Güncel

"Siyasi çalışmalarımız silahtan daha güçlü olmalıdır"

Cezaevinden tahliye olan hasta tutsak Niyazi Budak, sürece ilişkin “30 yılın ardından zihnimde hiçbir çelişki, şüphe veya karamsarlık oluşmuyor.

Abone Ol

İZMİR - Cezaevinden tahliye olan hasta tutsak Niyazi Budak, sürece ilişkin “30 yılın ardından zihnimde hiçbir çelişki, şüphe veya karamsarlık oluşmuyor. Gönül rahatlığıyla ve gururla söyleyebilirim ki artık yolumuz ve gelecekte ne yapacağımız tamamen bellidir” dedi.

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) verilerine göre, Türkiye cezaevlerinde en az 335'i ağır olmak üzere toplam bin 412 hasta tutsak bulunuyor. Tutsaklardan 161'i kadın, bin 251'i erkek. Cezaevi Gözlem Kurulları tarafından birçok tutsağın tahliyesi farklı gerekçelerle uzatılırken, bazıları 30 yıllık tutsaklarının ardından tahliye ediliyor. Bu tutsaklardan biri de ayak parmakları olmayan ve birçok hastalığı bulunan Niyazi Budak.

Budak, 28 Haziran’da 30 yıllık tutsaklığın ardından tahliye edildi. 1996 yılında İstanbul'da tedavi gördüğü hastanede gözaltına alınan Budak'a, yargılandığı İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından müebbet hapis cezası verildi. Tutuklandığında ayak parmakları kesik olan Budak’ın bacağında platin bulunuyor. Yüksek tansiyon gibi başka hastalıkları da olan Budak, sırasıyla Metris, Muğla E Tipi, Manisa E Tipi, Bergama M Tipi, Buca F Tipi, Midyat M Tipi, Kandıra T Tipi ve Şakran cezaevlerinde tutuldu.

Budak, cezaevi süreci, hasta tutsakların durumu ile Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne dair ajansımıza konuştu.

CEZAEVİ KOŞULLARINDA BİRÇOK HASTALIK OLUŞTU

Gözaltına alınmadan önce İstanbul'da iki ameliyat geçirdiğini söyleyen Budak, "Sol bacağım kalça kısmından 5 santim kısa kaldı. Platin hala var. Ben gerilla alanındayken karın içinde bir kaç gün kaldığım için ayak parmaklarımı kangren olup zarar vermesin diye kestik. 30 yıllık cezaevi sürecinde de yaşın ilerlemesi ve cezaevi şartları sebebiyle yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, karaciğer yağlanması ve böbreklerde kist gibi hastalıklarım oluştu. Aynı zamanda mide kanaması da geçirdim. Şu anda da bel fıtığı, boyun fıtığı gibi hastalıklar var” dedi.

'KENDİLERİNE GÖRE KURALLAR KOYUYORLAR'

Cezaevinde maruz kaldıkları hak ihlallerine değinen Budak, Nawshirwan Mustafa’nın "Sovyetlerin Oyunu Karşısında Kürdistan Hükümeti" isimli kitabından aldığı notlar nedeniyle disiplin cezası aldığını söyledi. Cezaevi kütüphanesinden aldığı bu kitap nedeniyle 11 gün hücre cezası verildiğini kaydeden Budak, hakkında yasaklama kararı dahi olmayan bu kitap nedeniyle hakkında idari dava da açıldığını dile getirdi. Cezaevinde bunun gibi birçok örnek yaşandığını ifade eden Budak, cezaevi idarelerinin kendi koyduğu kurallara bile uymadığını belirtti.

'NEŞEMİZİ ALMALARINA İZİN VERMEDİK'

Cezaevinde kendilerine "yaşayan ölüler" gibi bakıldığını kaydeden Budak, fakat kendilerinin hiç öyle bir düşüncelerinin olmadığını aktardı. 30 yılı ele aldığında birçok acı, keder ve zorluk gördüğünü söyleyen Budak, "Fakat onların şartları ve koşulları ne kadar ağır olsa da bizim de bir direnişimiz, duruşumuz, hareket tarzımız vardı. Biz de kendi ölçülerimize ve işleyişimize göre hareket ediyorduk. Onların psikolojimiz üzerinde etki yaratmasına veya neşemizi bozmasına izin vermiyorduk. İçerideki tüm yoldaşlarımızın morali, coşkusu ve umudu en üst seviyededir. Biz bu baskıları, bu engelleri zaten 40 yıldır tanıyor, biliyoruz. Bizi bu tür küçük, yıpratıcı detaylarla meşgul etmek ve enerjimizi tüketmek istiyorlar ama biz dikkatimizin dağılmasına asla müsaade etmiyoruz. Cezaevinde kaldığım süreçte baskılara karşı birçok açlık grevi eylemi yaptık. Teslimiyet politikalarına karşı güçlü bir duruşumuz oldu. Her ne kadar bu kadar zorluk ve zahmet olsa da, bir umudumuz vardı, umutsuz değildik. 30 yılı dışarıda, alanlardaymış gibi geçirdim" ifadelerini kullandı.

'ABDULLAH ÖCALAN'IN ÇAĞRISI TARİHSEL NİTELİKTEDİR'

Devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci hakkında da değerlendirmelerde bulunan Budak, Devlet Bahçeli'nin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yaptığı çağrıyı şaşkınla karşıladıklarını ifade etti. Abdullah Öcalan'ın çağrısını ise tarihsel olarak nitelendiren Budak, "Önderliğin çağrısını canlı olarak televizyondan izledik ve uzun yıllar sonucunda önderlikten bir haber almak bizi duygulandırdı. Sonraki süreçte gelişen birçok şey umudumuzu artırdı. Bir buçuk yıl öncesine kadar silahların bırakılmasından söz edildiğinde Ortadoğu gibi bir yerde nasıl ayakta kalacağımıza dair sorularımız oluşuyordu. Fakat mücadelemize ve önderliğimizin paradigmasına baktığımızda bu mücadelenin Türkiye siyasetinin zihnini de değiştirebileceğini gördük. Gelinen süreçte AKP, hegemonik güçlerin Ortadoğu'daki politikalarını izleyerek süreci ilerletmeye çalışıyor. Ama bilinmelidir ki Kürtler artık kimsenin esareti altında kalmaya niyetli değil. Devletinde buna göre adımlar atması gerekiyor" diye konuştu.

'SİYASİ ÇALIŞMALARIMIZ SİLAHTAN DAHA GÜÇLÜ OLMALI'

Silahlı aşamanın sona ermesinin mücadeleyi bitirmediğine dikkat çeken Budak, "Siyasi çalışmalarımız silahtan daha güçlü olmalıdır. Umudumuz budur, amacımız çok nettir. Toplumumuz da bu düzeye ve bilince sahiptir. Bu durum insana çok büyük bir umut veriyor. Bu 30 yılın ardından zihnimde hiçbir çelişki, şüphe veya karamsarlık oluşmuyor. Gönül rahatlığıyla ve gururla söyleyebilirim ki artık yolumuz ve gelecekte ne yapacağımız tamamen bellidir."

{ "vars": { "account": "G-DX375LT0W1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }