ANKARA - DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, yapılan son görüşmede Abdullah Öcalan'ın çıkartılması beklenen yasa taslağına ilişkin sunduğu yol haritasının çerçevesini; "yasanın niteliği, sürecin kurumsallaşması ve süreçte aktörlerin rolü ile konumunun tanımlanması" diye üç başlıkta ele aldığını belirtti.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Faik Özgür Erol, 24 Mayıs tarihinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdikleri görüşmenin ayrıntıları tartışılmaya devam ediliyor. “Tıkanıklık” iddialarının yeniden gündeme geldiği bir dönemde yapılan görüşme sonrası “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nin hangi aşamada olduğu, olası bir yol haritasının içerdiği hukuki ve siyasal çerçeve ile Meclis zemininde beklenen düzenlemelerin akıbeti merak konusu oldu.
Hem süreçte gelinen aşamaya dair hem de son görüşmede ele alınan konulara ilişkin DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar ile konuştuk. Sancar, Abdullah Öcalan’ın sürecin ilerlemesi için kapsamlı bir yol haritası sunduğunu ve çözümün hızlandırılması konularını ele aldığını aktardı.
Abdullah Öcalan’ın özellikle sürecin önündeki tıkanıklıkların aşılması için üç temel başlığa dikkat çektiğini söyleyen Sancar, ayrıca Abdullah Öcalan’ın yasal düzenlemenin geciktirilmemesi ve sürecin hızlandırılması çağrısında bulunduğunu da belirtti.
Sürecin tıkandığına dair iddiaların gündemde olduğu bir dönemde ve yaklaşık iki ay sonra bir görüşme gerçekleştirdiniz. Görüşme süresinin uzun tutulmasının nedeni neydi?
Yürütülmekte olan sürecin karmaşık ve zor olduğunu akıldan çıkarmamak gerekiyor. Çeşitli faktörler bu sürecin akışını etkileyebiliyor. Bu tür süreçler doğrusal bir hat üzerinde ilerlemiyor. İnişler, çıkışlar yaşanabiliyor, durgunluklar olabiliyor. Tren benzetmesiyle ifade etmek gerekirse; en önemli husus, trenin rayda olmasıdır. Süreç bir tren gibi düşünürsek, onun rayda olması lazım. Fakat raydayken her zaman aynı hızda ya da yüksek hızda ilerlemeyebiliyor, gidemeyebiliyor. Bazen engeller çıkabiliyor, farklı durumlar yaşanabiliyor ve yavaşlama söz konusu olabiliyor ya da tren bekleyebiliyor da. Diyelim ki; ileride bir yerde yapılması gereken işler vardır. Bu işlerin de tamamlanması trenin beklemesini gerektirebiliyor. Bu çerçevede anlamak daha doğru olur. Yani tren raydaydı ama çok yavaşlamıştı, hatta bir durgunluk da vardı diyebiliriz. Fakat tren raydan çıkmamıştı.
Tren benzetmesiyle ifade etmek gerekirse; en önemli husus, trenin rayda olmasıdır. Süreç bir tren gibi düşünürsek, onun rayda olması lazım. Fakat raydayken her zaman aynı hızda ya da yüksek hızda ilerlemeyebiliyor, gidemeyebiliyor.
O tıkanıklık tartışmaları aşıldı diyebilir miyiz?
Şu anda tren tekrar hareketlendi. Daha doğrusu o bir tür durma halinin ötesine geçtiğimizi söyleyebiliriz. Yani tren yürümeye devam ediyor.
Son görüşmede Abdullah Öcalan’ın süreci tıkayan sorunları aşmak için bir yol haritası sunduğu ifade ediliyor. Bu yol haritasının temel çerçevesini açar mısınız?
Şimdi Sayın Öcalan'ın çeşitli durumları gözeten yoğun bir çalışma içinde olduğunu her seferinde gözlemliyoruz. Eğer bir sorun ortaya çıkarsa bunu aşmak için formüller geliştirmeye de özel önem verdiğini aynı şekilde biliyoruz. Bu son görüşmede sürecin ilerlemesi için elbette çeşitli hazırlıklar yapmıştı ve bunları bizlerle paylaştı. Bunları karşılıklı olarak konuştuk. Üç başlık altında toplayabilirim bunları. Öncelikle Sayın Öcalan artık yasal düzenleme aşamasının geciktirilmemesi gerektiğini ısrarla belirtiyor. Yani kaybedecek zamanımız yok ve yasal düzenleme konusunda da herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli. Süreci hızlandırmalıyız. Hızlandırma derken de, hedef, Meclis tatile girmeden bu yasanın çıkmasını sağlamak.
