TARİHİ BİR EŞİKTE TÜRKİYE VE KÜRTLERİN KADERİ
Yeni dünya düzeninin küresel ve bölgesel dengelerinin etkisiyle, silahlı mücadeleye artık yer kalmadığı anlayışıyla PKK gönüllü olarak örgütünü feshetmiş ve silahları birilerine teslim etmiyoruz, gömmüyoruz, çatışma ve savaşın sembolü olan silahları yakarak, bu anlayışı da beraberinde yakıyoruz demeye getirdiler. Hem de Kürtlerde tarihsel bir önemi olan ateşin sembolünde bunu yaparak, aynı zamanda yapısal yeni bir inşanın ve yeniden uyanışın da adımını attıklarını göstermiş oldular.
Öte yandan, dünyanın en uzun ömürlü olan ve özellikle son 15 yılda bölgede güçlü bir denge unsuru olmakla aynı zamanda uluslararası bir varlık haline gelmiş bir örgütün, tüm dünyanın gözünü çevirdiği silahlarını bırakma eylemini bir kadın öncülüğünde yapması da yine sembolik öneme sahip bir durumdur. Bese Hozat şahsında sembolleşen ve kadın özgürlük ve eşitlik mücadelesinin örgüt içindeki önemini öne çıkaran bir retorik olmuştur.
Başta kaybettiği evlatları olmak üzere çok ağır bedeller ödeyen Kürt halkının, bir taraftan örgütün silahlarını yakması neticesinde duygusal bir ruh haline girmesi normal olsa da, diğer taraftan Kürtlerin barışa ve demokrasiye olan tutkulu inancı, yeni mücadele yöntemleriyle ülkeyi eşit ve kardeşçe yaşanabilir bir hedefe taşıyacak güçtedir.
AKP sözcüsü ve yandaşlarının çıtayı yüksek tutarak “tarihsel konuşma” dedikleri Erdoğan konuşmasının, her ne kadar tarihi bir yönü yok denilse de, defalarca altını çizerek “Arap – Türk – Kürt” vurgusu yapması; ABD Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın, Osmanlı millet sistemini öven ve “farklı grupların merkezi sistemde varlıklarını sürdürmelerine imkân veren yapılanma” diyerek eyalet sistemine dikkat çekmesi ile Erdoğan’ın neo Osmanlıcılık hayalleri birleşince, ortaya Konfederalizm türü bir yönetim biçiminin çıkacağı gündemin konusu haline gelmiştir.
Erdoğan eskiden söze başladığında, “Türkü, Kürdü, Ermenisi, Lazı, Çerkezi” diye sıralarken, şimdi özellikle “Arap Türk Kürt” demek suretiyle, Suriye ve Irak’taki hem Arapların hem de Kürtlerin hamisi olma hevesini de ortaya koymuş olmaktadır. Tabi bu durumda, “Ermeni Laz ve Çerkez”ler halklar listesindeki yerlerini kaybetmiş oldular!
Erdoğan’ın bu süreçte CHP’yi dışlayıcı bir üslupla hedef alması, algı yönetimi düzeyinde CHP’yi “gayri milli” göstererek, hem AK Parti tabanını mobilize etmeyi hem kutuplaştırma siyasetini hala dibine kadar devam ettirmeyi, hem de CHP’yi yeni süreçten dışlayarak daha kontrollü bir Anayasa değişikliğini hedeflediği görülmektedir. Yani her zamanki gibi dar ve dönemsel hesapları yüzünden, ulusal - bölgesel ve küresel konjonktürün doğurduğu tarihsel bir fırsatı, toplumsal barış ve demokratik dönüşüm yönünde kullanacağı yerde, emperyal hayallerle kaçırma noktasındadır.
CHP'nin artık kurucu kodlarla hareket etmek yerine, Erdoğan tarafından dışlanmasına karşı pasif bir mağduriyet söylemi değil, aktif ve yapıcı bir toplumsal barış ve demokratikleşme vizyonu geliştirmesi, kendilerine hem siyasi hem de ahlaki üstünlük sağlayacak, diğer taraftan da bu sürecin iktidarın insafına terk edilmeyerek kalıcı bir barışa evrilmesine hizmet etmiş olacaktır. Yani devlet yapısal bir değişikliğin eşiğindeyken, birileri rejimi dönüştürme hesapları yaparken, CHP ana muhalefet partisi olarak, bu hesapları Saraçhane mitingleri ile değil, barış ve demokrasi üzerinden atağa geçecek somut projelerle ancak bozabilir.
Bölgesel duruma da baktığımızda; ABD gücünü kullanan tüccar kafalı Trump ve elçisi Barrack, Suriye’ye müteahhit gözüyle baktıkları için, düne kadar tehlike olarak gördükleri ve “Cihadist, Selefi” dedikleri bu yapılarla şimdi de masaya oturmaktadırlar. SDG’yi ise dengeleyici güç olarak gören ABD, şimdi de SDG’ye Şam’a dahil olmayı önermektedir. Yani ABD’nin tamamen pragmatik siyasetiyle, HTŞ’yi geçici, araçsal bir "dengeleyici" unsur gibi kullandığı çok açıktır. Colani meşru bir yönetime kavuşmak için her türlü tavizi vermekten çekinmiyor ise de, farklı etnik ve mezhepsel bir yapıya sahip Suriye’de SDG’deki gibi çoğulcu ve katılımcı bir yönetim anlayışı olmadan Suriye’nin istikrara ve demokrasiye kavuşması mümkün değildir. Dolayısıyla bu konuda deneyim ve kabiliyeti olmayan HTŞ ve Colani yönetimi geçici olmaya mahkûmdur. Suriye’nin yapısına uygun olan yönetim anlayışı, SDG’nin mevcut pratiğidir. Bu nedenle SDG, Suriye’nin yönetimine aday olan en önemli alternatif yapıdır.
Yeni bir yüzyılda tarihsel bir eşikte olan Türkiye’nin akıbetini, Türk Kürt ilişkisindeki yapısal dönüşüm gösterecektir. Türkiye eğer farklı kimliklere, inançlara, dillere, kültürlere sahip kesimlere eşit yurttaşlık temelinde anayasal bir güvence verir ve bir çok batılı devletlerde olduğu gibi adem-i merkeziyetçi bir yönetim anlayışını benimserse, bu yüzyılın kazananı olacaktır. Fakat sığ hesaplarla ya da faydacı bir yaklaşımla hareket eder ve yeni dünya düzeninde artık bir geçerliliği kalmamış eski refleks veya kodlarından kurtulmazsa kaybetmeye mahkûm olacaktır.
Türkiye’nin, Kürtlerle kazan – kazan yöntemiyle birbirine karşı değil, birlikte hareket ederek ortak fayda sağlamayı amaçlaması zamanın ruhuna uygun olandır.