ANKARA - Kürt meselesinin bütünlüklü ele alınması ve tarihsel bir sorumlulukla yaklaşılması gerektiğini belirten DEM Parti Milletvekili Serhat Eren, çerçeve yasaya dair “Silah bırakanların hangi hukukla karşılaşacaklarını bilmeleri lazım” dedi.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci, hukuksal ve yasal adımların atılmasının beklendiği aşamada iken, kamuoyunun talebi Meclis'in tatile girmeden önce çerçeve yasanın getirilip yasalaşması yönünde. Çerçeve yasa kapsamında tartışmalar ise yasanın içeriğinin ve kapsamının ne olacağına sıkışmış durumda. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Amed Milletvekili Serhat Eren, çerçeve ile ilgili tartışmaları değerlendirdi.
Eren, kulislerde yasanın Temmuz ayında Meclis’e geleceğine dair iddiaların kamuoyunda algı oluşturma amaçlı olduğunu belirtti. Eren, “İçeriğini bilmediğimiz bir yasal düzenleme üzerinden değerlendirme yapmak sağlıklı değil. Bu kadar önemli bir süreçte kulis bilgileri üzerinden değil, somut hukuksal düzenlemeler üzerinden konuşmalıyız” dedi.
‘DEMOKRATİK ZEMİN VE HUKUKİ ESASLAR’
Sürecin artık “sözün bittiği” aşamasına geldiğini ifade eden Eren, “2 yıllık süre içerisinde çok şey konuşuldu, tartışıldı. Artık sözün bittiği, sözün yerine hukukun geçmesi gereken bir dönemdeyiz. Cumhuriyet’in 2'nci yüzyılında Kürt meselesinin hangi demokratik zeminde çözüleceği, hangi hukuk anlayışıyla kalıcı hale geleceği ve ortak geleceğin hangi hukuki esaslar üzerinden inşa edileceği meselesiyle karşı karşıyayız” diye konuştu.
Kürt meselenin sadece Türkiye’yi değil, bölgeyi ve küreselleşen yapısıyla bütünlüklü bir hukuki perspektifi zorunlu kıldığını kaydeden Eren, “Yüzyıllık bir meseleye aynı tarihsel sorumlulukla yaklaşmak zorundayız” dedi.
‘SÜRECİN ANAYASASI HAZIRLANMALI’
Yapılması beklenen yasal düzenlemenin niteliğine dikkat çeken Eren, “Öyle bir hukuksal düzenleme yapılmalı ki, bu düzenleme demokratik toplum sürecinin anayasası olmalı. Bunu hazırlamalıyız. Ben mevcut anayasadan bahsetmiyorum. Sürecin anayasasından bahsediyorum. Yani demokratik temel değerleri belirleyen, yarın ihtiyaç duyulması durumunda referans alınacak bir hukuksal düzenlemeden söz ediyorum. Dolayısıyla öncelikle silah bırakanların hangi hukukla karşılaşacaklarını bilmeleri lazım. Demokratik siyasal yaşama katılmaları durumunda hangi hukuksal güvencelere sahip olacaklarının bilinmesi gerekiyor. Demokratik siyasal yaşama katılanların geleceklerinin de güvence altına alındığı bir yasal düzenlemeden bahsediyoruz” ifadelerini kullandı.
‘GÜVENLİKÇİ YAKLAŞIM ÇÖZÜM DEĞİL’
Silah bırakmanın tek başına kalıcı barışı sağlayamayacağının altını çizen Eren, çatışmalı zemini doğuran hukuksal ve siyasal sorunların çözülmemesi halinde şiddetin biçim değiştirerek devam edeceğini belirtti. Eren, “Silahların bırakılması önemlidir ama tek başına kalıcı barışı sağlayamaz. Çatışmalı zemini doğuran sorunları ele almadığınız sürece şiddet farklı bir formda varlığını sürdürür. Meseleyi sadece güvenlikçi perspektiften yaklaşmak, kategorize etmek son derece sorunludur. Bu, Kürt meselesinin çözümsüzlüğünde ısrar eden zihniyetin kendisidir” şeklinde konuştu.
