HABER MERKEZİ - PKK'yi feshederek ezberleri bozan Abdullah Öcalan, tarihsel Kürt-Türk ilişkilerinde bozulan "yolları ve köprüleri" onarmak istediğini vurguluyor. Öcalan, "Kürt isyanlarını darağacından masaya indirdim. Bunu ilk kez yapıyoruz" diye kaydediyor.
Takvim yaprakları 27 Şubat 2025'i gösterdiğinde bölgenin kaderini değiştirecek önemde bir gelişme yaşandı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı yaparak, PKK'den kendisini feshetmesini istedi. PKK de bu çağrı üzerine 12. Kongresi'ni topladı ve silahlı mücadeleye son verdiğini duyurdu.
Tüm dünyada büyük bir yankı uyandıran çağrının üzerinden 1 yıl geçti. Bu süreçte birçok önemli gelişme yaşanırken, Abdullah Öcalan'ın çözüm çabaları aralıksız bir şekilde devam etti.
Ajansa Welat, bugünkü haber dizisinde, Abdullah Öcalan'ın çözüm çabaları ve nasıl bir süreç kurguladığını ele aldı. Önceki bölümlerde olduğu gibi Barış ve Demokratîk Toplum Manifestosu ile ve Abdullah Öcalan’ın İmralı Heyeti ile yaptığı görüşmelerden kesitler haberde yer aldı.
Haber dizisinin giriş bölümünde, Abdullah Öcalan'ın şu sözlerine yer verildi: "Devlet bu masayı niye kurdu? Ve sizleri bu masada neden-nasıl birleştirebildik? Bu ciddi bir buluşmadır. Bir Kürt buluşmasıdır ve devletin Kürt kelimesini bile en ağır şekilde cezalandırdığı bir süreçten geliyoruz. İçinde oldukça çeşitli anlamlar barındırıyor. Nasıl realize edileceğini değerlendiriyoruz. Buraya nasıl gelindiğini, bunun için nasıl mücadele edildiğini en iyi bilen benim."
Devamında şunlar kaydedildi: "Manifestoda geçen bu sözler aslında Öcalan’ın olayları nasıl ele aldığını da açıklar nitelikte. Abdullah Öcalan, Kürt realitesi ve Kürt meselesinin can alıcı noktalarını ortaya koyarken tarihsel gerçeklikten yola çıkıyor. Bu gerçekliği doğal topluma kadar götürmek mümkün. Daha sonra bozulan toplumsal ilişkiler ve sonrasında gelişen kastlaşma ve beraberinde köleci bir forma kavuşması aslında toplumsallığın önemini daha da fazla ortaya koyuyor. Öcalan bunu 'kastik katil' kavramsallaştırmasıyla tanımlıyor. Uygarlık çağı ve sonrası toplumların oluşan sistemler, yönetimler etrafında artık savaşan birer varlığa dönüşmesi belli bir deneysel süreç gibi ele alınabilir. Ancak bu bizi gerçeklikten koparmıyor. Sonuç itibariyle insanın bir toplumsal varlık olduğu gerçeği, toplumsallıkta ifadesini bulan bir yapısal güce tamamlanıyor.
Kürt meselesi bu gerçeklikten kopuk ele alınamaz. Bu nedenle Öcalan buradaki bağı çok güçlü kuruyor. Daha sonra sistemlerin oluşum biçimi, uygarlık sorunsalı, kapitalizmin ortaya çıkışıyla yaşanan değişimler, kapitalizmin ortaya çıkardığı ulus devlet formu ve nihayetinde Ortadoğu gerçekliği, Kürt meselesinin de temelini oluşturan olgular olarak karşımıza çıkıyor.
