ANKARA - DEM Partili Cengiz Çiçek, iktidarın Abdullah Öcalan üzerinden yürüttüğü ideolojik saldırılar nedeniyle iktidara ve halka uyarıda bulundu: “Örgütü Öcalan’ı dinlemiyormuş gibi göstermeniz, Kürt mahallesinde klasik bir özel savaş yaklaşımı ve komplo olarak değerlendirilmektedir. Özgür iletişim imkanları sağlanmadan, tecridi uygulayanların söylem ve eylemlerine göre düşünce üretmek, öfkeyi dışarıya değil içeriye yöneltmek, komplocu, tasfiyeci aklın oyununa gelmektir.”

Ortadoğu’da özellikle Suriye’de yükselen gerilimler, Kürt meselesini yeniden gündemin merkezine taşıdı. Bölgesel ve küresel güçlerin çatışma alanı haline gelen bölgede, Kürtlere yönelik politik ve askeri saldırılar artarken Türkiye’nin Kürt karşıtı politikaları çözüm sürecinin geleceği konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor. Kuzey ve Doğu Suriye'de Kürtlerin kazanımları ve siyasi deneyimi hedef alınırken Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın devlet tarafından “kurucu önder” olarak anılmasına rağmen 27 yıldır süren İmralı tecridi ise sürüyor. Yine Abdullah Öcalan üzerinden yürütülen ideolojik saldırılar, özel savaş yaklaşımının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Meclis’te Kürt meselesinin çözümü kapsamında kurulan Meclis Komisyonu’nda yazım ekibinin DEM Parti temsilcisi olan İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, yaşanan gelişmeleri, Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit ve özel savaş politikalarını Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi. Çiçek, Abdullah Öcalan’ın stratejik rolüne ve Rojava deneyiminin hedef alınmasına dikkat çekerek sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanmasının şart olduğunu vurguladı.

Kürt meselesinin özellikle hassas ve kritik bir dönemde, Rojava’daki gelişmelerin Kürdistanlılar ve dostlarının kalbini etkilediği bir zamanda, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinden spekülasyon yapılması ve bunun ideolojik bir saldırıya dönüşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye ve bölgenin en temel sorunlarından biri olan, bölgesel ve küresel gerilimlerin fay hattında bulunan bir sorun akılcı çözümünü beklerken, yaşanan son gelişmeler, birçok tartışmayı yeniden alevlendirdi. PKK’nin feshi ve silahlı mücadelenin sonlandırılması kararının Kürde dair ne varsa mümkünse ‘kürtlüğün’ feshine kadar kanırtıldığı bir akıl tutulmasının sınırlarına kadar geldik. Büyük bedeller ve acılar pahasına inşa edilmiş, Sayın Öcalan’ın stratejik aklının ve paradigmasının somutlaşmış biçimi olarak ortaya çıkan Kuzey ve Doğu Suriye deneyimi, hedef tahtasına oturtuldu. Hal böyleyken son dönem gelişmeleri, daha somut değerlendirmeleri hak ediyor.

Öncelikle kendimizden başlayalım. Kürt meselesinin can alıcı ve can yakıcı olduğu bu dönemde, hele hele Kürdistanlıların ve dostlarının kalbinin Rojava’da attığı bir dönemde, Öcalan üzerinden spekülasyon yaratan ve ideolojik saldırıya dönüşen yaklaşımlara karşı uyanık olmalı, net bir tutum sahibi olmalıyız. Bu her şeyden önce 50 yılı aşkın mücadelenin emekçileri, sahipleri olarak bizlerin görevidir. Öcalan, bugün Rojava şahsında ayağa kalkan Kürt ulusal bilincinin, tavrının yarım yüz yılı aşkın mücadelesiyle örücülerindendir. Hele hele Türkiye’de Kürtlükten kaçış, bir toplumsal kimlik haline gelmeye yüz tutmuşken, Kürtlerin hâkim ulus içinde erimesine set çekmiş, yeni bir toplumsal ve siyasal Kürt kimliği inşa etmiştir.

