Gazeteci Hamza Özkan, bugünkü köşe yazısında 'Amed Newrozu: Bilge İnsan’ın Aydınlığında Pratikleşen Adımlar' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Amed Newrozu: Bilge İnsan’ın Aydınlığında Pratikleşen Adımlar


Kürt Halk Önderi, bilge insan, Kürt sorununun çözümünün baş müzakerecisi Abdullah Öcalan’ın 21 Mart 2026 Amed Newroz mesajı, yeni bir dönemin pratiğinin ilk adımının Newroz’da atıldığını gösterdi. Bu durum, Kürt siyasetinin emekten yoksun, orta sınıf anlayışındaki üstenci, kibirli, popülist ve ben-merkeziyetçi yaklaşımların kendileriyle yüzleşmelerini zorunlu kıldı. Aynı zamanda halkın mücadeleye olan inanç, disiplin, politiklik ve kararlılığı; saatlerce süren yağmura rağmen sloganlarıyla, zılgıtlarıyla, alkışlarıyla ve govendleriyle somut bir iradeye dönüştü. Bu tablo, yalnızca bir katılım değil, aynı zamanda politik bilincin sahadaki güçlü tezahürü olarak öne çıktı.
Kürt ulusal birliğinin tutumu da Newroz alanında (Qada Newrozê) pratikte; Öcalan’ın pankart, bayrak ve flamalarının, Kürt ulusal bayrağının dalgalanmasında kendini gösterdi. Protokolün sınırlı tutulması, konuşma ve konserlerin sadeleştirilmesi, bu pratiklerin kitlede memnuniyet yaratmasını sağladı. Bu yönüyle Newroz alanı yalnızca bir kutlama değil, aynı zamanda yeni dönemin siyasal ve toplumsal kodlarının sahaya yansıdığı bir zemin hâline geldi. Bu sadeleşme, aynı zamanda siyasetin gösteriden arındırılarak özüne, yani halka ve mücadeleye dönmesi anlamına da gelmektedir.
Kürtler bir ve bir arada; halayda, zılgıtta, konuşmada, konserde ve govende… Seçilmiş-seçilmemiş, yönetici, üye ya da halk ayrımı olmaksızın tek bir govende buluştu. Halayda seslerin ve renklerin birleşmesi, bireysel yaklaşımların artık yaşam bulamayacağını; kolektif ruhun daha fazla pratikleşme ve kenetlenme sürecine girdiğini açıkça ortaya koydu. Bu birlik hali, yalnızca bir günün fotoğrafı değil, geleceğe dair güçlü bir toplumsal yönelimin de işaretiydi.
Amed Newroz alanında (Qada Newrozê) kutlanan hemen hemen tüm Newroz’lara her yıl katıldım. Her yıl biz Kürtler, Amed Newroz’u öncesinde kendi kentlerimizdeki Newroz’larda halay çekmek ve kutlamak için alanlarda yer aldık ve almaya devam ettik. Son 9 yıldır Amed’de yaşıyorum ve Newroz’ları bire bir deneyimledim. Her Newroz’da Kürt sorununun çözümü için mesajlar, talepler, umutlar ve dilekler dile getiriliyordu. Bu süreklilik, Newroz’un yalnızca kültürel bir bayram değil, aynı zamanda politik bir hafıza ve mücadele geleneği olduğunu ortaya koymaktadır. Bu hafıza, kuşaktan kuşağa aktarılan bir direniş bilinci olarak bugün hâlâ canlılığını korumaktadır.
2013 yılında ise barış sürecinin başlangıcı olarak Öcalan’ın mektubu okunmuştu. Rahmetli Kürt dostu, yoldaşı Sırrı Süreyya Önder Türkçesini; Pervin Buldan ise Kürtçesini okumuştu. Bu gelişme dünya, Türkiye ve Kürdistan gündemine son dakika olarak düşmüş, geniş tartışmalara yol açmıştı. Bu tarihsel moment, toplumun geniş kesimlerinde güçlü bir umut dalgası yaratmış; barış fikrinin somut bir olasılık olarak tartışılmasını sağlamıştı. O gün açığa çıkan umut ile bugün oluşan pratik zemin arasında kurulan bağ, sürecin tarihsel sürekliliğini de gözler önüne sermektedir.