Peki bu hedefe giderken Abdullah Öcalan'ın sunduğu önerinin temel unsurları nelerdir?
Sayın Öcalan'ın yol haritasını üç başlıktan oluşuyor, birincisi yasanın niteliği. İkincisi sürecin kurumsallaşması. Üçüncüsü, bu süreçte kendisinin rolünün ve konumunun tanımlanması.
Şöyle bir toparlama yapabilirim. Birincisi yasanın niteliği. İkincisi sürecin kurumsallaşması. Üçüncüsü, bu süreçte kendisinin rolünün ve konumunun tanımlanması. Birinciden, “yasanın niteliği”nden başlayalım. Bu konuda söylediği en önemli söz veya kullandığı en önemli kavram, 'Kök hücre gibi bir kanun olmalıdır' şeklinde. Yeterince anlaşılıp anlaşılmadığını tabii ki değerlendirebiliriz. Kök hücre derken kastedilen iki temel nokta vardır: Onarım ve yenilenme. Çatışma sürecinin ve bu çatışmaya yol açan sebeplerle ilgili hasarların onarılmasını sağlayacak, onarılmasına giden yolu açacak bir nitelik taşımalı. Daha sade söyleyelim; çatışmayı çözmeye çalışıyoruz ve bu konuda çok önemli gelişmeler yaşandı. 27 Şubat çağrısı, ardından örgütün adımları, mecliste komisyon kurulması gelen ve komisyonun ortaya çıkardığı rapor. Bütün bunlar önemli. Şimdi yapmamız gereken, bu çatışmayı çözerken ortaya çıkan hasarları tamir edecek, onaracak bir nitelikte yasal düzenlemeleri hızla çıkarmak. Elbette bir yasal düzenlemeyle bütün hasarları bir anda onarmak mümkün olmaz. Ancak kök hücre öyle bir alan açacak ki bu hasarlar giderilebilsin.
Şimdi kastedilen bir çerçeve yasadır, bir geçiş süreci yasasıdır. Bu doğrudur. Evet geçiş süreci içindir ve bu geçiş sürecinin çeşitli gerekleri var. En başta silah bırakma ve entegrasyonla ilgili konular var. Fakat yasa bu geçiş sürecini düzenlerken, öncelikle çatışmanın sonuçları diyebileceğimiz hasarları da hesaba katmalı ve onarmayı amaçlamalı. Bu onarımın temelinde de şiddetten siyasete geçiş diyalektiği yatıyor. Bunu, 27 Şubat Çağrısı’nın başlığındaki “barış” kavramıyla birlikte düşünebilir, bu boyut bağlamında ele alabiliriz.
Kök hücre derken kastedilen ikinci husus yenilenmedir, bünyenin yenilenmesidir. Hasarı gideriyorsanız bünyeyi de yenilemeniz gerekiyor. Bu bünyenin yenilenmesinin de yollarını açacak bir nitelik taşımalıdır yasa. Onarım ve yenilenme bu yasanın temel niteliği olmalıdır. Bunu da esas olarak 27 Şubat Çağrısı’ndaki “demokratik toplum” kavramıyla birlikte değerlendirebiliriz.
27 Şubat Çağrısının sonuna eklenen ifadenin önemini de bu çerçevede görmek lazım. Öncelikli mesele Kürt sorunundan doğan çatışmayı aşmak. Kürt sorununun çözüm yollarını açmak, çatışmayı aşarak bunu yapmak. Nasıl olacak bu? Sorunu, çatışma ve şiddetten hukuk ve siyaset zeminine çekerek olacak. Çerçeve yasa buna mutlaka hizmet etmelidir. Bir yandan hukuki güvenceler oluşturmalı, aynı zamanda sorunun demokratik zeminde tamamen siyasetle çözümünün imkanlarını yaratmalıdır. Demokratik siyaseti güçlendirmeli ve önünü açmalıdır. Şiddetten siyasete geçiş diyalektiği dediğimiz şey budur.
