Haftanın Kitabı...

Gustave Flaubert / Madame Bovary

Med Gündem’de Gazeteci Arzella Bektaş’la her cuma bir kitap tanıtımı. Bu Haftanın Kitabı: Gustave Flaubert / Madame Bovary

Abone Ol

Gustave Flaubert, 1856 yılında masasının başına geçtiğinde derdi ne kimseye hocalık etmek ne de ahlak dersi vermekti. O sadece taşradaki o dar odaları, insanı diri diri gömen o sinsi can sıkıntısını ve çarşı içindeki uyanık bir tefecinin bir hayatı nasıl adım adım ablukaya aldığını yazdı. Yazarken lafı hiç dolandırmadı; hayatı bütün çıplaklığıyla önümüze koydu. Dönemin ahlak bekçileri bu gerçeklikten öyle ürktüler ki, romanı yayınlanır yayınlanmaz mahkeme salonlarına taşıdılar. Ancak o dava kitabın sesini kısmak bir yana, onu dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi.
​Aradan geçen bunca yıla rağmen Madame Bovary, insanın içindeki o bitmek bilmeyen tatminsizlik hastalığını yüzümüze vuran en net ayna olmayı sürdürüyor.


​Hayallerin Sert Gerçekliğe Çarpışı
​Peki, taşralı bir doktorun karısı olan Emma Bovary’nin hayatı neden böyle bir uçuruma sürüklendi? Flaubert, bu çöküşün arkasındaki çarkları adeta bir saat gibi işleyerek önümüze koyar:
​Romanların Yalanları: Emma, manastır odalarında gizli gizli okuduğu o eski aşk kitaplarının hayaliyle büyümüştü. Hayatı, o sayfalarda gördüğü fırtınalı sevdalardan, lüks salonlardan ve şatafatlı davetlerden ibaret sandı. Gerçek hayatın o sert toprağına hiç ayak basamadı.
​Taşranın Boğucu Monotonluğu: Evlendiği adam, Charles, kötü bir adam değildi; karısına sadıktı, onu çok seviyordu ama kendi halinde, fazlasıyla sıradandı. Emma’nın içindeki o fırtınaları anlayacak, onun ruhunu besleyecek tek bir pırıltısı yoktu. Taşra kasabasının o durağan atmosferi, Emma’yı yalnızlığa mahkum etti.
​Tefecinin Tuzağı ve Borç Çarkı: Aradığı o büyük sevdaları bulamayan Emma, içindeki o derin boşluğu bu kez pahalı ipek kumaşlarla, lüks harcamalarla kapatmaya çalıştı. Kasabanın uyanık tefecisi Lheureux, onun bu zaafını görüp önüne borç senetlerini dizdiğinde, Emma o çarkın dişlileri arasında tamamen sıkışıp kaldı.
​Edebiyatta Bir Milat
​Madame Bovary’nin dünya edebiyatındaki en büyük önemi, o güne kadar romanlarda anlatılan gerçeğe değmeyen aşk hikayelerine inen ilk büyük darbe olmasıdır. Flaubert’e gelene kadar kitaplar hayatın uzağında yapay dünyalar kurardı. O ise bu gidişatı kökten değiştirdi; hayatı borç senetleriyle, mutfaktaki ocak kokusuyla, insan zaaflarıyla yani olduğu gibi yazdı. Yazarın aradan çekilip kararı tamamen okuyucuya bırakması, bugünkü modern romanın da yolunu açtı.
​Heybesinde edebiyat ödülleri taşımayan bu romanın en büyük ödülü; elindeki sade hayatı bir türlü sevemeyip hep uzaklardaki sahte parıltıların peşinden koşan modern insanın trajedisini, ilk günkü sarsıcılığıyla anlatmaya devam etmesidir.

{ "vars": { "account": "G-DX375LT0W1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }