Küfür Bir Anlık Taşkınlık Değil, Bir Zihniyetin İtirafıdır.

Leyla Zana Kürt Halkın Onurudur”!!!

Filiz Zeyrek

Son dönemde Bursaspor tribünlerinden yükselen aşağılayıcı ve cinsiyetçi söylemler, yalnızca bir spor karşılaşmasının atmosferiyle açıklanamaz. Bu dil, münferit bir “taşkınlık” değil; erkek egemen zihniyetin kamusal alanlarda kendini yeniden üretme biçimlerinden biridir. Hedefte ise tesadüfen seçilmiş bir isim yoktur. Hedef, hem kadın olduğu hem de Kürt olduğu için tarih boyunca siyasal ve toplumsal alanda bedel ödemiş bir isimdir: Leyla Zana.

Tribünler Bazen Bir Toplumun Bilinçaltını Açığa Çıkarır

Leyla Zana’ya yönelen bu saldırılar, aslında kadın bedenini, kadın sesini ve Kürt kimliğini aşağılayarak denetim altına alma arzusunun dışa vurumudur. Tribünlerden yükselen eril küfür, parlamentoda, mahkeme salonlarında ve medya ekranlarında karşımıza çıkan zihniyetle aynı kaynaktan beslenir. Spor sahası yalnızca bu zihniyetin daha gürültülü, daha pervasız bir sahnesidir.

Bir Kadının Meclise Girişi, Devletin Ezberini Bozduğunda

Leyla Zana, Kürt siyasetinde ve Kürt halkının kolektif mücadelesinde özel ve tarihsel bir yere sahiptir. 1991 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne giren ilk Kürt kadın milletvekili olarak yalnızca bir seçim başarısı elde etmemiştir; devletin inkâr politikalarına karşı kamusal alanda bir gedik açmıştır. Kürtçe konuşmanın, Kürt kimliğini açıkça ifade etmenin suç sayıldığı bir siyasal atmosferde, Leyla Zana’nın meclis kürsüsünden Kürt halkının varlığını ve eşitliğini dile getirmesi sembolik olduğu kadar sarsıcıdır.

Bu Ülkede Hakikat Konuşmanın Bedeli Her Zaman Ağır Olmuştur

Bu sarsıntının bedeli ağır olmuştur. Leyla Zana’nın dokunulmazlığı kaldırılmış, yargılanmış, uzun yıllar cezaevinde tutulmuş; gözaltılar, mahkeme süreçleri ve sistematik baskılarla karşı karşıya bırakılmıştır. Onun maruz kaldığı bu süreçler, bireysel bir cezalandırmanın ötesinde, kadınların ve Kürtlerin siyasal alandaki özneleşmesine karşı yürütülen yapısal bir bastırma politikasının parçasıdır. Devlet aklı, Kürt kadınının hem dilini hem de siyasal iradesini görünür kılmasını kabul edememiştir.

Erkek Egemen Düzen, İtaat Etmeyen Kadını Affetmez

Tam da bu nedenle Leyla Zana’nın hikayesi, erkek egemen zihniyet açısından iki kat “rahatsız edici”dir. Çünkü o yalnızca bir Kürt değildir; aynı zamanda itaat etmeyen bir kadındır. Erkek egemen düzen, kadının siyasette var olmasını ancak belirli sınırlar içinde, sessiz, uyumlu ve temsil gücü törpülenmiş bir biçimde kabul eder. Leyla Zana ise bu sınırların tamamını ihlal etmiştir. Kendi diliyle konuşmuş, kendi kimliğiyle siyaset yapmış ve bedelini göze almıştır.

Kadın Bedeni Üzerinden Kurulan Dil, Siyasetin En İlkel Halidir

Bu noktada altı çizilmesi gereken bir başka mesele de, erkek egemen milliyetçi zihniyetin kadın bedeni üzerinden siyaset yapma alışkanlığıdır. Kadınlara yönelen cinsiyetçi söylem yalnızca hakaret üretmez; aynı zamanda siyaseti kişiselleştirir, hafızasızlaştırır ve mücadeleyi görünmez kılar. Kadının tarihsel mücadelesi, bedeni ve cinsiyeti üzerinden küçültülür. Bu mekanizma özellikle Kürt kadınları söz konusu olduğunda daha sert işler. Çünkü Kürt kadını, hem etnik kimliği hem de siyasal varlığı nedeniyle çifte tehdit olarak kodlanır. Erkek egemen akıl, bu tehdidi ancak aşağılayarak ve cinsiyetçi bir dile hapsederek kontrol edebileceğini düşünür. Tribünlerdeki dil tam olarak bu yüzden politik bir içerik taşır; çünkü hedef aldığı şey bir beden değil, bir mücadele geleneğidir.

