Kürt siyasetçi Cemil Elden'in bugünkü köşe yazısında, "Kürt’ün Statüsüne Karşı Kurulan Ortak Cephe" başlıklı bir yazı kaleme aldığı görüldü.
Kürt’ün Statüsüne Karşı Kurulan Ortak Cephe
Kimse kendini kandırmasın. Kürt tarafının bütün iyi niyetli ve çözüm odaklı çabalarına rağmen, Türk devleti hâlâ aynı oyunların peşinde. Hakan Fidan’ın son açıklamaları ve hemen ardından iktidara bağlı medya kanallarında Mazlum Abdi’ye yönelik yayılan “öldürüldü” yalanı, ardından SDG’yi doğrudan hedef alan yazılar, bu zihniyetin değişmediğini, aksine daha da keskinleştiğini gösteriyor.
Burada sadece AKP-MHP bloğu yok. Türk devleti, Kürtlerin herhangi bir statüye kavuşmaması için elindeki tüm araçları kullanıyor ve bu süreçte kimi Kürt çevrelerinin dolaylı biçimde bu planlara çanak tutması da hayra alamet değil. Aynı zamanda CHP’nin komisyon açıklamaları, İşçi Partisi’nin, TKP’nin ve diğer Türk solunun tutumları da bir gerçeği çıplak şekilde önümüze koyuyor: Söz konusu Kürtlerin hak ve statü talepleri olunca, Türk sağcısı, solcusu, faşisti, ulusalcısı, liberali tek cephede birleşiyor ya da birleşmenin hesabını yapıyor.
O yüzden artık şunu açıkça görmek gerekiyor: Ne iktidar cephesi ne de muhalefet bloğu Kürt sorunu konusunda samimi değil. Hepsi, Kürtlerin hak mücadelesini etkisizleştirmek, bölmek, oyalamak, hatta mümkünse tasfiye etmek istiyor. CHP dahil, hiçbir muhalefet gücü Kürtlerin siyasal varlığını esas alan, açık ve net bir duruş ortaya koymuyor. Çözüme dair söylenen her söz ya çok geçici ya da içi boş. Sadece günü kurtarmaya, “mış gibi” yapmaya dönük.
Böyle bir ortamda Kürt hareketinin hâlâ demokratik siyaset ve barışçıl çözüm çizgisinde ısrar etmesi, bu kirli oyunları açığa çıkarması bakımından tarihsel bir rol oynamaktadır. Ama bu çizginin sürdürülebilmesi, sadece Kürt halkının yüküyle mümkün değil. Türkiye halkları, eğer gerçekten barış ve demokrasi istiyorsa, bu yükü omuzlamalıdır. Aksi halde bu ülkeye barış gelmeyecek, demokrasi de yerleşmeyecek.
Bugün Rojava’da, Rojhilat’ta, Başûr’da ve Türkiye’de Kürtlere dayatılan şey çok açık: Ya statü talebinden vazgeçin ya da topyekûn saldırıya hazırlıklı olun. Rojava’daki IŞİD mahkûmlarının HTŞ gibi selefi yapılara devredilmek istenmesi, Türkiye’nin halen bu çetelerle dolaylı ilişkilerini sürdürmesi bir rastlantı değil. Kobani döneminde bu yapılarla nasıl iç içe geçtikleri hafızalardan silinmedi. Bugün yine aynı işbirliği zeminini örüyorlar.
Türkiye ekonomik, siyasal ve diplomatik olarak çöküşün eşiğindeyken, yönsüz ve ilkesiz bir dış politika izliyor. Bir gün NATO’ya sığınıyor, ertesi gün HTŞ’yle pazarlık yapıyor, başka bir gün Rusya’ya yanaşıyor. Bu savrulmanın tek istikrarlı ekseni ise anti-Kürt politikasıdır. Devletin içindeki klikler, çıkar grupları ve ittifaklar ne kadar değişirse değişsin, Kürt’ün hak sahibi olmaması gerektiği yönündeki mutabakat baki kalıyor.
İşte bu yüzden Kürt halkının birliği her zamankinden daha hayati. Kürtlerin parçalı duruşu sadece Türkiye’nin değil, bölge devletlerinin de işine geliyor. Müzakere masasında zayıflık, sahada yalnızlık yaratıyor. Oysa Kürt halkı, farklı politik görüşlere sahip olsa da, bu tarihsel eşikte ortak bir irade sergilemek zorundadır. Çünkü tehlike çok büyük. Ve bu tehlikenin karşısında mevcut mücadele çizgisi – demokratik çözüm ve öz savunma – bir mecburiyettir.
Bugün yapılması gereken şey bellidir: Her yerde, her düzeyde öz yönetim kapasitesini güçlendirmek, öz savunmayı yaygınlaştırmak ve demokratik çözüm hattında ısrar etmek. Ne devlete yaranmak ne muhalefetin oyalanmalarına kapılmak çaredir. Tek çözüm, Kürt halkının kendi iradesine, örgütlülüğüne ve meşruiyetine sarılmasıdır.
Sonuçta, bu mücadele sadece Kürtlerin değil, Ortadoğu halklarının ortak geleceğini belirleyecek bir mücadeledir. IŞİD artıklarının yeniden canlandırılmak istendiği bir dönemde, bu halkları barbarlığa terk etmemek Kürtlerin değil, herkesin sorumluluğudur. Ama bu sorumluluğu taşımaya yanaşmayanların, yarın olacaklardan da şikayet etmeye hakkı olmayacaktır.
Cemil Elden