Fetih Doğan Koç, bugünkü köşe yazısında “Sitera ve Manolis 2 ” başlıklı bir yazı kaleme aldı.
SİTERA & MANOLİS 2 / Fetih Doğan Koç
Sitera, Şımal’ın kıskançlık kaprislerine hiç aldırış etmedi ve oralıda olmadı. Kumsala uzandı ve sabahın güneş ışınlarını üzerine çekti. Güneş yükseldikçe Sitera’nın teninden sıcak ter damlacıkları süzülmeye başlamıştı. Sitera’nın teni hem tuzlu terin hem de güneşin kızgın sıcaklığıyla kıvranıyordu. Derin sevdaların duyguları da iç dünyasını tetikliyordu. Sıcak kumsalın ve tuzlu denizin kıvamında sabahın sessizliği ile Sitera’nın susuzluğu birleşmişti. Sitera kendisine kahve ısmarlayan adamı gamzelerine düşen tebessümle hayal etti. “Şimdi bana su getirse ne hoş olur. Adını bile bilmiyorum be adam.” Dedi içinden.
“Yok, yok bu adam su getirmez. En iyisi ben gidip su alam. Bu vesileyle adamın adını da belki öğrenmiş olurum ve kahve için bir kez daha teşekkür etmiş olurum.” Sitera yavaşça kalktı, narin adımlarla cafe bölümüne gitti. Adam, Sitera’nın kendisine doğru geldiğini görünce heycanla kalktı. Sitera gülümseyen gözleriyle adama elini uzatarak, “merhaba ben Sitera” dedi. Adam da Sitera’nın elini tutarak “merhaba ben de Manolis” dedi. Sitera, göz teması kurarken, Manolis göz temasından kaçıyordu. Yanlış anlaşılmak istemiyordu. Sitera uzun süre gözleriyle Manolis’i süzdü ve sonra “su istiyorum, su alabilirmiyim?” Manolis, soğuk bir su verdi. Sitera suyu alırken hafifçe Manolis’in eline istemeyerek de dokundu. Bu dokunuş Sitera ve Manolis’in hoşuna gitmişti. Sitera suyu aldıktan sonra Manolis’e dönerek “kahve için yine çok teşekkür ederim. Ve kahve çok güzeldi, aynı zaman da çok iyi geldi. Çok incesiniz Manolis bey.” Manolis, böyle zarif ve romantik kadının karşısında şaşkına dönmüştü. Ne diyeceğini bilemiyordu. Heyecandan kekemece zar zor “rica ederim” diye bildi.
Sitera suyunu aldı kumsal ve denize geri dönmüştü. Manolis, heycanlandığı gibi aynı zaman da sitera ile tanıştığı için çok sevinmişti. Mutluluktan içinden şarkı söylüyordu. Şarkı söylerken de ara ara Sitera’yı izliyordu. Sitera, uzandığı kumsaldan kalktı. Sıcaktan terlenen bütün vücuduna kum taneleri yapışmıştı. Manolis büyülenmişti Sitera’nın kumlu haline. Sitera denize doğru yürüdü ve kendini mavi sulara bıraktı. Manolis bu fırsatı değerlendirerek cafenin bahçesinden bir papatya kopardı götürdü Siteran’ın kahve içtiği fincana bıraktı. Sitera deniz de fazla kalmadı. Denizden çıktı havlusunu vücuduna sardı kumsala oturdu. Canı sigara içmek istedi. Sigara paketini çantasından alacaktı ki fincan tabağına bırakılan papatyayı gördü. Gülümsedi. Duygulandı ve uzun uzun papatyaya baktı. Sonra papatyayı aldı önce yüreğine dokundurdu sonra dudağına getirdi bir öpücük kondurdu. Tüm bunları Manolis izlemekteydi. İzlerken kalbi gümbür gümbür atıyordu. Manolis arzuların tılsımın gizemli sevincini yaşayarak işine dönmüştü.
