Gazeteci Hamza Özkan, bugünkü köşe yazısında ' “Mutlak Butlan"ın Kırık Masası ve Kürt Hafızası ' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
“Mutlak Butlan"ın Kırık Masası ve Kürt Hafızası
Türkiye siyaseti bazen büyük bir panayıra benziyor. Herkesin elinde başka bir maske, başka bir slogan, başka bir mağduriyet hikâyesi var. Dün birbirine “demokrasi kahramanı” diyenler bugün birbirini hançerci ilan ediyor; dün aynı masada oturanlar bugün birbirinin siyasi otopsisini yapıyor. Ve bütün bu hengâmenin ortasında halk, bir kez daha kırılan sandalyelerin, devrilen masaların ve yarım bırakılan umutların enkazını topluyor.
Son yılların en dikkat çekici siyasi figürlerinden biri hâline gelen, bugünlerde adı ironik biçimde “Mutlak Butlan” diye anılan o meşhur Tuncelili siyasetçinin hikâyesi de tam olarak böyle bir tabloyu anlatıyor.
Bir masa kuruldu.
Altılı dediler.
Demokrasi dediler.
Helalleşme dediler.
“Bu kez olacak” dediler.
Sonra masa dağıldı.
Ayakları kırıldı.
Siyasi ego savaşları, adaylık krizleri, ekran polemikleri derken memleket bir anda “kazanacak aday” tartışmalarının içinde boğuldu. Tam her şey bitti denirken o meşhur el hareketi geldi. Elini masaya vurdu. Elini vicdanına koydu. Kameralara dönüp “Buradayım” dedi.
Kürtler duydu.
Dersimliler duydu.
Yıllardır inkâr edilen, ötekileştirilen, gerektiğinde hatırlanıp gerektiğinde yok sayılan milyonlar yine de bir ihtimale yatırım yaptı. Çünkü bazen insanlar adaya değil, ihtimale oy verir. Belki gerçekten değişim olur diye düşündüler. Belki siyasi dili değişir, belki bu ülke ilk kez eşit yurttaşlığı gerçekten konuşur diye umut ettiler.
Ve destek verdiler.
Amed’de, Van’da, Mardin’de, Bitlist’te sandık başında nöbet tuttular.
Kürt basın emekçileri günlerce mitingleri canlı verdi.
İlk kez oy kullanan gençler sosyal medyada sabahladı.
Kadınlar, yaşlılar, emekçiler “bu kez gitsinler” diyerek seferber oldu.
Ama seçim kaybedildi.
Ve ardından Türkiye siyasetinin o hiç eskimeyen cümlesi geldi:
“Arkadan hançerlendim…”
Bu ülkede başarısızlığın en konforlu sığınağıdır bu cümle. Çünkü siyasetçiler bazen yenilgiyi analiz etmek yerine sırtlarında görünmez hançer aramayı severler. Aynaya bakmak zordur; mağduriyet ise konforludur.
Oysa ortada çok net bir gerçek vardı:
Kürtler destek vermişti.
Dersimliler destek vermişti.
Amed başta olmak üzere birçok kentte yüzde 70’lerin üzerinde oy çıkmıştı.
Ama seçim sonrası hazırlanan teşekkür listelerinde Kürtler yoktu.
Dersimliler yoktu.
İnsan bu noktada ister istemez soruyor:
Kime teşekkür edildi?
“Bay Bay Kemal” diyerek televizyon ekranlarında alay edenlere mi?
Yoksa geçmişi inek hırsızlığı tartışmalarıyla anılan, sonra dönüp yumruk atan Osman’a mı?
Siyasetin hafızası zayıf olabilir.
Ama halkların hafızası öyle değildir.
Tam da bu yüzden seçim sonrası Amed’e gelen dönemin CHP Grup Başkanı, bugünün CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’in yaptığı teşekkür açıklaması önemliydi. Çünkü o teşekkür yalnızca diplomatik bir nezaket değildi; inkâr edilemeyecek siyasal gerçeğin teslimiydi.
Kürtler o süreçte bir şahsa değil, demokrasi ihtimaline oy verdi.