Abdullah Öcalan’a yönelik spekülasyonlar, ideolojik saldırılar ve derin öfke, onun Kürt kimliğini güçlendiren tarihsel ve toplumsal rolüyle ilişkili olduğunu mu söylüyorsunuz?

Evet; sistemin ve Türkçülerin Öcalan’a tarihsel kini, öfkesi de buradan gelmektedir. Yüz yıl boyunca inşa etmeye çalıştıkları homojen ulus politikalarının tekerine Öcalan çomak sokmuştur. Öyle bir çomak ki bu hem Kürdün diriliş sürecini yaratmış hem de ulus devlet saldırısı altındaki dillerin, kültürlerin ve inançların varlık mücadelesine can suyu olmuştur. Bugün, toz duman arasında ve yıllarca süren tecrit ortamında çoğumuzun unuttuğu devlet gerçeğini hatırlamak zorundayız. Sürecin adı ve karakteri, iklimi ne olursa olsun hiçbir devlet kendi ulus devletçi inşasını engelleyen, parçalayan, zorlayan bir lideri unutmaz. Her anı ondan intikam almak, onu itibarsızlaştırmak, gözden düşürmek için değerlendirmeye çalışır. Şimdi akıllara hemen şu soru gelebilir; 'Peki neden görüşüyor, muhatap alıyor?' Cevabı çok yalın ve sadedir; 'siyasal, örgütsel ve toplumsal bir gücü olduğu için Öcalan bugün masadadır.' Onunla masada olmaları, Öcalan’ın bu güçlerini zayıflatmak, tasfiye etmek gibi bir iç hedefi de gözetmedikleri anlamına gelmiyor. Kürdistan tarihi bunun dersleriyle doludur.

O halde Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan'a “kurucu önder” tanımı ve Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit politikası arasındaki çelişki, Abdullah Öcalan’ı itibarsızlaştırmayı ve süreci kendi lehine yönetmeyi amaçlayan bilinçli bir strateji midir?

Bahçeli’nin süreci başlatan sözlerinin dönemi içerisinde ezber bozuculuğunun hakkını veriyoruz. Ancak Öcalan’a yönelik bu olumlu kavramları kullanmaktaki ısrar, zaman içerisinde atılması gereken adımlara dair gönülsüzlükle birlikte düşünüldüğünde başka tartışmaları yapmak kaçınılmaz oluyor. Herkes bir an için düşünsün, 27 yıl boyunca katıksız tecridin amacı nedir? Ya da bir yılı aşkındır Bahçeli “kurucu önder” demesine rağmen Önder Öcalan neden halen tecrit altındadır? Sınırlı heyet görüşmeleriyle ve ada koşullarında bu kadar çetrefilli ve çok boyutlu bir süreci, kendisi adına yönetemeyeceğini en fazla iktidarın kendisi bilmektedir. Ya da “Öcalan ayrı, PKK ayrı”, “Mazlum Abdi Öcalan’ı dinlemiyor” söylemlerini üreten iktidar ve şürekası, PKK’nin ve Mazlum Abdi’nin Öcalan’a ne kadar bağlı olduklarını bilmiyorlar mı? Bağlılıkları, bu süreçte aldıkları tarihsel kararlar ve adımlar bağlamında fazlasıyla kanıtlandı. Peki buna rağmen neden bu olmayan ikiliği, olmayan uyumsuzluğu sürekli Bahçeli’den duyuyoruz? Cevabı çok basittir ve nettir; burada hedef yine Öcalan’dır. “Kurucu önderlik” kavramını “terörle mücadele” konseptinin içine yerleştiren; Öcalan, Hareketi ve yoldaşları arasında ikilik, ayrım yaratan dil, sonuçları itibariyle Öcalan’ı itibarsızlaştırmaya, gözden düşürmeye hizmet ediyor. Şimdi Bahçeli’nin tercümesini yapsak sonuç şu: 'Kurucusu, lideri olduğu örgüt, Öcalan’ı dinlemiyor' Madem dinlemiyorsa, Öcalan’ın size göre örgütü üzerinde hükmü yoktur ki, o zaman neden hala Öcalan ile görüşüyorsunuz?

