HABER MERKEZİ- Kadri Bağdu’nun katledilmesinin üzerinden 11 yıl geçti. Azadiya Welat çalışanı olan Bağdu, yalnızca bir gazete dağıtımcısı değil; halkın haber alma hakkını sokakta, tehditlere rağmen savunan bir basın emekçisiydi. Gazeteci Hamdullah Kesen, yönetmenliğini üstlendiği “Yara” adlı belgeselinde Kadri Bağdu’nun bu görünmeyen ama ısrarlı emeğini arşiv görüntüleri üzerinden yeniden görünür kılıyor. Film, tanıklıkları çoğaltan, unutturma politikasına karşı hafızayı diri tutmayı amaçlayan bir çalışma olarak öne çıkıyor. Kesen’le, Yara belgeselinin ortaya çıkış sürecini, arşivle kurulan anlatıyı, cezasızlık gerçeğini ve Kadri Bağdu’nun bugün neyi temsil ettiğini konuştuk.

Yara belgeselini yapma fikri nasıl ortaya çıktı? Sizi Kadri Bağdu’nun hikyesine dönmeye iten neydi?

Kadri Bağdu’nun hikayesi hiçbir zaman kapanmış bir dosya olmadı. Ne hukuken ne de toplumsal hafızada… Onun öldürülmesi, sadece bir kişinin kaybı değil; Kürt basınına, Kürt halkın haber alma hakkına yönelik çok açık bir saldırıydı. “Yara”yı yapma fikri, bu kapanmayan dosyanın üzerinin örtülmesine karşı bir itiraz olarak ortaya çıktı. Bağdu’nun adı zamanla anılmamaya, hikayesi sessizliğe terk edilmeye çalışıldı. Benim için bu belgesel, o sessizliğe geri dönüp “burada bir hayat, bir emek ve bir hakikat vardı” deme ihtiyacından doğdu.

"Bugüne taşınan bir tanıklık biçimi"

Film neredeyse tamamen arşiv görüntülerinden oluşuyor. Neden böyle bir anlatıyı tercih ettiniz?

Arşiv görüntülerini tercih etmemiz çok bilinçli bir karardı. Çünkü Kadri Bağdu’nun hayatı zaten kayıtlardaydı ama dağınıktı; parçalanmıştı. Biz yeni bir şey icat etmek istemedik, var olan hafızayı bir araya getirmek istedik. Arşiv, bu anlamda yalnızca geçmişi anlatan bir araç değil; bugüne taşınan bir tanıklık biçimi. Bağdu’nun sesi, bedeni, yürüyüşü, halkla kurduğu ilişki hâlâ oradaydı. Film, bu görüntüler aracılığıyla “unutulmadı” demenin bir yoluna dönüştü.

Arşiv görüntülerine bakarken sizi en çok zorlayan ya da sarsan an ne oldu? Bu film sizin için de bir tanıklık süreci miydi?

En zorlayıcı olan şey, Bağdu’nun gündelik hayatına dair görüntülerdi. Gazeteleri alışı, sokakta yürüyüşü, insanlarla kurduğu temas… Çünkü bu görüntülerde yaklaşan ölümü bilmenin yarattığı ağır bir duygu var. Evet, bu film benim için de bir tanıklık süreciydi. Sadece onun ölümüne değil, nasıl yaşadığına tanıklık ettim. Bu da insanın omzuna çok ciddi bir sorumluluk yüklüyor. İzlerken değil, kurgularken bile insan kendini geri çekmek zorunda kalıyor.

Belgeselde Bağdu’nun halkla kurduğu ilişki çok belirgin. Sizce onu yalnızca bir dağıtımcı değil, bir toplumsal figür haline getiren neydi?

Kadri Bağdu, gazeteyi sadece teslim etmiyordu; haberle halk arasında bir bağ kuruyordu. O bağ güvene dayanıyordu. İnsanlar gazeteyi ondan alırken aslında bir duruşla karşılaşıyordu. Onu toplumsal bir figür haline getiren şey, tam da bu süreklilik ve ısrardı. Her şeye rağmen orada olmak. Tehditlere rağmen sokakta olmak. Bu, sıradan bir iş değil; politik bir tutumdur.

Kadri Bağdu bir gazeteci değil, bir gazete dağıtımcısıydı. Film, basın emekçiliğinin bu “görünmeyen” alanını nasıl görünür kılmayı hedefliyor?

Basın denildiğinde çoğu zaman yalnızca yazanlar, konuşanlar akla geliyor. Oysa dağıtımcılar, matbaa işçileri, teknik emekçiler olmadan gazetecilik mümkün değil. “Yara”, bu görünmeyen emeği merkeze alıyor. Bağdu’nun hikâyesi üzerinden, basının bir kolektif emek alanı olduğunu hatırlatıyor. O görünmeyen alan görünür kılınmadıkça, basın mücadelesi eksik kalır.

"Var olan baskı ve direnişi yansıtmaya çalıştık"

Kadri Bağdu’nun katledilmesi hala aydınlatılmadı. Yara, bu cezasızlıkla ilgili ne söylüyor?

Faili meçhul bırakılan her dosya, yeni suçların önünü açıyor. Bağdu’nun dosyasının kapatılmaması, adaletin değil cezasızlığın sürekliliğini gösteriyor. Film, bu gerçeği sessiz ama güçlü bir biçimde ortaya koyuyor. Çünkü kendi ağızdan mağdur kaldığı baskıyı anlatıyor. Biz "Yara", filminde cezalık durumuna dikkat çekmedik, ancak var olan baskı ve direnişi yansıtmaya çalıştık.

Onu unutturma politikasına karşı belgesel nasıl bir işlev görüyor?

Unutturma, bu coğrafyada en yaygın politik yöntemlerden biri. “Yara”, bu politikaya karşı bir hafıza müdahalesi.Belgesel, “unutmadık” demekle yetinmiyor; hatırlamayı örgütlü bir hale getiriyor. Kadri Bağdu’nun adını yeniden dolaşıma sokuyor, onu tekrar kamusal alana taşıyor.

Sizce Kadri Bağdu bugün hala neyi temsil ediyor? Bu belgesel, bugünün basın emekçilerine ve genç gazetecilere ne söylüyor?

Med Gündem’in Mbaye Diagne videosu Meclis’te
Med Gündem’in Mbaye Diagne videosu Meclis’te
İçeriği Görüntüle

Kadri Bağdu bugün hala basının en sade ama en cesur halini temsil ediyor. Gösterişsiz, kamerasız ama son derece politik bir duruşu.Bu belgesel genç gazetecilere şunu söylüyor: Gazetecilik sadece meslek değil, bir sorumluluktur. Ve bu sorumluluk bazen en görünmeyen yerlerde, en sessiz emeklerde taşınır.

Kaynak: https://www.evrensel.net/haber/597032/gazeteci-hamdullah-kesen-ile-kadri-bagdu-belgeseli-uzerine-yar