Sürecin kurumsallaşması, yasal çerçevenin açacağı yolla olmalı, çerçeve yasasının sunacağı dayanakla gerçekleşmelidir. Kurumsallaşmadan kasıt da, artık işleyişin mekanizmalar ve tanımlanmış hedef, görev ve sorumluluklar çerçevesinde yürümesi. Şu anda çeşitli görüşmeler yapılıyor.
Sürecin yasaya dayanarak kurumsal bir nitelik kazanması. Bu da Sayın Öcalan'ın önerdiği yol haritası ya da plan veya tedbirler toplamı ya da adımlar toplamı, ne dersek diyelim, onun diğer bir parçasıdır. Sürecin kurumsallaşması, yasal çerçevenin açacağı yolla olmalı, çerçeve yasasının sunacağı dayanakla gerçekleşmelidir. Yani çerçeve yasa aynı zamanda sürecin kurumsallaşmasının da dayanağı olmalıdır. Kurumsallaşmadan kasıt da, artık işleyişin mekanizmalar ve tanımlanmış hedef, görev ve sorumluluklar çerçevesinde yürümesi. Şu anda çeşitli görüşmeler yapılıyor. Biz İmralı'ya gidiyoruz, devlet yetkilileriyle diğer partilerle görüşüyoruz. Sayın Öcalan da devlet yetkilileri ile görüşmeler yapıyor. DEM Parti'nin çalışmaları var. Bütün bunlar elbette sürecin içinde yer almaktadır, sürecin yürümesini sağlayan unsurlardır ama sürecin artık kurumsal bir çerçevede işlemesini sağlamak lazım. Böylece dayanıklı, güvenilir, güven yaratan bir akış ortaya çıkar. Burada çeşitli kurullar gündeme gelebilir. Bunların hepsi tartışılabilir. Ayrıntılarına girmem gerekmiyor ancak hedeflenen noktalardan biri de sürecin kurumsallaşmasını sağlamaktır.
Sayın Öcalan'ın sunduğu öneriler paketinin üçüncü unsuru; konumların, rollerin, aynı zamanda işlevlerin tanımlanması ve belirginleştirilmesidir. Şüphesiz burada kendisinin rolünün, konumunun ve işlevinin tanımlanması ve belirlenmesi gibi bir ihtiyaç vardır. Bunu sözünü ettiğimiz çerçeve yasaya dayanarak oluşturma önerisi açıkça kendisinden gelmiştir zaten. Yani yapılacak yasal düzenleme aynı zamanda bunu da içermelidir. Böylece roller de, sorumluluklar da, görevler de, yetkiler de daha açık ortaya konmuş olacaktır.
Sayın Öcalan'ın son görüşmede bize aktardığı ve karşılıklı değerlendirdiğimiz öneriler toplamını bu üç başlık altında özetleyebilirim.
Görüşmede konum ve rollere ilişkin bir adlandırma ya da isimlendirmede bulunuldu mu?
Sayın Öcalan'ın sunduğu öneriler paketinin üçüncü unsuru; konumların, rollerin, aynı zamanda işlevlerin tanımlanması ve belirginleştirilmesidir. Şüphesiz burada kendisinin rolünün, konumunun ve işlevinin tanımlanması ve belirlenmesi gibi bir ihtiyaç vardır.
İsimlendirmeden çok içerik üzerinde durmak önemlidir. Burada sürecin mantığı kavramı anahtar kelimelerden biridir. Sürecin mantığına uygun bir tanımlama yapılması en önemli husustur. Yani süreci kim yürütüyor, hangi aktörler yürütüyor, hangi aşama, hangi sorumluluk ve yetkiyle ilerleyecek? Bütün bunları tanımlamak en önemlisi. Burada şüphesiz konumlar da belirginleştirilecek. Bunun adını herhangi bir şekilde koymak değil de bunun adını sürecin mantığına uygun olarak koymak o kadar zor bir mesele değildir. Yeter ki içerik üzerinde bir mutabakat ortaya çıksın.
Heyet olarak görüşme sonrası Meclis'te AKP ile bir araya gelişiniz kamuoyuna yansıdı. Görüşmenin içeriğini sormak istiyoruz. Görüşmenin içeriği neydi? AKP'nin bir yasa taslak hazırlığı var mı; varsa size iletildi mi?
