Sitemizin editörü, gazeteci ve yazar Özlem Armen, bugünkü köşe yazısında "Unutulmayacak Yara; 6 Şubat " başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Unutulmayacak Yara;
6 ŞUBAT
Hatırlanacağı gibi bu tarihte 11 kentte depremler olmuştu! Üç gece ve üç gündüz göçük altında kalanlar kala kaldılar. Bütün bunlara „kader“ dendi. Ne zaman Türkiye’de toplu cinayetler olsa söylenen tek şey -kader-
Ama biz gördük ki meslek odalarından çıkan raporlar, bakanlık raporları, bilimsel raporlar dinlenilsendi; orada yedi üzerindeki depremlerin önlene bileceğine dair uzun yıllardır konuşuluyormuş.
Ve bu uyarılar hiç dinlenilmediği gibi devletin yetkili mercileri dikkate dahi almamışlar.
Bu uyarılar olmasına rağmen Fay hatları üzerine şehirler inşa edilmeye devam edilmiş. Birçok deprem vergisi adı altında büyük paralar toplandığı da bugün gün yüzüne çıkmış. Bu paralar deprem bölgelerine harcansaydı, gerekli önlem ve tedbirler alınsaydı, 6 Şubat’taki bu depremlerde çok az zayiatla atlatılır, büyük bir afet felakete dönüşmemesi. Bunu felakete dönüştüren, bu ülkeyi yönetenlerden başka kimse değildir.
Şimdi deprem davaları görülüyor! Müteahhitlerle bütün suçu yükleyip işin dışına çıkıyor esas sorumlular. Peki Müteahhitlere bu görev ve sorumlulukları kim veriyor? Merak ediyorum-ediyoruz; mahkemelerde Müteahhitlere bu yetkiyi kimin verildiğine dair sualler soruluyor ve gereken yapılıyor mu?
Buralara onay veren kim, onayı nereden aldı? Yerel yönetimlerin sorumluluğu nerede, bakanlığın sorumluluğu nerede? Bunlar hiç konu olmadı, demiyorum ama tartışmalardan ibaret kalındığı bugün görmekteyiz.
Sorumluluk birkaç müdahide bağlanarak yaşanları unutturmaya çalıştılar. Sanki insanların hiçbir hafızası yokmuş gibi, öylesine yaşanmış, sıradan ve doğal bir afetten ibaretmiş gibi sonuçlandırdılar.
Yaşanan bu felaketin yaraları sarıldı mı, sorunlar çözüldü mü? Deprem bölgesindeki sorunlardan söz ederken; eğitimdeki kronik sorunlar, sağlık alanındaki sorunlar, elektrik, su, ulaşım…
İnsanlar 21 metrekarelik hayatlara sığdırılmış, on binlerce insan teneke evlerde yaşamaya zorunda bırakılmış. Hiçbir özel hayatları ve sosyal aktiviteleri yok. Katmerlenerek devam eden sorunlar depremin üçüncü yılında hâlen devam ediyor. Haberiniz var mı?
“Asrın felaketi” denmişti, “asrın inşası” diye devam ediyor söylemleri. Bu inşada neler var, kısaca bakalım. İktidar, deprem bölgelerinde yaşanan felaketi fırsata çevirmiş; deprem bölgesinin tamamının kentin ruhundan çekilip alındığı, paranın ve rantın konulduğu bir
yapılandırırken; organize sanayi bölgeleri etrafında ucuz işgücü rezervi, insanları küçücük evlere yerleştiren yeni şehir planlanması; lojistik merkezleri ve ulaşım hatları olarak sermayenin ihtiyacına göre konumlandırılan, kentlerin dokularının, tarihinin, hafızasının, kültürel özelliklerinin bir bütün olarak ortadan kaldırıldığı vs. vs.
Kentlerin barınma sorunu iktidarın perspektifiyle halkı borçlandırarak küçük TOKİ evlerine yerleştirerek çözüldüğü ve kentlerin bir bütün olarak rant ve sermayenin deprem bölgelerine el koyduğu bir iktidarla karşı karşıyayız.
Kentler neye göre değişiyor? Büyük sermaye gruplarının deprem bölgelerini bir bütün olarak Ortadoğu Kalkınma Yolu ticaret yolunun bağlantı noktası olarak değerlendirdiği, buna göre yeniden inşa ettiği; köylerin yerini değiştirdiği, tarım alanları üzerine yeni organize sanayiler inşa ettiği; buralarda kurulan organize sanayilerin elektrik ve altyapı ihtiyaçlarını gidermek için çevredeki bütün meraları, ormanları, su kaynaklarını; taş ocakları kurarak, madenler açarak ve bu bölgedeki üretici köylerin alanlarına el koyarak sermayenin alanlarına açtığı bir düzen.
İnsanlar hayatlarını kaybetti, ailelerini kaybetti, geride kalanlar işlerini kaybetti; iş bulamıyor. Bu insanlar nasıl yaşayacak?
Bu kadar utanmazlık olmaz!
Umarım bu yaraların sarıldığı günleri de göreceğiz…
Unutulmayacak bu acılar; bir daha yaşanmaması için de herkesin sorumluluğunu yerine getirmesi gerekiyor.