Yaşlılarımız Gelecekle Kurduğumuz Köprüdür
Yaşlılarımız Gelecekle Kurduğumuz Köprüdür
İçeriği Görüntüle

Tribünler Erkekliğin En Yüksek Sesle Konuştuğu Yerdir

Ayrıca spor alanları, erkekliğin kolektif olarak yeniden üretildiği en güçlü sahnelerden biridir. Tribün kültürü, eril öfkenin meşrulaştırıldığı, sınırlarının gevşetildiği ve çoğu zaman ödüllendirildiği bir alan olarak işlev görür. Bu alanlarda kullanılan dil, toplumun geri kalanına da sirayet eder. Kadınlara, farklı kimliklere ve muhalif figürlere yönelen hakaretler burada “normalleştirilir”. Bu yüzden tribünlerde atılan her slogan yalnızca o anki kalabalığa değil, toplumsal hafızaya seslenir. Leyla Zana’ya yönelen söylemler de bu hafızanın içinden konuşur: geçmişin inkarı, bugünün bastırması ve geleceğin denetim altına alınma arzusu aynı cümlede birleşir.

Yöntem Değişir, Zihniyet Aynı Kalır

Bu yüzden bugün Leyla Zana’ya yönelen cinsiyetçi saldırılar, geçmişten bağımsız değildir. Aynı zihniyet, yıllar önce mecliste yuhalamış, mahkemelerde cezalandırmış, bugün ise tribünlerde küfürle konuşmaktadır. Yöntemler değişir; zihniyet değişmez. Kadını aşağılayarak, Kürt kimliğini hedef alarak kurulan bu dil, egemenliğini ancak hakaretle sürdürebilir.

Tarih Küfür Edenleri Değil, Direnenleri Hatırlar

Ancak tarih şunu göstermiştir: Bu dil kalıcı değildir. Kalıcı olan, bedel ödeyerek açılan siyasal ve toplumsal alanlardır. Leyla Zana’nın mücadelesi, yalnızca Kürt halkı için değil; bu ülkede kadınların siyasette özne olma mücadelesi açısından da tarihsel bir eşiktir. Onu hedef alan her cinsiyetçi söz, aslında bu mücadelenin hala ne kadar gerekli olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır.

Kürt halkına yönelik köklü bir düşmanlığın göstergesidir

Tam bu noktada, bu dili sahiplenen ve teşvik eden siyasal aktörlerin rolü görünür hale gelir. Leyla Zana’ya yöneltilen ırkçı ve cinsiyetçi saldırılar karşısında sergilenen tutumlar, yalnızca bireysel tepkiler değil, bilinçli bir siyasal pozisyonun ifadesidir. Ümit Özdağ’ın bu saldırıları alaya alan ve açık biçimde destekleyen tavrı, uzun süredir inşa ettiği Kürt düşmanı siyasetin geldiği noktayı bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Burada söz konusu olan ne politik bir analiz ne de tutarlı bir ideolojik hatır; reflekslerle hareket eden, düşmanlıktan beslenen ve düşünsel derinlikten yoksun bir siyasal akıldır. Leyla Zana gibi tarihsel bir ismi hedef alan bu hoyratlık, Kürt halkına yönelik köklü bir düşmanlığın ve bunu ifade edecek asgari bir siyasal kapasiteden dahi yoksunluğun dışa vurumudur. Hakareti sahiplenmek, aşağılamayı teşhir etmek değil; entelektüel ve ahlaki çöküşü ilan etmektir.

Leyla Zana, Kürt Halkının Onurudur

Leyla Zana, Kürt halkının tarih boyunca karşılaştığı baskılara, ayrımcılığa ve susturulmaya karşı yükselen sesi ve sembolüdür. Siyasi yaşamı boyunca verdiği mücadele, sadece kendi özgürlüğü için değil, tüm Kürt halkının hakları ve eşitliği için olmuştur. Cezaevlerinde ve gözaltılarda yaşadığı zorluklar, onun kararlılığını kırmamış; aksine halkın hak arayışına güç katmıştır. Leyla Zana, kadınların siyasetteki görünürlüğünü artırmış, toplumsal adalet ve eşitlik taleplerini görünür kılmıştır. Siyasi duruşu, sadece günümüz için değil, gelecek kuşakların cesaret ve direniş mirası için de yol göstericidir. Onun mücadelesi, Kürt halkının özgürlüğe olan inancını ve toplumsal eşitlik arzusunu temsil eder; her adımı, halkın onurunu ve haklarını savunmanın örneğidir.

Bağıranlar Unutulur, Açılan Gedikler Kapanmaz

Bugün tribünlerde atılan sloganlar yarın unutulabilir. Ama kadınların, özellikle Kürt kadınlarının siyasette açtığı gedikler kapanmaz. Erkek egemen zihniyet bağırır; tarih ise direnenleri yazar. Leyla Zana bu tarihin silinmez sayfalarından biridir.