahçe işleriyle ilgileniyor</li>
 <li>Telefon kullanımını azaltıyor</li>
 <li>Vintage kıyafetler tercih ediyor</li>
</ul>

<p>Bu yaşam tarzı, estetik görüntüsünün yanı sıra “kendine iyi bakma” anlayışıyla da ilişkilendiriliyor.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/4c98190d-7402-45af-9b18-7058baa762fb.jpg" /></p>

<h3>NOSTAJİ VE GÜVEN HİSSİ ÖNE ÇIKIYOR</h3>

<p>Psikologlara göre Nonna Maxxing’in popülerleşmesinin bir diğer nedeni de nostalji duygusu. Ekonomik belirsizlikler ve yoğun şehir hayatı içinde insanlar, çocukluk dönemlerini ve güven hissini çağrıştıran alışkanlıklara yöneliyor.</p>

<p>Büyükannelerin temsil ettiği sakinlik, üretkenlik ve ev sıcaklığı; özellikle Z kuşağı için yeni bir kaçış alanı yaratıyor. Sosyal medyada milyonlarca kez görüntülenen içeriklerde el işi masaları, çiçekli fincanlar, eski tarif defterleri ve sade ev rutinleri dikkat çekiyor.</p>

<h3>ELEŞTİRİLER DE VAR</h3>

<p>Her ne kadar akım birçok kişi tarafından “ruhu dinlendiren bir yaşam biçimi” olarak görülse de bazı kullanıcılar trendin romantize edildiğini düşünüyor. Özellikle geçmiş kuşakların zor yaşam koşullarının estetik bir görüntüye dönüştürülmesi eleştiri konusu oluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/z-kusaginin-yeni-takintisi-nonna-maxxing-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 18:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/05/479bf6cb-d04a-4f6b-9051-a440346d53cb.webp" type="image/jpeg" length="41873"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaren leyleğin ilk yavrusu yumurtadan çıktı]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/yaren-leylek-baba-oldu-ilk-yavrusu-yumurtadan-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/yaren-leylek-baba-oldu-ilk-yavrusu-yumurtadan-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bursa'da balıkçı Adem Yılmaz’la kurduğu dostlukla tanınan Yaren leyleğin ilk yavrusu yumurtadan çıktı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bursa’nın Karacabey ilçesine bağlı Eskikaraağaç Leylek Köyü’nde yıllardır balıkçı Adem Yılmaz’ın kayığına konmasıyla tanınan Yaren leylekten sevindiren haber geldi.</p>

<p>Göçten bu yıl 15’inci kez köye dönen Yaren’in ilk yavrusunun yumurtadan çıktığı bildirildi.</p>

<p>Türkiye’yi Avrupa Leylek Köyleri Birliği’nde temsil eden tek köy olan Eskikaraağaç’ta, Yaren leyleğin gelişi her yıl ilgiyle takip ediliyor. Balıkçı Adem Yılmaz’la kurduğu dostlukla tanınan Yaren, bu yıl da göç yolculuğunun ardından 24 Şubat’ta köye ulaştı.</p>

<p>İlk olarak eşi Nazlı sanılan leyleğin, Adem Yılmaz’ın kayığına konmasıyla Yaren olduğu anlaşılmıştı. O anlar, yaban hayatı fotoğrafçısı Alper Tüydeş tarafından görüntülenmişti.</p>

<h3>‘3 YA DA 4 YAVRUMUZ OLACAK’</h3>

<p>Yaren leyleğin ilk yavrusunun yumurtadan çıktığını duyuran Alper Tüydeş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, ebeveynlerin yavruyla hemen ilgilenmeye başladığını belirtti.</p>

<p>Tüydeş paylaşımında, “Yaren’in Leylek’in dün itibariyle ilk yavrusu yumurtasından çıktı. Ebeveynler hemen yavruyla ilgilenmeye başladılar. Tam göremiyoruz açıdan dolayı ama sanırım 3 veya 4 yavrumuz olacak bu yıl” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>NE OLMUŞTU?</h3>