TARİHSEL KÜRT-TÜRK İTTİFAKI
Öcalan, meseleyi tariflerken inkâr ve imhanın geldiği aşamayı, bir isyan hareketi olarak PKK’nin meseleye dahil olmasını ve 50 yılı aşkın verdiği mücadelenin ardından artık bu gücün misyonunu tamamlamasını ele alıyor. İşte o çokça bahsi geçen Kürt-Türk ilişkileri sorunsalını da bu çerçevede çözümlüyor: 'Kürdistan coğrafyası ilk defa Sümerler tarafından ‘Kürtler, Hurriler, Urlar’ şeklinde ifade bulmuş. Bu ilk mekânsal tanımdır. Dünyanın hiçbir tarafında ülke tanımı yokken ilk defa Sümerler tarafından burası tanımlanmıştır. Daha sonra ‘Kurdia’ diye Yunan tarih yazımında geçer. Heredot tarihinin neredeyse yarısı Kürdistan gerçekliğini konu edinmiştir. Yunan toplumu Medler’e özenti halindedir. Ki Medler’i taklit ederler. Demokrasilerini bile buradaki duyarlılıktan türettiler. Orta çağda Arap İslam devrimiyle birlikte Kürt kavramı tamamen yerleşti. Selçuklular da ilk defa Kürdistan kavramını siyasi bir olgu haline getirdiler. Sultan Sencer kendi merkezini Hemedan (Ekbatan) olarak ifade ederken, Ekbetan'ın merkezlik ettiği ülkeye de Kürdistan diyor. Kürdistan bir yönetim biriminin adı olarak ilk defa Sultan Sencer ile anılmaya başlıyor. Türk hakanı Kürdistan'ı inşa ediyor. Buradan vardığım sonuç: Acaba Selçuklu Sultanı Kürt Sultanı değil midir? Merkezi Ekbatan'dadır, veziri Nizamülmülk'e ‘git’ diyor, ‘benim ailemi koru’, hatta ‘Yenilirsem Hemedan'a çekileceğiz’ diyor.'
Abdullah Öcalan bu belirlemeden sonra Milazgîr'de (Malazgirt) devam eden Selçukluların Kürtlerle ilişkilerinden başlayarak, Yavuz Sultan Selim dönemindeki Kürt Osmanlı ittifakı ve son olarak Mustafa Kemal’in Kürtler sayesinde kurtuluş savaşını kazanması gerçeğini bu ilişkiye kanıt olarak gösteriyor. Hatta 2025 yılının Ağustos ayında heyetle yaptığı görüşmede şöyle bir kıssadan hisseyle olayı özetliyor: 'Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan hikayesi vardı, okumuşsunuzdur. Oğlu Kanuni’ye şöyle diyor; ‘Oğlum o kadar yer fethettin. Nasıl koruyacaksın bu toprakları?’ Bahsettiği yer İran sınırı ve Kürdistan Bölgesi. Kanuni, şu cevabı verir; ‘Kürtlerden kale ve sur inşa ettim.’ Ben de şöyle diyorum; Şimdi bir şey inşa ediyorsan, ne yapacaksın sorusu gelir sana.'
PKK KÜRT KİMLİĞİNİ AÇIĞA ÇIKARDI
Öcalan, daha sonra inkâr sonucu bozulan ilişkiyi ve PKK’nin bu inkâr siyasetini nasıl boşa çıkardığını da şu sözlerle anlatıyor: 'Cumhuriyetin asli kurucusu olan Kürtler, Cumhuriyet kurulduktan bir yıl sonra yok sayıldı, Kürt kimliği yasaklandı. Böylece Sümerlerden bu yana varlıkları tarihsel kayıtlarda bulunan Kürtler, Cumhuriyetle birlikte yok sayılıyor. PKK bu inkârı büyük bir direnişle boşa çıkardı; Kürt kimliği gerçekliğini tarihsel-toplumsal bakımdan açığa çıkardı ve dosta-düşmana kabul ettirdi.'
