Manşet: Van’da 223 kişi işçi, anne, baba, eş, çocuk…


---

Bir ailede bulunabilecek her isimden biri veya ikisi… Daha bir yıl olmadı aileleri ile normal bir yaşam hayali kurmaları. En az 6 yıldır yaşamış oldukları ÖTEKİLEŞTİRME, KİMLİK ve COĞRAFYA’dan kaynaklı dışlanmışlık yerini normal bir yaşam sürmeye bırakmaya başlayacakken, olmadı henüz bir yılını doldurup normale geçmeleri. En az 6 yıldır öğrencisi, hastası olan insanlar tam da bunlarla ilgilenecekti oysa. Çok başarılı olan çocuklar vardı bu ailelerin içinde. En iyi meslekleri seçip başarıdan başarıya koşacaktı bunlar. Maddi imkansızlıktan tedavi göremedi hasta olanlar ve daha öncesinde kansere yenik düşen, sıkıntıların üst aşamaya geçmesinden kaynaklı kalbine yenik düşen, icra memurlarının kapısına dayanmasından dolayı rahatsızlanıp beyin kanaması geçiren insanlar oldu geçmiş süreçte. Bir de işinden haksızca çıkarılıp hukuk mücadelesi verirken yaşanan çığ felaketinde gönüllü olarak insanların yardımına koşan, daha fazla can kurtarayım deyip çığın altında kalarak yaşamını yitiren işçi de vardı birkaç yıl öncesinde. Ölüm doğanın kanunu evet ancak yürütülen politika insanları daha fazla yaklaştırdı ölüme. “Potansiyel suçlu” tanımı yerleşti yöneticilerin kafasına. İnsana insan olarak bakmaktan ziyade, insana kimlik ile bakmak bütün bu kayyım politikasını serdi ortaya.

223 işçi, emekçi… 7’si engelli ve daha önce göstere göstere mahkeme kararlarıyla dönen, işe giriş aşamasında mülakata giren, mülakat soruları valilikten kapalı zarf ile gönderilen ve üstelik mülakat komisyonunda valiliğin temsilcisi olan, işe girmeden önce yasal süre tamamlansın diye 45-50 gün bekletilip işe giren işçiler, emekçiler. Sadece bu mu? Değil tabii. Bir de geçen 6 yıl içinde yerel ve istinaf mahkemelerinde toplamda 8 mahkeme kazanan ama kayyum tarafından hukukun tanınmaması ile bekletilen işçiler. Bir insanı Türk engelli, Kürt engelli, Laz engelli, Arap engelli diye ayırmak hangi vicdana, hangi hukuka, hangi yasaya uyar acaba? Hayatın her alanında, dünyanın her yerinde rengi, kimliği ve coğrafyası ayırt edilmeden ayrıcalık, öncelik ve haklara sahip olan engelliler maalesef Van’da engelinden önce kimliği ile ele alındı, alınıyor.

Engelli de olsa, hukuken tümüyle haklı da olsa “Kürt anasını görmesin” zihniyeti ve düşüncesi ile bakıldı bu coğrafyada insanlara. Nitekim biri Kayseri’den, biri Bursa’dan gelip düşman hukuku işleten “Kürt işçiler Temmuzu görmeyecek” diyen şimdiki @Vanbüyükşehir Bld yöneticileri ile 6 yıl önce “yüzlerce insanı çıkardım, bundan zevk aldım” diyen zihniyetler doğruluyor bunu, doğrulamaktan ziyade bire bir yürütücüsü oluyor bu zihniyetin.

Hukuksuzluğun en açık göstergesidir bu yaklaşım. Karşı karşıya olduğumuz bu hukuksuzluk apaçık ortadadır. 223 işçi işten çıkarıldıktan bir hafta sonra 143 (223 işçi dışında) kişi alelacele @Vanbüyükşehir Belediyesi iştiraki şirket ve VASKİ’ye alındı. Hangi telaşla, hangi düşünceyle hareket edildi de bu işçilerin mülakatı, işçi alım süreci, ilanı askıya bile çıkmadı? Nasıl bir döngü dönmekte anlam vermek gerçekten çok zor. Hak, hukuk olmayınca anlam vermek de olmuyor tabii.