Bir siyasi kariyere değil, otoriterleşmeye karşı ortak mücadele fikrine destek sundu.
Demokratik Cumhuriyet umuduna omuz verdi.
Zaten Kürt siyaseti yıllardır yalnızca kendi mahallesine konuşan bir yerde durmadı. Çözüm için gerektiğinde iktidarla görüştü, gerektiğinde muhalefetle yan yana geldi. Çünkü mesele yalnızca seçim değildi; birlikte yaşamın mümkün olup olmayacağıydı.
Bugün çözüm tartışmalarında CHP’nin, sosyalist yapıların ve demokratik çevrelerin sürece dahil olması bu yüzden önemlidir.
Ama Türkiye siyasetinin kronik hastalıkları kolay geçmiyor.
Çünkü bazı siyasetçiler seçim kaybetmeyi bile kişisel kariyer planının parçasına dönüştürebiliyor.
Koltuk bazen ideolojinin önüne geçiyor.
Ve ne yazık ki toplum bunu görüyor.
Dokunulmazlık tartışmalarını unutmadı bu halk…
Tutuklu HDP Eş Genel Başkanı Sayın Figen Yüksekdağ ve arkadaşlarının cezaevine gönderildiği süreçte atılan imzaları da…
Çözüm sürecine karşı geliştirilen sert refleksleri de…
Dersim kimliğinin gerektiğinde romantik bir hatıraya, gerektiğinde siyasi suskunluğa dönüştürülmesini de…
Bugün CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun ve çok sayıda belediye başkanının tutuklu olduğu, operasyonların sürdüğü bir dönemde bile parti içi koltuk hesaplarının devam etmesini de…
Toplum bütün bunları not ediyor.
Çünkü mesele yalnızca “haram lokma” meselesi değil.
Bazen halkın umudundan yenilen lokma daha ağırdır.
Oysa Türkiye’nin siyasi tarihinde başka eşikler de vardı.
1990’larda SHP listelerinden parlamentoya giren DEP milletvekilleri örneğin…
Sayın Leyla Zana’nın Kürtçe yemini yalnızca birkaç kelime değildi; Cumhuriyet tarihinin inkâr duvarına bırakılmış cesur bir çatlaktı.
7 Haziran seçimlerinde HDP’nin barajı aşarak 80 milletvekili çıkarması da aynı demokratik arayışın sonucuydu.
O gün CHP tabanından gelen stratejik oylar ne kadar önemliyse, sonraki yerel seçimlerde Kürt seçmenin İstanbul ve Ankara başta olmak üzere verdiği destek de o kadar belirleyiciydi.
Son yerel seçimlerde CHP’nin birinci parti hâline gelmesinin arkasında da bu toplumsal mutabakat vardı.
Çünkü gerçek şudur:
Cumhuriyeti savunanlarla, cumhuriyeti demokratikleştirmek isteyenlerin yolu aslında birbirinden çok uzak değildir.
Türkiye’nin temel meselesi artık yalnızca iktidar değişimi değildir.
Asıl mesele; devletle toplum arasındaki ilişkinin demokratik biçimde yeniden kurulmasıdır.
CHP’nin de, Kürt siyasetinin de, sosyalist yapıların da kendi iç demokratikleşmelerini büyütmesi gerekiyor. Çünkü demokrasi yalnızca seçim kazanmak değil; birlikte yaşamın hukukunu kurabilmektir.
Cumhuriyetin ikinci yüzyılı eski inkâr refleksleriyle kurulamaz.
Yeni yüzyıl ancak yeni bir demokratik ortaklıkla kurulabilir.
Bu nedenle Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın yıllardır dile getirdiği “Demokratik Cumhuriyet” fikri hâlâ güncelliğini koruyor. Çünkü mesele yalnızca sandık değil; ortak yaşamın adil zemini meselesidir.
Evet…
Kırık masaların gölgesinde siyaset yapılabilir.
Yeni ittifaklar kurulabilir.
Yeni sloganlar üretilebilir.
Ama halkların hafızası kırılmaz.
Ve bazen bir seçim kaybedilir…
Ama o seçimde kimin gerçekten yanında durduğu asla unutulmaz.