Hatırlarsanız, dosya serimizin ikinci bölümünde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın PKK’yi neden feshettiğini ayrıntılı ele almıştık. İşte çözüm sürecini başlatan en önemli gerçeklik de burada gizli. Yine manifestodan aktaralım; 'Kürtler kendilerini demokratik ulus, eko-ekonomi ve komünalite üzerinden özgürleştirecek, kalıcı bir yaşamı inşa edip kesinleştireceklerdir. Bu da tabii ki inşa ve kendini var etme mücadelesi ile sağlanacaktır. Dışa yönelik, dış baskıya yönelik direniş de başarıldı. PKK'nin miadını doldurmasının bir nedeni de dışa dönük direnişi başarmış olmasıdır. Bundan sonra direniş ve mücadele içe yönelik olacaktır. Önümüzdeki dönem kendini inşa dönemi olacaktır. Bu da Barış ve Demokratik toplumu gerektirir. Şimdi bir eşikteyiz.'
KÜRT-TÜRK İLİŞKİLERİ VE BOZULAN HUKUK
Aslında manifestoda sorunun tarifi ve çözüm yolları etraflıca ele alınmış durumda. Ancak Öcalan 27 Şubat sonrası İmralı heyetiyle yaptığı görüşmelerin birçoğunda bu meseleyi gündeme getirmeye devam ediyor. 2025 yılının Mayıs ayında Öcalan Türk-Kürt ilişkilerini ve bozulan bu ilişkiyi şöyle gündeme getiriyor: 'Türk-Kürt ilişkisinin mahiyeti bambaşkadır, bozulan şey kardeş ilişkisidir. Kardeşler kavga eder ama biri diğerisiz olmaz. Çetrefilli, karmaşık ilişkiler. Evet, son iki yüz yıl bozulmuş, İngiliz emperyalizmi, modernite bozmuş, tavşana kaç tazıya tut politikası uygulanmış. Bu tuzağa tek biz düşmedik, herkes düştü. Bu tuzakları, mayınları tek tek temizlememiz gerekir, bozulan yolları, köprüleri onarmak gerekir. Biz bunu yapıyoruz. Yok ‘taviz mi verildi’, yok ‘Lozan mı gidiyor!’ Bunlar yanlış. Biz karar verdik. Silah bundan sonra bitmiştir. Savaşı durdurduk, silahla devlet kurma işi bitmiştir. Derdimiz kandırmak olsa birkaç silah getirir atarız şuraya. Ama bu değil ki mesele. Bozulmuş bir ilişki var.'
MAYIS GÖRÜŞMESİ
Yine Mayıs görüşmesinde ilişkinin bozulma nedenlerini ve yapılması gerekenlere odaklanıyor Öcalan: 'Ben burada tarihsel sosyoloji konuşturuyorum. Sizin edebiyat yapmanıza benzemez. Türkiye açısından da söylüyorum. Sen unuttuğun kardeşine ne vereceksin peki? Komisyonlar oluşturulur ve gelirlerse onlara da bunu söyleyeceğim. Kürt sorunu 70’li yıllarda bizim önümüze konuldu, bunu kucağımda buldum. Ateş topuydu. Şimdi alıp attım bu ateş topunu. Ben bunu son 50 yıldır sürdürüyorum. Binlerce defa bana lanet getiriyorlar. Bu haksızlıktır. Ama Bahçeli bunu anlamış. Ben bunları zihniniz açılsın diye söylüyorum. Adamlar 200 yıldır ateş topu yaratmışlar. Ortada Türklük diye bir şey kalmamış. Önceleri ben de derinlikli değildim bu kardeşlik hukuku meselesinde. Ama ben de kabul ettim sonra. 90’lardan beri aşmaya çalışıyorum. Bunu anlayarak hareket etmek lazım. Böyle tartışılırsa bütün parametreler döşenmiş olur.'
‘BUNU ANCAK BEN YAPABİLİRİM'
Öcalan, Haziran ayında heyet ile yaptığı bir görüşmede ise neden bu barışı sağlamak gerektiğini ve bunun nasıl yapılacağını izah ediyor: 'Ben bu girişimimle silahı devre dışı bırakıyorum. Bu bir yol temizliğidir. Bunu kimse yapamazdı, ancak ben yapabilirdim. Bunu herkes biliyor. Peki temizlik yapıldı da onun yerine ne konulacak herkes bunun cevabını merak ediyor. 11 Temmuz’da gerçekleşecek olan durum bunun sağlamasıdır. Görüldüğü gibi amaç cumhuriyeti parçalama değildir. 27 Şubat’la Önderlik kararı bunun açık ilanıdır. Kuzey, Suriye, İran, yurtdışı, hepsinin toplamında büyük bir kütleyiz. Ancak entegrasyon sorunumuz var. 100 bin insan kaybı oldu deniliyor.'
