AMED/ MED GÜNDEM / Gazeteci Hamza Özkan’ın sunduğu “8. Gün” programı, Amed’de her hafta farklı konu ve konuklarla izleyiciyle buluşuyor. 9 Ekim 2025 tarihinde Demokratik Barış Grubu üyesi ve Sosyo-Politik Saha Araştırmaları Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç programın konuğu oldu. Program, Med Gündem YouTube kanalından yayınlandı ve Türkiye’nin uzun süredir gündeminde olan çözüm süreci, Kürt sorunu ve barış girişimlerini masaya yatırdı.

9 Ekim Komplosu ve Öcalan
27 yıl önce, 9 Ekim 1998’de gerçekleştirilen komplonun günümüz Ortadoğu politikalarıyla doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayan Genç, bu olayın yeni güç odakları üzerinden Ortadoğu’nun yeniden düzenlenmesine zemin hazırladığını ifade etti. Sayın Abdullah Öcalan’a dönük komplonun ardından Öcalan, Suriye’yi terk etme kararını açıklarken, kalması halinde bunun bir dünya savaşını başlatacağını dile getirmişti.
Komplo gecesi atılan füzelerin İsrail’den yönlendirildiğini belirten Genç, bu durumun uluslararası bir komplonun ilk işaret fişeği olduğunu söyledi. “9 Ekim komplosu sadece PKK’ye veya Öcalan’a dönük bir saldırı değil, günümüz Ortadoğu’nun temellerini etkileyen kritik bir süreçtir” dedi. Öcalan, Suriye’yi terk ederken Avrupa’yı seçtiğini ve barış ile demokratik çözüm yolunu tercih ettiğini kaydetti. Komplo öncesinde, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde Öcalan barış ateşkesi ilan etmişti. PKK ateşkese büyük ölçüde uymuş, ancak 9 Ekim’de uluslararası ağlar devreye girmişti. 15 Şubat 1999’a kadar süren bu süreç, Kürt meselesinde şiddet yerine siyasal ve barışçıl çözümün önünü açtı.
PKK ve Ateşkes Süreçleri
PKK’nin birlikte yaşam formunu güncelleyerek ilan ettiği ilk ateşkes 1993 yılında gerçekleşmişti. Bu süreçte Türkiye, PKK ile ilk defa bir ateşkes ve müzakere masası fikriyle tanıştı. Ancak devlet mekanizmasındaki güç odaklarının tepkisi nedeniyle süreç kesintiye uğradı. Ateşkes sonrası köyler boşaltıldı, binlerce kişi göç etmek zorunda kaldı ve Kürt meselesi kültürel ve sosyal alanlarda etkisini göstermeye başladı. 9 Ekim 1998’de ilan edilen 1 Eylül ateşkesi ve dağdan gelen barış gruplarıyla yürütülen süreç, Türkiye’de askeri vesayet ile ilk defa doğrudan karşı karşıya gelinmesini sağladı.
Genç, Sayın Öcalan’ın Türkiye’ye verilmesinin ardından devlet yapısı, örgütün dağılacağını öngördü ve dağdan gelen barış gruplarını cezalandırdı. 2002 Kasım’ında AKP iktidarı ile başlayan süreç, askeri vesayetin Kürt meselesindeki hâkimiyetinin sivil bürokrasi ve istihbarata kaymasına zemin hazırladı. 1999 ile 2001 yılları arasında başlayan Oslo görüşmeleri ve çözüm süreci, devlet ile PKK’nin üçüncü bir ülke gözetiminde bir araya gelerek müzakere yapmalarını sağladı. Bu dönem, Kürt meselesinin ilk defa askeri vesayet dışında ele alınmasını ve meşruluk alanlarının genişlemesini işaret ediyor. Genç, bu sürecin Türkiye’nin barış ve çözüm tarihindeki önemine dikkat çekerek, 9 Ekim komplosunun sadece bir günün olayı değil, günümüz Ortadoğu ve Kürt meselesi perspektifi açısından bir dönüm noktası olduğunu vurguladı.