Biz İmralı’daki görüşmelerden sonra bir planlama yapıyoruz her seferinde ve bu planlama çerçevesinde de görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Bunlar olağan faaliyetlerimiz ve sorumluluklarımızdır. Bu çerçevede İmralı ziyareti dönüşü AKP heyetiyle de Meclis'te bir görüşme yaptık. Bazen gizemli bir buluşma gibi yansıtılıyor ama aslında bizim olağan faaliyetimiz. Bu süreçte İmralı heyeti olarak yaptığımız bütün görüşmelerin, bütün temasların özel olarak basına duyurulması gerekmiyor. İhtiyaç halinde zaten gerekli açıklamaları hem biz hem de partimiz yapıyor. Yaptığımız görüşmelerde bir tür istişare, görüş alışverişi ve müzakere var. Birçok konuyu öncelikle iktidar kanadıyla konuşmamız işin doğası gereğidir.
Görüşmenin ana konusu İmralı'da konuştuğumuz konular ve biraz önce anlattığım yasal çerçeve hazırlıklarıydı. Onların hazırlıklarının ne durumda olduğunu anlamak istedik. Kendileri de çalışmalarını sürdürdüklerini söylediler. Belli konular, belli başlıklar üzerinde görüş alışverişi yaptık. Görüşmenin odağında sürecin bu aşamasının temel ihtiyaçları vardı. Yasal düzenleme ve oluşturulacak yol haritası bunların başında geliyor. Karşılıklı olarak bunları konuştuk. Aynı bağlamda başka görüşmelerimiz de oluyor ve olacak.
Kamuoyunda AKP, MHP ve DEM Parti’nin bir taslak üzerinde uzlaştığı ve bu taslağın Abdullah Öcalan tarafından onaylandığı yönünde iddialar dolaşıyor. Bu iddiaların doğruluğu nedir?
Açık söyleyeyim; şu an yaptığımız iş, yasa taslağı hazırlıkları ile ilgili görüş alışverişi ve müzakeredir. Bize sunulmuş somut bir taslak yok. Elimizde taslak olarak kendileriden gelmiş herhangi bir metin yok.
Böyle bir durum yok. Açık söyleyeyim; şu an yaptığımız iş, yasa taslağı hazırlıkları ile ilgili görüş alışverişi ve müzakeredir. Bize sunulmuş somut bir taslak yok. Elimizde taslak olarak kendileriden gelmiş herhangi bir metin yok. Ama üzerinde konuşuyoruz. Dün AKP Grup Başkanı da çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi.
Abdullah Öcalan'ın önerdiği yol haritasına AKP’nin yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizim görüşmelerimizin ekseni, sürecin mantığını gözeten ortak noktaları yaratmaktır. Sürecin mantığı; şiddetten siyasete, hasardan onarıma ve yenilenmeye geçmektir. Bu çerçevede konuşuyoruz. Şüphesiz farklı yaklaşımlar var ama şimdi bunları anlatmam doğru değil. Çünkü kendileri de çalışmalarını sürdürüyorlar. Biz de zaten hazırlıklarımızı çoktan yapmıştık. Bu gelişmeleri gözeten bir hazırlık daha doğrusu bir çalışma süreci devam ediyor. O nedenle hani her konuda ya da işte farklı konularda anlaşma olmuş gibi, her şey hazır da sonra işte servis edilecek gibi yorumlar gerçekten spekülasyondur. Bu tür iddialar kesinlikle doğru değildir. Bu spekülasyonların yaratabileceği riskler de var. Çünkü müzakere edilmekte olan bir metinden, bir taslaktan söz ediyoruz. Bizim görüşmelerimiz sadece iktidar kanadıyla sınırlı kalmıyor. Tabii ki muhalefet kanadının temsilcileriyle de görüş alışverişinde bulunuyoruz. Amacımız, sürecin mantığına uygun, ruhunu yansıtan, hedefe götürecek bir yasanın mümkün olan en geniş mutabakatla çıkmasını sağlamaktır.
Peki görüştüğünüz diğer siyasi partilerden yasa konusunda sizlere öneriler geliyor mu?