‘PKK'Yİ BEN KURDUM, BEN BİTİRDİM'
Bilindiği üzere 11 Temmuz’da PKK düzenlediği bir törenle silahları yakmıştı. Hemen akabinde yapılan bir görüşmede Öcalan bu duruma dikkat çekiyor ve uyarılarda bulunuyor: 'Bizim burada yapmaya çalıştığımız şeyin doğru anlaşılması gerekir. Ben inisiyatif kullanarak buraya kadar getirdim, çıkmaza girebilecek Türk-Kürt ilişkilerine bir yol açmaya çalıştım. [...] PKK’nin tüm hazırlığı da 2025’e dönükmüş. Biz zorlarız diyorlardı, Gazze benzeri, işte 2015’de yaşananlara benzer, kırsalda da teknik savaş, ona göre hazırlıklarını yapmışlardı, belli ki 2025 çatışmalı bir şeye dönüşecekti. Ben tam buna müdahale ettim. Bunda devletin, sayın yetkililerin katkısı da oldu ama buraya kadar ben getirdim. Ben bu adımı attığım için işte 2025 gayet sakin geçti. [...] Silahlı mücadele dönemi stratejik olarak da taktik olarak da fiili olarak da bitti. PKK’yi ben kurdum ben feshettim. Bir askere, bir görevliye bizim adımıza kurşun sıkılırsa göstersinler. Ama işte zaten silah bıraktılar vs. diye iş boşa vurulursa uyarıyorum, bitti. [...] Dün Süleymaniye’de yapılan toplantının anlamı şudur: İrade olarak silahlar bırakılmıştır. Besê (KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat) onurlu bir kişiliktir, o bir güvencedir, o okuduğu metinle bırakılmıştır, bitmiştir. Biz yaşadıkça silahlar konuşulmayacak.'
Ekim ayına gelindiğinde Öcalan, yapılan girişim ve atılan adımlara rağmen devletin herhangi bir somut ilerleme sağlamamasına tepki gösteriyor. Bu tepkisini şöyle dile getiriyor Öcalan: 'Apo nasıl çalışıyor, anlaşılması gerekir. Çağrı yap, bir adım daha atsınlar diyorlar. Çağrı yap, SDG şunu yapsın diyorlar. Bana göre rollerini oynadılar. Kandil kendini feshetti. Böyle bir örgütü devlet değil dünya birleşse feshedemezdi. Bunu ben yaptım. Bu samimi bir adımdı. Siz bile bunu yeterince açıklayamıyorsunuz. Bu, bana özgüdür ve değerlidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderinde belirleyicidir.'
'İSYANLARI DARACAĞINDAN MASAYA İNDİRDİM'
Öcalan devlete yönelik mesajlar verirken aynı zamanda zaman zaman örgüte de çeşitli mesajlar gönderiyor. Kasım ayında yapılan bir görüşmede attığı adımların ne kadar gerçekçi ve önemli olduğunu vurguluyor: 'Kürt isyanlarını ve Kürt siyasetini darağacından masaya indirdim. Bunu ilk kez yapıyoruz. Harpagos’tan günümüze isyanlar idam ve dar ağacında bitmişti. İlk kez masaya indiren benim. Bu masaya sorunu getirmem tarihseldir. [...] Aslında anlamaları gereken temel mesele şu; sosyalizm silahla kurulamaz. Mao diyor ki ‘iktidar namlunun ucundadır’. Ben bunu doğru bulmuyorum işte. Ulus devlet ile sosyalist toplum yaratılamaz diyorum. [...] Silahın gölgesinde sosyalizm inşa edilemez. Reel sosyalizmin etkisinde bizde kaldık, ne oldu? Yıkıldı geçti.'
