GÖNLÜNDE NE VARSA, NASİBİN ODUR: İÇTEN ONARIMIN KANUNU

Pierre Franckh, milyonlar satan o meşhur kitabını Rezonans Kanunu’nu kaleme alırken aslında bize çok uzak, tamamen yabancı bir dünyadan bahsetmiyordu. Onun masasının başında kurduğu o niyet teorisi, aslında bizim bu topraklarda esnafın dükkanındaki berekette, niyetin temizliğinde bin yıldır bildiğimiz, yaşadığımız o kadim gerçeğin ta kendisiydi: "İnsan, kalbinde neyi büyütürse, hayatında da onu biçer."

Yazarın bu kitabı yazmasındaki asıl sebep; günümüz insanının o bitmek bilmeyen koşturmaca, maddiyat ve dış dünyanın gürültüsü içinde kendi iç sesini kaybetmiş olmasıydı. Franckh, insanlara dışarıdaki dünyayı, şanssızlıkları ya da kaderi suçlamayı bırakıp, asıl büyük gücün yani kalpten yayılan o sessiz niyet dalgalarının farkına varmalarını sağlamak için bu yola çıktı. Derdi, süslü bir kişisel gelişim masalı anlatmak değil; zihnin ve kalbin o tıkır tıkır işleyen çalışma prensibini insanın kendi eline teslim etmekti.

Realitenin Olumsuzluğuna Karşı Bir İstikrar Direnişi

Kitabı okuduğumuzda "Biz bunları zaten biliyoruz" diyoruz demesine ama asıl düğüm realitenin o sert yüzünde, yani bizim istikrar gösteremeyişimizde çözülüyor. Çarşıya çıkınca geçim derdi, sokağa çıkınca asık yüzler, televizyonu açınca hırgür... Dünya bize t huzur sunmuyor; aksine içimizdeki o güzel niyet çarkını bozacak ne varsa önümüze yığıyor. İşte yazarın tam da bu noktada önümüze koyduğu o görünmez çarklar şöyle işliyor:

Kalbin Sessiz Gücü: Çoğumuz bir şeyi sadece dilimizle isteriz. "Güzel bir hayatım olsun" deriz ama içten içe hep o korku, o "zaten beni bulmaz" şüphesi kemirir içimizi. Oysa asıl büyük dalgayı dilimiz değil, kalbimiz yayar. İçerideki o gizli korku neyse, hayat sahnene gelip yerleşen de o olur.

Gustave Flaubert / Madame Bovary
Gustave Flaubert / Madame Bovary
İçeriği Görüntüle

Korkuyu Büyütmek Çarkı Tersine Çevirir: İnsan en çok neden korkarsa onu konuşur, onu düşünür. "Dert yakamı bırakmaz" dedikçe, farkında olmadan o derdin frekansına ayarlar hayatını. Yazar diyor ki; yönünü değiştirmek istiyorsan, neyden kaçtığına değil, nereye varmak istediğine odaklanacaksın.

Kendi Kendini Sabote Etme: Hayatımız hep aynı yerde tıkanıyor, hep aynı taşa çarpıyorsak bu tesadüf değildir. İçteki "ben yapamam, bana gelmez" diyen o sinsi fısıltıyı susturmadığın sürece, hayatındaki o durağan saatin yönünü değiştiremezsin.

İçten Bir Onarım Mümkün mü?

Bu kitap dünya çapında resmi bir edebiyat ödülü almadı; çünkü onun ödülü salonlarda değil, hayatın tam da burada, okuyucunun kalbinde karşılık bulmasıydı. Kitabın bize sunduğu en büyük mesaj; dışarısı ne kadar gürültülü, realite ne kadar olumsuz olursa olsun, o "içten onarımı" başlatacak gücün yine bizim elimizde olduğudur.

İstikrar dediğimiz şey dağları devirmek değil; her gün, o dış dünyanın olumsuz rüzgarlarına karşı elindeki o niyet mumunu söndürmeme inadıdır. İnsan o realitenin hırçınlığına inat kalbini ve niyetini dik tuttuğunda, o içteki onarım da tıkır tıkır işlemeye başlar.

PIERRE FRANCKH KİMDİR

1953 Almanya doğumlu olan Pierre Franckh, yazarlığa geçmeden önce ki hayatı sinema ve tiyatro oyuncusuydu. Henüz altı yaşında sahneye adım attı; yıllarca aktörlük, yönetmenlik ve radyo programcılığı yaptı. Yani insanın her halini, zaafını ve can sıkıntısını sahnede bizzat gözlemlemiştir. Franckh sahnelerinin ötesinde bir şeyi fark etti: İnsan içerideki asıl senaryoyu değiştirmeden, dışarıdaki hayatını değiştiremiyordu.

90’ların sonunda yönünü tamamen insan psikolojisine çevirdi. Çevresindeki insanların "Ne yapsam olmuyor" çaresizliğini görünce, kendi hayatında da denediği o zihin ve kalp prensiplerini anlatmak için kalemi eline aldı. Onlarca kitap yazdı ama onu dünya çapında milyonların evine misafir eden, bu hafta konuk olan Rezonans Kanunu oldu.

Franckh’ın başarısı, karmaşık teorileri çarşı içindeki insanın anlayacağı o en yalın, en duru hale getirmesidir. Okuyucuya hocalık taslamadan, "Ben de bu yollardan geçtim" diyerek yaklaşır; bize bizi anlatır.