Ortadoğu ve Kürdistan’da yanmış topraklar politikasının tarihsel arka planı
Ortadoğu ve Kürdistan’da yanmış topraklar politikasının tarihsel arka planı
İçeriği Görüntüle

Bursa’ya Van’dan veya Konya’ya Diyarbakır’dan, Malatya’ya Hakkari’den atama ile yönetici görevlendirildiği duyulmamıştır hiç. Ve yine hiç bu insanların gittikleri yerde kimlik ve dili, kültürü; işi, aşı, ekmeği ile oynadığı duyulmamıştır. Ve ne yazık ki bu zihniyet, bir bütün Kürt ve Türk halkı temsilcilerinin oluşturmuş olduğu süreçte kendini yetkin kılabiliyor. "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" bütün dünyanın ilgisi ve merakıyla izlenir, çalışmalarına başlarken, Kürt kimliği ve coğrafyasından kaynaklı insanların aşı, işi, ekmeği ile sınanması, bile isteye boşa çıkarma girişimidir de aynı zamanda süreci, komisyonu. Aynı masada yer alan bütün farklı kimlik, etnik kesimlerin önünün kesilmesidir aynı zamanda. Bir yanda ölümler olmasın, analar ağlamasın, bütün herkes eşit yaşasın diye çabalar, çalışmalar, diğer yanda sabote edici yaklaşım ve pratikler… Samimiyet açısından bir denemedir de bu. Ama bilinmelidir ki her sabote edici bilinçli veya bilinçsiz her yaklaşım gözyaşının devamına hizmet eder. Buna karşı durmayıp tek kelime etmemek güçlendiricisidir bu anlayışın. Zalimin zalimliğini mazlumlar yaşar her defasında. Ve her defasında mazlum kimliğiyle yadırganan Kürtler öldürülmeye çalışılır.

Gelişmiş toplum ve ülkelerde ırk, dil, din ve kimlik ayrımı yoktur. Zaten onun için “gelişmiş toplum” adını almıştır. Toplumun refah düzeyi ekonomiden önce “önce insan” esprisi ile ölçülür, oluşturulur. Şimdi bizler de bunu düşünmekle mükellefiz. Gelişmiş toplum, refah düzeyi, gözyaşı ve yoksulluk ve demokrasi ve anaların ağlamayacağı bir ülke, bir yaşam tercihi bizlerin elinde şimdi. Düşmanvari yaklaşımları onaylar tarzda sessiz kalmak mı yoksa yeter artık deyip barış ve demokratikleşme çalışmalarına katkı sunmak mı?

Her işçi bir baba, anne veya abidir. Dışlanmışlık psikolojisine, eşit yaşamın ihlali yaklaşım ve pratiklerine yönelik yapacağımız çok şey var. Ülkemizin müreffeh, eşit ve yaşanılası bir mekân olabilmesi için; başta Van’daki emekçinin bu çığlığına sahip çıkmak, kendine insanım diyen herkesin görevidir. İçinde bulunduğumuz anlamlı sürece açık bir sabotaj girişimi ve keyfi olan işten çıkarmalara karşı tutum almak; barışın ve kardeşliğin kapılarını açmaya, art niyetli kendini bilmezlerin de önünü almaya yarayacaktır. Biz meydanlarda olacağız. "Direne direne kazanacağız" şiarıyla hakkımızı savunacağız. Ki tarih boyunca emeğin tarafında olan herkes bu felsefeyle hareket etti ve emeğin kutsallığı herkesçe kabul gördü. Dileğimiz odur ki etkili etkisiz demeden her kesim bu mücadelemizde yanımızda olsun, sesimize ses katsın. 223 işçinin durumu tamamen vicdani bir durumdur. Buna ses vermek bir siyasi görüş sahibi olmayı gerektirmiyor. “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır” sözünden hareketle, bu kıyımı, kini ve öfkeyi görmezden gelmek daha ciddi bir sorundur. Tüm siyasi çevrelerin, sivil toplum örgütlerinin ve demokratik kitle örgütlerinin, insan hakları oluşumlarının birincil gündemi olmayı gerektiren bir sorun var Van’da. “İnsan, haklarıyla insandır” diyoruz, hakkımızı, emeğimizi, işimizi geri istiyoruz.