Kürt siyasetçi Cemil Elden'in bugünkü köşe yazısında, "CHP: Değişim Söylemiyle Statükoyu Tahkim Ediyor" başlıklı bir yazı kaleme aldığı görüldü.
CHP: Değişim Söylemiyle Statükoyu Tahkim Ediyor
Türkiye siyasetinde çok partili bir görünüm olsa da, değişmeyen ve her döneme uyarlanan bir “devlet aklı” egemendir. Partiler kurulur; liderler değişir, ama sistemin taşıyıcı kolonları hep yerli yerindedir. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), bu taşıyıcı unsurların en eskisi ve en dirençlisidir. Kurucu parti sıfatını gururla taşıyan CHP, yüz yıla yaklaşan geçmişinde halkçı değil devletçi, demokrat değil vesayetçi, solcu değil düzen koruyucusu bir rol oynamıştır.
Özgür Özel liderliğindeki “değişim” söylemi, bu köklü çizgiyi tersine çevirmek bir yana, onu güncelleyerek tahkim etmeye yöneliktir. CHP, AKP’nin çöküşüyle birlikte ortaya çıkan siyasal boşluğu doldurma hazırlığında. Ancak bu, gerçek bir iktidar alternatifi oluşu değil; sistemin eski reflekslerinin yeni kadrolarla yeniden piyasaya sürülmesidir.
CHP’nin Kürt meselesindeki pozisyonu, bugün her zamankinden daha sağcı ve milliyetçidir. DEM Parti’ye mesafeli durmak, barış süreçlerine kuşkuyla yaklaşmak, Kürt halkının taleplerini kriminalize etmek; bunlar geçici politik manevralar değil, partinin yapısal refleksidir. Mevcut çözüm sürecine ve müzakereye “vatana ihanet” gözüyle bakan CHP, bugün dahi Kürtlerle yan yana görünmemek için özel bir çaba göstermektedir.
İlginçtir ki, AKP hatta MHP bile CHP’den daha cesur çıkışlar yapabilmiştir. CHP ise hâlâ Mahmut Esat Bozkurt’un “bu memlekette sadece Türklerin hakkı vardır” anlayışından tam olarak kopamamıştır. Muharrem İnce ve onun gibi birçok unsuru yeniden partiye monte ederek, partinin nereye savrulmakta olduğunu açıkça gösteriyor. Üstelik Türkiyede bunca milliyetçi parti varken Bu çizgi, yalnızca Kürtlerle değil, tüm demokrasi güçleriyle bağları zayıflatacaktır
Bu tabloya rağmen, DEM Parti cephesi yapıcı ve sabırlı bir tutum alarak, Türkiye’nin demokratik geleceğinde CHP’nin sorumluluk almasını beklediğini açıkça dile getiriyor. Hem eş genel başkanlar hemde, DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te kurulması planlanan “çözüm ve barış” komisyonuna ilişkin yaptığı açıklamada, CHP ile aynı perspektifi paylaştıklarını belirtti. Komisyonun yalnızca güvenlik merkezli değil, barış ve demokratikleşme perspektifiyle ele alınmasını istediklerini ve bu konuda CHP’nin de benzer bir bakışa sahip olduğunu söyledi.
Bu tutum, Kürt siyasi hareketinin CHP’ye yönelik tüm tarihsel güvensizliğe rağmen, çözüm ve diyalog umudunu canlı tutmaya çalıştığını göstermektedir. DEM Parti, CHP’nin rol üstlenmesini bekliyor; ama bu beklenti her geçen gün sınanıyor.
CHP’nin bu komisyona katılımı “koşullu” bir şekilde gündeme geldi. Parti, eşit temsil, nitelikli çoğunluk ve komisyonun yalnızca terörle değil, sistemin demokratik krizleriyle yüzleşmesi gerektiğini şart koştu. Bu talepler olumlu görünse de, CHP’nin önceki sicili düşünüldüğünde, bunların samimi bir değişim niyeti mi yoksa yalnızca imaj düzeltme çabası mı olduğu konusunda soru işaretleri büyüyor.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, dokunulmazlıkların kaldırılmasında yaptıkları hataları kabul etti. Kürt halkıyla aralarında bir travma yaşandığını ama bu travmanın “aşıldığını” savundu. Ancak bir travmanın aşılıp aşılmadığını ilan etmek, travmayı yaşayanların değil, travmayı uygulayanların görevine dönüştüğünde, gerçek bir yüzleşme ve güven inşa süreci mümkün olamaz.
CHP ile mesafesiz ilişki kuran sosyalist çevrelerin tavrı ise, sol-sosyalist mücadelenin tarihsel bir sapmayla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Kürt halkının oylarıyla Meclis’e taşınmış kimi sosyalist milletvekillerinin, CHP ile ideolojik hizalanmaları; yalnızca sistemin sol kanadının etkisizleşmesi değil, Kürt hareketinin sistem içi muhalefete yedeklenmesi anlamına gelmektedir. CHP’nin güvenlikçi ve milliyetçi söylemleri karşısında sessiz kalan bu çevreler, Kürt halkının mücadelesine doğrudan zarar vermektedir.
Bugün CHP; dindar halkı yukarıdan denetlemek isteyen eski laiklik tanımını yeniden dolaşıma sokmakta, Kürtlerin demokratik taleplerini “birlik ve bütünlük” kisvesiyle hedef göstermektedir. CHP, toplumsal muhalefeti dönüştürmeye değil; bastırmaya odaklı bir pozisyon almaktadır.
CHP, yalnızca AKP’nin yerini dolduran yeni bir merkez parti değil; devlet aklının kriz anlarında sahneye sürdüğü yedek güçtür. Bu yüzden AKP’nin çöküşünden umutlanmak mümkündür ama CHP’nin yükselişine dikkatle yaklaşmak gereklidir.
CHP ya bu tarihsel yüküyle gerçek bir yüzleşme yaşar ve demokrasi, eşit yurttaşlık ve barış temelinde yeni bir program geliştirir; ya da tıpkı geçmişteki merkez sağ partiler gibi kısa ömürlü bir iktidar deneyiminin ardından tarihe karışır. Ama o zamana kadar, Türkiye halkları aynı statükocu çarkın yeniden çevrilmesine tanıklık etmeye devam edecektir.
Bu yazı, CHP’ye karşı basit bir muhalefet değil; halkların ve ezilenlerin özgürleşmesini engelleyen rejim aklının teşhiri çabasıdır. Solun ve Kürt hareketinin CHP ile arasına net sınırlar koymadığı her süreç, sistemin yeniden inşasına katkı sunacaktır.
Cemil Elden