Yazar Sevim Korkmaz Dinç'in bugünkü köşe yazısında, ' İzmir'de iz bırakan aktivist kadınlar projesi nasıl oluştu? ' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İZMİR’DE İZ BIRAKAN AKTİVİST KADINLAR PROJESİ NASIL OLUŞTU?

“Kendi Sesinden 40 Yılın Hikâyesi /1980 Sonrası İzmir Kadın Hareketi” kitabı için ilk toplantımızı dün gibi hatırlıyorum. Bir masanın etrafında toplanmıştık. Umutluyduk, sevinçliydik. İlmek ilmek “İzmir Kadın Tarihi”ni örerken her toplantıda aynı heyecanı yaşadım.

Bu proje bir avuç kadının özellikle de herkesten çok Ferda Ülker ve ekibinin inatla direnmesi ve sabırla çalışması sayesinde ortaya çıktı. Kitaplaşma aşamasında tüm zorluklar aşıldı. Ve bu eser, kadın emeğinin, deneyimlerinin ve direnişinin somut bir belgesi oldu. Kitabı elimize aldığımızda kocaman gülücükler açtı yüzümüzde.

Zaman hızla akıp gitti, yönetimler değişti. Her güzel şeyin ardından umutsuzluğa düşmeye alıştığımız için “sürdürülebilir” bir proje olarak baktığımız bu çalışma da yarım kaldı. Ülkemizde siyaset seçimlerle gelen kişilerin tercihlerine bağlı olduğu, günlük politikaların dışında uzağı görerek çalışma kültürümüz olmadığı için 2021 yılından bu yana projeyle ilgili yeni çalışmalar yapılmadı. Oysa yerel yönetimlerin Kadın Müdürlüklerinin görevlerinden biri de kadın tarihi çalışmalarını desteklemek ve geliştirmekti. Ama bu düşünce ne yazık ki hayata geçirilemedi.

Biz sivil toplum örgütü olarak bağımsızdık. Hiç kimseye ve hiçbir yere bağımlı değildik. Kadın Yazarlar Derneği’ni kurduğumuz andan başlayarak yaptığımız her çalışmayı belgelemeyi ilke olarak kabul etmiştik. Sekiz ay süren her atölye çalışmasından sonra çalışmalarımızı bir kitap yayımlayarak belgeliyor, yazarlarımızın adını kayıt altına alıyorduk. Derneğimizin tarihine sahip çıkmaya çalıştığımız gibi kadınların bireysel tarihlerinin yazılmasının da önemli olduğunun farkındaydık ama koşullar bizleri zorluyordu. Düşüncelerimizi hızlıca uygulayamıyorduk.

Zaman akıp giderken belediyelerde yönetimlerin değişmesi gibi KYD’de de yönetimler değişti. Kuruculuğunu ve uzun dönem sözcülüğünü yaptığım derneğimizde yeni yönetim kurulları oluştu. Dernek kurumsallaştı. Sorumluluğum azaldı. Geleceğe yönelik umudum arttı. Kendime daha çok zaman ayırma fırsatı buldum.

Uzun zaman düşündüğüm ama hayata geçiremediğim düşüncelerimden biri kadınlarla ilgili sürdürülebilir bir “sözlü tarih” çalışması yapmaktı. Her türlü deneyime ve donanıma sahiptik ama zamanı gelmemişti sanıyorum. Sabırla ve inatla düşüncelerimin olgunlaşmasını bekledim.

“Kendi Sesinden 40 Yılın Hikâyesi” projesine çalışırken, “sözlü tarih”le ilgili kitapları okurken içimde hep “o gün gelecek” diye bir düşünce vardı. Tüm bu birikimin ve uzun bekleyişin ardından, ilk önce 2024 yılında Hindistan gezi belgeselimi sinemacı bir arkadaşımın yardımıyla iki bölüm olarak çektim. Bu kişisel tarihim için deneysel bir çalışma oldu. Kendimi çok daha özgüvenli hissediyordum artık.

2025 yılı Ocak ayında “İzmir’de İz Bırakan Kadınlar” projesi olgunlaştıkça bir an önce çalışmaya başlamak istiyordum. Projenin ana hatlarını yazdım ve düşüncelerimi “40 yılın Hikâyesi” kitabında “Gönüllü Katlı Sunanlar” listesi içinde ulaşabildiğim birkaç arkadaşımla paylaştım.

Olumlu karşılandı. Umutlandık ve heyecanlandık. “İzmir’de İz Bırakan Kadınlar” projesinin ilk adımları böylece atılmış oldu.

Daha sonra projeyi KYD’ye sundum. Yönetim kurulu projeyi kabul ederse KYD ile kabul etmezlerse bağımsız olarak çalışmaya karar vermiştim. KYD projeye sahiplenmeye karar verdi ve desteklemeyi kabul etti. Üyelerimizin ve yönetim kurulunun katıldığı bir toplantı yapıp projeyi onlarla paylaştım ve konuyu tartıştık.

Amacımız; “Kendi Sesinden 40 Yılın Hikâyesi” kitabından yararlanarak, İzmir kadın hareketine katkı koyan aktivist kadınların yaşam hikâyelerini ve mücadelelerini görünür kılmaktı. Bu, sürdürülebilir bir proje olarak “Kendi Sesinden 40 Yılın Hikâyesi” projesinin devamı olacaktı.