Aslında Kürtler ve dostları da soruyor; eğer iktidar ve ortağı MHP, Öcalan’ın fikirlerini değerli buluyorsa, neden onun politik gücünü artıracak özgürlük alanını tanımıyor?

Hiç niyet tartışmasına ya da süreç yorumuna gerek duymadan şunu belirteyim; önceleri “PKK’ye evet Öcalan’a hayır”, sonrasında “Öcalan’a evet PKK’ye hayır” konseptini devreye sokanlar, bugün “Öcalan iyi ama örgütü, yoldaşları başkalarının maşası” kara propagandasıyla Kürt halkının ve dostlarının bilincini bulandırmaya çalışmaktadırlar. Peki soruyoruz o zaman; “Ey iktidar, sizin için Öcalan’ın görüşleri ve yaklaşımları, gerçekten makul ve hayata geçirilmesi gerekiyorsa, neden Öcalan’ın elini, pozisyonunu güçlendirecek olan fiziki özgürlüğünü sağlamıyorsunuz?” Ya da neden Öcalan’ın çalışma koşullarını düzeltmiyorsunuz? Madem Öcalan’ın tutumu kanaatinizce örgüte, yoldaşlarına ve hatta DEM Parti’ye göre daha makul ise neden İmralı Adası’nı gazetecilere, sivil topluma açmıyorsunuz? Neden kendinizle sınırlı bir iletişim ortamı sağlıyorsunuz halen İmralı’da? Neden en nesnel şekilde kamuoyunun Öcalan’ı direk kendisinden duyacağı, dinleyeceği ortamları yaratmıyorsunuz? Demek ki Öcalan’ın bazı fikirleri, yaklaşımları sizin işinize gelmiyor olacak ki dış dünyadan yalıtık tutuyorsunuz kendisini. Çünkü “güvenlik” bürokrasisi dışında başka siyasi ve toplumsal çevreler Öcalan’ın düşünceleriyle tanıştığında “bu iş sizin dediğiniz gibi değil” ya da “ben de böyle anladım” diyeceklerin ve itiraz edeceklerin sayısının epey fazla olacağını, en çok da İmralı gerçeğiyle tanışanlar biliyor.

İktidar ve ortakları, Meclis Komisyonu’nun İmralı görüşme tutanaklarını aylar önce paylaşmayı reddederken şimdi komisyon üyelerine bile bilgi vermeden yayımladı. Bu tutanakların yayınlanmasının, Rojava’ya yönelik saldırılarla zamanlamasının bir ilişkisi var mı sizce?"

Mehmet Sincar dosyasındaki karara tepki
Mehmet Sincar dosyasındaki karara tepki
İçeriği Görüntüle

Meclis’te kurulan komisyonun üyesi olarak söylüyorum. Fethi Yıldız, Hüseyin Yayman ve arkadaşımız Gülistan Kılıç Koçyiğit’ten oluşan heyet, 51 kişilik Meclis Komisyonu’nu temsilen İmralı Adası'na gittiler. İlk tartışıldığında, gündeme geldiğinde, iktidar ortakları dışında tüm partiler görüşme tutanağının kamuoyuyla paylaşılması yönünde görüş bildirdiler. Aylar öncesinden bunu kabul etmeyenler, şimdi de herkesten habersiz, Komisyonda üyesi bulunan partilere bilgi verme gereği bile duymadan tutanakları paylaşmış oldular. Peki neden şimdi? Cevabı çok basit; Rojava tehdit altındayken, Kürtler yediden yetmişe öfkeyle ayağa kalkmışken tutanakları kurgulayarak paylaşan akıl, Öcalan ve elli yıllık devrimci mücadelesini, Apocu hareketi halkı ve dostları nezdinde gözden düşürmeye, şaibeli kılmaya çalışmaktadır. En hafif deyimiyle bu tutanağı kamuoyuyla manidar bir zamanlamayla paylaşanların, Öcalan ve hareketine dair iyi niyetli olmadıkları ve “kurucu önderliğe” komplo kurdukları sabittir. O nedenle iktidar bloğunun bu yaklaşımlarını Öcalan, Kürt Hareketi ve Kürt halkının özgürlük davasına karşı yapılan 15 Şubat 1999 Komplosu’nun bir devamı olarak düşünmek yanlış olmaz sanırım. 1999’da “Öcalan’ı bize neden verdiler, hala anlamış değilim” diyen Ecevit’ten, 2026’da Öcalan’ı halk ve örgüt nezdinde şaibeli kılmaya, itibarsızlaştırmaya çalışan Cumhur İttifakı’na; uluslararası komplo, Türk ulusal ayağıyla devam ettiriliyor, derinleştiriliyor diyebiliriz.