'42 YIL ÖNCEKİ ZİHNİYETİN DEVAMIDIR'
Silahlı mücadelenin demokratik siyaset zeminindeki olanakların tamamen kapatılması nedeniyle başladığını hatırlatan Eren, “Şimdi silahların bırakıldığı, demokratik siyasetin esas alındığı bir dönemde ‘gelin ama siyaset yapmayın’ demek, 42 yıl önceki zihniyetin devamıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Eren, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sürecin temel aktörü olduğuna vurgu yaparak "umut ilkesinin" uluslararası hukuka uygun hale getirilmesinin zorunluğuna dikkat çekti. Hukuk devletlerinde cezalandırmayı sonsuzlaştırmanın mümkün olmayacağını ifade eden Eren, "İnsan onuruyla bağdaşan bir hukuksal düzenlemeye sahip olmak, devletin hukuk devleti olup olmadığının önemli bir ölçüsüdür. Sonsuz cezalandırma politikasından vazgeçilmesi, umut ilkesinin uluslararası hukuka uygun hale getirilmesi gerekiyor" diye ekledi.
'DİYALOG VE MÜZAKERE SÜREKLİLİK GEREKTİRİR'
Abdullah Öcalan ile diyalog ve müzakerenin sürekliliğine değinen Eren, “Çatışmanın tarafı olan aktörleri çözümün öznesi haline getirmediğiniz sürece kalıcı bir çözüm mümkün değildir. Öcalan'la görüşmelerin kesintiye uğratılması, aile ve avukat görüşlerinin engellenmesi sürecin başarı şansını ortadan kaldırır. Diyalog ve müzakere süreklilik gerektirir” dedi.
‘KAPSAYICI VE BÜTÜNLÜKLÜ YAKLAŞIM ŞART’
Eren, Türk Ceza Kanunu (TCK) ve "Terörle Mücadele" Kanunu’ndaki (TMK) kısıtlayıcı hükümlerin kaldırılmasının bu düzenlemenin içinde yer alması gerektiğini ifade etti. Kayyum uygulamalarıyla seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldırdığını söyleyen Eren, söz konusu uygulamalara son verecek yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğine işaret etti.
Meselenin bütünlüklü ele alınmaması halinde kalıcı çözümün mümkün olmayacağını belirten Eren, “PKK’ye katılan herkesin, zindandakilerin, yurt dışındakilerin tamamının toplumsal ve siyasal yaşama katılımı sağlanmadan meseleyi kategorize etmek gerçekçi değildir. Bütünlüklü ve kapsayıcı yaklaşmazsanız, Çehov’un dediği gibi duvardaki silah bir gün patlar” uyarısında bulundu.
‘TÜRKİYE 100 YILLIK KÜRT MESELESİNİ ÇÖZMELİ’
NATO Zirvesi ve Türkiye'deki süreç bağlamına dair de değerlendirmelerde bulunan Eren, Türkiye’nin bölgesel güç olma hedefiyle Kürt meselesini çözmesi arasındaki ilişkiye dikkat çekti. Eren, “NATO yokken de Kürt sorunu vardı, NATO olduğu sürece de devam edecektir. Türkiye gerçekten bölgesel bir güç olmak istiyorsa öncelikle kendi içindeki 100 yıllık Kürt meselesini çözmek zorunda. Kendi komşularıyla barışı sağlamadan, Kürtlerle diyalog ve işbirliği kurmadan bu hedefe ulaşamaz” ifadelerini kullandı.
'NATO'NUN AÇTIĞI ALAN MAYINLI BİR ALANDIR'
Eren, NATO’nun Türkiye’ye Ortadoğu’da yeni bir rol biçme çabası içinde olduğunu belirterek, “Türkiye kendi iç meselesini çözmeden, İran, Irak ve Suriye'deki Kürtlerle ilişki kurmadan bölgesel bir aktör olamaz. Aksi takdirde kendisine açılan alan mayınlı bir alandır” dedi. Eren, sürecin tıkanmayacağını, ancak Türkiye’nin eli güçlendikçe taleplerin minimize edilme riskinin olduğunu belirtti.
MA / Ömer Güngör