SONUN BAŞLANGICINDAN BİR GÜN
Temmuz yangınla bilinir. Yazın ortasıdır, hava en sıcak zamanını yaşar. Ekinler sararır, toprak çatlar, köylünün alın teri toprağa düşer. Ormanlar yanar, tarlalar yanar ve bu yaz ciğerler gibi yanıyor.
Sadece doğa yanmaz, sadece doğa susuz kalmaz, kavrulmaz, insanlar da yanar, kavrulur, hatta insanlar da yakılır. Siyasal ve toplumsal hayatın yangınları, kavrulmaları kastettiğim.
Hangi birini sayayım? Sivas’ı mı, iki seferde Çorum’u mu yoksa Sivas’ta yakılan 33 cana dayanamayıp dünyaya eyvallahı çeken Rıfat Ilgaz’dan mı? Biraz beriye gelip Haziran’da dövülüp temmuzun başında can teslim eden Ali İsmail’i mi? Yangın yüreklerin anıp yeniden yüreklere gömdüklerini mi? Yoksa Suruç’u mu? Bir bombayla paramparça edilen, kalıntıları çuvallara doldurulup ailelerine, “ölü mirası” diye sunulanları mı? Nartan ile Ferdane diye verilen o kara çuval nasıl da gözümün önünde… Yoksa yıllar boyu Karacaahmet’in bir bölümünü çiçeklendiren on yoldaş canı mı, 1996’da toprak olan 12 Karanfili mi? Yoksa hepsini birden mi, hepsinden bir parça mı?
Yok ben bugün aynı gün toprağı bulan altı kişiyi anlatacağım. Zira o gün ve o gün sayısı yirmiye çıkıveren ölüler demeti, bugün ilana edilen sonun başlangıcı. Günlerdir kafamda dönüp dolaşanlar.
Aslında söz kurmaya 5’lerden başladım, günler öncesinde hem de. 34 yıldır her 10 Temmuz’da adları Vedat Aydın ile anılan 5’lerden. İsimlerden değil, rakamla başladım söze gördüğünüz gibi… Bu bir refleks, zamanın kuytuluklarına savaş ölülerinin unutulması gibi. Aklımda günlerdir adlarıyla dönüp durmaları, kendimi bile o kuytudan çıkarma, adlarıyla tarihteki yerlerini hatırlatma çabası bu yüzden belki de.
Önce onları yazmalıyım.
Hasan Üzüm; 70’lerin devrim coşkusunda koşturan çocuğu, 80’lerin askeri darbe zamanında büyüyeni, davayı kalanlarla omuzlayanı… 90’lar başladığında artık Adana’nın yeri ve ağırlığı belli devrimci önder; hem eylemci, hem örgütçü-yöneticisi, hem insan hakları savunucusu hem gazetecisi. Adana’da her ne olacaksa sadece tekil değil, ortak işlerin de kotaran, örgütleyen ve de sorumluluğunu üstleneni. “Vedat Aydın öldürüldü, cenaze töreni yarın” haberi alındığında yolculuğu hemen orada kuruveren.
Yusuf Üzüm; Hasan’ın büyük ağabeyi, göçle geldikleri Çukurova merkezi Adana’da işçi sınıfının 70’lerden itibaren organik ve mücadele parçası, öncü ve devrimci işçi, sendika ve siyasi yapılanmanın öznesi. 80’lerin boyun eğmeyen direnişçisi. Kendi örgütünden başka çok çevrede, mücadelede herkese yoldaş ve ağabey.
Celal Ölçmez; 70’lerde başlayan Adana işçi sınıfı ve emekçilerinin 80’den geçen ve 90’a evrilen direniş ve mücadele öznesi. İnsan hakları mücadelesi ve örgütlenmesinin bölgedeki temel taşlarından.
İmam Turan adlarını ve mücadele geçmişlerinden çizgiler aktardığım üç yoldaşının ayrılmazı, kederde ve tasada misali, kavgada yalnız bırakmayanı, o yolculuğun da yoldaşı.
Ve Elif Tuncer; mücadele tarihi 70’lerde başlayıp 80’lerin direnişçilik kardeşi gibi dörtlüyle birlikte yol yürüyen, eyleyen ve o yolda hayatını kaybeden kadın yoldaş. 80’lerin sıkıyönetim mahkemelerinde devrimcilerin savunmanı, insan hakları mücadelesinin ilk kurucu kadrosundan.
