Kürt siyasetçi Cemil Elden'in bugünkü köşe yazısında, "Kürt Sorununun Çözümünün Şifresi: ROJAVA" başlıklı bir yazı kaleme aldığı görüldü.

Kürt Sorununun Çözümünün Şifresi: ROJAVA

Ortadoğu, bir kez daha büyük hesapların, halklara ve küçük azınlıklara dayattığı sert fırtınaların ortasında. Sınırların haritalarda donmuş görünmesine aldanmayın; sahada ittifaklar, çıkarlar ve cephe hatları her gün yeniden çiziliyor. Kürtler içinse bu, hem tarihsel fırsatların hem de ölümcül risklerin yan yana yürüdüğü bir döneme işaret ediyor.

Kürtler, son on yılda sahada gösterdikleri tarihsel direniş ve ABD ile kurdukları ortaklık sayesinde önemli kazanımlar elde etti. Suriye’de IŞİD’e karşı verilen mücadele, dünya kamuoyunun gözünde Kürtleri cesur bir direnişin simgesi hâline getirdi. Ancak Washington’un bölgeye bakışı, Kürtlerin kaderini merkeze alan uzun vadeli bir vizyon taşımıyor. ABD, çıkar önceliklerini değiştirdiğinde, Kürtleri “taktik ortak” olarak bırakma ihtimali her zaman masada duruyor. Avrupa ise insan hakları söylemiyle sıcak mesajlar verirken; göç anlaşmaları, enerji bağımlılığı ve Türkiye ile ticaret gibi konularda realpolitikten şaşmıyor.

Ankara, Suriye politikasında hem askeri operasyonlarla sahada varlık gösteriyor hem de diplomasi masasında sırf Kürtler bir statü sahibi olmasın diye sık sık eksen değiştiriyor. Bir gün Batı ile yakın, ertesi gün Moskova ve Tahran’la pazarlıkta. Bu zigzaglı çizgi, Türkiye’ye NATO içinde stratejik önem kazandırsa da güvenilirliğini sorgulatıyor. Batı, Ankara’yı vazgeçilmez bir müttefik olarak görüyor; ancak siyasi normlar açısından “problemli ortak” olarak tanımlıyor.

Türkiye’nin Rojava’ya yönelik saldırgan politikası, içeride yürüttüğü “barış ve kardeşlik” söylemlerinin samimiyetini de boşa çıkarıyor. Çözüm sürecinin ciddiyeti komisyonların kurulması ve müzakere masalarında verilen görüntüler, bugün herkesin kuşkuyla yaklaşmasını haklı çıkarıyor. Zira Türk devletinin Kürt düşmanlığı, kökleşmiş ve tedavi edilemez bir siyasal hastalık hâline gelmiştir. Bu hastalık, sadece Kürtlere değil, Türk halkına da büyük kayıplar yaşatmaktadır. Hele hele son silahların yakılması ve PKK’nin kendini feshetmesi, uluslararası platformlarda Türk devletinin elinden Kürtlere saldırmak için kullandığı tüm bahaneleri ortadan kaldırmıştır. Bunun için müzakereler herşeye rağmen devam ettirilmeli ancak bir üçüncü gözün olması zorunlu gibi görünüyor.

Tayyip Erdoğan’ın bitmez tükenmez iktidar hırsı, olası bir müzakere sürecini tersyüz edebilir. Kendi iktidarını koruma motivasyonu, barış adımlarını sabote edecek kadar güçlüdür. Bu nedenle herkesin duyarlı olması, süreci yakından takip etmesi ve manipülasyonlara karşı hazırlıklı bulunması hayati önem taşımaktadır.

Gelelim İsrail meselesine, Kürtlerle tarihsel olarak pragmatik ilişkilere sahip. İran’ın bölgesel etkisini sınırlamak ve Suriye’de denge sağlamak adına Kürtlerle dayanışma ve diplomasi kanallarını açık tutuyor. Ancak İsrail’le yakınlaşmak, komşu devletlerin gözünde Kürt hareketlerini “dış güçlerin uzantısı” gibi gösterebilir. Bu nedenle bu hattın dikkatli, şeffaf ve çok taraflı dengeler gözetilerek yürütülmesi şart.

Peki, bütün bunlara rağmen ne yapmalı?

1. Tek bir yere yaslanmak yerine; ABD, Avrupa, bölgesel azınlıklar ve sivil toplum ağlarıyla paralel ilişkiler geliştirmek.

2. Yönetim kapasitesini, hukuk güvenliğini ve azınlık haklarını garanti altına alan modellerle (Federasyon ,özerkli vs.)uluslararası meşruiyeti güçlendirmek.

3. Pragmatik ama şeffaf diplomasi yürütmek. İsrail dâhil tüm aktörlerle ilişkileri açık, dengeli ve çok yönlü yürütmek; “gizli bağ” algısını kırmak.

4. Türkiye ile gerilimi iyi yönetmek. Ankara’nın “güvenlik” kaygılarını yok saymadan, çatışma yerine diplomatik kanalları ve uluslararası arabuluculuğu kullanmak.

5. Uluslararası kamuoyu ve hukuktan faydalanmak. Avrupa’nın normatif gücünden, BM ve uluslararası güçlerden stratejik şekilde yararlanmak.

Son Söz olarak

Büyük güçlerin ajandaları gelip geçer; dostlukları da düşmanlıkları da anlıktır. Kalıcı olan tek şey, Kürtlerin kendi birliği, diplomatik yeteneği ve sahada yarattığı meşruiyettir. Bu dönemde akıl, sabır ve çeşitlendirilmiş ittifaklar, geleceğin anahtarıdır.