Tabii ki karşılıklı öneriler konuşuluyor ve zaten bu tür görüşmelerin en önemli faydası da işlevi de budur. Bizler öneriler istiyoruz, onlar kendi hazırlıklarıyla ilgili bilgilendirme yapmak istiyorlarsa onları dinliyoruz.
Cumhurbaşkanı ve AKP'nin bu konudaki yol haritası nedir sizce? Kamuoyuna yansıyan bazı iddialara göre çözüm süreci konusunda AKP içerisinde bir karşıtlık var. Konuyu yakından takip eden biri olarak böylesi bir gözleminiz oldu mu?
Bu tür spekülasyonlara girmeyi doğru bulmuyoruz. Biz görüşmelerimizi yürütüyoruz. Karşımızda yetkili kişiler var, siyasi aktörler var. Sürecin aşamalarına göre bunlarla farklı konuları konuşuyoruz. Herkes her konuda aynı fikirde olmayabilir. Ama bu bir çatışma mıdır? Bu tür yorumları da açıkçası temkinle karşılamak gerekiyor. Önemli olan farklılıkları ortak noktalara taşımak ve bunu da sürecin mantığına, ruhuna ve hedefine uygun olarak yapmaktır.
DEM Parti olarak sizin bir yasa taslağınız var mı? Varsa bunu muhatapları ile tartıştınız mı?
Bizim hazırlıklarımız var. Bunlar çok önceden başlayan çalışmaların ürünleridir. Hem hukuk komisyonumuz hem de MYK’nin görevlendirdiği komisyonlarımız bizlerin de katılımıyla bu çalışmaları çok önceden yaptı. Her aşamaya göre bunları yeniden ele alıyoruz ve güncelliyoruz. Bunlar tek bir metin gibi değil; farklı durumlara cevap vereceğini düşündüğümüz çalışmalar olarak düşünülmelidir.
Güncelleme dediğiniz kısmı biraz açabilir misiniz?
Biz çeşitli ihtimallere ve gelebilecek farklı önerilere göre ya da farklı hazırlıklara göre bir çalışma yürütüyoruz. Bu çalışmalar her bir aşamada yeniden güncellenebiliyor. Sürecin ihtiyaçları gerçekten barışa ve demokratik toplum hedefine doğru yürümesi bizim temel kaygımızdır. Herkesin ve bütün aktörlerin aynı kaygılarla hareket etmesini beklemek de gerçekçi değil. Şüphesiz farklı aktörlerin her birinin kendine göre de kaygısı, hesabı olabilir. Bir de unutmayalım; yaşanmış tecrübeler, süreçler var. Son çatışmanın tarihini 42 yıla dayandırırsak buradan ortaya çıkmış farklı hafızalar var. Sorunun kabaca 100 yıllık olduğunu söylersek, bu hafızalar arasındaki mesafe ve farklılıklar daha iyi anlaşılabilir. Farklı hafızalar katılaşabiliyor. Diyelim ki sürecin bir aşamasında daha doğrusu bu 40 yıllık, 40 yılı aşan sürecin belli aşamalarında çözüme yönelik süreçler de söz konusu oldu. O süreçler başarıya yol açmadı ve o süreçlerin başarıya ulaşmamasının sebepleri ve sonuçları aktörler tarafından farklı değerlendirilebiliyor. Bu belli bir hafıza oluşturuyor. 1999'dan başlayabiliriz mesela. 2009'da aynı şekilde önemli bir süreçti. 2013-2015 süreci de yine öyle. Şimdi oralarda yaşanan tecrübeler aktörlerin ve ettikleri kesimlerin hafızalarında farklı şekilde kodlanıyor. Bunu da anlamak mümkün.
Taraflar bir birini bu konuda anlıyorsa o halde sorun nereden çıkıyor?
Eğer her bir taraf kendisinin yaşadığı olumsuzluklara dayanan hafızayı katılaştırırsa çözüme doğru ilerlemek zorlaşır. Şimdi bu hafızaların katılaşmış yanlarını esnetmemiz gerekiyor. Burada hepimize rol düşüyor.