Sitera ile Manolis arasındaki bu sıcak teması Şımal kabullenemiyordu. Kıskançlığını belirtmese de içi içini kemiriyordu. Çünkü davranışları bunun kanıtlıyordu. Belki de kendisi de ilgi bekliyordu. Tabi ki ilgi her insanın doğal hakkı olduğu gibi Şımal’ın da hakkıydı. Lakin bir insan veya bir kadın her yer de ve her zaman ilgi çekecek ve fark edilecek diye bir şart ve koşul yok ve olamaz. Lakin Panselino cafe plajın da Sitera’nın romantik ruhu Manolis’i etkilemiş ve Manolis ile Sitera’nın tılsımı gizemli sıcak bir temasa evrilmiş. Şımal yerinden kalktı Sitera’ya da “kalk gidelim buradan, canım çok sıkıldı. Başka yere gidelim” diyerek ve hızlı adımlarla oradan ayrıldı. Sitera şaşkın bir halde Şımalı izledi ve mecburen toparlandı ve Şımal’ın peşinden gitti. Şımal ve Sitera kendi aralarında tatsız bir tartışmaya kapıldılar. Sitera bu tartışmaya daha fazla dayanamadı ve dışarı çıktı İreon’un en tenha sahil kıyısına attı kendini ve ağacın gölgesin de uzandı.
Manolis, Sitera’nın yanına gitmek için heyecanla işlerini hızlıca yaptı. Sitera’yı görmek için gittiği yerde bulamadı. Etrafı heyecanla gözetledi, denize baktı ama hiçbir yerde bulamadı. Üzüldü. Heyecanı hüzünlü güneşin sıcaklığıyla tere dönüştü. Manolis’den akan ter deniz kokusuna karıştı. Sonra yavaşça gitti bir köşede oturdu ve uzaklara bakmaya başladı. “Sitera nereye gittin ve seni nasıl bulacam” diyerek iç geçirdi. Manolis de eve gitti ve sabah işe gelmek için dinlenmeye karar verdi.
Manolis eve gitti ama Sitera’nın etkileyici tılsımından kurtulamadı. Uyumak istedi uyuyamadı. Güneş batmış ve yıldızlar hafiften belirtmeye başlamıştı. Manolis akşamın gölgesine sığınarak dışarı çıktı ve denizin kokusuna kendisini bırakmak için İreon sahiline doğru yürüdü. Sitera’yı düşündü. Sonra döndü İreon meydanındaki büfeden bir şişe şarap aldı tekrar sahilde yürümeye koyuldu. Sesiz ve kimsenin olmadığı tenha bir kıyıya doğru şarabını yudumlaya yudumlaya gitti. Yıldızlar geceye hakim olmuş ay hafif bir görüntüdeydi. Deniz, sesiz ve derin bir uykudaydı sanki. Manolis Sitera sarhoşunda deli dolu adımlar atarken bu şiiri okudu yıldızlar altında karanlığın boşluğuna seslenerek.
“Sitera; Seninle gezmediğim tenha bir köy var içimde
Seninle gitmediğim yıldızlarla dolu mavi bir gökyüzü var yüreğimde
Seninle yaşamadığım rüzgar ve denizler var avuçlarımda
Seninle yaşamak istediğim dokunuşlar ve nefes var içimde.”
Sesli şiir okuyan Manolis’i az ötede yıldızların altında kumsala uzanmış Sitera duyuyordu. Yalnız, şiiri okuyan Manolis’in olduğunu ihtimal vermedi ve aklınada gelmedi. Sadece içine sıcacık bir duygu ve his düşmüştü. Yıldızları daha çok sevmeye başladı. Yıldız kaymalarını izledi. Sabah Manolis ile tebessümlü dokunuşları anımsattı. Aşkı özlediğini ve aşk yaşamak istediğini gecenin kulağına fısıldadı. Manolis hayaline düştü, süeti ve gülümsemesini hayal etti. Manolis’e karşı hislerini daha derinden geldiğini fark etti. Sitera, Manolis’ten etkilendiğini ve hoşlandığını yıldızlar altında denizin tuz kokan kumsalında dudak uçlarına dokunarak his etti. Oysa az ötede Manolis de aynı duyguları yaşamakta. Şiiri de Sitera için okumuştu.
