Tartışma Kültürü ve Devrimci Etik

Konuşalım, tartışalım, birbirimizin görüşlerinin analizini yapalım, yorum ve değerlendirmelerde bulunalım. Ama tartışma edebini de aşmayalım. Birbirimizi küçük görme, dalga geçme, demagoji yaparak karşı tarafı sözde köşeye sıkıştırma gibi yaklaşımlar hiç kimseye bir şey kazandırmaz. Basit polemik yapma, birbirine üstünlük sağlama zamanı değildir. Bu hastalık 1970’li yıllarda Türkiye ve Kürt solunun bir hastalığıydı. Aradan yıllar geçti; aynı hastalığı sürdürmenin bir anlamı yoktur. Pratikten dersler çıkarmalıyız. Devrim gibi ciddi bir sorunla uğraşıyoruz. Her devrimci hareket de böyledir. Yolumuz uzun, sorunlarımız büyük. Daha da önemlisi, devrimci hareketlerin, yani devrim yapma konusunda ideali olan güçlerin, uluslararası düzeyde ideolojik, teorik, politik, taktik ve stratejik konularda yol haritaları bile yoktur. Bu nedenle devrimler birer birer yıkıldı; bu nedenle yeni devrimler gerçekleşmiyor. Artık herkes şunu iyi bilmeli ki ne sözler ne de devrimler eskisi gibi olmayacak.

Eski Yol ve Yöntemlerin Tükenişi Eski taktiklerle, eski stratejilerle, eski yol ve yöntemlerle devrimler asla olmaz. Bunu artık bilmek durumundayız. “Devrimler eski yol haritalarıyla olmaz” dediğimiz zaman, “devrim yapmak istemiyorlar, reformist ve revizyonizme kaydılar, Marksizm’i terk ediyorlar, sosyalizmden koptular” gibi anlamlar yüklenmemeli; böyle yorumlanmamalıdır. Bununla Marksizm-Leninizm’e karşı olduğumuz da anlaşılmamalıdır. Bir kere daha diyoruz ki: Eski yol ve yöntemlerle, eski taktik ve stratejilerle yol alınmaz. Bunu rastgele söylemiyoruz. Enkaz hâline gelen reel sosyalizmin yıkılmasından, ardından tekil devrimlerin yapılamamasından ve aynı zamanda var olan devrimci hareketlerin yüz yıldır marjinal konumda yaşıyor olmalarından hareketle söylüyoruz.

Tarihsel Koşullar ve Bugünün Gerçekliği Patinaj yapmanın, marjinal kalmanın, eski teorik argümanlarla kendini oyalamanın bir anlamı yoktur. Eskiden bir avuç öncü devrimci mangayla devrim yapmanın imkânı ve onun objektif koşulları vardı. Küba devrimi bunun en somut örneğidir. İkinci Dünya Savaşı’nda ortaya çıkan objektif koşullar nedeniyle Balkanlar’da yapılan devrimler gibi, ayrıca Çin vb. yerlerde de uluslararası dengelerden dolayı ortaya çıkan devrimler olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nın enkazından Rus Devrimi ortaya çıkmıştır. Bugün ise durum böyle değildir. Uluslararası güçler söz konusu sosyalist devrimler olunca, aralarındaki çelişki ve çatışmaları bir kenara bıraktıklarını gayet iyi biliyoruz.

Ama esas sorun içtedir. Günümüze uyarlanmış bir devrim stratejisi yoktur. Küresel anlamda da teorik, düşünsel ve ideolojik düzeyde esas alınması gereken bir yol haritası yoktur. Var olanlar yereldir, lokaldir, parçalıdır ve dünya solunun bütünselliğini sağlayabilecek düzeyde değildir. Dünya solunun bu parçalı hâli ve dağınıklığı, dolayısıyla örgütsüzlüğü, ne yazık ki uluslararası emperyal güçler açısından ciddi bir sorun teşkil etmemektedir. Çok Merkezlilik, Dağınıklık ve Kriz Şunu vurgulamak gerekir ki her sol hareket kendisini doğru görür; Marksizm’i kendisinin temsil ettiğini, kendisinin dışında herkesin sapma içinde olduğunu söyler. Yani şu an dünyada kaç sol varsa, kaç fraksiyon bulunuyorsa o kadar Marksist çizgi, o kadar devrim stratejisi, o kadar örgüt, o kadar teori, o kadar ideoloji, o kadar Leninist tez vardır. Gerçekten de hangisi Marksist, hangisi Leninist; hangisinin stratejisi doğru, hangisininki yanlıştır? Dahası da vardır.

Rojava Özerk Yönetimi ile Suriye Hükümeti Arasında Varılan Uzlaşmaya Dair
Rojava Özerk Yönetimi ile Suriye Hükümeti Arasında Varılan Uzlaşmaya Dair
İçeriği Görüntüle

Eskiden beri sol gruplar için birkaç merkezde strateji belirleyen ülkeler vardı. Onların da kendilerine göre sosyalizmi, kendilerine göre yol, taktik, teori, ideoloji ve devrim stratejileri vardı. Moskova, Pekin, Tiran, Havana gibi merkezlere bağlı örgütlerin varoluş hâlleri insanı gerçekten de hayrete düşürürdü. Hangi merkez doğru hangisi yanlış; hangisi Marksist hangisi değil; hangisi devrimci hangisi değil? Öcalan’ın Arayışı ve Yeni Tartışma Zemini Eğer bu merkezlerin birer çizgisi var idiyse, o zaman Marksist tezleri tartışmanın bir sakıncası yoktur. Çünkü zaten dünya solu çok merkezli, çok tezli, çok stratejik bir yapıya sahipti. Her grup Marksizm’i kendisine göre yorumlayıp tartışıyor, stratejisini de buna göre çiziyordu. Şimdi onlar da yok; ortadan kalktılar. Durum böyle olunca dünya solu ortada ideolojisiz, teorisiz ve stratejisiz kaldı.

İşte Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın arayışı bu temelde başladı. Reel sosyalizmin yıkılışından sonra başlayan bu arayış, İmralı Adası’nda bazı sonuçlara ulaştı. Zaman ve mekân açısından sorunlar olduğundan bu arayışını sürdürdü. 27 Şubat Manifestosu, bu arayış sürecinin daha da somutluk kazanan hâlidir. Marksizm: Canlı Bir Organizmadır Özetle Marksizm dogmalar yığını değildir; canlı bir organizmadır. O hâlde bu organizmanın çağımızda nasıl yeniden yapılandırılacağı, nasıl bir forma, nasıl bir düşünce ve strateji dünyasına kavuşacağı gibi konular mutlak anlamda tartışılmalıdır ki devrimlerin yol haritası yeniden oluşabilsin. Öcalan’ın korkusuzca yapmış olduğu tartışmanın esas nedeni budur. Bunu anlamak ve bu tartışma sürecine çok daha ciddi düzeyde ideolojik, teorik ve düşünsel bağlamda katkı sunmak, dünya solunun esas görevi olmalıdır.