O halde Abdullah Öcalan’a ilişkin iktidar ve Devlet Bahçeli tarafından yapılan açıklamaların süreci tartışmalı hale getirdiğini söyleyebilir miyiz?

Bizi bu sonuca getiren sağlama basittir: Öcalan’a dair iktidar cenahından gelen her söz ve eylem, sürece mi hizmet ediyor yoksa süreci tartışılır hale mi getiriyor? Buradan bakılınca niyet son derece açık görünüyor. Aksi iddia ediliyorsa bu pratikle desteklenmelidir.

Abdullah Öcalan’a karşı geliştirilen özel savaş söylemleri sürerken, sizce Kürtler ve dostları bu dönemde nasıl bir ulusal ve demokratik tavır almalı?

Hal böyleyken ve Öcalan’ın liderliğini yaptığı mücadelenin, Kürt ulusuna yaptığı tarihsel katkılar ortadayken ve tam da buna karşı özel savaş söylemleriyle düşmanlık geliştirilirken, bize gerekli olan gerçek Kürdistani, yurtsever ve demokratik tutum, Öcalan’ın özgürlüğünü haykırmak ve bunun mücadelesini yükseltmek olmalıdır. İktidar partilerinin kendi penceresinden Öcalan’ı kamuoyuna servis etmeleri, sağlıklı bir durum değildir ve ortalama Kürt aklı buna şüpheyle yaklaşmalıdır. Bu, biz Kürtler için aynı zamanda bir devlet dersidir. Onca tecrübemize rağmen, hele hele Rojava’da Kürtlere yönelik politikanın sahibi olanların ağzından çıkanlar ve kimi yaptıkları üzerinden Sayın Öcalan’a yüklenmek, tam da istenilen, bizi çekmek istedikleri yere, oyuna gelmek demektir. Kürt halkı olarak devlete çağrımız bu dönemde net olmalıdır; nasıl ki “Rojava’ya yaklaşım bize yaklaşımdır” deyip dünyayı ayağa kaldırdıysak, “Kürt Halk Önderi’nin halen tutsaklık koşullarında tutulması da bizim tutsaklığımızdır” deyip, net bir tavır almalıyız. 27 yıllık insanlık dışı tecride alışıp, onu normalleştirip, tecrit politikasının sahiplerinin sözleri üzerinden kendi hikâyemize, ortak tarihimize ve bizi biz yapan değerlerimize şüpheyle yaklaşmak ve ona dil uzatmak, olsa olsa Kürt halkının düşmanlarının işine yarayacaktır. İçinde bulunduğumuz bu tarihsel mücadele aralığında sorun, artık tek başına bir Kürt örgütü sorunu ya da Kürdistan’ın herhangi bir parçasının tekil sorunu değildir. Son gelişmeler ve üzerinde yapılan tartışmalar da gösterdi ki mevzubahis olan, hedefte olan tüm Kürdistan ve Kürdistan partileri, mücadele güçleri ve Kürt halkının geleceğidir.

Devletin 27 yıldır sürdürdüğü İmralı tecridi ve Öcalan’a yönelik özel savaş politikaları, son haftalardaki iktidar açıklamaları ve uygulamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde, sizce mücadele yöntemleri ve toplumsal tutum nasıl şekillendirilmelidir?