Sitera, az ötesinde şiir okuyup şarap şişesinden demleneni merak etti. Kalktı yıldızların altında hafif adımlarla ona doğru yürüdü. Manolis, kendisine doğru gelen bir kadını fark etti. Gelenin Sitera’ya benzetti ama karanlık olduğu için tam olarak göremiyordu. Manolis heyecanlandı, şişeden bir yudum şarap daha yudumladı. Karanlığın boşluğuna kayan bir yıldız daha düştü. Deniz hafif esen rüzgarın ritmiyle oynuyordu. Sesiz geceye hakimdi. Sitera’nın ayakları kumların içine gömülerek adımlıyordu Manolise doğru. Sitera, geldi Manolis’in yanına durdu. Manolis, Sitera’yı görünce heyecandan titredi ve rüya da olduğunu sandı. Sitera, şarap, kum, geceyi dolduran yıldızlar, denizin kokusu, hafif esen rüzgar, aşk ve yaz gecelerini romantikleştiren sıcacık hisler, duygular Sitera ve Manolis’in gecenin ortasında tesadüfen yan yana getiren isteklerin birleştiği ve kesiştiği kumsalda birleştirdi. Sitera da Manolis olduğunu fark edince sanki göğsüne mor, sarı-sıcak damlacıklar düştü. Ne diyeceğini bilemedi. Sessizce Manolis’in yanına oturdu.
Manolis ve Sitera sessiz ve sıcak duyguların diyarındılar gibi hiç konuşmadılar. Manolis şaraptan bir yudum aldı ve şişeyi Sitera’ya verdi. Sitera Manolis’in gözlerine baktı ve şişeyi aldı bir yudum içti. Hiç konuşmadan şarap içtiler yıldızların altında. Vakit ilerledi. Yıldızlar azalmaya başladı. Tan vakti ve gökyüzü renklerin tonları kızıl sarısına dönüşmüştü. Sitera kalktı üstündeki elbiseleri çıkardı. Manolis’in elinden tuttu “çıkar üstünü” denize girelim. Sitera ve Manolis el ele tutuşarak denize girdiler. İkisi de rüyaların derinliğinden romantik bir dünyada uykularda yaşıyorlardı sanki. Sitera heyecan ve mutluluktan kıpır kıpır olmuştu. Güneş arık dağın tepesinden çıkmaya hazırdı. Sitera manolis’in boynuna sarıldı, titreyen ıslak dudaklarını Manolis’in dudaklarına dokundurdu, sabahın tan vaktinde denizin içinde çırıl çıplak duygular öpüşüyorlardı. Her şey çıplaktı sabah. Gökyüzü ve denizin mavisi çıplaktı. Sitera Ve Manolis’in duyguları ve denizin ortasında kendileri çıplaktı. Öpüşmeleri çıplaktı. Güneşin doğmasına öpüşmelerle karşıladılar. Hiç konuşmadan denize çıplak girdiler ve öpüşerek tüm duygularını dile getirdiler. Güneş öpüşenleri izleyerek aydınlatmıştı Samos’u.
Romantik ve ıslak bir şekilde sahilin kumlarına uzandılar. Uzun bir süre sessiz ve el ele uzandıkları kumsaldan kalktılar. Üstlerini giyindiler ve İreon’a doğru yürümeye koyuldular. Sessizlik duyguların tanığıydı sanki. Ara sıra bir birilerine bakarak yürüdüler. İreon sabahın kahvesi içen insanlarıyla hafiften hareketlenmişti. Sitera kaldığı hoteline gidip uyumak istiyordu. İstiyordu ama Manolis’ten de ayrılmak istemiyordu. Manolis ise heyecanlı, duygulu, aşk serüveni damarlarındaki kanı hareketlendirmiş kıpır kıpır bir durumda ne diyeceğini ve ne yapacağını bilmiyordu. “Manolis bir kahve içelim mi”? dedi. Bu istek aynı zaman da sessizliği bozdu. Manolis, başını sallayarak evet dedi. İreon meydanındaki otantik klasik ve eski yunan cafesine oturdular. Birer sade yunan kahvesini içtiler. Sitera kalktı Manolis’e sarıldı, öptü ve “ben hotelime gidip uyucam” dedi. Manolis “birlikte uyuyalım Sitera” dedi. Sitera “bir yanım çok istiyor ama bir yanım şimdilik hayır diyor canım.” Diye cevap verdi. Manolis üzgün üzgün Sitera’nın gözlerine baktı ve “Sitera, peki seni ne zaman görecem”? dedi. Sitera, da üzgün bir durumda “Manolis ben bugün akşam vapuruyla evime ve normal yaşamıma dönüyorum.
Manolis mavi denize yüzünü dökerek “bir yaz daha beni bitirdi” dedi ve limandan ayrıldı.
Bitti