Fetih Doğan Koç, bugünkü köşe yazısında “Aşk ve Tutku Üzerine ” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

AŞK VE TUTKU ÜZERİNE

Öncelikle aşk ve tutku kişiye , toplumun değer yargılarına ve toplumun sosyal bilincine göre değişirken aynı zamanda farklı şekillerde tanımlanarak farklı misyonlar yüklenebiliyor.

Aşk ve tutku evliliği reddeder. Nedeni ise; evlilik kurumdur, kurumsallaşmadır. Aşk, kurum ve kurumsallaşmayı reddeden bir duygu eylemidir.

İnsan ilişkilerinde aşk ve tutku cinsellik ilişkisi üzerinden duyguları harekete geçiriyor ve devinim eylemine geçmesine vesile oluyor. İnsan ruhu da buna göre hal alıyor. Kısacası aşk ve tutku tanımlaması daha çok sekse endeksleniyor. Sekste muhteşem bir tatmin varsa aşk ve tutkuda çok iyi olduğu kanaatine varılıyor. Elbette seks , insan ruhunda önemli bir etkendir ve yaşanmalıdır. Ama sadece seksle sınırlı tutarsak evliliği de aşk ve tutku kategorisine dahil etmiş oluruz ve büyük yanılgıya düşmüş oluruz. Oysa; aşk, tutku ve evlilik ayrı ve farklı eylem biçimleri ve farklı duygu eylemleridir.

İnsan dışındaki diğer canlılar da, yani hayvanlar da soyları devam etsin diye çiftleşiyorlar. Hayvanlar her gün ve sürekli olarak çiftleşmiyorlar. Sadece yılın belli döneminde çiftleşerek soylarının devam etmesi için , iç dürtüleri onları çiftleşmek için eyleme geçiriyor. Hayvanlarda aşk ve tutku olur mu? Bu konuda derin ve net bir bilgiye sahip olmadığım için düşünce belirtmem doğru olmaz. Ama doğada ,çiftleşmek için genelde erkek dişinin peşinde koşar. Anlatayım;

Ceviz ağacının dallarında birbirini kovalayan iki sincap gördüm.

Hafif bir rüzgar esiyordu.

Derede akan suyun sesi geliyordu.

Yeşil kabuğu çatlamış, düşmeye hazır cevizler asılı bir dalda sallanıyordu. Sincap çiftleşmek için diğer sincabı ceviz ağacında kovalamaya devam ediyordu. Güneşin ışınları ceviz ağacın yapraklarına değiyordu, yapraklar ışıldıyordu.

Lekesiz, masmaviydi gökyüzü. Gölgesi serindi ceviz ağacının. Suyun sesi güzel bir ritim katıyordu gölgeye. Ara sıra kuşların cıvıltısı da duyuluyordu.

Ceviz ağacın altındaki büyük kütüğe oturdum.

Sincapları izlemeye devam ettim.

Ceviz ağacının dallarında aşağıdan yukarıya, yukardan aşağıya iki sincap kovalamacaya devam ediyordu. Sincaplardan biri beni gördü ve duraksadı. Diğer sincap bu fırsatı değerlendirerek ceviz ağacın kabuğuna girdi.

Şimdi bu güzel sevimli sincapları ceviz ağacında bırakıp insan ilişkisi üzerinden devam edelim sohbetimize;

Biz insanlar ruhumuzla tenimiz arasındaki diyalektik ilişkiyi sürekli kurcalıyoruz.

Aşk, ruhun en derinlerinde hissedilen köklü bir bağlılık, sakin bir güven ve sonsuz bir sevgi halidir. Tutku ise bu sevginin alev aldığı, yüreği hızla çarptıran, arzu ve heyecanla beslenen ateşli yüzüdür. Birlikte, zamanın durduğu, sıradanlığın yerini eşsiz renklerin aldığı, yoğun bir ruhsal ve fiziksel bütünleşmeyi ifade ederler.

Aşkın betimlemesi:Issız bir çölde bulunan huzurlu bir vaha misali, güven veren derin bir bağlılıktır. Zamanı durduran, hayatı anlamlandıran ve ruhu sakin bir mutluluğa taşıyan, her bir zerrenin diğerine tutunmasıdır.

Tutkunun Betimlemesi: Kalbin hızla çarpmasına neden olan, gözlerinin içine bakıldığında dünyayı unutturan, yoğun özlem ve ateşli bir arzudur. Yani, aşk huzurlu bir sığınak iken, tutku o sığınağı aydınlatan, heyecanı canlı tutan kıvılcımı olabiliyor.

İki insanın ,tuzlu denizin kumsalında hayalden meteor alevleri saçarak, ruhlarının şehvetine kapılarak, damarlarındaki kanın hızlı dolaşmasına ve kalplerinin hızlanmasına sebep olacak şekilde raporsuz deli durumuna düşerek çılgınca kendinden geçerek diğer bir tene temas etme hayalini ne Sincap ne de diğer hayvanlar da bilmiyor. Bu sadece biz insanlara ait çılgın zevklerin hayalleridir. Hayalleri reddetmiyorum tam tersi savunuyorum ve hayal kuruyorum. Hayal bireyin en özgürce yaşadığı - yaşayacağı duygu ve hissetme eylemidir. Bu da bir aşk ve tutku akımıdır.

Evlilik, aşkı ve tutkuyu öldüren birlikteliktir. Dolayısıyla evli insanlar belli süreden sonra birbirilerine karşı arzuları yok olduğu için başka tenlerde sevişmeleri arzuluyorlar. Bunun adını da “aldatma” koymuşlar. Ben bu aldatma tanımına kesinlikle katılmıyorum. Sadece evlilik kurumun (Şirket) dağılmaması için ayrılmıyorlar, isteksiz ve mutsuz bir şekilde birlikte yaşamaya devam ediyorlar.

Hiç sevişmediği birine aşık olabiliyor. Ama aşık olduğu kişiyi hayal dünyasına alarak ruhunda onunla çılgınca sevişebiliyor

Aşık olmadığı biriyle de sevişebiliyor. Seviştiği biriyle bir daha karşılaşmayabilir. Karşılaşsa bile hatırlamayabilir. Dolaysıyla insanlar aşık olmadan, tutkuyla bağlanmadan ve evlenmeden cinsel ilişkiye girebiliyor. Yani sevişebiliyor.

Aşk anarşisttir ; zaman tanımaz, kural yürütmez. Kime, ne zaman, ne kadar sevileceğini ve seveceğini sormaz. Aşk kural tanımazken, evlilik düzen kurar ve kendi yasaları olur. Aşka sınırlar çizer, süreklilik vaat eder, sorumluluk üretir. Duyguyu yönetebilir kılar, ilişkiyi toplumsal bir yapıya dönüştürür. Yani kısacası biri tabuları yıkan anarşisttir, diğeri düzen kurar.

Evlilik ilişkisi devletlerin anayasasına göre yapılır. Yasalar ve sınırlarıyla evlilik ilişkisini yürütür. Yasalara göre duygular, dürtüler, arzular ve sevişmeler şekil alır. Duygular, arzular, dürtüler ve sevişmeler yasalara veya anayasalara sığar mı? Evlilik sığar ama arzular, dürtüler ve sevişmeler yasa dışıdır. Hiçbir yasaya, tabuya, sınıra sığmaz.

İnsan egoist ve konforunu sevdiği için bu iki duygudan hangisi daha güçlü diye de sormuyor kendisine?

Bunların arasında insanların iddia ettikleri kuvvetli bağlar var mı diye de sorgulamıyor.