İSTANBUL - Ölüm yıldönümünde Nazım Hikmet’i anan şair Şükrü Erbaş, “Nazım’ın şiirini ve hayatını bilmek, bu ülke insanının ve dünya halklarının ruhunu bilmek, barışı ve özgürlüğü iliklerinde duymaktır” dedi.

Nazım Hikmet Ran, şiirleri, duruşu ve mücadele tarzıyla sadece Türkiye değil dünya edebiyatına da adını yazdırdı. Eserlerinde özgürlüğü ve sevdayı konu edinen Nazım Hikmet, ölümünün üzerinden 63 yıl geçse de şiirlerinde yaşıyor. “Mavi Gözlü Dev” olarak da tanınan Nazım Hikmet, yaşamı boyunca sayısız esere imza attı. Sosyalist kimliğiyle tanına Nazım Hikmet, 11 davadan yargılandı, 12 yıl hapis kaldı. Nazım Hikmet, 3 Haziran 1963 tarihinde geçirdiği kalp krizi nedeniyle Moskova’da hayata gözlerini yumdu.

Nazım Hikmet’i ve edebiyatını şair Şükrü Erbaş ile konuştuk.

‘ŞİİRLERİNE ULAŞMAK MÜMKÜN DEĞİL’

Nazım Hikmet’in hayata veda ettiği yıllarda kendisinin çocuk olduğunu ifade eden Erbaş, “Nazım’ın öldüğü yıl ben 10 yaşındaydım. Türkü, masal, hikâye tutkunu bir çocuktum ama henüz Nazım’ı, şiirlerini ve hayatını bilmiyordum. Nazım Hikmet’in adını duyduğumda ise şiirleri ülkemizde yasaktı. Liseye geldiğim yıllarda bu büyük efsaneyi tanımaya, okumaya başladım” dedi.

Nazım Hikmet’in şiirleriyle nasıl tanıştığını anlatan Erbaş, “1968 yılında lisenin ilk yılında öğrenciyken şiir yazmaya başladım, o yıllarda bile şiirlerine ulaşmak, hele de bir taşra kentinde, neredeyse mümkün değildi. Çağdaş şiirimizi okumaya başladığımda, gizli kapaklı da olsa, tek tük de olsa şiirleri bir yerlerde (gazete, antoloji vb.) yayınlanmaya başlamıştı. Öğretmenlerimizde de çok ünlü şiirlerinin bazıları bulunuyordu. Lisenin bitmesine yakın ülkemizde kitapları yayınlanmaya başlamıştı. Kapsamlı bir Nazım okuması ancak ondan sonra mümkün olmuştu” ifadelerini kullandı.

‘ŞİİRLERİ BİR BAŞKALDIRI TAŞIYOR’

“Nazım’ın şiirleri yüksek sesliydi, bir başkaldırı taşıyordu, emekten, işçiden, haksızlıklardan, sömürüden söz ediyordu” diyen Erbaş, “Bu bizim şiirimiz ve sosyal hayatımız için yeni bir şeydi. Biçimi de değişikti. Sizi bir burgaç gibi içine alıyordu. Konuştuğumuz dil birden büyülü ve çok yükseklerden ses veren bir dile dönüşüyordu. Bir çeşit fırtına ya da sel gibi diyelim, dokunduğu her şeyi içine alıyor, sürüklüyor ve dünyanın ortasına bırakıyordu. Bir de çok kolay gibi görünüyordu. Sanki kalemi eline alan herkes yazabilirmiş duygusu veriyordu. Belki de asıl büyüleyici olan, yalnız bize değil, bütün dünya halklarına sesleniyordu. Daha pek çok şey söylenebilir ama bir şiiri büyük yapmaya bunlar yetecektir. Nazım bizim Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan’ımız gibi bir büyük kurucu şairdir” diye belirtti.

BARIŞI VE ÖZGÜRLÜĞÜ DUYMAK GİBİ

Hassıt Merene Bahar Şenlikleri başladı
Hassıt Merene Bahar Şenlikleri başladı
İçeriği Görüntüle

Nazım Hikmet’in bir şiir dehası olduğunu ve hala okunması gereken aydın bir şair olduğunun altını çizen Erbaş, şöyle devam etti: “Nazım çağının ve dünyanın temel sorunlarını tartışacak bir donanıma sahip bir aydındır. Yazdığı dilin kendinden yüzlerce yıl önceki birikimini, yazdığı şiirin temel taşı yapacak bir poetikaya sahiptir. Gerçek bir komünisttir. Bir o kadar da tam bir yurtseverdir. Nazım’ın şiirini ve hayatını bilmek, bu ülke insanının ve dünya halklarının ruhunu bilmek demektir. Şiirin büyüsünü yaşamak demektir. Başka hayatların içinde kendi evimiz gibi gezmek demektir. Barışı ve özgürlüğü iliklerinde duymak demektir. Bu nedenlerle muhakkak ve döne döne okumak gerektiğini düşünüyorum.”

Erbaş, sözlerini Ran’ın “Son Otobüs” şiirleriyle tamamladı.