<p>Yaren leylek ile balıkçı Adem Yılmaz’ın yıllara yayılan dostluğu, Eskikaraağaç Leylek Köyü’nü göç dönemlerinde doğaseverlerin yakından izlediği adreslerden biri haline getirmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/yaren-leylek-baba-oldu-ilk-yavrusu-yumurtadan-cikti-2500338</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/yaren-leylek-baba-oldu-ilk-yavrusu-yumurtadan-cikti</guid>
      <pubDate>Sat, 02 May 2026 10:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/05/8ed801af-d1e7-4e17-8515-3d3377f5d940.jpg" type="image/jpeg" length="35501"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bahar yorgunluğu sandığınızdan daha yaygın]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/bahar-yorgunlugu-sandiginizdan-daha-yaygin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/bahar-yorgunlugu-sandiginizdan-daha-yaygin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İlkbaharın gelişiyle birlikte enerji artışı beklenirken, birçok kişi tam tersine bu dönemde halsizlik, uyku hali ve dikkat dağınıklığı yaşayabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Güneşli günlerin artması ve doğanın canlanmasıyla birlikte<em> </em>ilkbahar<em> </em>genellikle enerji ve motivasyonla ilişkilendiriliyor. Ancak birçok kişi tam tersine bu dönemde halsizlik, uyku hali ve dikkat dağınıklığı yaşayabiliyor. Uzmanlar, bu durumun “bahar yorgunluğu” olarak bilinen ve bilimsel temellere dayanan bir süreç olduğunu belirtiyor.</p>

<h3>VÜCUT YENİ MEVSİME UYUM SAĞLAMAKTA ZORLANIYOR</h3>

<p>Mevsim geçişleri, vücudun biyolojik ritmini doğrudan etkiliyor. Özellikle kış aylarına adapte olmuş metabolizma, artan sıcaklık ve değişen gün ışığı süresine uyum sağlamakta zorlanabiliyor. Bu adaptasyon süreci ise yorgunluk ve isteksizlik olarak kendini gösterebiliyor.</p>

<h3>HORMON DENGESİ DEĞİŞİYOR</h3>

<p>Güneş ışığının artmasıyla birlikte serotonin ve melatonin hormonlarında değişim yaşanıyor. Uyku düzenini etkileyen melatonin seviyesinin düşmesi, gün içinde halsizlik hissine neden olabiliyor. Aynı zamanda mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin artışı da kısa vadede vücutta dengesizlik yaratabiliyor.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/93413104-b333-4519-8a87-dfa4bc97419a.jpg" /></p>

<h3>ALERJİLER VE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ ETKİLENİYOR</h3>

<p>İlkbahar aylarında polenlerin artmasıyla birlikte bağışıklık sistemi daha fazla çalışıyor. Bu durum, özellikle alerjik bünyelerde yorgunluk ve bitkinlik hissini artırabiliyor. Vücudun bu ekstra çabası enerji düşüşüne yol açıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>UYKU DÜZENİ BOZULABİLİYOR</h3>

<p>Günlerin uzamasıyla birlikte uyku saatlerinde değişiklik yaşanabiliyor. Geç saatlere kadar uyanık kalmak ve düzensiz uyku, gün içinde yorgunluk hissini artıran önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.</p>

<h3>UZMANLAR NE ÖNERİYOR?</h3>

<p>Uzmanlar, bu dönemde düzenli uyku, dengeli beslenme ve açık havada zaman geçirmenin önemine dikkat çekiyor. Hafif egzersizler ve bol su tüketimi de vücudun mevsim geçişine daha hızlı uyum sağlamasına yardımcı oluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/uzmanlardan-kritik-uyari-bahar-yorgunlugu-sandiginizdan-daha-yay</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/bahar-yorgunlugu-sandiginizdan-daha-yaygin</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 11:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/04/c275c547-ef9c-4c9a-90ea-dc1530e499fa.webp" type="image/jpeg" length="76459"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Nobel ödüllü fizikçi: İnsanlığın sonu için tarih verdi]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/nobel-odullu-fizikci-insanligin-sonu-icin-tarih-verdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/nobel-odullu-fizikci-insanligin-sonu-icin-tarih-verdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim dünyasının en saygın isimlerinden biri olan Nobel ödüllü fizikçi David Gross, küresel krizler ve nükleer silahlanma tehlikesi altında insanlığın ömrünün sanılandan çok daha kısa olduğunu açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde tırmanan jeopolitik gerilimler, nükleer silahlanma yarışı ve kontrolsüz gelişen yapay zeka teknolojileri, bilim insanlarını insanlığın geleceği konusunda en karamsar senaryoları dile getirmeye itiyor. 2004 yılında Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülen ünlü profesör David Gross, mevcut küresel riskleri matematiksel bir modellemeyle değerlendirerek insanlık için geri sayımın başladığını duyurdu. Gross'a göre, Soğuk Savaş döneminden bile daha tehlikeli bir noktada bulunan dünya, büyük bir yıkımın eşiğinde duruyor.</p>

