Yazar Zarif Laçin bugünkü köşe yazısında, ' İnsan, Yine Kendinde Arınır Ancak ' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İNSAN, YİNE KENDİNDE ARINIR ANCAK

İnsan kendinde devrim yaratmayınca, kendi kafasında yarattığı insanla yargılar insanı.

Ya da kendi aklını bir kenara bırakır bir başka insanın aklıyla...

Tüm hataların, günahların ve suçların kapı aralığı bu şekilde aralanıyor.

Doğruluğunu sorgulamadan pervasızca yargılamak, karar vermek gerçeklerden uzaklaşmaktan öte değil.

Cahilin gözü gerçekten pek mi oluyormuş sahiden?

Yoksa bilginin uğramadığı ve içi dolu olmayan fikirsizliğin utanç denen duyguyla hiç karşılaşmamış olması mı?

Bir nebze ödün verilse, yüzünün astarını paramparça edip bir kenara atacak insanlar var.

Üstelik yaşam denen akış, kenara atılan astarlardan geçilmez haldeyken. Nerdeyse yeri görmek mümkün değil artık.

Nostalji yapar gibi, bir film şeridi misali izlersek olup bitenleri, ulaştığımız us dışı ama çok sık rastladığımız bu gerçekler, artık gizlenmeye dahi ihtiyaç duymayacak halde. Herkese göre herkes öyle zaten. Nasıl alışmasın insanlar. Alışkanlıklara dönüşmüş, kabul görmüş hatta bulaşmış durumda.

Diplomasızlığın ete kemiğe bürünmediği neresi kaldı ki?

Hatta yıllarca emek vererek bir yerlere gelenler saygı görmüyor artık. Kısa yoldan finale ulaşanları alkışlayanlar, yolda neler olup bittiğiyle ilgilenmiyor. Sağlık, eğitim, ekonomi, sanat, sosyal, bireysel ve toplumsal yaşam sektöründen tutun aile denen toplumun çekirdek yapısına dahi hile bulaşmış durumda.

Üreten, kendini donatan, geliştiren ve bulunduğu yeri layıkıyla dolduran insanlar nerdeyse görünmez haldeler. Toplumun geldiği noktayı eleştirenler, oturduğu yerden durmadan yakınanlar boşlukta yürüyenlerin boşluğunu dolduruyorlar. Sonra da insanlık adına, ortağı oldukları bu durumun bitmek bilmeyen çığırtkanlığını yapıyorlar.

İyi ve güzel olan her şeyi küstürdüklerini biliyorlar ama bilmemezliğin astarını takıyorlar her gün...

İzlenen diziler, zengin patron, fakir sekreter aşkından öte sosyolojik açıdan toplumda meydana getirdiği çöküntünün görsel gerçekliğinden öte bir mesaj barındırmıyor aslında. Nerdeyse her yaşta insanların elinde bulunan silahların ateş aldığı mafyatik dizilerin bugünün sokak kültürünü yansıtması gibi. Herkesin belinde bir silahı, bir bıçağı var. Tek bir şey kalıyor, kullanmasını gerektirecek bir bahane. Sokakta omzuna çarpan kişi, trafikte yol vermeme yarışı, çıkar ilişkileri, okulda öğretmenin ikazı, evdeki ya da sokaktaki kadının varlığı bir bahane sayılabiliyor ne yazık ki.

Yudumlanan her kahvede, edilen her sohbette, paranın karşılık olarak varlığını hüküm sürdüğü her alışverişte siyasetin kirli yüzüne denk gelmemek mümkün mü? Yüzyıla dayanan süreçte hükmünü süren bütün iktidarların kanlı ellerine hangi pencereden bakacağız ki?

Yani çırpınmanın bir anlamı yok. Birbirinden hiçbir farkları yok. Öldürmekten, yok saymaktan, yok etmekten, öteye itmekten, tahammülsüzlükten ibaret bir anlayışın içinde bir diğerine yaşam hakkı tanımayan bir siyasi anlayışın ya kurucusu ya da tarafıdırlar...

İktidarı da, muhalefeti de aynı anlayışın ürünü ve farklı pencereden baktıklarını söyleyip aslında aynı noktada birleşen fikirzadelerdir...

Siyasetin bu kirli yüzü sadece o koridorlarda dolaşmakla kalmadı,

her kuruma, her anlayışa, her alana sirayet etmiş durumda. Bir toplumda devrim yaratacak nitelikte bir güç barındıran sanat dahi bu rüzgarın tozuna maruz kaldı ve boğuluyor...

Temizle temizleyebilirsen...

Yaşat yaşatabilirsen...

Rüzgarın her yere savurduğu kirli, hastalıklı ve bulaşıcı tozların oluşturduğu bu kara bulutlar iri taneler halinde durmadan yağıyor. Bu yağmurlarla ıslanmak isteyenler iliklerine kadar ıslaklar artık.

Kuru kalmakta ısrar edenleri kim nasıl koruyacak, asıl mesele o.

Yaşamı boyunca yerini en güzel şekilde dolduranlara bir vefadır bu aynı zamanda.

Bindiği sandalın kıyıya ulaşamama olasılığı dahi olsa diğer bir olasılığa tutunup küreği durmadan çekebilmesi için...

Arındırılmış bir akıl ve iyi dizayn edilmiş bir yürek, cusur ve doğru hamlelerle yoğrulursa, yeni bir insan ve onlardan iyi bir toplum yaratmak pekala mümkün olabilir.

Olabilir değil mi?...