Kürt siyasetçi Cemil Elden'in bugünkü köşe yazısında, " Silahlara veda ederken, Demokrasi mücadelesine hazırmıyız?" başlıklı bir yazı kaleme aldığı görüldü.
Silahlara veda ederken, Demokrasi mücadelesine hazırmıyız?
Artık kimsenin bahanesi kalmadı. Bu ateş herkesi yakıyor.
Türkiye, uzun süredir siyasal baskılarla, kutuplaşmayla ve çözümsüzlükle yönetiliyor. Kürt meselesi ise bu kara döngünün merkezinde duran temel bir fay hattı. Ancak Temmuz 2025, bu çözümsüzlüğün kırılabileceği tarihî bir eşiğe dönüşebilir. Eğer iktidar, geçmişte olduğu gibi süreci provoke edecek sabotajlara ve oyunlara başvurmazsa, PKK 10-12 Temmuz tarihleri arasında silahlı mücadeleye kesin olarak veda edeceğini ilan edecek. Bu yalnızca çatışmanın değil, aynı zamanda “terör” üzerinden yürütülen korku siyasetinin ve muhalefeti baskı altına alan güvenlikçi rejimin de zeminini kaybetmesi anlamına geliyor.
Çünkü bu savaş sadece dağlarda değil, Hayatın her alanında yürütüldü,Her seçimde, her kriz anında, iktidar “terörle mücadele” adı altında tüm demokratik talepleri bastırdı, muhalefeti hizaya soktu. Artık bu “silah”, iktidarın elinden alınmak üzere. Silahların susmasıyla birlikte, asıl soru şu olacak: Türkiye konuşmaya,Kürt sorunun demokratik çözümünü tartışmaya hazırmı.
Bu noktada en büyük sınavlardan biri CHP’nin önünde duruyor. CHP, geçmişte Kürt meselesine ya yokmuş gibi davrandı ya da devletin güvenlikçi tezlerine yaslanarak sessizliğe gömüldü. 1990’larda SHP’nin Kürt raporunun ardından yaşanan kırılmalar, geçmişteki açılım sürecine mesafeli yaklaşımı, hatta 2015 sonrası dönemde HDP’ye yönelik kriminalize edici tutumlara destek veren söylemleri hâlâ hafızalarda.
Bugün CHP, Özgür Özel liderliğinde daha demokratik, daha çoğulcu bir siyaset vadediyor. Ancak bu vaatler Kürt meselesi söz konusu olduğunda hâlâ flu, hâlâ çekingen. Oysa PKKnin silahlara veda etmesiyle,CHP’nin önünde çok net bir yol ayrımı olacak: Ya Kürt halkının demokratik taleplerine açık ve eşitlikçi bir yanıt verecek, ya da geçmişte olduğu gibi devlet refleksiyle bu fırsatı heba edecek.
Kürt halkının ana dilde eğitim, kültürel haklar, siyasi temsiliyette eşitlik ve demokratik özerklik talepleri artık bastırılması gereken değil, müzakere edilmesi gereken taleplerdir. Bugün bu talepleri sahiplenen bir CHP, yalnızca bir seçim alternatifi değil; Türkiye için gerçek bir toplumsal dönüşüm gücüne dönüşebilir.
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan ve Adana, Antalya, Adıyaman gibi CHP’li belediyelere kadar uzanan baskı süreci, CHP’ye şu gerçeği bir kez daha gösterdi: Kayyum rejimi sadece Kürtlerin değil, artık herkesin meselesidir. CHP’nin yıllarca “sıra bize gelmez” diyerek sessiz kaldığı kayyum siyaseti, artık kendi kapısına dayanmıştır. Bugün Kürtlerle dayanışmazlarsa, yarın yalnız kalacakları kesindir.
Eğer bu sürece bir sabotaj dayatılmazsa, Türkiye halkları, yerel yönetimlere ve halk iradesine sahip çıkma temelinde yeni bir mücadele zemini oluşturabilir. Bu mücadele sadece Kürtlerin değil; tüm demokrasi güçlerinin, kadınların, emekçilerin, gençlerin mücadelesi olabilir.
Bu yüzden yapılması gereken: DEM Parti, CHP, sol-sosyalist güçler, kadın hareketi, emek örgütleri, Alevi kurumları ve vicdan sahibi tüm yurttaşlar, bu süreci birlikte omuzlamalıdır. Ortak bir demokrasi cephesi, Erdoğan’a karşı değil, bu ülkenin boğazını sıkan tüm anti demokratik uygulamalara,baskı aygıtlarına karşı halkın ittifakını kurabilir.
Tarih bazı anlarda çok açık sorular sorar. Bugün o andayız:
• Barışa hazır mısınız?
• Demokrasiye cesaretiniz var mı?
• Kürt halkının eşit yurttaşlık hakkını tanıyor musunuz?
Bu sorulara sadece vicdanla değil, siyasal bir sorumlulukla da yanıt vermek gerekir. Eğer CHP bu kez de susarsa, gelecek onu affetmeyecek,diğer devletçi,statükocu partiler gibi yok olup gidecektir. Ama konuşursa, yüzleşirse, sahiplenirse… o zaman bu ülkenin en derin yarasına gerçek bir merhem olabilir.
Silahların sustuğu bu gün, yalnızca savaşın değil; korkunun da sustuğu bir gün olabilir. Ama bunun için cesaret gerekir.
Cemil Elden
08.07.2025