<h3>NÜKLEER SAVAŞ RİSKİ: "HER YIL YÜZDE 2 İHTİMAL"</h3>

<p>Profesör David Gross, Soğuk Savaş sonrasında yürürlükte olan stratejik silah kontrol anlaşmalarının birer birer ortadan kalktığına dikkat çekerek nükleer savaş riskinin katlandığını vurguladı. Geçmişteki yüzde 1’lik yıllık risk tahminlerinin artık güncelliğini yitirdiğini belirten Gross, <em>"Nükleer savaş olasılığının artık her yıl yüzde 2 civarında olduğunu öngörüyorum. Bu, her yıl 50'de bir ihtimalle topyekûn bir yıkımla karşı karşıya olduğumuz anlamına gelir"</em> dedi. Fizikçinin bu hesaplaması, insanlığın önünde sadece 35 yıllık bir güvenli alan kaldığını ve 2061 yılında medeniyetin sona erebileceğini gösteriyor.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/202caf14-c68e-457d-badd-814b1f279877.jpg" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>YAPAY ZEKA VE KARAR ALMA SÜREÇLERİNDEKİ TEHLİKE</h3>

<p>Tehdit unsurları arasında sadece nükleer silahlar değil, bu silahların kontrolünü ele geçirmeye başlayan yapay zeka (AI) sistemleri de yer alıyor. Gross, yapay zekanın hızının insan müdahalesini imkansız kılan bir noktaya ulaştığını belirterek şu uyarıda bulundu: <em>"Silahlar giderek kontrol dışına çıkıyor. Karar alma süreçlerinin yapay zekaya devredilmesi kaçınılmaz hale gelecek ancak yapay zekanın 'halüsinasyon' görme ve yanlış bilgi üretme riski küresel bir felaketi tetikleyebilir." </em>Ülkeler arasındaki normların ve diplomatik anlaşmaların parçalandığını ifade eden Gross, teknolojinin kontrolsüz hızının insanlığın direnç kapasitesini aştığını savundu.</p>

<h3>KIYAMET SAATİ: GECE YARISINA SADECE 85 SANİYE KALDI</h3>

<p>Bilim insanlarının her yıl güncellediği ve dünyayı yok etmeye ne kadar yakın olduğumuzu simgeleyen "Kıyamet Saati" (Doomsday Clock) verileri de Gross’un karamsar öngörülerini destekliyor. Bu yıl gece yarısına 85 saniye kala olarak güncellenen saat, insanlık tarihinin en tehlikeli noktasına ulaşıldığını simgeliyor. Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması (TPNW) gibi uluslararası girişimlerin önemine dikkat çeken uzmanlar, rotanın ancak kolektif bir silahsızlanma ve etik teknoloji kullanımıyla değişebileceğini ifade ediyor. Ancak Gross'un uyarısı net: Eğer mevcut jeopolitik ve teknolojik eğilimler devam ederse, gelecek kuşaklar için 21. yüzyılın sonunu görmek bir hayal olabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/nobel-odullu-fizikciden-korkutan-kehanet-insanligin-sonu-icin-ta</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/nobel-odullu-fizikci-insanligin-sonu-icin-tarih-verdi</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 21:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/04/66f296d8-e229-49e3-962c-216104b8294e.webp" type="image/jpeg" length="81948"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['3 evladımı kaybettim, diğer çocuğumu yaşatmak istiyorum']]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/3-evladimi-kaybettim-diger-cocugumu-yasatmak-istiyorum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/3-evladimi-kaybettim-diger-cocugumu-yasatmak-istiyorum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yakalandıkları hastalıklardan kaynaklı 3 çocuğunu toprağa veren Kavak, hasta olan bir diğer çocuğu Hasret'i yaşatmak için dayanışma çağrısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>AMED -</strong> Yakalandıkları hastalıklardan kaynaklı 3 çocuğunu toprağa veren Mehmet Mazhar Kavak, hasta olan bir diğer çocuğu Hasret'i yaşatmak için dayanışma çağrısında bulundu.</p>

<p>Amed’de yaşayan Kavak ailesinin 6 çocuğundan Eylem (21), Zozan (19) ve Nurhat (15), yakalandıkları hastalıklardan kaynaklı farklı tarihlerde yaşamını yitirdi. Eylem, beyin tümöründen kaynaklı 22 Mart 2010’da; Zozan, hidrosefaliden 19 Aralık 2010’da; Nurhat da Zozan gibi aynı hastalıktan 30 Haziran 2025’te yaşamını yitirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kardeşlerden Hasret'in (29) de beyninde tümör bulunuyor. Aile, Hasret'i de kaybetmekten endişeli.</p>