Bizi içerden bölmeye çalışan, güçten düşürmek isteyen geleneksel imhacı ve komplocu aklı boşa çıkarmanın yolu, iktidar eliyle içimize sokulan gündemlerin etrafında gezinmek değil; devletin tüm hukuksuz, şaibeli ve özel savaş yaklaşımları karşısında ulusal ve demokratik bir tavır almaktır. Devlet tarihsel aklı gereği Öcalan’ı 27 yıl boyunca Kürt isyanının lideri olarak hapishanede tutmakta ve tüm yaklaşımlarını, politikalarını da buna göre belirlemektedir. O halde biz Kürtlere düşen görev de 27 yıl boyunca Öcalan’a yönelik her türlü tecrit ve teslim alınma politikalarının karşısında durmak, onu boşa çıkaracak mücadele yöntemlerini devreye sokmaktır. Son haftalardaki iktidar yaklaşımları, gelişmeler ve tartışmalar da gösterdi ki İmralı tecrit sistemi lağvedilmeden ve Öcalan’ın fiziki özgürlüğü sağlanmadan mevcut dengeler kırılmayacağı gibi bu dengelere dayalı suni tartışmalar da son bulmayacaktır. Zaman, bu anlamda Öcalan’ın özgürlüğünü daha güçlü haykırma zamanıdır. Kürdün içinde tutulduğu bu eşitsiz koşulları, kendi mücadelemizle düzeltmeden ve Rojava merkezli Kürt halkına dönük yüz yılın komplosunu boşa çıkarmadan iç tartışmalara harcanacak her enerji bizi güçten düşürecektir.

Bu konu bağlamında özetle iki uyarı yerinde olur. Birincisi iktidar bloğunadır. “Kurucu önderlik” sözünü sürekli kullanıp örgütü Öcalan’ı dinlemiyormuş gibi göstermeniz, Kürt mahallesinde klasik bir özel savaş yaklaşımı ve komplo olarak değerlendirilmektedir. Sizin için gerçekten Öcalan’ın yaklaşımları makul ise, ilk kurduğunuz cümlelerde yer bulan umut hakkı bağlamında Öcalan’ın fiziksel özgürlüğünü sağlarsınız. O zaman da tüm kamuoyu, gerçek Öcalan’la doğrudan tanışmış olur. Yok bu konuda ayak diretiyorsanız, Öcalan’ın duruşu ve düşünceleri işinize gelmiyordur.

İkincisi; biz Kürtlere dairdir. Bir halk önderi hele hele Demirel’in değimiyle 29’uncu isyanın liderinin içinde bulunduğu tecrit koşulları ortadan kaldırılmadan; özgür iletişim imkanları sağlanmadan ve bunu devlete dayatmadan ve kabul ettirmeden, tecridi uygulayanların söylem ve eylemlerine göre düşünce üretmek, söz kurmak ve tavır almak, öfkeyi dışarıya değil içeriye yöneltmek, her şeyden önce komplocu, tasfiyeci aklın oyununa gelmektir. O nedenle ilk hedef, zulmü uygulayanın zulmünü sona erdirecek yurtsever duruşu ve pratiği göstermektir. Sistemle ve kendi aramızdaki ilişkileri daha da normalleştirecek olan bu kritik görevi başardığımız oranda, daha çoğulcu, eşit ve özgürlükçü Kürt kamusallığı kaçınılmazdır.

Yarın: Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Suriye’ye dair yaklaşımı

MA / Selman Güzelyüz

İlgili Haberler

Abdullah Öcalan: Kürt-Türk halkı birbirini yok etme tuzağına düşmemeli

Abdullah Öcalan: Kürt-Türk halkı birbirini yok etme tuzağına düşmemeli

TBMM resmi sitesinde yayınlanan İmralı görüşme tutanaklarında; Abdullah Öcalan'ın Türk-Kürt halkının kardeşliği üzerinde durarak, iki kimliğin de birbirine saygı duyması gerektiğini, birbirlerini yok etmeye çalışmalarının bir tuzak olduğunu belirtti.

Kaynak: https://www.mezopotamyaajansi44.com/tum-haberler/content/view/299726