Sitemizin editörü, gazeteci ve yazar Özlem Armen, bugünkü köşe yazısında 'Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğmakta zorlanıyor' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

“Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğmakta zorlanıyor.”

Antonio Gramsci, böyle dermişti.

Peki, bugün kurulmaya çalışılan bu dünya düzeni bizim dünyamız mı? sualini kendi kendimize sormadan insan edemiyor.

Türkiye Cumhuriyeti, koca yüz yaşını tamamlamasına rağmen halen barışı arıyor! Oysa bizde rahatlıkla şunu görüyoruz ki; Türkiye’de çok önemli sorunlar var. Her şeyden önce demokrasi ve adalet zirve yaşıyor.

Hak ya da hukuk, ekonomi ve açlık sorunu başta olmak üzere, ülkenin sorunlarını omuzlayan işçi ve emekçi sorunu tartışanın sonu demir parmaklıklar ardı olmaktan kendisini kurtaramaz durumda.

Peki, her gün erkekler tarafından tacize ve tecavüze uğrayan Kadın sorunu… hem tecavüze uğra hem de hayatından ol… yani katledil. Namus ve de töre kurbanı öldürülen Kadınların durumu ne olacak?

Bölgemizde jeopolitik denklemler değişiyor. Büyük Orta Doğu projesi çok dillendirilirdi ama insanlığa dair hiçbir proje bugüne kadar görmedik.

Bugün çok hızlı ve dünya halklarını şokeden Ortadoğu’daki Jeopolitik denklemlerin alt üst oluşu karşısında ne yapacağımızı bilmez durumdayız. Bütün bunlar yaşanırken, küresel alanda, dünya çapında da çok önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Elbette ki, Ortadoğu’daki gelişmeleri dünyadaki stratejik planlamaya yön verdiğinin altını çizmek isterim.

Kısacası kar amaçlı şirketler, kazanmak üzere savaşlar yürütüyor ve ona rağmen bir çıkmaz içerisindedir debelenmekten öte gidemediklerine insanlık tanıklık etmektedir...

Bugün Türkiye’yi yönetenlerde bir çıkmaz içerisinde olduklarını açıkça ifade etmek gerekir. Türkiye’de yaşayan toplumlar açısından da bu durum aynen böyledir.

Kürtler, yokluk ile varlık arasında büyük kavağa verdiklerine tanıklık ediyoruz. Kürtler, aslında Ortadoğu’da insanlığın geleceğini temsil ettiklerini vurgulamak gerekir.

Anadolu coğrafyasında yaşayan Alevi-Kızılbaşlar ise yörüngesini bulamadıklarını düşünüyorum oysa geçmiş tarih, Kızılbaş-Alevilerin, dünyanın bir girdap içinde olduğu dönemde ya darağacında bedeni sallanmış ya da derisi yüzülmüş ama hakikate yürümekten bir an olsun geri adım atmamış.

Velhasıl kelam dünya ekonomik olarak bir gerileme, bir kendi içine kapanma dönemine doğru hızla gittiğini düşünüyorum. Kapitalizm tekelleşerek, sermaye birikimi çok küçük bir azınlığın elinde toplandıkça; enerji paylaşımı yani pazar savaşı, daha da şiddetlendiğini biliyoruz. Karakteri gereği bu böyle olmak zorundadır.

Dünya, küresel bir çatışma alanında olduğu herkes tarafında hem fikir ancak küresel güçlerin korkularından ötürüdür ki; vekâlet savaşlarını yürütmektedirler.

Son yirmi yılda gördük ki; küresel sermaye güçlerin verdikleri vekalet savaşları onları ne ekonomik ne de siyasi krizlerden kurtaramadığı gibi daha da derinleştirdiğini görmekteyiz.

Güç ve Hegemonya;

Kapitalist ve Emperyalist sitemin karekteridir.

Bugün haber manşetlerinde “yeni dünya kuruluyor” başlığı atılırken, bu yeni dünya düzeninde bir devlet başkanı ve eşinin korsanvari bir şekilde (Maduro örneğinde olduğu gibi) ülkesinden alınıp Amerika Birleşik Devletleri’nde hapsedilip yargılandığı bir tablo ile insanlık açıktan karşı karşıya. Bu durum karşısında en sıradan bir insanın nasıl karar vereceğini bilir diye düşünüyorum.

Burada kesinlikle Maduro’yu, savunduğum anlaşılmamalıdır. Maduro, konusu ayrı işlenmesi gerekir. Burada örnek vermemin sebebi burjuvazinin kurduğu yasaları nasıl ayaklar altına aldığını örneklendirmek istedim.

Koca bir ülkeyi yöneten başbakanın ve ailesini ters kelepçe takarak zindana ata biliyorsa, okyanusların ötesinde yani Ortadoğu halklarına neler yapmayacak? Ortadoğu halkları açısından Uluslararası hukuk denen bir şey yok. Bu topraklar kısacası sahipsiz olduğundan ötürü, toprağın üzerinde yaşayanlarda birer piyon olmaktan öteye gitmemektedirler.

Bugün yaşadığımız bu en yüksek teknolojik çağda Filistin yerle bir edildi ama dünya gıkını dahi çıkarmadı.

İşte bütün bunlar hatta yazamadığım onlarca, yüzlerce hadisler 21. Yüzyılda yaşandı.

Dünyanın belli başlı yani büyük devletleri kendi aralarında imzaladıkları uluslararası antlaşmalar var olduğunu hepimiz biliyoruz. Peki hal böyleyken mevcut durumda Ortadoğu’daki soykırımları kim yapıyor?

Bugün ABD, binlerce insanın katilini Suriye devlet başkanı yapmış durumda! Suriye da bu katil sürüsü Alevileri, Dürzileri ve kendilerinden olmayan herkesi öldürdü, katletti, soykırımdan geçirdi…

Bu canileri silah ile kim donattı ve o, bölgeye kim sürdü; elbette bilinen bölgeye hakim olan ulusalar arası küresel güçlerdi.

Peki, şu soruyu buradan soralım: tırnak içerisinde kurulan, ya da kurulmak istenilen bu yeni dünya düzeni bizim dünyamız mı? sorusuna ben veto hakkımı kullanmak istiyorum; HAYIR.

Bu düzenin işçi sınıfına, uluslararası işçi hareketine, ezilen halklara ve dünya insanlığına, ekolojiye bir fayda getirmeyeceği açık.

Sözlerimi ve öfkemi noktalarken;

Bu dünya, bizim dünyamız değil.