Şimdi sorun şurada ortaya çıkıyor; Eğer her bir taraf kendisinin yaşadığı olumsuzluklara dayanan hafızayı katılaştırırsa çözüme doğru ilerlemek zorlaşır. Tarkowski'nin çok sevdiğim bir sözü vardır katılık ve esneklik konusunda. Der ki; 'katılık ölümle ilişkilidir. Çünkü; ölüm oluşunca beden hızla katılaşır. Esneklik yaşamın gereğidir. Çünkü; farklı durumlarla karşılaştığınızda göstereceğiniz esneklik yaşadığınızı yaşamakta olduğunuzu ve yaşamın devam ettiğini gösterir'. Şimdi bu hafızaların katılaşmış yanlarını esnetmemiz gerekiyor. Burada hepimize rol düşüyor. Hafızaların katılığı ve herkesin kendi deneyimine iyice takılıp kalması ilerlemeyi çok zorlaştırabilir. Müzakere dediğimiz yöntem de bu katılaşmış tutumlar ve kökleşmiş refleksler toplamını aşabilmektir. Bu esnekliği yaratabilmektir. O kadar kolay değildir bu; çünkü acılarla dolu 10 yıllardan söz ediyoruz ve şimdi yeni bir yaşamın eşiğindeyiz. Hatta ciddi bir şekilde bu ufuk görünüyor. Orada bir ufuk var ve bu bir çatışmadan çıkıp siyasete, ayrışmadan çıkıp toplumsallığı yaratmaya yani ortak kamu haline gelmeye çağırıyor bizi.
Oraya doğru yürürken elbette somut riskleri, imkanları iyi değerlendirmek lazım. Gecikme, ayak sürüme ve kendi başlangıç pozisyonunda ısrar etme ya da kendi başlangıç pozisyonuna takılıp kalma işleri kolaylaştırmaz. Herkes için geçerlidir bu. Sadece doğrudan taraflar için de değil, toplumun bütün kesimleri için geçerlidir. Şimdi bizim bu yolu açacak ciddi çalışmalara acil ihtiyacımız var. Somut adımlar, bu esnemeyi ve birbirine yakınlaşmayı sağlayacaktır.
Meclis'in kapanmasına az bir süre kaldı. Sizce yapılacak bir yasal düzenleme Meclis tatile girmeden önce çıkartılır mı?
Süreci hedefe doğru götürecek, sürecin mantığına uyan, demokrasi ve siyaset üzerinden sağlam bir barış, kalıcı bir barış yolunu gerçekten açacak bir zemin. Gecikmenin riskleri olduğunu Sayın Öcalan da zaten belirtiyor.
Sayın Öcalan da buna işaret ediyor. Meclis tatile girmeden çerçeve yasanın çıkması gerektiğini, bu konuda bütün aktörlerin tarihi sorumluluk anlayışıyla hareket edeceğine ve Meclis’in de bu hassasiyette çalışmalarını yürüteceğine inandığını söylüyor. Dolayısıyla bütün aktörlere burada tarihi bir sorumluluk düşüyor. Bizim hedefimiz, isteğimiz ve çabamız, Meclis tatile girmeden bu yasanın mümkün olan en geniş mutabakatla çıkmasıdır. Niteliklerini de saydım; Süreci hedefe doğru götürecek, sürecin mantığına uyan, demokrasi ve siyaset üzerinden sağlam bir barış, kalıcı bir barış yolunu gerçekten açacak bir zemin. Gecikmenin riskleri olduğunu Sayın Öcalan da zaten belirtiyor.
Meclis tatile girmeden yasanın çıkmasını destekleyen ortak bir irade var mı sizce?
Şimdi söyleyeceğimiz her sözün yaratacağı farklı beklentiler olur. O nedenle, 'Evet, biz şöyle olacağına inanıyoruz' dediğimiz anda gerçeklerden uzaklaşma, gerçeklikten uzaklaşma ihtimali de doğar. Bunu da sanki olmayacakmış gibi anlamamak lazım. Sadece şunu söylüyorum. Amacımız ve hedefimiz bu. Sayın Öcalan'ın bu konudaki vurgusunu da kamuoyuna yansıttık zaten. Görüştüğümüz aktörlerle de bunu paylaşıyoruz. Açıkçası bu konuda sadece bu saydığım çevrelerden ibaret bir çabanın da yetersiz kalma ihtimali olduğunu söyleyeyim. Şunun için; toplumsal zeminde de demokrasi güçlerinin de barış ve demokrasi hedefini gözeten hukuksal düzenlemeler yapılması konusunda daha fazla etkili olması ihtiyacı vardır.