Sonrasında ise öz yönetim süreci, FETÖ darbe girişimi, kayyımlar, KHK ile binlerce ihraç… Bir kaos yaşandı. Travma, umutsuzluk ve bıkkınlık; Ortadoğu’da ve dünyada süren çıkar savaşları, ekonomik krizler ve yoksulluk her geçen gün derinleşti. Bu süreç, çözüm arayışlarının ne kadar kırılgan olduğunu gösterirken aynı zamanda halkın direncinin de hangi koşullarda sınandığını ortaya koydu. Ancak tüm bu zorluklara rağmen toplumsal hafızanın ve mücadele geleneğinin tamamen ortadan kaldırılamadığı da görüldü.
27 Şubat 2025’te Öcalan’ın kurucusu olduğu PKK’nin silah bırakma kararı ve bir yıl süren tartışmaların ardından, 21 Mart 2026 Newroz’unda çevik kuvvetin olmaması, anonsların yapılmaması, kimseye zorluk çıkarılmaması; Öcalan’ın fotoğraflarına ve Kürdistan bayrağına müdahale edilmemesi, özgür ve olaysız bir Newroz kutlaması olarak devletin ilk adımı şeklinde okunabilir. Bu durum yalnızca güvenlik politikalarında değil, aynı zamanda siyasal yaklaşımda da bir yumuşamanın işareti olarak değerlendirilebilir. Bu yumuşama, eğer süreklilik kazanırsa, çözümün toplumsallaşmasının önünü açabilecek önemli bir eşik olarak değerlendirilebilir.
Konuşmaların az ve öz olması, Öcalan’ın mektubunun yüz binler tarafından sessizlik içinde dinlenmesi; Kürt siyaseti ve demokratik kurumlarda bürokrasi ve popülizmin sınırlanması; seçilmişlerin protokolde ya da sahne önünde değil, kitlenin içinde yer alması… Yağmurun tüm şiddetine rağmen saatlerce verilen mesajları dinleyen politik kitle, bunu hafızasına kazıdı. Bu yılki Newroz fotoğrafı, halkın yalnızca dinleyen değil, sürecin aktif öznesi olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bu durum, siyasetin yönünün yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya doğru şekillendiğini de göstermektedir.

Dipnotlar (Abdullah Öcalan’ın sözlerinden seçmeler):
“Newroz’da bir türlü yakamızı bırakmayan her çeşit yetersiz ilişkilerden, yetersiz anlamlardan kendimizi arındıralım ve yetkin bir ilişki tarzıyla, yetkin bir anlam derinliğiyle yeni bir özgürlük ahlakı ve yeni bir estetik anlayışla yaşama yüklenelim.”
“Barış, ancak demokratik siyasetle ve toplumun örgütlü gücüyle mümkündür.”
“Silahlar susmalı, fikirler ve siyaset konuşmalıdır.”
“Demokratik toplum, farklılıkların özgür ve eşit birlikteliğidir.”
“Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşemez.”
“Jin, jiyan, azadî; yaşamın özü özgürlüktür.”
“Ulusal birlik, Kürtlerin geleceğinin en temel güvencesidir.”
“Yeni bir özgürlük ahlakı olmadan kalıcı bir çözüm gelişemez.”
“Kapitalist modernite krizi derinleştirir; çözüm demokratik modernitededir.”
“Toplumun komünal değerleri, özgür yaşamın temelidir.”
“Demokratik entegrasyon, halkların birlikte ve eşit yaşama iradesidir.”
“Ortadoğu’da barış, halkların ortak demokratik çözümüyle mümkündür.”
“Tarihsel fırsatlar doğru değerlendirilmezse ağır bedeller doğurur.”
“Gençlik ve kadınlar, özgürlük mücadelesinin öncü gücüdür.”
“Hegemonik güçlere karşı en büyük yanıt, örgütlü ve bilinçli toplumdur.”
