Kürt siyasetçi Cemil Elden'in bugünkü köşe yazısında, "Kürt Zaferi: Birlikte Kazanmak mı, Ayrışarak Kaybetmek mi? " başlıklı bir yazı kaleme aldığı görüldü.

Birlikte kazanmakmı, Ayrışarak kaybetmekmi?kürt muhalefeti Öcalanın Paradigmasını nasıl okumalı?

Kürt halkı yüzyılı aşkın bir süredir kesintisiz bir mücadele yürütüyor. Bu mücadelenin birçok evresi, birçok öncüsü ve birçok yöntemi oldu. Ama özellikle son çeyrek yüzyılda Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği paradigma, bu halkın yürüyüşünde hem stratejik hem de düşünsel bir dönüm noktasına işaret ediyor. Ulus-devletin dışına çıkan, demokratikleşmeyi esas alan, kadını merkeze koyan ve halkların bir arada yaşamını savunan bu yaklaşım, sadece Kürtlerin değil bölgedeki bütün ezilen halkların önüne yeni bir yol açtı.

Ne var ki bu paradigmaya en sert eleştiriler, bazen en yakından geliyor. Kürt muhalefeti içerisinde, özellikle diasporada ve kimi siyasi gruplarda, bu yaklaşımı “pasifleşme”, “devletten vazgeçme”, “Türkiyelileşme” üzerinden eleştiren bir eğilim güçleniyor. Peki bu eleştiriler Kürt halkına ne kazandırıyor? Ya da şöyle soralım: Kürtler bugün bu paradigma etrafında birleşmek yerine, onu dışlayarak mı güçlenebilir?

Eleştiri değerlidir. Hatta devrimci bir eylemdir. Ama eleştirinin yönü, tarzı ve amacı da bir o kadar önemlidir. Kürt halkı hâlâ asimilasyon, inkâr ve imha politikalarıyla karşı karşıya. Rojava’da binlerce insanımızın kanı pahasına oluşturulan statüsü yok sayılıyor, Türkiye’de en temel demokratik haklar bile kriminalize ediliyor, Halkımızın oylarıyla seçılen Belediyelerimize kayyum atanıyor,Belediye başkanlarımız tutuklanıyor,Güney Kürdistan’da iradesine müdahale ediliyor. Böyle bir tabloda Öcalan’ın sunduğu paradigma, sadece bir düşünce sistemi değil; aynı zamanda halklar arasında barışa, özgür yaşama ve demokratik çözüme dayalı bir siyasal yol haritasıdır.

Bu paradigmanın eksikleri yok mu? Elbette var. Uygulamada, örgütlenmede, toplumsallaşmada sorunlar yaşandığı da bir gerçek.bunların tümünü birlikte tartışarak birlikte çalışarak aşabiliriz, eksikleri işaret etmek başka bir şeydir, köklü bir fikri çerçeveyi toptan reddetmek başka. Müzakere masasında Kürtlerin elini güçlendirmek yerine Kürtler adına müzakere yapanları düzmece oyunlarla ,sabotaj ve pravakasyonlarla itibarsızlaştırma kime hangi yararı getirecektir bunu görmek lazım.farklı düşünüyor olabiliriz ama bu bizim ayrık ve parçalı durmamızı gerektirmez hele hele düşman tarafından uydurulan bazı boş şeyleri gerçekmiş gibi yayarak hem bölgede hemde dünyada özgürlük mücadelesinin şahsında Kürtleri itibarsızlaştırmanın kime ne yararı var bunu iyi görmek lazım.Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey; eleştirinin parçalayıcı değil, toparlayıcı olmasıdır. Yapıcı, derinlikli, halkın ihtiyacına dayalı bir tartışma kültürünü büyütmektir.

Kürt halkı için kazanım, ortak bir siyasal akıl etrafında kenetlenmeyle mümkün olur. Bu akıl illa ki tek merkezli olmak zorunda değildir; ama çatışmacı, ayrıştırıcı, küçük hesaplara dayanan bir muhalefet anlayışı da halkın yararına değildir.

Bugün Öcalan’ın paradigması, sadece yurtseverlerin değil, tüm Kürt halkının tarihsel tecrübesinin içinden süzülmüş bir mücadele birikimidir. Bu birikimi reddetmek, aynı zamanda Kürt halkının bugüne kadar ödediği ağır bedelleri de yok saymak anlamına gelir. Oysa şimdi ihtiyaç duyduğumuz şey; bu paradigma etrafında daha fazla kolektif akıl, daha fazla eleştirel katkı ve daha fazla siyasal birlikteliktir.

Çünkü Kürtler için zafer, ayrışmada değil; ortaklaşmada, birlikte üretmede ve birlikte direnmede gizlidir.