Konuşmanızda biraz değindiniz, AbdullahÖcalan'ın "Beklentide kalmak, beklenti halini sürdürmek sadece risk üretir. Kaybedecek zamanımız yoktur' uyarısını tekrar sormak istiyorum. Abdullah Öcalan bu uyarıyı hangi dinamiklere karşı yapıyor?
Sayın Öcalan, bu konuda bütün aktörlere sorumluluk düştüğünü söylüyor. İstisnasız bütün aktörlere. Şüphesiz burada hükümet bir muhataptır. Ama sadece onunla sınırlamak da doğru değildir. Yani herkes bu tarihi sorumluluk anlayışıyla hareket etmelidir. Şu an bu sorunda taraf olan ve aktör olan bütün toplumsal ve siyasal güçler bu sorumluluğun bir paydaşıdır.
Bu uyarı, dış dinamikleri de kapsıyor mu?
Sayın Öcalan bölgedeki gelişmelerin risk faktörü olduğunu açıkça belirtiyor. Biz de basına yaptığımız bilgilendirmede bunu aktardık. Çünkü Sayın Öcalan 'ABD-İran İsrail çatışması savaşı durmuş görünse de pozisyonlar katıdır' diyor. Orada her an yeni gelişmeler yaşanabilir. Ortadoğu'da çatışmaya ve kanlı hesaplaşmalara uygun bir zemin devam ediyor ve bunun yaratabileceği çok ciddi riskler var. Bunun yanı sıra; elbette içeride de çeşitli siyasi gelişmeler yaşanıyor ve bu siyasi gelişmelerin yarattığı önemli etkiler var. Bunların hepsi sürecin sağlamlaştırılması ihtiyacını acil kılıyor. O nedenle riskleri azaltmanın yolu süreci hızla hukuksal zemine taşıyıp, çözümü siyasal yönteme aktarmaktır.
Toplumun demokratik yasal adımların atılmasını beklediği bu süreçte CHP’ye Mutlak Butlan kararı çıkarılarak, seçilmişlere müdahale oldu. Heyet açıklamanızda Abdullah Öcalan'ın bu durumun kabul edilmez olduğunu belirttiniz. Abdullah Öcalan bu adımı nasıl değerlendirdi ve süreçle bağını kurdu mu?
Sayın Öcalan da bunlara zaten işaret etti. 'Gelinen nokta, cumhuriyetin temelinde demokrasi ilkesinin bulunmamasının bir sonucudur' dedi. Şimdi Cumhuriyeti demokratikleştirecek ortak bir barış mücadelesi, aynı zamanda bu hasarı derinleşmeden onarma imkanı sağlar. Sayın Öcalan ısrarla 'Demokratik Cumhuriyet esas hedeftir' diyor.
Öncelikle bu "mutlak butlan" kararını bir hukukçu olarak ben değerlendirdiğimde; bunun hukuksal açıdan tamamen temelsiz olduğunu açıkça söylüyorum. Bu müdahale hukuken bir temele dayanmıyor. Hukuksuz bir müdahaledir. Bu durum; yargı eliyle siyasetin dizayn edilmesi geleneğinin, Türkiye'de uzun köklere dayalı bu geleneğin yargı eliyle siyaseti dizayn etme anlayışının çok ağır bir örneğini oluşturuyor. Toplum ve siyaset mühendisliği ile demokratik ortak yaşamı barış içinde sürdürmek çok zordur. Eğer barış içinde bir arada yarışmak ve yaşamak istiyorsak, demokratik temel normları gözetmek zorundayız. Bu sürecin ana hedefi de budur. Demokratik topluma ulaşma. Sayın Öcalan ısrarla 'Demokratik Cumhuriyet esas hedeftir' diyor.
Butlan kararının sürece olumsuz yansımaları olabilir. Fakat bunun önüne geçmek için de mutlaka hepimizin çaba harcaması gerekiyor. Bu karara ilkesel olarak açık ve net bir şekilde karşı çıkıyoruz. Hem demokratik ilkeler açısından hem de hukuksal olarak bu müdahale kabul edilemez. Bu gelişmenin şu an içinde bulunduğumuz sürecin de ilerleyişi açısından riskler üretecek bir potansiyeli olduğunu görüyoruz. Sayın Öcalan da bunlara zaten işaret etti. Açıklamamızda vurguladığımız şekliyle söyleyeyim; diyor ki 'Gelinen nokta, cumhuriyetin temelinde demokrasi ilkesinin bulunmamasının bir sonucudur.' Şimdi Cumhuriyeti demokratikleştirecek ortak bir barış mücadelesi, aynı zamanda bu hasarı derinleşmeden onarma imkanı sağlar. Başta da hasarlardan söz ettik. Şimdi yaşanmakta olan hasarları da gidermek ve yolu bu şekilde açmak hepimizin görevidir.
