ANKARA MED GÜNDEM- DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, Sözcü TV’de katıldığı canlı yayında çözüm süreci ve Türkiye’deki çatışmalı sürece ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
“Şimdi ben ona geçmeden önce, izninizle çok şey söylendi, dinledik. Sürece dair, çözüm sürecine dair değerlendirmeler yapıldı. Şimdi ben Tak Bey’i dinleyince şunu söylemek istiyorum: Yaşça kendisinden küçüğüm. Ben kırk yıldır, kırk yıldır bir Kürt olarak, bir Kürt genci olarak bu söylemlerin dışında bir söylem duymadım. Gerçekten duymadım.
Kendisinin çizdiği çerçeveyi saygıyla dinledim. Ancak Türkiye’de kırk yıldır, hatta kırk beş yıldır bir çatışma yaşandı. Bu süreçte birçok yöntem denendi. Köyler yakıldı, işkencehaneler kuruldu, infazlar yapıldı. Faili meçhuller binlerle ifade ediliyor. Asker, polis, TSK mensupları, siviller… On binlerce insan yaşamını yitirdi.
Bunun karşısında çözüm olarak ne yapıldı? Her türlü operasyon, her türlü güvenlikçi yaklaşım geliştirildi. Sınır içi, sınır ötesi operasyonlar yapıldı. Siyasi partiler kapatıldı, yasaklandı. Gazeteler, televizyonlar kapatıldı. Etkin pişmanlık yasaları çıkarıldı. Devlet Güvenlik Mahkemeleri kuruldu, özel yetkili mahkemeler kuruldu. Bunları uzun uzun anlatabilirim.
Ama şunu net söyleyeyim: Bunlardan tek bir tanesinden bile kalıcı bir çözüm çıkmadı. Benle beyefendi farklı düşünüyor olabilir ama bizim birbirimize empati kurabileceğimiz bir yöntem ortaya çıkmadı. Karşılıklı öfke, karşılıklı tepki, suçlamalar, bastırma politikaları dışında bir şey üretilmedi. İş, birbirini yok etmeye dayalı bir sisteme dönüştü. Devlet, güvenlik açısından yapabileceği her şeyi yaptı. Operasyonda operasyon, güvenlikte güvenlik… Aklınıza gelebilecek her şey denendi. Evet, devlet bazı alanlarda kendince başarılı olduğunu da söylüyor. Ama sorun bitmedi. Bitmedi ve bu yöntemlerle bitmeyecek.
Peki yapılmayan ne? Yapılması gereken ama yapılmayan neydi? Müzakere yapılmadı. Barış yapılmadı. Kardeşlik yapılmadı. Empati kurulmadı. Birbirini anlama iradesi ortaya konmadı. Yanlışa birlikte karşı durma cesareti gösterilmedi. 1993’te, 1995’te, 1997’de, 1999’da, 2007’de, 2013’te, 2015’te çözüm süreçleri, ateşkesler, diyalog girişimleri denendi. Şimdi beyefendi kızabilir, ‘ne ateşkesi’ diyebilir. Ama ortada 50 bin, 60 bin, dolaylı etkileriyle belki 100 bin insanın yaşamını yitirdiği bir gerçek var. Bundan daha acil bir soru olabilir mi Türkiye’nin önünde?
‘Meclis örgütlerle görüşmez’ deniyor. Oysa bu meselenin çözüldüğü dünyanın bütün örneklerinde meclis devrededir. Özal örneği ortadadır. Özal’ın bu süreçte yaşamını yitirdiği iddiaları bile hâlâ tartışılıyor. Her seferinde içeride ve dışarıda bazı güçler devreye giriyor ve çatışmanın sürmesini istiyor. Bunun adını koyalım: Savaşın sürmesini isteyen bir akıl var.
Bu ülkeye bağlı bir insan olarak, dilime dikkat ederek konuşuyorum. Ama tabular yıkılmadıkça, bu tabular ayaklarımızın altına alınıp çiğnenmedikçe bu mesele özgürce tartışılamaz. Tartışılamadığı için de çözülemez. Mandela örneği ortadadır. Dünyadaki bütün örneklerde meclis vardır, siyasal irade vardır. Devlet bürokrasisinin yapması gerekenler elbette vardır.
Ama ben tekrar soruyorum: Yapılmayan ne? Kırk beş yıldır süren bu çatışmayı durduracağım diyen bir iradeye kim karşı olabilir? Kim bu kanın durmasına karşı olabilir? Dün faili meçhulleri savunan bir zihniyet vardı bu ülkede. Milletvekilleri yaka paça Meclis’ten götürülürken alkışlayan bir meclis vardı. Ama bugün ‘barış’ deniyor, ‘çözüm’ deniyor, ‘silahların ebediyen devreden çıkarılması’ konuşuluyor. Eğer bu insanları gaz odalarında yok etmeyecekseniz bir yol açmak zorundasınız. Yasa kimin için çıkarılır? Elinde silah olan için çıkarılır. Bu iradeyi göstermek zorundasınız. Bu konuları konuşmaktan kaçan bir Meclis, gerçek çözümden kaçıyordur. Oy kaygısı taşıyordur. Hepimiz büyük bir vebal altındayız. 27 Şubat’tan bu yana deniyor ki ‘toplumsal tepki artıyor’. Hayır. Tek bir cenaze gelmedi. Tek bir cenazenin gelmemesi, bütün oy hesaplarından daha değerlidir. CHP’nin aldığı bütün oylar kadar değerlidir.
Sözcü TV’de olmaktan mutluyum. Çünkü Sözcü TV izleyicisinin önemli bir kısmı bu sürece şüpheyle bakıyor. Şüphe anlaşılırdır. Bizim de kaygılarımız var. Ama bu süreçten demokrasi çıkmazsa, Kürt sorunu Kürtlerin istediği biçimde çözülse bile bir anlamı olmaz. Çünkü Kürt meselesiyle Türkiye’nin demokratikleşmesi birbirinden ayrı değildir. Bu sorun çatışma zemininden çıkarılıp demokratik yollarla çözülmedikçe, bu ülke rahat etmeyecek.”