<p>3 çocuğunu toprağa ven Mehmet Mazhar Kavak, Hasret’in ameliyat geçirdiğini belirterek, "Hasret 6 ay önce İstanbul Çam Sakura Hastanesi’nde ameliyat oldu. Başarılı geçti. Buraya getirdik, tedavisi sürüyordu. İki gün önce yüksek ateşle hastaneye kaldırdık” dedi.</p>

<p>Hastanede yaşadıkları sürece değinen Kavak, "3 çocuğumuzu kaybettiğimizi söyledik, durumumuzun hassasiyetini anlattık. Dördüncü çocuğumuzu kaybetme riski var dedik. Buna rağmen kızım sabaha kadar müşahede bölümünde tutuldu. Durumu kritikti ama bize bir oda, bir yatak verilmedi” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yetkililere ulaşmalarına rağmen sonuç alamadıklarını belirten Kavak, "Sağlık Bakanlığı’nı, İl Sağlık Müdürlüğü’nü aradık. Yardımcı olmaya çalıştılar ama yeterli olmadı. Böyle bir durum başka bir yerde yaşansa yer yerinden oynardı" dedi.</p>

<p>DAYANIŞMA TALEBİ</p>

<p>Kavak, şunları söyledi: "Biz maddi bir şey istemiyoruz. Bu bir insanlık meselesidir. 3 evladımı kaybettim, diğer çocuğumu yaşatmak istiyorum. Çocuğum ölümle mücadele ederken bize bir yatak bile verilmedi. Bize sahip çıkılmadı. Sağlık alanında destek istiyoruz. Bu en temel hakkımızdır."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://mezopotamyaajansi44.com/tum-haberler/content/view/308219</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/3-evladimi-kaybettim-diger-cocugumu-yasatmak-istiyorum</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/04/690x390cc-amd-08-04-2026-kavak-ailesi-hastane-hak-ihlaleri2.jpg" type="image/jpeg" length="32745"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilim dünyasında tartışma: İnsanlık uzayda çoğalabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/bilim-dunyasinda-tartisma-insanlik-uzayda-cogalabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/bilim-dunyasinda-tartisma-insanlik-uzayda-cogalabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir araştırma, mikro yerçekimi ortamının sperm hücrelerinin yön bulma yetisini bozduğunu ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzayda kalıcı insan yaşamı hedefleri tartışılırken, bilim insanları üreme sürecine dair dikkat çekici bir engeli gündeme taşıdı. Adelaide Üniversitesi araştırmacıları tarafından yürütülen çalışmada, mikro yerçekimi koşullarının insan spermi üzerinde beklenmedik etkiler yarattığı belirlendi.</p>

<h3>SPERM HAREKET EDİYOR AMA YÖNÜNÜ BULAMIYOR</h3>

<p>Kadın üreme sistemini taklit eden deney ortamında yapılan incelemelerde, sperm hücrelerinin hareket kabiliyetinde belirgin bir değişiklik gözlenmedi. Ancak en kritik fark, spermlerin hedefe ulaşmak için doğru yönü bulmakta zorlanması oldu.</p>

<p>Araştırmaya göre, mikro yerçekimi ortamında spermler adeta “yönünü kaybediyor” ve bu durum döllenme ihtimalini doğrudan etkiliyor.</p>

<h3>DÖLLENME ORANI DÜŞÜYOR</h3>

<p>Bilim insanları, yerçekiminin spermlerin doğru yönde ilerlemesinde önemli bir rol oynadığını vurguluyor. Mikro yerçekimi altında ise hedefe ulaşabilen sperm sayısının ciddi şekilde azaldığı tespit edildi.</p>

<p>Bu durumun sonucunda döllenme başarısının yaklaşık yüzde 30 oranında düştüğü kaydedildi.</p>

<h3>EMBRİYO GELİŞİMİ DE ETKİLENİYOR</h3>

<p>Araştırmada dikkat çeken bir diğer bulgu ise embriyo kalitesiyle ilgili oldu. Yumurtaya ulaşabilen spermler başlangıçta daha kaliteli embriyolar oluşturuyor gibi görünse de bu etkinin kısa sürede tersine döndüğü belirtildi.</p>

<p>Uzun süreli mikro yerçekimi maruziyetinin embriyo gelişimini olumsuz etkilediği ifade edildi.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/844d9f45-3b6e-4521-883f-84e706cd9a71.jpg" /></p>

