Eğitimci ve Yazar Göksel Rıza Özkan, bugünkü köşe yazısında, 'Ankara Yollarına Düşen Madencilerin Manifestosu!' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Ankara Yollarına Düşen Madencilerin Manifestosu!

Yüzümüzde kara var şimdi, bütün madenciler gibi… Yüreğimizde ağır yara var şimdi; emeğin, alın terinin, hakkın onuruna saygı duyan, insan olmayı bilen bütün herkes gibi… Aylardır maaşını alamadığı için evine ekmek götüremeyen, çocuklarının yüzüne bakarken içi ezilen ama başını öne eğmeyen acılı, öfkeli bütün madenciler ve aileleri gibi…

Ankara yollarında, maden önlerinde on binler olup biriken, atılan her adımda adaleti haykıran, kendilerine “idare edin”, “sabredin” diye sunulan her oyalamaya karşı öfke ve isyan duygusu biraz daha kabaran o onurlu işçiler gibi…

Maden işçisinin haklı çığlığını duyar duymaz harekete geçen, baret seslerini şehir meydanlarına taşıyan, yürüyüşe omuz veren, emek hırsızlarından hesap sorma ve madenciyle dayanışma eylemleri örgütleyen bütün halk güçleri gibi…

Sokaklarda, maden havzalarında, sendika binalarında, Ankara barikatlarının önünde hakkını aramak için harekete geçip yola çıkan, jandarma barikatına, polis kalkanına, engellere karşı madencinin sarı baretiyle, haklılığın gücüyle direnen onur ve özgürlük savaşçıları gibi…

Kamerasıyla, fotoğraf makinesiyle, mikrofonuyla, klavyesiyle, sosyal medyasıyla bütün engelleri ve sansürü aşan, madencinin sesini sağır kulaklara duyuran, yalanın perdesini yırtıp gerçeği yazan özgür basın emekçileri ve aktivistler gibi…

Bu alın teri karası biz emekçilerin suratındaysa, bir de yüzlerinde silinmez bir “kul hakkı karası”, bir de “yalan karası” olanlar var!

Yüreklerinde, temizlenmez derin bir “vicdan karası” olanlar var…

“Allah'ları”, “imanları para olan, işçinin alın teri kurumadan hakkını vermeyi unutanlar var…“Kâbe'leri borsa, banka, kâr hırsı olanlar var…

Yöneticileri var onların; edebiyatı hep adalet, hep kalkınma ama işçinin payına hep jandarma dipçiği, hep gözaltı, hep yoksulluk…

En çok kas, en çok para, en çok lüks onda…Bakanları var onların; patronların sırtını sıvazlayan, işçinin feryadına kulak tıkayan, sömürünün en derin batağında…TV kanalları, gazeteleri var onların; yandaşıyla, yalakasıyla, üç kuruşa ruhunu satanıyla, yüzlerce kilometreyi yalın ayak yürüyen işçiyi görmezden gelen, halkı kandırmak ve uyutmak uğruna…Bürokratları, bilirkişileri var onların; emeğin gasp edilmesini olağan sayan, yasaları işçiye karşı, sermayedara kalkan yapan, halkın gözünün içine baka baka…

Ve bunların cümle alemi de şimdi koltuklarında…

Madenler işletilmiş, tonlarca kömür çıkarılmış, zenginliğe zenginlik katılmış ama işçinin üç kuruşluk maaşı hiç yok hesaplarında…Nasılsa hakkını arayanı sustururuz, yolları kapatırız, "yasal değil" deriz, biraz da vaat sıkıştırdık mı işçinin diline, oldu bitti bu iş; unutulur gider bu yürüyüş haftasına…

Asıl dertleri, tasaları; hakkını alamayan halkın öfke patlamasında! İşçinin köle olmadığını haykırmasında, çaresizlik duvarlarını yıkmasında, korkularını aşmasında, adalet aramasında, hesap sormasında, yollara düşmesinde…

Polis kuvvetleri, jandarma birlikleri, barikatlar da işte yalnızca ve yalnızca bunun için orada ve iş başında…Korumak için o para babalarını, kendi koltuklarını, insanlık dışı kapitalist sömürü düzenlerini Devam ettirebilmek için işçiyi; işten atma, açlık ve işsizlik korkusuyla terbiye etmeyi.

Yoksulu, hakkını arayamaz halde tutmayı. Sürdürebilmek için güvencesizliği, sendikasızlığı ya da sarı sendikaların oyuncağı olmayı.Yok başka çareleri, mecburlar buna. Çünkü saltanatları ve paraları, gasp ettikleri alın terine bulanmış durumda!

Lakin ne yaparlarsa yapsınlar; Ankara yollarında başlayan bu kavga, menziline varmadan bitmez, bitmeyecek!

Çünkü o sarı baretlerin altında; ekmek kavgası, adalet davası var…

Çünkü o yürüyüşün her adımında; işçi davası, sınıf kavgası var…

Çünkü o barikatların önünde; demokrasi kavgası, özgürlük davası var…

Çünkü madencinin öfkesinde; eşitlik kavgası, insan onuru davası var…

O madende, o yollarda; sömürüden, köleleştirilmekten kurtuluş davası var…

O yürüyüşte insanlık kavgası var!

Göksel Rıza Özkan

Eğitim Emekçisi