CHP'nin Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde ana aktörlerden biri olarak devam etmesi gerektiğine inancımızı tekrarlayayım. Elbette orada bir bütünlüğün uzlaşmayla parti içinde sağlanması da önemli bir yöntemdir. CHP bu süreç için önemli bir aktördür. Eğer en geniş toplumsal mutabakatla yürümek istiyorsak, demokrasi hedefine barış üzerinden hızla ilerlemek istiyorsak, CHP üzerindeki bu baskıların ve kıskacın kalkması gerekiyor. CHP'nin de şartlar ne kadar ağır olursa olsun, bu hedeften vazgeçmemesi lazım. Yani bugüne kadar ortaya koyduğu tutumu, sürdürecek bir politikayı yerleştirmesi ve kökleştirmesi hem şimdi yaşanan bu ağır müdahaleyi aşma imkanlarını güçlendirir hem de Türkiye'nin bir bütün olarak Barış ve Demokrasi hedefine yürümesine çok ciddi katkı sunar.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde farklı aktörlere düşen sorumluluklardan bahsettiniz. Peki topluma bu anlamda düşen sorumluluklar var mı? Bu anlamda topluma bir çağrınız var mı?
Esas olan toplumsal güçtür. Toplumsal dinamiklerin bu yönde çoğalarak hareket etmesidir. Kısacası sanki bu süreç sadece belli bir çerçevede ve belli kesimler arasında yürüyormuş gibi bir duygunun mutlaka aşınması lazım. Herkes kendini bu sürecin aktörü ve sorumlusu olarak görmeli.
Evet, bu süreçler zordur ve karmaşıktır. Kaygılar, öfkeler, çeşitli duygusal dalgalanmalar ortaya çıkabiliyor. Ama şunu unutmayalım; barış gibi çok değerli bir hedef, demokrasi gibi hayati bir ihtiyaç, sadece tepeden düzenlemelerle gerçekleşmez. Esas olan toplumsal güçtür. Toplumsal dinamiklerin bu yönde çoğalarak hareket etmesidir. Kısacası sanki bu süreç sadece belli bir çerçevede ve belli kesimler arasında yürüyormuş gibi bir duygunun mutlaka aşınması lazım. Herkes kendini bu sürecin aktörü ve sorumlusu olarak görmeli.
Bu birinci nokta söylemek istediğim. İkincisi öfkeler yıkıcı enerjiye değil inşa gücüne akıtılmalıdır. Evet 'Devlet adım atmıyor, şu yanlışlar yapılıyor, onun niyeti bunun niyeti farklıdır' şeklindeki tepkilerin hepsi anlaşılabilir. Ama olumsuz bir duygu haline saplanıp kalmak da yolları açmıyor. Bu dediğimiz kaygıları da gidermiyor. Dolayısıyla bu süreç yani barış ve demokratik toplum hedefine yönelmiş ve çok ciddi bir yenilenme potansiyeli de içeren bu süreç, herkesi sorumluluğa çağıran bir nitelik taşıyor. Hepimizin ihtiyacıdır ve hep birlikte inşa edeceğiz. Bunu asla akıldan çıkarmayalım.
Eleştiriler, kaygılar, endişeler hepsi önemlidir, değerlidir. Pek çok haklı nedenleri de var ama bunları nasıl aşacağız sorusunu da her birimizin kendisine ve elbette her birimizin birbirine sorması da son derece haklı ve meşrudur. O açıdan bu tür kaygıları giderecek yolları açma konusunda belli aktörlere daha fazla sorumluluk düşüyor. Ama kök sorumluluk bütün siyasetin kökü olan toplumsal zemindedir. Barış ve demokrasi umudunun ve inancının asıl kaynağı buradadır.
MA/ Selman Güzelyüz- Ömer Güngör