<h3>HORMON ETKİSİ KISMEN ÇÖZÜM OLABİLİR</h3>

<p>Çalışmada ayrıca progesteron hormonunun, spermlerin yön bulma becerisini kısmen iyileştirebildiği gözlemlendi. Ancak bu etkinin sınırlı olduğu ve sorunun tamamen çözülmesi için yeterli olmadığı vurgulandı.</p>

<h3>UZAY KOLONİLERİ İÇİN BÜYÜK SORU İŞARETİ</h3>

<p>Elde edilen bulgular, özellikle Ay ve Mars gibi gök cisimlerinde kurulması planlanan insan yerleşimleri açısından kritik bir engel olarak değerlendiriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilim insanları, uzayda sağlıklı ve sürdürülebilir bir üreme sürecinin mümkün olup olmadığını netleştirmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu belirtiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/bilim-dunyasinda-tartisma-insanlik-uzayda-cogalabilir-mi-2491170</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim-Teknoloji, Ekoloji , Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/bilim-dunyasinda-tartisma-insanlik-uzayda-cogalabilir-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 18:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/03/18d38393-4634-4e5e-ab35-4c51b7458d76.jpg" type="image/jpeg" length="80857"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilim insanlarından çarpıcı araştırma]]></title>
      <link>https://www.medgundem.com/bilim-insanlarindan-carpici-arastirma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.medgundem.com/bilim-insanlarindan-carpici-arastirma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilimsel araştırmalar, yaşlanmanın lineer değil, belirli dönemlerde hızlanan bir süreç olduğunu ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlanma uzun yıllar boyunca yavaş ve sürekli ilerleyen bir süreç olarak düşünülüyordu. Ancak son dönemde yapılan çalışmalar, bu sürecin her yaşta aynı hızda ilerlemediğini gösterdi. Araştırmalara göre insan vücudu belirli yaşlarda adeta bir “eşik” geçiyor ve biyolojik değişimler bu dönemlerde daha hızlı gerçekleşiyor.</p>

<h3>YAŞLANMA HER ZAMAN AYNI HIZDA İLERLEMİYOR</h3>

<p>Bilim insanları tarafından yapılan geniş kapsamlı analizler, yaşlanmanın doğrusal değil, dalgalı bir seyir izlediğini ortaya koyuyor. Özellikle metabolizma, bağışıklık sistemi ve hücresel yapıdaki değişimlerin bazı dönemlerde belirgin şekilde hızlandığı tespit edildi.</p>

<p><img alt="Image" src="https://media.cumhuriyet.com.tr/Archive/c615a5d0-14cd-4885-84f3-91c886a80ea7.jpg" /></p>

<h3>KRİTİK YAŞLAR DİKKAT ÇEKİYOR</h3>

<p>Araştırmalara göre yaşlanmanın hızlandığı en önemli dönemlerden biri 40’lı yaşların ortası, bir diğeri ise 60’lı yaşların başı olarak öne çıkıyor. Bu yaş aralıklarında vücutta protein üretimi, hormon dengesi ve enerji metabolizması gibi birçok sistemde ani değişimler gözlemleniyor.</p>

<p>Uzmanlar, bu dönemlerde kas kütlesinde azalma, ciltte elastikiyet kaybı ve enerji düşüşü gibi belirtilerin daha hızlı ortaya çıkabileceğini belirtiyor.</p>

<h3>VÜCUTTA NELER DEĞİŞİYOR?</h3>

<p>Yaşlanmanın hızlandığı dönemlerde özellikle şu değişimler dikkat çekiyor:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>Hücre yenilenme hızında azalma</li>
 <li>Kas ve kemik yoğunluğunda düşüş</li>
 <li>Bağışıklık sisteminde zayıflama</li>
 <li>Ciltte kırışıklık ve elastikiyet kaybı</li>
 <li>Metabolizma hızında yavaşlama</li>
</ul>

<p>Bu değişimler, yaşam tarzı ve genetik faktörlere bağlı olarak kişiden kişiye farklılık gösterebiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/bilim-insanlarindan-carpici-arastirma-yaslanma-bu-yasta-hizlaniy</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam </category>
      <guid>https://www.medgundem.com/bilim-insanlarindan-carpici-arastirma</guid>
      <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 11:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://medgundemcom.teimg.com/crop/1280x720/medgundem-com/uploads/2026/03/27581041-13e8-42b4-83b0-d12ae0cfc51d.jpg" type="image/jpeg" length="89097"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