Kürt Sorununu Çözmeyen Rejim Krizini Yaşar
“Kürt Sorununu Çözmeyen, Rejimini de Çözer” Kürt sorununa ilişkin barış girişimleri ve çözüm süreçlerini değerlendiren Yüksel Genç, Türkiye’de yaşanan siyasal dönüşümlerin temelinde “çözülemeyen Kürt meselesi”nin bulunduğunu söyledi.
Genç, AKP iktidarının doğuşunda bile bu çözümsüzlüğün etkili olduğunu belirterek, “Askeri vesayet yıkılırken Kürt meselesindeki çözümsüzlük AKP’nin önünü açtı. Erdoğan’ın 2005 Diyarbakır konuşması, aslında Cumhuriyet’in 80 yıllık Kürt politikalarıyla yüzleşmenin başlangıcı gibiydi” dedi.
“Çözümsüzlük rejim değiştiriyor” Genç, 2009 Oslo sürecinin başarısızlığıyla şiddetin yeniden tırmandığını, bunun da Türkiye’yi yeni bir çıkmaza sürüklediğini ifade etti: “Her akamete uğrayan barış süreci şiddeti büyüttü. 2013–2015 süreci de bu kırılmaların ardından geldi. Kürt meselesi çözülemedikçe, rejimler değişti; hükümetleri değil rejimleri çözen bir soruna dönüştü.”
“PKK her defasında iyi niyet gösterdi” 1999’da Türkiye’ye gelen 1. Barış Grubu’nun içinde yer alan Genç, bu girişimlerin Kürt hareketinin “fedakâr ve cesur adımları” olduğunu söyledi: “Biz silahlarımızı yere bırakarak geldik. Bu sembolik bir adımdı ama barışa hazır olduğumuzu gösteriyordu. O zaman sesimizi duysalardı, bugün yüz binlerce can kaybı yaşanmazdı.”
Demokratik Cumhuriyet ve Barış Dili
“Demokratik Cumhuriyet hâlâ tek çözüm” Genç, bugünkü koşullarda da Demokratik Cumhuriyet tezinin geçerliliğini koruduğunu belirterek şunları kaydetti: “Kürtlerin, Türklerin ve diğer toplulukların kolektif kimlik haklarının tanındığı yeni bir Türkiye formatı dışında çözüm yok. Silahsızlanma da ancak böyle bir ortamda mümkün olur.”
“Egemen dil hâlâ ayrıştırıcı” Sürecin önündeki en büyük engelin “dil” olduğunu vurgulayan Genç, siyaset ve medyada barış dilinin zayıf kaldığını söyledi: “Ayrıştırıcı, inkârcı dil hâlâ çok güçlü. Hükümet çevrelerinden muhalefete kadar bu dilin rantı sürüyor. Barış istiyorsak önce dili değiştirmemiz gerekiyor.”
Genç, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollarla çözülmemesi durumunda, Türkiye’nin bir kez daha rejimsel krizlerle karşılaşabileceği uyarısında bulundu.
Med Gündem Notu
Med Gündem Haber Portalı, her hafta üç farklı konulu canlı yayın, röportajlar ve kapsamlı haberlerle takipçilerine her hafta bir belediyeyi veya farklı konuları duyurmayı sürdürecektir.
💬 “Dayanışma bulaşıcıdır” diyenlerden ve inananlardanız. Med Gündem’i takip etmek gönüllülük esasına dayanır. Dayanışmayla ortak emeklerimizi görünür kılmak, bu inancı büyütmektir. Çünkü dayanışma bulaşıcıdır!
🔗 Bizi takip edin:
🌐 medgundem.com
📌 Facebook: facebook.com/medgundem
📌 Twitter (X): twitter.com/medgundem
📌 Instagram: instagram.com/medgundem
📌 YouTube: youtube.com/channel/UCmKlsa826_a9G30R7r884Xw
📌 Programı kaçıranlar, yayının tamamını Med Gündem YouTube kanalında buradan https://www.youtube.com/watch?v=mXaHYwjdxAk&t=3321s izleyebilirler.





