Gazeteci Hamza Özkan, bugünkü köşe yazısında ' Doğanın dili Amara’da barış ve umutla konuştu ' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Doğanın dili Amara’da barış ve umutla konuştu

Her yıl 4 Nisan’da, Kürtler için sadece bir doğum günü değil; aynı zamanda tarihsel hafızanın, direnişin ve umut arayışının sembolü olan bir gün yeniden hayat bulur. Abdullah Öcalan’ın doğum günü vesilesiyle yüzbinler, Amara’ya doğru yola çıkar; kimi zaman karın, yağmurun, rüzgârın sert yüzüyle; kimi zaman yasakların, engellemelerin ve müdahalelerin gölgesinde yürür. Yıllar boyunca bu yürüyüşlerde gözaltılar, tutuklamalar, sert müdahaleler ve hatta can kayıpları yaşandı. Ancak bütün bu zorluklara rağmen, halkın yürüyüşü kesintiye uğramadı; aksine her yıl daha da büyüyerek sürdü.
Bu yıl ise doğa adeta farklı bir hikâye yazdı. Günler öncesinden yapılan meteorolojik uyarılar, Halfeti ve Amara çevresinde yağmur ve sert rüzgâr beklendiğini gösteriyordu. Fakat 3 ve 4 Nisan’da gökyüzü beklenenin aksine açıldı; güneş, tüm sıcaklığıyla toprağa dokundu. Bu beklenmedik açıklık, yalnızca bir hava değişimi değil; doğa ile toplum arasındaki derin bağın, görünmeyen ama hissedilen bir diyalogun ifadesi olarak yorumlandı.

Yıllardır süregelen baskı, yasak ve müdahalelerin aksine, bu yıl Amara’da farklı bir atmosfer hâkimdi. Kitleler ilk kez bu denli özgür bir şekilde bir araya geldi; pankartlar, afişler ve sloganlar herhangi bir engelle karşılaşmadan yükseldi. Ne bir gözaltı, ne bir müdahale, ne de sert bir uyarı… Sanki zaman kısa bir anlığına durmuş, yerini özgür bir nefese bırakmıştı. Bu durum, sadece sahadaki bir rahatlamayı değil; aynı zamanda politik iklimde diyalog ihtimalinin güçlendiğine dair sembolik bir işaret olarak da değerlendirildi.
Güneşin altında toplanan kalabalık, yalnızca bir anmaya değil; aynı zamanda kolektif bir buluşmaya, bir toplumsal şölene tanıklık etti. Bu şölende doğa da aktif bir özneye dönüştü. Rüzgârın sertliğini yumuşatan bir esinti, yağmurun yerini alan berrak bir gökyüzü… Tüm bunlar, birçok kişi tarafından “doğanın mesajı” olarak okundu. Sanki doğa, yıllardır dile getirilen barış ve diyalog çağrılarına kendi diliyle karşılık veriyor; çatışmanın değil uzlaşının, inkârın değil kabulün zamanının geldiğini fısıldıyordu.
Öte yandan, Kürt sorunu üzerine tartışmaların son yıllarda daha görünür hale gelmesi, bu atmosferi daha da anlamlı kıldı. Uzun süre çözüm yollarının sınırlı biçimde tartışıldığı bir süreçten sonra, özellikle son iki yılda diyalog, müzakere ve barış eksenli yaklaşımların daha fazla dillendirilmesi; Amara’daki buluşmayı yalnızca sembolik değil, aynı zamanda politik bir zeminle de buluşturdu. Bu yönüyle Amara, sadece bir anma mekânı değil; aynı zamanda barış arayışının kamusal ifadesine dönüşen bir alan oldu.
Bu bağlamda doğa ile kurulan bağ, romantik bir anlatımın ötesine geçti. Abdullah Öcalan’ın yıllardır vurguladığı ekolojik duyarlılık, doğayla uyumlu yaşam fikri ve tüm canlılara duyulan saygı; bu buluşmada somut bir karşılık buldu. Güneşin açması, toprağın bereketi, yıl boyunca süren yağışların doğaya kattığı canlılık… Tüm bunlar, yalnızca mevsimsel döngüler değil; aynı zamanda kalıcı barışın, toplumsal iyileşmenin ve yeniden inşanın metaforları olarak okundu. Doğa, bu anlamda sadece bir arka plan değil; barış fikrinin taşıyıcısı, sessiz ama güçlü bir öznesi haline geldi.
Dünyanın birçok yerinde savaşlar, ekonomik krizler, yönetimsel kırılmalar ve derinleşen eşitsizlikler yaşanırken; Kürtler ve birlikte yaşadıkları halklar, farklı bir yolu işaret ediyor. Bu yol; çatışmanın değil diyalogun, ayrışmanın değil birlikte yaşamın, dışlamanın değil çoğulculuğun yolu. Bu yaklaşım, yalnızca bölgesel bir talep değil; küresel ölçekte giderek daha fazla ihtiyaç duyulan bir barış perspektifi olarak öne çıkıyor.

4 Nisan’da Amara’da doğan güneş, sadece bir coğrafyayı değil; bir fikri, bir umudu ve ortak bir geleceğe dair arayışı aydınlattı. Bu ışık, kimliklerin, inançların ve farklılıkların ötesinde; insan olmanın ortak paydasını hatırlatan güçlü bir çağrıya dönüştü.
Bugün belki de en çok ihtiyaç duyulan şey; öfkenin yerine anlayışı, nefretin yerine empatiyi, ayrışmanın yerine temas ve diyaloğu koyabilmek. İnsan insanla, toplum doğayla ve tüm canlılar birbirleriyle yeniden bağ kurabildiğinde; barış yalnızca bir ideal olmaktan çıkıp yaşanan bir gerçekliğe dönüşebilir.
Gün; kendimize, birbirimize ve doğaya yeniden yönelme günüdür. Sevgiyle kurulan her bağ, diyalogla güçlenen her ilişki, özgürlüğe açılan bir kapıdır. Ve belki de o kapı, Amara’da doğan güneşin ışığında, doğanın diliyle aralanmaya çoktan başlamıştır.

Bu içerik yazar tarafından hazırlanmış olup, içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Med Gündem’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.