AMED-MED GÜNDEM – Gazeteci Hamza Özkan’ın sunduğu “8. Gün” programı, Amed’de her hafta güncel siyasi ve toplumsal konuları izleyiciyle buluşturuyor.
9 Mart 2026’ta canlı yayında Bitlis’in tarihsel ve güncel siyasi yapısı, yerel yönetimlerdeki demokratik süreçler, bölgedeki ekoloji mücadelesi, HES ve baraj projeleri ile su politikaları ele alındı. Konuklar hem tarihsel perspektifi hem de güncel siyasi ve ekolojik gelişmeleri ayrıntılı biçimde ele aldı. Program, Med Gündem YouTube kanalından canlı yayınlandı ve yaklaşık 1 saat 5 dakika sürdü.
Hüseyin Olan: Bitlis, Kürt siyaseti için kritik bir merkez

DEM Parti Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan, Bitlis’in Kürt siyasi hareketindeki önemini uzun bir tarihsel perspektifle anlattı. “Bitlis, Serhat ve Botan bölgeleri arasında bir köprü konumundadır. Bu coğrafi strateji, bölgenin hem Osmanlı hem de Cumhuriyet döneminde siyasi ve ekonomik açıdan merkezi bir rol oynamasını sağlamıştır” dedi.
Olan, kentin tarihini örneklerle açıkladı: “1500’lerden 1900’lere uzanan süreçte Şeref Hanlar, İdris Beyler ve Şeyh Said ayaklanmalarında Bitlis, Kürt ulusal mücadelesinin merkezlerinden biri olmuştur. 1914’teki ayaklanmalar ve 1920’ler boyunca yaşanan direnişler, Bitlis’in sadece coğrafi değil, tarihsel ve kültürel bir öneme sahip olduğunu gösteriyor.”
Halkın iradesinin zaman zaman engellendiğini belirten Olan, kayyım uygulamaları ve yerel meclislerdeki müdahaleleri eleştirdi. “Seçimle gelen iradeyi korumak ve demokratik süreçleri güçlendirmek öncelikli taleplerimizdendir. Bitlis’in demokratik yapısı, tarih boyunca devletin asimilasyon baskısına rağmen kendini korumuştur” ifadelerini kullandı.
Olan, ayrıca yerel yönetimlerde halkın temsilinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı: “İl Genel Meclisi’nde eşit temsiliyeti sağlamak ve yatırım planlarının halkın denetimine sunulması, demokratik süreçlerin işlerliğini gösterir. İktidar halkın kendi yönetme iradesini kabullenmekte zorlanıyor, biz de bu dengeyi korumaya çalışıyoruz.”
Derya Akyol: Ekoloji mücadelesi yaşamın tüm alanlarını kapsıyor

MEH Eş Sözcüsü Derya Akyol, ekoloji mücadelesini yalnızca doğayı korumakla sınırlamamanın önemini vurguladı: “Ekoloji, toplumla iç içedir. Doğa ve sosyal yaşam birbirinden ayrı düşünülemez. Ekolojik yıkım kültürel mirası, köyleri, kentleri ve halkın yaşam biçimini doğrudan etkiler.”
Akyol, örgütlenme biçimlerini de ayrıntılı şekilde anlattı: “Biz Van, Amed ve yakında Mardin ile Şanlıurfa’da kent ekoloji meclisleri kurmayı planlıyoruz. Bu yapılar, dernekler, platformlar ve kent meclisleri aracılığıyla halkla birlikte çalışıyor. Amacımız sadece çevresel müdahaleleri görünür kılmak değil, aynı zamanda halkın karar süreçlerine katılımını sağlamak ve mücadeleyi toplumsallaştırmaktır.”
Örnekler vererek süreci somutlaştırdı: “Köylerde ve kentlerde ekolojik sorunlara dair farkındalık oluşturuyoruz, halkın katılımını sağlıyoruz. Bu sayede ekoloji mücadelesi sadece bir çevre mücadelesi olmaktan çıkarak, yaşamın her alanına dokunan bir toplumsal hareket hâline geliyor.”
Erdoğan Ödük: Ekolojik yıkımın politik ve güvenlik boyutu

Ödük, bölgedeki ekolojik tahribatın ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ve güvenlik boyutlarının olduğunu vurguladı: “1990’lardan itibaren ekolojik müdahaleler yalnızca sermaye odaklı değil, aynı zamanda politik ve güvenlik stratejileriyle de bağlantılıdır. Köylerin boşaltılması, kültürel mirasın yok edilmesi, insanların göçe zorlanması bunun açık göstergesidir.”
Baraj ve HES projelerine dikkat çeken Ödük, somut örnekler verdi: “GAP kapsamında yüzlerce köy sular altında kaldı, tarihi ve kültürel alanlar yok edildi. Muş’taki Alparslan Barajı ve Cizre’de planlanan Merdifteresi Barajı, bölgedeki ekolojik yıkımın ve yerleşim alanlarının değiştirilmesinin somut örnekleridir. Fırat ve Dicle havzalarındaki su politikaları, bölge halkı için sadece ekolojik değil, aynı zamanda güvenlik açısından da ciddi tehditler oluşturuyor.”
Ödük, ekoloji mücadelesinin stratejisini şöyle özetledi: “Mezopotamya Su Forumu, paneller ve diğer etkinliklerle hem ekolojik yıkımı görünür kılmaya çalışıyoruz hem de halkla birlikte karar alarak mücadeleyi sürdürüyoruz. Ekoloji hareketi, toplumun katılımı olmadan başarılı olamaz. Bu nedenle farkındalık yaratmak ve halkın iradesini sürece dahil etmek kritik önemde.”
Program boyunca konuklar, Bitlis’in tarihsel ve güncel siyasi konumunu, yerel yönetimlerde demokratik süreçlerin önemini, ekoloji mücadelesinin toplumsallaştırılması gerekliliğini ve su politikalarının bölge halkı üzerindeki etkilerini kapsamlı bir biçimde ele aldı.