‘BİR HABİTUS VAR, MÜDAHALE EMEK İSTİYOR'
Bilindiği üzere Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri, 24 Kasım’da adaya giderek Öcalan ile bir görüşme gerçekleştirmişti. Olumlu bir havanın esmesine neden olan bu görüşmenin ardından çok da somut bir ilerleme sağlanmaması ve kamuoyunda yaşanan sert tartışmalar Öcalan’ın da gündemindeydi. Özellikle CHP’nin heyete üye vermemesini değerlendiren Öcalan, bunun nedenlerini ve kararda etkili faktörleri sorguluyor. Aralık ayının başında, yani komisyon heyetinin İmralı’ya gitmesinin hemen akabinde yapılan bir görüşmede Öcalan bu kez sürece karşı duran kesimlerin harekete geçtiği uyarısında bulunuyor. Bunu da 'habitus' kavramına atıf yaparak şöyle açıklıyor:
'Cumhurbaşkanı olarak Özal ile Başbakan olarak Erbakan ile, Başbakan olarak Erdoğan ile ve Cumhurbaşkanı olarak Erdoğan ile dört süreç geliştirdik. Hatta Ecevit de var arada. Hepsinde karşılaştığımız aynı şey var. Bunu söylüyorum ama siz de bunu yeterince anlatamıyorsunuz. Bir çevre, habitus var. Sizin yaklaşımınız fazla pozitivist. Ağacın dallarıyla, görünenle ilgilisiniz. Bu yüzden anlatamıyorsunuz. Ağacın köklerine bakmak gerekir. Habitus buradadır. Komisyonun ziyaretine ilişkin süreç, yürütülen tartışmalar bunu gösteriyor. Ciddiye almayabilir, fasa fiso diyebilirler. Ben 15 Temmuz öncesi de söylüyordum. Paralel devlet olayı diyordum, gülüp geçiyorlardı. Şimdiki sürece bakıyorum en az o kadar bir durum var. Klasik bir darbe çalışması değil, bundan bahsetmiyorum. Doğrudan benim üzerimden geliştiriliyor. Günü gününe benim attığım her adıma karşı bir çevre peydahlanıyor, bir habitus oluşuyor. Burada da medyayı izlerseniz kimler olduğunu anlarsınız.'
'KÜRT'ÜN KIRIMI TÜRK'ÜN KIRIMIDIR!'
Öcalan, sonrasında bu "darbe habitusunu" engellemek için büyük çaba içerisinde olacağını vurgulayarak, bunun için bir an önce gerekli adımların atılmasını istiyor. Özellikle 2026 yılının başlarında Rojava ve Suriye’de yaşanan gelişmeler Öcalan’ın bu konudaki görüşlerini destekler nitelikte. Dosya dizimizin sonraki bölümlerinde bu konuyu etraflıca değerlendireceğiz ancak Ocak ayındaki bir görüşmede Öcalan’ın bu hususu Kürt-Türk ilişkisi çerçevesinde ele aldığı sözleri önem arz ediyor: 'Kuzey-Doğu Suriye’de yaşanan son olayların Kürtlerde bir duygu kırılmasına yol açtığı görülüyor. Kürt inkârı Türkü bitirir. Kürt'ün kırımı Türk'ün, Türk'ün kırımı Kürt'ün kırımıdır! İş geldi oraya dayandı. Anladınız mı şimdi? Mesele SDG’nin silahsızlandırılması mı, Türk-Kürt savaşı mı? Suriye’nin toprak bütünlüğüne kimse bir şey demiyor. SDG’nin entegrasyonuna kimse bir şey demiyor. Peki neden tersi oluyor? Nasıl 15 Şubat bana karşıydı, bu da bana karşı."
Yarınki haberde yer alacak başlıklar şöyle:
* Demokratik entegrasyon ne anlama geliyor?
* Öcalan: Devlet istemiyorum ama Kürtlerden de vazgeçmiyorum!
* Entegrasyonun temeli olarak özgürlük yasaları