Bir ay gibi kısa bir sürede proje ete kemiğe büründü. “Sözlü Tarih” çalışması ve kitap yayımlama konusunda deneyimli arkadaşlardan projede gönüllü çalışacak bir ekip oluşturduk. Bu ekipte: Melekper Yılmaz, Müzeyyen Güler, Gülden Aykanat, Deniz Uluköse Ceylan, Asuman Karaduman, Emine Şimşek Emiral ve Selma Özhan (2025 dönem sözcüsü) gönüllü olarak görev aldı.

Çekimlere başlamadan önce projeye gönüllü katkı sunan arkadaşlarımızla kadın tarihi yazımı, sözlü tarih vb. konularda bilgilerimizi gözden geçirmek, tazelemek ve aklımıza takılan soruların cevabını bulmak için zoom üzerinden Serpil Çakır’la bir toplantı gerçekleştirdik. Verimli bir toplantı oldu. Hem bilgilerimiz tazelendi hem de yol haritamızı oluşturduk. Katkıları için Serpil Çakır’a tekrar tekrar teşekkür ederim. Her zaman kadınların yanında oldu ve kadınları destekledi.

İkinci aşamada; geniş katılımlı bir toplantı yaptık. Projenin her adımını tartıştık ve programladık. Değişik kaynaklardan İzmir Kadın Mücadelesine emek veren 100 kişiden fazla kadının listesi vardı elimizde. Ancak çok istemelerine rağmen öz yaşam öyküleri yazılmamıştı. İçlerinde kaybettiklerimiz vardı ama önceliği yaşayan kadınlara vermek istedik. Bu kadınlar tek tek “feministiz” demeseler de İzmir Kadın Mücadelesine değişik yerlerde, değişik şekillerde katkı sunmuşlardı.

Proje iki bölümden oluşacak; birinci bölümde kadınların çekimleri yapılacaktı. Çekimlerde anlattıkları yaşam hikâyeleri yazıya geçirilerek kitaplaştırılacaktı. İkinci bölümde çekimlerimizden bir belgesel oluşturacaktık. Belgesel oluşturmak maddi olarak bizi zorlayan bir süreçti. Bu nedenle öncelikle kitaplaştırmayı öne aldık.

Yayımlayacağımız kitabın baskı maliyetini düşünerek kitapta belli sayıda kadın arkadaşımızı bir kritere göre seçmek zorundaydık. Onları seçerken İzmir Kadın Hareketinin gelişmesi için verdikleri emeği göz önüne alırken mücadelede sürekli bir çaba gösterip göstermediklerine ve 40 yaş üstü olmalarına dikkat ettik.

Seçtiğimiz kadınlara ilk kitapta yer vermemizin en büyük nedeni, yaşamlarının merkezine “kadın mücadelesini” koymalarıydı. Onlar kişisel yaşamlarını kadın mücadelesinin bir parçası değil, tam da kendisi olarak ele almışlardı.

Genellikle “sözlü tarih” çalışmasında değişik teknikler denense de önceden hazırlanan soruları sormak çok yaygın bir uygulamadır. Biz, kadın arkadaşlarımıza çekimde önceden hazırlanmış sorular sormak yerine onları serbest bıraktık.

Kendi sesleriyle bize, kendilerini nasıl var ettiklerini, çocukluk ve gençliklerini; üniversite yaşamlarını, aşklarını ve evliliklerini; İzmir kadın mücadelesinde deneyimlerini anlatmalarını istedik. Bu sayede, bir nevi ayna tuttular hayatlarına. Samimiyetle yaşamlarını, acı ve tatlı anılarını bizimle paylaştılar. Söyleşinin en son bölümünde ise bazı arkadaşlarımıza ek sorular sorduk. Bu çalışmada en önemli özellik “güven” duygusuydu. Kitapta yer verdiğimiz arkadaşlarımıza bize bu güveni duydukları ve yaşamlarını, duygu ve düşüncelerini bizlerle paylaştıkları için ne kadar teşekkür etsek azdır.

Sonuçta 15 arkadaşımız bu kitapta yer aldı. Bu proje sürdürülebilir bir çalışma. 2026 yılında başka kadınlarla projeye devam edeceğiz. Böylece kadınların hayat hikâyelerini okurken onların da bizler gibi kadın olmanın zorluklarını yaşadıklarını; sosyal ve ekonomik nedenlerin onları nasıl etkilediğini göreceğiz. Bu kadınların varoluş hikâyelerinin merkezine inadına isyanı, inadına direnmeyi bir felsefe olarak yazdıklarına tanık olacağız.

Bu kitap, İzmir Kadın Mücadele Tarihini, bu kadınların emeği üzerinden yeniden şekillendiriyor.

Biliyorum, kitap elinize geçtiğinde eleştirecek ve eksiklerimizi söyleyeceksiniz. Eleştireceğiniz her sözcük, her düşünce İzmir Kadın Hareketini güçlendirecektir. Şimdiden bu katkılarınız için teşekkür ediyorum.

Kadınlar özgürleşene, eşitlikçi bir toplum oluşana kadar yapacak çok işimiz, gidecek çok yolumuz var.

Gelsin baba, gelsin koca, gelsin devlet, gelsin cop,

İnadına isyan inadına isyan inadına özgürlük

Sevim Korkmaz Dinç