Bu beş arkadaşı o yıllarda kavgada ve hak mücadelesinde, eş-dost meclisinde, az çok teması olan çok insan görmüş, kavga yoldaşlığın sıcaklığını hissetmiştir. Doğrusu benim tanıklığım da böyledir. Beşinin birden aynı arabaya doluşup, Amed’e, Vedat Aydın’a ulaşma çabası kimseyi yadırgatmamıştır.
Yola İmam ve Yusuf’un şoförlüğünde geç saatlerde çıktıklarında hepsi rahattır. Sabaha Vedat Aydın’ı uğurlamaya yetişeceklerine emin hepsi de. Bir süre sonra uyumaya geçmeleri de normal. İşte o vahşi kaza o arlıkta olur, biter! Haşim (Kılıç) ve Yalçın (Ateş) kazdan sonra onları hastanede bulduğunda sadece Hasan Üzüm henüz yaşamaktadır. Birden o an direksiyonda olan İmam’ın arkasında oturduğu için görebiliyor olan biteni: Öndeki bir tırı solladıklarını ve bir başka tırın arkasını düştüklerini, ne olduysa o iki tırın arasındayken olduğunu hayal meyal hatırladığını anlatabiliyor. Gerisi yok, o da yoldaşlarına katılarak dünyaya gözlerini yumar.
Hasan, Yusuf, Celal, İmam ve Elif, kala kaldıkları yoldan geriye getirilip Adana Buruç mezarlığında yan yana toprağa uğurlandılar, halkın ve devrimcilerin ortak eylemiyle. Vedat Aydın’la toprakta buluştular. Arkalarından çok gözyaşı döküldü, çok yas tutuldu. Geride öksüz Adana kaldı, neoliberal kapitalizmin yuttuğu büyük fabrikalar, işçi havzaları hızla dağıldı; grevlerin, coşkulu hayat haberlerinin sesi kesildi. Çünkü en zor zamanların öncü-örgütçülerini, habercilerini yitirmişlerdi. Hepsi de Kürt idi, sosyalist idi, devrimciliğin o zamanında nöbetçiydiler.
Ve dağlarından, köylerinden sürülen Kürt yoksulları geldiğinde Adana’da onları karşılayacak bu nöbetçi devrimciler yoktu! Çağ değişmişti, zamanın izini süren 5’ler de anılarda kaldı. Yeni gelenler kendi seslerini, sözlerini, eylemlerini kendi başlarına kurdular.
Sözün sonu, başlıkta, Vedat Aydın cinayeti. Niye? Öyle çünkü, bir tarihin başlangıcıdır Vedat Aydın’ın devlet cinayetiyle ortadan kaldırılması. Adını daha sonra 93 Konsepti diye anılacak olan savaş dönemi onunla başladı. Amed HEP il başkanı, İnsan Hakları Amed il başkanı Vedat Aydın, İHD Genel Konresi’nde Kürtçe konuşmuştu! Yasaklı dilin, yasaklı ulusun sesi olduğunu en iyi devlet bilirdi ve o yüzden çıktığı her yerde kesmişti o dili. O dilin kamuya, hem de dünya kamuoyuna açık bir yerde duyulması olmazdı! Vedat Aydın o yüzden ikametgahından, eşinin yanından alınıp işkenceleri sorgularda öldürülmüştü! Yani Kürtçe konuşan o dil kesilmişti! Devlet elinde kaybolmaların başladığı o yıl, bu aleni kaçırmayı gizlemedi kontra güçleri; herkese gözdağı olsun diye, cansız bedeni bir köprü altına atıldı. On binlerin uğurlaması kirli savaş konseptinin hışmına uğradı, resmi rakamlara göre o gün Amed surlarından makineli tüfeklerle taranan insanlardan on altı kişi daha canını meydanda bıraktı. O gün orada törenin haberlerini bize geçen muhabirimiz ve sonra yitirdiğimiz Hatice Onat’ı, saygıyla anıyorum.
Bugün 11 Temmuz 2026; televizyon kanalları PKK’nin silah bırakma törenini aktarıyorlar. 34 yıl önceki Vedat Aydın cinayetinin finali, işte bu; yani başlangıcın sonuna işaret eden sembolik töreni izliyoruz. Önümüzde kana doymuş sömürgeci rejimden tümden arındığımız zamanı yaşamak istiyoruz. Barış, eşit yurttaşlık, adalet ilk kazanımlarımız olsun.
Vedat Aydın ve onu uğurlamaya koşarken toprağa düşen Hasan, Yusuf, Celal, İmam ve Elif; hiçbir ölüm boşa değildir, huzurla uyuduğunuza tanık olmakla teselli bulacağım ben de.