“Biji Serok Apo, Kurd yekin yek” sloganları; Başur’da Neçirvan Barzani, Bafil Talabani; Rojava’da İlham Ehmed; Bakur’da Tuncer Bakırhan, Leyla Zana ve Ayla Akat Ata, Abdullah Öcalan ile birlikte kalan Veysi Aktaş; Türkçesini ise Özgür Kadın Hareketi’nden (TJA) Medya Aslan ile İmralı sekretaryasından Çetin Akaş’ın yer aldığı fotoğraf… Tarihi mektubun okunması, konser ve govendlerle birlikte artık Kürt sorununun çözüm taleplerinden çok çözümün pratikleşme sürecine girildiğinin göstergesiydi. Bu çok parçalı yapının aynı zeminde buluşması, ulusal birlik tartışmalarının pratik karşılık bulmaya başladığını da göstermektedir. Bu fotoğraf, aynı zamanda farklı siyasi ve toplumsal dinamiklerin ortak bir hedef etrafında birleşebileceğinin güçlü bir kanıtı olarak da okunmalıdır.
Bir sonraki Newroz’da sorunların çözüldüğü, artık bir festivale dönüştüğü bir tabloyu şimdiden bu yılki Newroz fotoğrafı göstermektedir. 21 Mart 2027 Newroz’unda Öcalan’ın bizzat katılacağı bir Newroz’u artık umut etmekten öte, bugünden yansıyan bir gerçeklik olarak görmek mümkündür. Bu beklenti yalnızca bir temenni değil, sahada oluşan atmosferin yarattığı güçlü bir öngörüdür. Eğer bu yönelim korunur ve derinleştirilirse, Newroz’un tarihsel anlamı yeni bir aşamaya evrilebilir.
Kürt siyaseti, demokratik kurumlar, Kürt basını, kültür alanı, yerel yönetimler ve parlamenterler açısından “az olsun benim olsun” yaklaşımındakiler Öcalan tarafından 2014 seçimleri öncesinde eleştirilmişti. Kürt siyaseti o gün pratikte özeleştirisini 102 belediye ve %10 seçim barajını aşarak %13’lük oy oranıyla 80 milletvekili çıkararak vermişti. Bu örnek, eleştirinin karşılıksız kalmadığını ve doğru okunduğunda pratik sonuçlar üretebildiğini göstermektedir.
Çetin Akaş’ın bugünkü sözü, “Sizin yarattığınız değerler üzerinden bireysel ikbal peşinde koşanlar sert kayaya çarpacaklar.” ifadesi ise “az olsun benim olsun” anlayışını sürdüren ve kendini dayatan zihniyete yönelik bir eleştiri olarak okunabilir. Bu eleştiriler, yeni dönemde daha kolektif ve ilkesel bir siyasetin zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Bu zorunluluk, yalnızca bir tercih değil, aynı zamanda sürecin ilerleyebilmesi için temel bir gereklilik hâline gelmiştir.
Bakırhan ise, “Kürtlerin talebi ayrılık değil, ortaklıktır. İnkâr değil, tanınmadır. Kürtler yönetime ortak olmak istiyor. Kürtler artık devletle münazara değil, müzakere yapmak istiyor.” sözleriyle Kürtlerin netliğini bir kez daha ifade etti. Bu söylem, çözümün çerçevesini açık biçimde çizerken aynı zamanda demokratik siyaset alanının önemini de vurgulamaktadır. Bu netlik, müzakere sürecinin sağlıklı ilerleyebilmesi açısından da belirleyici olacaktır.
Kürtler, kendi mücadele pratiği ve mücadeleye olan inancıyla eleştiri, özeleştiri ve öneri sunma hakkına sahiptir. Dün ve bugün nasıl devrimci yoldaşlıkla, emekle ve iradeyle; tüm dış zorluklara ve içteki emeksiz, yetmez yaklaşımlara rağmen başarmışsa, yarın da daha fazlasını başaracağına inancım tamdır. Bu inanç, yalnızca bir duygu değil, tarihsel deneyimle şekillenmiş bir bilinçtir.
Sonuç olarak, bu süreç ancak ortak akıl, bilgi, birikim, emek, inanç ve iradeyle; ortak mücadele ve ortak değerler etrafında daha da büyüyebilir. Newroz’un ortaya koyduğu bu fotoğraf, yalnızca bugünü değil, yarının siyasal ve toplumsal hattını da belirleyecek niteliktedir. Eğer bu kolektif ruh korunur ve derinleştirilirse, çözümün pratikleşmesi kaçınılmaz bir gerçeklik hâline gelecektir.